Monday, March 23, 2020

Sonra gölgeye çekilip, "Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım" dedi.

Kasas Suresi




Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla


1. Tâ-Sîn-Mîm.(1)


2. Bunlar apaçık Kitab'ın âyetleridir.
3. İman eden bir kavm için Mûsâ ile Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız.
4. Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.
5. Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.
6. Yeryüzünde onları kudret sahibi kılalım ve onların eliyle Firavun'a, Hâmân'a ve ordularına, çekinegeldikleri şeyleri gösterelim.
7. Mûsâ'nın annesine, "Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil'e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız" diye ilham ettik.
8. Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Şüphesiz Firavun, (veziri) Hâmân ve onların askerleri hata yapıyorlardı.
9. Firavun'un karısı şöyle dedi: "Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz." Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi.
10. Mûsâ'nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı.
11. Annesi, Mûsâ'nın kız kardeşine, "Onu takip et" dedi. O da Mûsâ'yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.
12. Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, "Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.
13. Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.
14. Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
15. Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, "Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır" dedi.(2)

(2) Konu ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Şu'arâ sûresi, âyet, 19-20.
16. Mûsâ, "Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet" dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
17. "Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım" dedi.
18. Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, "Belli ki sen azgın bir kimsesin" dedi.
19. Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, "Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun" dedi.
20. Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. "Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana öğüt verenlerdenim" dedi.
21. Mûsâ, korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıktı ve "Ey Rabbim! Beni bu zalim kavimden kurtar" dedi.
22. (Şehirden çıkıp) Medyen'e doğru yöneldiğinde, "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir" dedi.
23. Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Mûsâ onlara, "(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?" dedi. Onlar, "Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır" dediler.
24. Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, "Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım" dedi.
25. Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, "Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor" dedi. Mûsâ, onun (Şu'ayb'ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu'ayb, "Korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi.
26. Kızlardan biri, "Babacığım, onu ücretle tut. Herhâlde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır" dedi.
27. Şu'ayb, "Ben, sekiz yıl bana çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birisini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer sen bunu on yıla tamamlarsan, o da senden olur. Ben seni zora koşmak da istemiyorum. İnşaallah beni salih kimselerden bulacaksın" dedi.
28. Mûsâ, şöyle dedi: "Bu, seninle benim aramda bir iş. İki süreden hangisini tamamlarsam bana bir husûmet yok. Allah, söylediklerimize vekildir."
29. Mûsâ, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm"(3) dedi.

(3) Hz.Mûsâ'nın Mısır yolculuğu sırasında yaşadığı olaylar için ayrıca bakınız: Tâ-Hâ sûresi, âyet, 9-48.
30. Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah'ım."
31. "Değneğini (yere) at." (Mûsâ, değneğini attı). Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Bu sefer şöyle seslenildi:) "Ey Mûsâ! Beri gel, korkma. Çünkü sen güvenlikte olanlardansın."
32. "Elini koynuna sok. (Alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın. Korkudan açılan kolunu kendine çek (toparlan). İşte bunlar, Firavun ve ileri gelen adamlarına (göstermen için) Rabbin tarafından (sana verilen) iki delildir. Çünkü onlar fasık bir kavimdirler."
33. Mûsâ, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Şüphesiz ben onlardan birisini öldürdüm. Onların da beni öldürmelerinden korkuyorum."
34. "Kardeşim Hârûn'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."
35. Allah, "Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size bir iktidar vereceğiz de âyetlerimiz sayesinde size (kötü bir amaçla) ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar, galip gelecek olanlardır" dedi.
36. Mûsâ, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, "Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık" dediler.
37. Mûsâ, "Katından kimin hidayet getirdiğini ve bu yurdun (güzel) sonucunun kimin olacağını Rabbim daha iyi bilir. Doğrusu zalimler kurtuluşa eremezler" dedi.
38. Firavun, "Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilâhınız olduğunu bilmiyorum. Ey Hâmân! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Mûsâ'nın ilâhına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum" dedi.
39. O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
40. Biz de onu ve askerlerini yakaladık ve onları denize attık (Orada boğuldular). Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!
41. Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.
42. Bu dünyada onları lânete uğrattık. Kıyamet gününde de onlar iğrenç kılınmış kimselerden olacaklardır.
43. Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Mûsâ'ya -düşünüp ibret alsınlar diye- insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.



Araf ın ilk Kantosunda ruhlar Mısırdan Çıkış “İn Exitu Israel de Aegytp” ilahisini söylüyorlardı Latince olarak. Bu olay İncil in Exodus bölümünde yer aldığı gibi Kuran ın Araf suresinde de yer almaktadır.

7/A'RÂF-137: Ezilip itilmekte olan topluluğu da içine bereketler doldurduğumuz toprağın doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin, İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabretmeleri yüzünden hedefine vardı. Firavun ve toplumunun sanayi olarak meydana getirdiklerini de dikip yükselttikleri sarayları da yere geçirdik.

7/A'RÂF-138: İsrailoğullarına denizi geçirttik. Özel putlarına tapan bir topluluğa rastladılar. Bunun üzerine: "Ey Musa, dediler, bunların ilahları olduğu gibi sen de bize bir ilah belirle." Musa dedi: "Siz cahilliği sürdürmekte olan bir toplumsunuz."

7/A'RÂF-139: "Şu gördüklerinizin, içinde bulundukları din çökmüştür. Yapmakta oldukları da boşa çıkacaktır."

7/A'RÂF-140: Şunu da söyledi: "Size Allah'tan başka bir ilah mı arayayım? O sizi alemlere üstün kılmıştır."
7/A'RÂF-141: Şunu da hatırlayın: Sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Size azabın en kötüsüyle işkence ediyorlardı: Oğlanlarınızı katlediyor, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden gelmiş büyük bir imtihan vardı.

7/A'RÂF-142: Musa ile otuz gece için vaatleştik. Ve bunu, bir on ekleyerek tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye ulaştı. Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: "Toplumum içinde benim yerime sen geç, barışçı ol, bozguncuların yolunu izleme."


7/A'RÂF-143: Musa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabbi de kendisiyle konuşunca şöyle konuştu: "Rabbim, göster bana kendini, göreyim seni." Dedi: "Asla göremezsin beni. Ama şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni görebileceksin." Rabbi dağa tecelli edince onu parça parça etti. Ve Musa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle yakardı: "Tespih ederim o yüce varlığını, tövbe edip sana yöneldim. İman edenlerin ilkiyim ben."


7/A'RÂF-144: Allah buyurdu: "Ey Musa! Ben, gönderdiğim vahiylerle, konuşmamla seni seçip yücelttim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol."

7/A'RÂF-145: Biz Musa için levhalarla herşeyi yazdık: Öğüt olarak, herşeyin ayrıntısı olarak. "Kuvvetle tut bunları ve emret toplumuna da onları en güzel şekliyle tutsunlar. Fasıklar yurdunu göstereceğim size."

7/A'RÂF-146: Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzak tutacağım: Onlar hangi mucizeyi görseler ona inanmazlar. Doğruya varan yolu görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu böyledir. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar ve onlara karşı kayıtsız kaldılar.

7/A'RÂF-147: Ayetlerimizi ve ahirete varılacağını yalan sayanların tüm yaptıkları boşa gitmiştir. Bulacakları karşılık, yapıp ürettiklerinden başkası olmayacaktır.

7/A'RÂF-148: Musa'nın kavmi, onun Allah'la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

7/A'RÂF-149: Başları avuçları arasına düşürülüp de sapmış olduklarını fark ettiklerinde şöyle yakardılar: "Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düşenlerden olacağız."

7/A'RÂF-150: Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: "Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! Rabbinizin emrini bekleyemediniz mi? Levhaları yere attı, kardeşinin başını tuttu, kendisine doğru çekiyordu. Kardeşi dedi ki: "Ey annem oğlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Nerdeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düşmanları bana güldürme. Beni şu zalim toplulukla bir tutma."

7/A'RÂF-151: Musa şöyle yakardı: "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Rahmetine sok bizi. Sen, rahmet edenlerin en merhametlisisin."

7/A'RÂF-152: Buzağıyı ilah edinenler var ya, yakında onlara Rablerinden bir öfke ve dünya hayatında bir zillet ulaşacaktır. İftiracıları böyle cezalandırırız biz.

7/A'RÂF-153: Günahlar işlendikten sonra tövbe ile iman edenlere gelince, o tövbe imandan sonra Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır.

7/A'RÂF-154: Öfke, Musa'yı rahat bırakınca, levhaları aldı. Onlardaki yazıda, yalnız Rableri karşısında ürperenler için bir rahmet ve bir kılavuz vardı.


#Elhamdülillah


YORUM
Elif Mat 


Bu Kuran'ı Kerim tercümesi Diyanet sitesinden
https://kuran-ikerim.org/meal/diyanet/kasas-suresi
adresinden okunabilir.
Renoir

Kasas olaylar, hikayeler anlamına geliyor. Hazreti Musa'nın doğumundan itibaren hikayesi anlatılıyor.
Bildiğimiz gibi Kur'an'ı Kerimin açılış suresi olan Fatiha suresi Elhamdülillah diye başlıyor. Benim düşünceme göre dua etmeye başlarken önce Elhamdülillah demek bir şey istemeden önce zaten şu ana kadar sahip olduklarımız için şükretmek lazım. Neler için şükretmemiz gerektiğini düşündüğümüzde zaten içimiz ferahlayacaktır.
Onun için Elhamdülillah diyerek başlayalım konumuza.
Anladığımıza göre, Hazreti Musa Firavunların  egemen olduğu  dönemde Mısır'da İsrailoğullarından bir ailenin evladı olarak dünyaya geliyor.
Devir kölelik devri. Eğer vatandaş sorarsa, 'Sen niye Firavun oluyorsun da ben niye köle oluyorum?' diye cevap hazır. Efendim bizim ailemizin soyu Falanca Mısır Tanrısına veya Tanrıçasına dayanıyor. Ben Ra'nın oğluyum, Tanrılar tarafından özel olarak seçildim diyerek halkı kandırıyorlar. Bu formül sadece o zaman için mi geçerli? Hayır her devirde  öyle. Krallar Padişahlar bir şekilde dini temsil ettiklerini ileri sürüyorlar. Müslümanlarda Halifelik unvanıyla, Tanrının yeryüzündeki gölgesi gibi dinde olmayan sözlerle kendi otoritelerini güçlendirmeye çalışmışlar. Hristiyanlıkta eğer Katolik'se Papa'nın kendisine taç giydirmesi,  İngiliz Kral veya Kraliçesinin Anglikan klişesinin başı olması gibi bazı sembolik tedbirler almışlar ve halkta gerçekten bu kişinin Tanrı tarafından görevlendirilmiş olduğuna inanmış.
Öte taraftan bir de ötekileştirme halkın bir kısmını diğerinden üstün kabul etme var. Nasıl olacak? Sen ayrı ırktansın sen köle olacaksın. İsrailoğulları farklı ırk, farklı din, o zaman siz bizim hakimiyetimizdesiniz madem siz köle olacaksınız denmiş.
Köle sayısı çok fazla olursa bu sefer de ayaklanma tehlikesi ortaya çıkıyor. O'na tedbir olarak zaman zaman doğan erkek bebeklerin öldürülmesi yoluna gidiyorlar.
Böyle bir dönemde doğan Hazreti Musa'yı ailesi korumak istiyor, Firavun'un adamları bulmasınlar diye ırmak kenarına bırakılıyor. Yükselen su bebeğim içerisinde bulunduğu sepeti alıp, Firavun'un sarayının önüne getiriyor. Firavun'un eşi bu bebeği bir göz aydınlığı mutluluk kaynağı olarak görüyor ve kendisi bakmak evlat edinmek istiyor. Bu sebeple Hazreti Musa ileride bozacağı düzenin tam ortasına gelmiş oluyor. Onların usulünü öğrenerek büyüyor.
Ama bu arada bir de anne var oğlunu merak eden Yüce Tanrı O'na da acıyor, bebeğe bir süt anne gerekiyor, anne kendi oğluna süt annesi olarak işe alınıyor. (Ablanın yardımıyla)
Büyüdüğünde kendisine ilim ve hikmet veriliyor, artık aklı başında olarak hareket edecek durumda ama başına bir olay geliyor. Bir kavgaya şahit oluyor kendi tarafından olan Musa'dan yardım istiyor (belki de bir köle) Musa'da O'nun kavga ettiği adama bir yumruk atıp öldürüyor. Sonra da kaçmak zorunda kalıyor.
Pişman oluyor Allah'tan af diliyor ve duası kabul oluyor affediliyor.
Sonra diyor ki,  "Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım"  Hangi nimetler var? Bir defa güçlü kuvvetli, vurdu mu deviriyor. Sonra Firavun ailesi tarafından evlat edinilmiş, bir prens gibi o toplumun en üst düzeyinde, saray hayatının verdiği bütün imkanlara sahip, en önemlisi kendisine Tanrı tarafından ilim ve hikmet verilmiş, buna rağmen bir hata yapıyor. Sırf kendi tarafından diye suçlu olan birini koruyor.(En büyük ders burada aklın başında ilim irfan sahibi iyi niyetli biri de olsan hatta peygamber de olsan hata yapabilirsin Çünkü kusursuzluk Allah'a mahsustur. Dikkatli ol denmek isteniyor okuyucuya)
Affedildiği zaman artık durumu tamamen anlıyor ve Rabbim bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım diyor. Kendi tarafından da olsa karşı taraftan da olsa adaletle hükmet.
Şehirden çıkıp) Medyen'e doğru yöneldiğinde, "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir" dedi. Artık suç işlemiş biri olarak şehirden kaçtığında Medyen'e doğru gidiyor orada başına ne geleceğini kimle karşılaşacağını bilmiyor. Evi ocağı yok, parası yok, Medyen'e tanıdığı biri yok. Yanında bir arkadaş yok tek başına.
Tam çaresiz olduğun zamanda çare gelir mi? Gelir.
Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Mûsâ onlara, "(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?" dedi. Onlar, "Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır" dediler.
Orada iki kız kardeş koyunlarını su kenarına getirmiş ama suyun başında hep erkek çobanlar var. Kızlar onların arasına girmeye çekiniyor adamlar da onlara bir yer göstermiyor orada çaresiz bekliyorlar. Diğer çobanlar koyunlarına su içirsin çekilsin biz sonra gidelim diye.
Tabii koyunlar bir an evvel suya kavuşmak istiyor kızlar onları zapt etmekte güçlük çekiyor. Musa onlara ne derdiniz var nasıl yardım edebilirim anlamında soru soruyor. Durumu anlayınca ben sulatırım diye yardım ediyor. İşi bitince gölgeye çekilip,"Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım" diyor. Çünkü o anda hiçbir şeyi yok. Herşeyi lazım. Bu çok güzel bir dua çünkü aklına gelen gelmeyen herşeyi istemiş oluyorsun. Her hayra muhtacım deyince herşeyin hayırlısını talep ediyorsun.
Hikayenin sonunda bu yaptığı iyilikle hem iş bulmuş oluyor hem eş, orada kızlardan biriyle evlenip yuva kuruyor, yaşlı babanın işlerine yardım ediyor. 
Hiç bir şeyim yok zannederken birden herşeye kavuşuyor.

Arkadaşlar din bilgini değilim, düşüncelerimi yazıyorum, doğrusunu Allah bilir.
Bütün dualarınızın kabul olması, hem ülkemizin hem de bütün dünyanın bu karanlık dönemden kurtulması dileğiyle herkese selam ve sevgiler. Sağlık, sıhhat, huzur ve mutluluklar


Fatiha Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
1 - Fâtiha Suresi 

Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla... 
2. Hamt, âlemlerin Rabbi Allah'adır. 
3. Rahman'dır, Rahîm'dir O. 
4. Din gününün Mâlik'i/ sultanıdır O... 
5. Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. 
6. Dosdoğru giden yola ilet bizi... 
7. Kendilerine nimet verdiklerinin, üzerlerine gazap dökülmemişlerin, karanlığa/şaşkınlığa saplanmamışların yoluna...