Thursday, July 30, 2020

Cennet 22


Kanto 22



Saturn’den Sabit Yıldızlar Cennetine Çıkış

Aziz Benedict


Benedict of Nursia 480-543

Mount Cassino near Rome.





Hayretler içerisindeydim.

Kendisini en güven de hissettiği yere koşan bir çocuk gibi rehberime döndüm.

Nefes nefese gelen oğlunu teselli etmeye alışmış bir anne sesiyle;

“Cennet’te olduğunu, burasının ne kadar kutsal olduğunu,

Her hareketin hakkaniyetle olduğunu bilmiyor musun?



Bu sesin seni ne kadar etkilediğini gördüğüne göre

Benim gülümsememi görmek veya o müziği duymanın etkisini de hesap edebilirsin.



Cennet’ten inme kılıç ne çok çabuk ne de çok yavaştır.

Ama adaleti bekleyene yavaş, adaletten korkan için çabuk gelir darbesi.

Şimdi diğer ruhlara bak, içlerinde önemli kişiler görebilirsin.”



Rehberimin arzu ettiği gibi dönüp baktım parlamakta olan yüz tane küçük güneş gördüm

Birbirlerine ışık yansıtan sevimli güneşcikler.

Birisi hem konuşmak istedi hem de çok öne çıkmak istemeyerek geriledi.

Benedict of Nursia 480-543

Maount Cassino near Rome.



“Bizde yanan iyiliği - benim seni gördüğüm gibi-

görebilmiş olsaydın bize soru sormaya çekinmezdin” dedi bana.



O dağın (Cassino dağı) tepesinde henüz inanmamış olanlar yaşarken,

Hazreti İsa’nın mesajını ilk defa zirveye taşıyan ben oldum.

Eski inançlar silindi bizim mesajımız yayıldı çevre şehirlere.



Buradaki ruhlar hep mütefekkirdir.

Dünyada kutsal meyve ve çiçekleri büyüten o kutsal ışıkla nurlanmıştır hepsi



Makaryos, Romualdus benim kardeşlerimdir,

İkisi de manastırlara kapanmış, imanlarını sağlam tutmuş kişilerdir.”



“Güneşin ışığıyla çiçeğin açması gibi senin sözlerindeki şefkat

 ve ışığındaki nezaket beni cesaretlendirdi.

O’nun için Peder, rica etsem bana dünyadaki yüzünü gösterir misin?” diye sordum ona.



“Kardeşim, herkesin arzuları en son halkada gerçekleştirilecek benim ki de seninki de,

Orada her arzu olgunlaşmış ve tamdır. Bütündür.

O son durakta her şey yerli yerindedir. Başlangıçta nasılsa öyle.



O yer mekân kavramının dışındadır

Arşı tutan direkte yoktur.

Merdiven oraya çıkar ama sen merdivenin sonunu göremezsin.

Yakup Peygamber merdivenin en üst basamağını ve etrafındaki melekleri görmüştür



Ama dünyadaki hiç kimse o merdivene çıkmak için adımını atamaz.

Benim kanunumun yazıldığı kâğıt parçası artık değersizdir.



Eskiden manastır olarak kullandığımız bina şimdi hırsız yatağıdır.

Cüppelerinin kapüşonu şimdi çürümüş et torbası gibi

Faizcilerden beter bunların hali.

Kiliseye ait ne varsa Tanrınındır ve Tanrı adını anan yoksullara verilmelidir.

Papazların akrabalarına ve metreslerine değil.



İnsan tabiatı zayıftır. Her tohum güçlü bir meşe ağacı olmaz.



Peter’ın ne altını ne de gümüşü vardı.

Benim sadece duam ve orucum vardı.

Aziz Francis en mütevazı koşullarda başladı işine.



Her bir kimsenin nasıl başladığını ve nereye vardığını dikkatle incelersen

Beyazın nerede griye dönüştüğünü, yoldan nerede çıktıklarını görebilirsin.



Nasıl Tanrı’nın iradesiyle Hazreti Musa’nın kavmi için deniz yarıldıysa,

Burada da O’nun yardımıyla daha müthiş şeyler göreceksin.”



Diyerek geri çekildi, diğer ruhlarla birleşerek hep bir oldular bir girdap gibi dönerek,

Yükselip gözden kayboldular.



Kibar hanımın bir işaretiyle o merdivenden bizim de tırmanmamız gerektiğini anladım.



Hanımdan gelen kuvvetle, ben de kanatlanarak merdivene koştum.





Değerli okuyucu;

İnşallah bir kez daha bu zafer basamaklarına varabilirim.

 Göğsümü yumruklar, günahlarım için ağlarım.



Eliniz ateşten yanarda nasıl hızla geri çekerseniz, ondan daha büyük bir hızla,

 Boğa Burcu’ndan sonraki Burç göründü gökyüzünde.



Ah, parıl parıl parıldayan yıldızlar, benim eğer bir aklım varsa kaynağı sizsiniz.



Güneş İkizler Burcundayken Toskana’da doğdum, ilk nefesi ciğerime çektim.

Bu yükseklere gelmeme izin verildiğinde de,

 Cennet’in bu halkasına girmek gene İkizler Burcundan oldu.



İç çekiyor ruhum ve ihtiyacı olan tüm gücü toplamaya çalışıyor.



Beatrice “son rahmet noktasına çok yakınsın” dedi.

Gözlerin daha da berraklaşmalı daha iyi görmelisin.

Önce aşağıya dünyaya bak,

Dünyayı ayaklarının altına serdim.

Ne kadar yol geldiğini bunun nasıl bir zafer olduğunu düşün dolu gir.

Bu halkaya kalbin neşe dolu girsin.”



Önce yedi gezegene sonra dünyayı dolaştı gözlerim.

Gülümsedim, Dünyaya az değer verenlerin düşüncesini onayladım.

Dünyayı değil ahireti düşünenlerin en erdemliler olduğunu anladım.



Latona’nın kızı (Ay)parlıyordu.

Üzerinde gölgeler yoktu.

Artık  Hyperion’un oğluna (Güneşe) bakabiliyor,

 onun etrafında dolaşan Dione ( Venus un annesi Saturn un ayı)

ve Maia’nın (Mercury) imajlarını görebiliyordum.



Jupiter ‘i oğlu ve babası arasında gördüm.

Nasıl yer değiştirdiklerini de.



Yedi gezegende bana büyüklüklerini, hızlarını ve aralarındaki mesafeyi gösterdiler.

İkizler burcundan dünyanın, uğruna savaşlar yapılan, insanları vahşileştiren,

 bütün dağlarını ovalarını ırmaklarını gördüm.



Sonra bakışlarımı yeniden o güzel gözlere çevirdim.




İsa'nın Zaferi






Geceyi yavrularını korumakla geçirip de;
Bir an önce sabahın olmasını,
 tekrar yavrularını doyurmak için,
 yiyecek toplamaya gitmeyi bekleyen, bir ana kuş gibi,
 Beatrice heyecanla beklemekteydi.

Gözleri şafak ışıklarında, güneşin doğumunu bekliyordu.
Dik duruyor; pür dikkat bakıyordu.
Onun bu hali beni de heyecanlandırdı!
Umudundan başka bir şeyi olmayanların tatlı heyecanı,
 sevinçli beklentisi kapladı içimi.

Beklenti fazla uzun sürmedi;
Gökyüzü yeni bir ışıkla kabardı.

“Isa’ nın muzaffer bölükleri geliyor;
Bütün bu alemlerin, meyveleri de.” dedi Beatrice;

Yüzü al al olmuş;
Gözleri sevinçliydi;
Tarif edilemez bir güzellik;
Binlerce ışık ve onları aydınlatan
 tek bir Güneş;
Gördüğümüz herşeyi aydınlatan Güneş.
O Yaşayan Işık içinde,
 Öz’ü, Madde’yi gördüm.
Öyle parlıyordu ki,
 sersemledim bayılacak gibi oldum.

Beatrice güzel rehberim!

“Karşı koyulmaz bir güçtür senin hissettiğin
Seni kendinden geçiren,
Akıl ve Kudrettir
Dünya ve Cennet arasındaki,
 hep beklediğimiz  yolları açan." Dedi.


Yıldırımın göklere hapsedilememesi;
sığmayıp, düşmesi gibi,
Benim aklımda bu görüntü karşısında kabına sığamadı

Büyüdü ne oldu ne hale geldi bilemiyorum.


“Aç gözlerini de bak bana,
benim şimdi ne hale geldiğime,
Yaşadığın tecrübe seni -bana bakacak kadar kuvvetli -hale getirdi
Artık gülümsememi görmeye –gücün- yeter.”

Rüyadan uyanıp da,
 o rüyayı hatırlamak için boşuna çabalayan biri gibiydim.
Bana ne teklif ettiğini duyunca
İçim o kadar minnetle doldu ki;
 bu anın unutulması;
Anı defterinden silinmesi mümkün değildi.


Politmina ve diğer ilham perilerinin hepsi de gelse,
 bu güzel gülümsemenin,
Binde birini yazmama yardım edemezdi.

Şimdi bir başka konuya atlayacağım,
Anlattığım şeyler o kadar yoğun ki
Omuzlarıma ağır geliyor, belimi büküyor;


Düşünceli okuyucu bunu anlayacaktır,
Bu yük altında titrememi hoş görecektir.
Bu okyanus küçük bir kayıkla geçilemez...

“Niye benim yüzüme takılı kaldın?
Isa’nın lütfuyla yeşillenen şu bahçelere baksana.
Kelimetullahı dünyaya getiren “Güzel Gül” de orada.
Misk kokuları içinde bahçe,
 Bahçenin içinde doğru yol.”
Artık Beatrice ve ben
`Beatrice’ in bir sonraki tavsiyesine göre` hareket etmeye hazırdık.

Bulutların arasından gün ışığı süzülüyor
Çiçekli bahçe bulutların gölgesinde
Yıldızlardan ordular
Yukarıdan aydınlatılıyorlardı.
O ışınlar nereden geliyor?
 göremiyorduk.

“Ey İyi Kudret! ışığınla aydınlatan varlık!
Bulunduğum yerden seni göremiyordum;
O zaman gözlerim zayıftı.

 Benim görebilmem için yükseldin”

O sırada bir ışık daha geldi
Her zaman sabah akşam dualarımda olan güzel çiçek ;
Ruhumu aldı,
Gözlerime kudret verdi


Yer de ve gökte daima Muzaffer olan
  Yüce varlığa bakabilecek hale gelince;
Göklerin en üst katından Muhteşem bir varlık indi (Cebrail)


Bir ışık halkası halinde Meryem Ana’ nın etrafını çevirdi
Ona ışıklardan tacını giydirdi;
En güzel melodiler eşliğinde.
 Cennet’in en güzel safiri parlıyordu (Meryem Ana)


“Sana oğlunun ardından, yukarı -en üst mertebeye kadar- eşlik edeceğim” dedi
Senin varlığınla gittiğin yer, bir kez daha kutsanacaktır.”

Cebrail’in kendisini tanıtmasıyla,
 bütün alem Meryem’in adını haykıran ruhların sesiyle inledi,
Artık bu ışıkları takip edemiyordum,
Cennet’in en üst katına yükseldiler.


Anasının arkasından bakakalan bebek gibiydim.
Bütün Kâinat, Hazreti Meryem’ e olan aşkını dile getiriyordu.
En güzel sesle Regina Coeli (Göklerin Kraliçesi) ilahisini okumaya başladılar.


Dünyaya bırakılan en güzel tohum onun oğluydu.
Babil’de sürgünde olanlar bu ekini biçiyorlar
Onlar altın derdinde değiller…

Cennet’te Hazreti Isa ve Meryem’in gittikleri yerde,
Anahtarı elinde tutan Aziz Peter vardı..

Cennet Kanto 23
Açıklamalar

Dante, Cennet kademelerinde yükseldikçe kendisi artık bu güzelliklere daha uzun bakabilecek hale gelir. Beatrice gökyüzüne bakarak Hazreti Isa’nın kendilerine Güneş olarak görünmesini beklemektedir. Dante bu kutsal ışığa bakamaz,

Beatrice kendisine bu ışığın aydınlattığı Cennet Bahçelerine bakmasını söyler. Orada Gül olarak tasvir edilmiş Meryem Ana vardır. Diğer çiçeklerde Hristiyanlığın yayılmasına yardım eden azizleri temsil etmektedir. Biraz sonra Hazreti Isa, Dante’nin gözlerinin kamaşması üzerine çekilir ve Meryem Ana’yı alıp tekrar Cennet’in en üstüne çıkarmak üzere Cebrail a.s. gelir. Bir ışık halkası, dönmekte olan bir meşale şeklinde görülür onlara.

İnferno Mısır
Araf Çöl
Paradiso Cennet


Dante “Babil’de sürgünde” olanların (dünyadakilerin) Isa’nın ektiği ekini biçtiklerini, para pul düşünmeden iyilik için çalıştıklarını söyler.

Babil Sürgünü tarihte Nebukadnezar’ın Yahudileri Kudüs’ ten çıkartıp; Babil’e sürgün gönderdiği dönemi anlatıyor. Burada şair dünyadaki insanları sürgün de sayıyor asıl ulaşmak istedikleri yer Kudüs- Cennet.

Çünkü insan ilk günahı işleyerek kovulmuş asıl evi asıl varmak istediği hedef Cennet.
Aziz Peter: İncil de Matthew bölümünde  Hazreti Isa,nın Cennet’in anahtarlarını Aziz Peter’a vermesi sembolik olarak kendisinden sonra onu yetkili kılması anlatılıyor.


Babil Sürgünü ya da Babil Esareti, Yehuda Krallığı'nın Babilliler tarafından MÖ 598/7 ve MÖ 587/6 yıllarında fethedilmesi sonucu Yahudilerin Babil'e sürülmesi ve buradaki tutsaklık dönemi.[1] Sürgün dönemi, MÖ 538'de Babil'in Persler tarafından fethedilmesi ile resmen sona ermiştir. Pers kralı Büyük Kiros (İngilizce: Cyrus) Yahudilerin Filistin'e dönmelerine izin vermiştir.[1]
Tarihçiler, Filistin'deki ayaklanmalar nedeniyle birkaç defa sürgün yaşandığı, tüm Yahudilerin yurtlarını terk etmek zorunda bırakılmadığı, bir kısım Yahudi'nin sürgün bittikten sonra Babil'de kalmayı tercih ettikleri ve böylece ilk Yahudi diasporasını oluşturdukları konusunda hemfikirdir.[

isanın zaferi Kurtardığı bütün ruhlarla beraber
ecstasis menti, literally an ec-stasis, a “standing outside of the mind”: an ecstasy, a raptus, in which “la mente mia . . . fatta più grande, di se stessa uscìo” (my mind, having grown more expansive, went outside of itself [

Meryem suresi 30
Sabi dedi: “ Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi, ben, peygamber yaptı.”
31
Beni bulunduğum her yerde kutsal ve bereketli kıldı.Yaşadığım sürece bana namazı/duayı zekatı önerdi.”
32
“Anneme iyilik etmemi önerdi. Beni zorba bir eşkıya yapmadı.”
33
“Selam baa doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün.”
34
İşte Meryem oğlu İsa budur! Hakkında kuşku ve çelişmeye düştükleri sözün doğrusu bu sözdür

Wednesday, July 29, 2020

Cennet 21 Saturn



Cennet

Kanto 21

Açıklamalar

Mûsa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabbi de kendisiyle konuşunca şöyle yakardı: "Rabbim, göster bana kendini, göreyim seni!" Dedi: "Asla göremezsin beni! Ama şu dağa bak! Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni göreceksin!" Rabbi, dağa tecelli edince onu parça parça etti. Ve Mûsa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle yakardı: "Tespih ederim seni. Tövbe edip sana yöneldim! İman edenlerin ilkiyim ben."

Araf Suresi 143. Ayet






Gözlerim, bir kez daha Sevgili Hanım’ ın yüzüne takılı kalmıştı.

Gözlerimle birlikte ruhum…

Ve ruhumdan, O’nun düşüncesi dışında her şey uçup gitmişti



Gülümsemedi,

“Gülümseseydim” dedi,

Küle dönerdin,

Jupiter’ in Tanrılık vasfını gören Semele gibi…

Çünkü benim güzelliğim- bildiğin gibi- her basamakta artmakta.

 daha da parıldamakta.

Dikkat etmezsen, senin gibi ölümlüyü -üstüne yıldırım düşmüş bir kuru-dal gibi- yakar, geçer.



Aslan burcunda olan, bir sonraki gezegene doğru havalandık.

Aşağıdaki dünyaya hem kendi ışığını,

 hem de aslanın kudretini yansıtıyor ışıltıları.

Şimdi gözlerin bu ışıltının aynası olsun;

Gözlerinin arkasındaki beynin de bu çok dikkat etsin göreceklerine”



Onun gözlerinde bulduğum tahayyül edilemez güzelliğin

Daha fazlasını, onun emriyle dönüp, baktığım yerde buldum

Ve büyük bir mutluluk ve kutsanmışlık hissiyle, bir o yana, bir bu yana baktım

Bu kristal dünyanın içinde,

Dünyanın günahtan evvelki altın çağında Kralı olan,

Satürn’ ün ismini taşıyan bu gezegende,

Güneşin parıltısının üzerine vurmuş olduğu

Göklere uzanan som altından bir merdiven gördüm,

Merdivenin nerelere kadar uzandığını göremiyordum

O merdivenden aşağı, ışıltılar iniyordu,

 Öyle ki, gökyüzünün bütün yıldızları bana doğru geliyor sandım.

Kuşların bir arada uçması gibiydi ruhların bu hali



Biri yanıma yaklaştı, benim için parıldadı

“Bana olan sevgini anladım” dedim,

Konuşayım mı, susayım mı bilemedim rehberime baktım,

Sessizdi.

Soru sormamam gerektiğini anladım,

Sonra kalp gözüyle gördü.



Gönlünün muradına kanat ver” dedi,

kendi parıltısı içerisinde gizlenmiş olan kutsal varlık” dedim ruha,

Büyük bir saygıyla hitap ettim ona.

Ben kıymetsiz biriyim ama bu güzel rehberimin hatırına bana cevap ver.

Niye bu kadar ruhun içinde sen aşağıya inip yanıma geldin?

Ve bana söyler misin niye her gittiğimiz yerde,

Allah’a duyulan hayranlığın bir ifadesi olarak, güzel müzik yükselirken göklere,

burada  sessizlik hakim?”



Gözlerin ölümlüdür. Kulakların değil mi?” diye sordu

“Beatrice gülümsemesini senden niye esirgediyse, biz de o sebepten sessiziz burada.

Seni sevdiğimiz için.

Senin ruhunu daha da mutlu etmek için geldim,

Söylediklerimle, üzerimde parıldayan ilahi nurla ve

İlahi aşkla…

O aşkla sema ediyoruz, dönüyoruz.

Aşk herkesin kalbinde,

bu parıldayan ruhlardan anlayabileceğin gibi,

O ilahi aşk,

O dünyanın Hakim’ine hizmet etmemizi söyler,

O Hakim, her birimizin kaderine hükmeder.”



Ey Kutsal ışık” dedim,

Bu yerde mutlu aşk,

 Tanrının rahmetine, (Providence)

Hiçbir emre gerek kalmadan itaat eder.



Ama yine de anlayamadığım bir şey var:

Beraber olduğun bütün bu ruhlar içinde niye sen bu göreve talip oldun?

Niye bu görev sana verildi?

Ben daha sözümü bitirmeden ruh, kendi ekseni üzerinde hızla döndü

Lambanın içindeki aşk cevap verdi:

Allah’ın gönderdiği ışınların, benim üzerime hedeflendiğini görüyorum;

O ışığın içindeyim ben.

O ışık, benim ışığımla birleşti

Beni yücelere yükseltti

Kaynağına gittim ben.

O ışıkla kutsandım.

Görmeme müsaade edilen ihtişamı, kendi ışığımla beraber yansıtıyorum.



Bütün Cennet’ te kendisine en fazla ışık nasip edilen Serafim meleğidir

Tanrıya en yakın olan,

Ama o bile soruna cevap veremez.



Hakikat Gaiptedir, göklerin kanunlarındadır.

bütün yaratılmışların gözlerinden gizlidir.

Bunu döndüğüne dünyadakilere söyle;

Bu yolda hiçbir ölümlü yürüyemez!

Dünyada zihin dumandır;

Burada ateş.

Burada Cennet’in korosuna alınanların yapamadığını,

Dünyadakiler nasıl yapsın?”



Bu soruyu bıraktım artık.

Tevazu içinde ona kim olduğunu sordum.

“Senin doğduğun yerlerden pek de uzakta değil;

İtalya’nın iki sahili arasında,

Yüksek tepelerde,

Catria’nın eteklerinde bir zamanlar bir manastır vardı.

Oradakilerin tek düşüncesi Allah’a ibadet idi.



Allah aşkıyla hizmet için oradaydım;

Yiyeceğim bir kuru ekmek ve zeytinyağı idi.

Sıcakta, soğukta şikâyet etmeden yalınayak dolaşırdım.

Tefekkür ediyordum.

O düşünceyle mutlu oluyordum.



O manastırdan buraya bir zamanlar

Bölük, bölük ruhlar gelirdi;

Ama şimdi bütün çabaları,

Yaptıkları işler boşadır

Bunun böyle olduğunu yakında

Kutsal Adalet gösterecektir.

Haklı bir şekilde cezalandırılacaklar.

Orada Peter Damiano idim,



Adriyatik kıyısında (Ravenna)ise

Günahkâr Peter,

Meryem Ana’nın ismini taşıyan manastırdaydım. (Santa Maria Pomposa)

Ömrümün sonunda bana -şimdilerde her seferinde kötünün kötüsüne geçmekte olan-

Kardinal başlığı nasip oldu…

Cephas (Aziz Peter) ve  Kutsal ruhun taşıyıcısı (Aziz Paul) zayıftılar

Yalınayak gezdiler, insanla arasında.

Sırası gelirse, kendilerine ikram eden olursa, yemek yiyebildiler.

Şimdi kilisenin başındakinin karnı şişkindir,

Gösteriş içerisindedirler.



Yere yıkılmasınlar diye sağından solundan yardımcıları onlara destek olur.

Birisi önden gider,

Birisi arkadan gelir; cübbesinin uzun kuyruklarını taşır.

O kadar uzun ve heybetlidir ki, bu cübbeler

Ata bindiğinde atın da üstünü örter.



 Iki hayvan bir görünür aynı postun altında.

Ya Sabır!

Tanrım daha ne kadar sabredeceksin bunlara?”



O bunları anlatırken, merdivenden aşağıya doğru inmekte olan daha başka parıltılar gördüm.

İndikçe daha da ışıldıyorlardı.

Peter’in etrafında toplanıp aşk için öyle bir içten çığlık attılar ki;

Dünyada böylesi duyulmamıştır.



Öyle duygulanmış, Peter’in söylediklerinden o kadar etkilenmiştim ki;

 ne dediklerini anlayamadım.












Açıklamalar

Mûsa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabbi de kendisiyle konuşunca şöyle yakardı: "Rabbim, göster bana kendini, göreyim seni!" Dedi: "Asla göremezsin beni! Ama şu dağa bak! Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni göreceksin!" Rabbi, dağa tecelli edince onu parça parça etti. Ve Mûsa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle yakardı: "Tespih ederim seni. Tövbe edip sana yöneldim! İman edenlerin ilkiyim ben."

Araf Suresi 143. Ayet



Bu kanto’da Beatice ve Dante Satürn’e yükseltilirler.  Saturn gezegeni TEFEKKÜR’ü simgelemektedir.  Bir şeyi dikkalice düşünme. Fikir kelimesi de Arapça aynı anlama elmektedir. Cennet bölümü komedya da daha çok felsefeyle ilgilidir

Satürn’ ün burada ki bir diğer anlamı da Klasik devirde eski Yunan Tanrılarından birinin adı olması ve ZAMAN’ı temsil etmesidir.  Bu sebeple - Altın çağın kralı, daha insan yaratılmadan daha henüz hiç bir suç işlenmeden de buradaydı- deniyor.

Bütün gezegenler bir kristal gibi parlıyor ve Allah’ın Nur’unu yansıtıyor. Beatrice de Komedya’da Allah’ın vahiy yoluyla, peygamberler aracılığıyla veya başka şekillerde insana ilham vererek, insanları doğru yola sevk etmesini simgeliyor. Dante’ nin iki rehberi vardı Virgil akıl ve felsefeyi temsil ederken; Beatrice Tanrının insanı doğru yola iletmesini temsil ediyor. İki kanat gibi düşünürsek, insanın doğruyu bulması ve doğru yolda devam edebilmesi, dengeli olabilmesi için her ikisine de ihtiyaç var.

Beatrice hem Dante’  nin gençliğinde sevdiği, çok genç yaşta ölen bir kız, hem de bu sembolik rolü üstleniyor; tıpkı Dante’ nin gerçek hayatta şair, Komedya’da Yolcu-( Pilgrim- Hacı )olması gibi.

Beatrice’in  bu özelliği dolayısıyla, üstüne Tanrı’nın Nur’u düşüyor, Cennet’in daha yüksek kademelerine ulaştıkça, bu Nur artıyor; daha da güzelleşiyor. Artık, bir ölümlü olan Dante’nin yüzüne bakamayacağı bir güzelliğe erişiyor.

Burada Yunan mitolojisinden Semele örneği verildi.  Efsaneye göre, Semele Jupiter’e, yani Zeus’a aşık olmuş. Zeus ta bu aşkı, ancak insan suretinde görünmek şartıyla kabul etmiş. Ama Hera, Semele’yi kandırıyor, Semele Zeus’tan kendisini Tanrı suretinde de göstermesini istiyor. Zeus bu şekilde Semele ye görününce, Semele yanıp kül oluyor. Bu hikaye Latin şair Ovid’in Metamorfoz adlı eserinden.



Göğe yükselen “altın bir merdiven” görüyorlar Satürn’de, bu merdivenin nereye kadar çıktığını göremiyor Dante.

Miraç kelimesi de bilindiği gibi Arapça merdiven anlamına geliyor; uruç kelimesinden türemiş.

İncil’de de Genesis- Yaratılış bölümünde, Yakup Peygamber ile ilgili olarak, göğe uzatılan bir merdiven ve Meleklerin inip çıkışı anlatılmaktadır.

Bu merdivenden ruhlar, Dante’ye yardımcı olmak için iniyorlar. Burada Tevazu ve Allah aşkı gösteriliyor. Daha evvelki ölümlerde Dante’ nin dedesi görünmüştü bu bölümde Dante kendisiyle konuşan ruha kim olduğunu sordu. Kendisini tanımadığı diğer ruhlardan bir farkı olmadığı halde gelip konuştu, diğer ruhların da aynı olduğunu söyledi.

Bu konuşan ruh Peter Damiano (1007-1072 yılları arası yaşamış) Cennet’te -Mevlevilerin sema ayini gibi- Allah aşkıyla dönüyor. Hayattayken Benedictin rahibiymiş “ bir lokma bir hırka” esasına inanmış. Kendisinden sonrakilerin zengin hayatı tercih ettiklerini söylüyor. Gerçekten de Dante nin yaşadığı dönemde Papalık Avignon’a taşınmış Fransız krallarının etkisi altına girmiş ve anlatılmayacak kadar zengin olmuş.

Dante’ nin ikinci sorusu müzikle ilgili oldu. “Cennetin diğer bölümlerinde müzik sesi duyulurken burada niye duyulmuyor?” dedi. Peter’ in cevabı, “artık Cennet’in bu bölümünün güzellikleri o kadar fazla ki; bir ölümlünün kulağı bunları duymaya uygun değil” şeklinde oldu.

Bir başka konu, “Kader mi, serbest irade mi?” sorusu.

Kaderi kimsenin Başmelek Serafim’in bile anlayamayacağı, onun bilgisinin sadece Allah’ta olduğu söyleniyor.

Providence denince Allahın rahmeti, sevgisiyle insanı koruması anlaşılıyor.  Pro önce  videre görmek anlamına geliyor. Allah’ın önceden her şeyi görüp, bilip; kaderi yazması; O’nun yazdığı kaderde bizim için hayır olduğu sonucuna varılıyor.

In his will our peace” dizlerinde daha önce gördüğümüz gibi “bizim huzurumuz onun iradesindedir” diyor ruhlar.



Providence kelimesinin pek çok anlamı ve tarifi var.

the protective care of God or of nature as a spiritual power.-Allah’ın koruyuculuğu

God or nature as providing protective care.

timely preparation for future eventualities- tedbirli davranmak gelecekte doğabilecek şartlara hazırlıklı olmak,

1. ihtiyat

2. tasarruf

3. tedbir

4. hazırlık

5. tutum

6. kader

7. takdiri ilâhi

8. Allah'ın takdiri



Bu kavramı belki dini anlamda en güzel anlayabileceğimiz ayet, Ayet el Kürsi

Bakara 255




Allah’tan başka ilah yok. Hayy’dır O. Sürekli diridir; Kayyum’dur. O kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır ona ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O’nundur. O’nun huzurunda, bizzat O’nun izni olmadıkça kim şefaat edebilir! O insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da! İnsanlar O’nun bilgisinden bizzat kendisinin dileği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O,nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O,na hiç de zor gelmez. Aliyy’dir O, yüceliği sırsızdır. Azim’dir O, büyüklüğü sınırsızdır.


satun
authority
society
structure
bounderies
limitations
time
karma



Tefekkür

Contemplation

Temple

Tempus

Definition of contemplation. 1a : concentration on spiritual things as a form of private devotion. b : a state of mystical awareness of God's being. 2 : an act of considering with attention : study made the decision after much contemplation. 3 : the act of regarding steadily was lost in quiet contemplation of the scene.



Saturn tıme Benedict



Önemli şeyleri düşünme

Temno cut greek

Consideration of higher things.





Tefekkür, İslam dininde günahlarını, kainatı, varlıkları, doğayı, yaratıkları, kendini ve Allah'ı düşünmek, ve O'nun yarattığı varlıklardan, kainattaki eşsiz mükemmellikteki düzenden ders çıkarmak demektir.

Saturn (Latin: Sāturnus [saːˈtʊrnʊs]) was a god in ancient Roman religion, and a character in Roman mythology. He was described as a god of generation, dissolution, plenty, wealth, agriculture, periodic renewal and liberation. Saturn's mythological reign was depicted as a Golden Age of plenty and peace.