Cennet
Kanto 21
Açıklamalar
Mûsa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabbi de
kendisiyle konuşunca şöyle yakardı: "Rabbim, göster bana kendini, göreyim
seni!" Dedi: "Asla göremezsin beni! Ama şu dağa bak! Eğer o yerinde
durabilirse, sen de beni göreceksin!" Rabbi, dağa tecelli edince onu parça
parça etti. Ve Mûsa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle
yakardı: "Tespih ederim seni. Tövbe edip sana yöneldim! İman edenlerin
ilkiyim ben."
Araf Suresi 143. Ayet
Gözlerim, bir kez daha Sevgili Hanım’ ın yüzüne takılı kalmıştı.
Gözlerimle birlikte ruhum…
Ve ruhumdan, O’nun düşüncesi dışında her şey uçup gitmişti
Gülümsemedi,
“Gülümseseydim” dedi,
“Küle dönerdin,
Jupiter’ in Tanrılık vasfını gören Semele gibi…
Çünkü benim güzelliğim- bildiğin gibi- her basamakta artmakta.
daha da parıldamakta.
Dikkat etmezsen, senin gibi ölümlüyü -üstüne yıldırım düşmüş bir kuru-dal
gibi- yakar, geçer.
Aslan burcunda olan, bir sonraki gezegene doğru havalandık.
Aşağıdaki dünyaya hem kendi ışığını,
hem de aslanın kudretini yansıtıyor ışıltıları.
Şimdi gözlerin bu ışıltının aynası olsun;
Gözlerinin arkasındaki beynin de bu çok dikkat etsin göreceklerine”
Onun gözlerinde
bulduğum tahayyül edilemez güzelliğin
Daha fazlasını,
onun emriyle dönüp, baktığım yerde buldum
Ve büyük bir
mutluluk ve kutsanmışlık hissiyle, bir o yana, bir bu yana baktım
Bu kristal
dünyanın içinde,
Dünyanın
günahtan evvelki altın çağında Kralı olan,
Satürn’ ün
ismini taşıyan bu gezegende,
Güneşin
parıltısının üzerine vurmuş olduğu
Göklere uzanan
som altından bir merdiven gördüm,
Merdivenin nerelere
kadar uzandığını göremiyordum
O merdivenden
aşağı, ışıltılar iniyordu,
Öyle ki, gökyüzünün bütün yıldızları bana
doğru geliyor sandım.
Kuşların bir
arada uçması gibiydi ruhların bu hali
Biri yanıma
yaklaştı, benim için parıldadı
“Bana olan sevgini anladım” dedim,
Konuşayım mı,
susayım mı bilemedim rehberime baktım,
Sessizdi.
Soru sormamam
gerektiğini anladım,
Sonra kalp
gözüyle gördü.
“Gönlünün muradına kanat ver” dedi,
“kendi parıltısı içerisinde gizlenmiş olan
kutsal varlık” dedim ruha,
Büyük bir
saygıyla hitap ettim ona.
“Ben kıymetsiz biriyim ama bu güzel
rehberimin hatırına bana cevap ver.
Niye bu kadar ruhun içinde sen aşağıya inip yanıma geldin?
Ve bana söyler misin niye her gittiğimiz yerde,
Allah’a duyulan hayranlığın bir ifadesi olarak,
güzel müzik yükselirken göklere,
burada sessizlik hakim?”
“Gözlerin ölümlüdür. Kulakların değil mi?”
diye sordu
“Beatrice gülümsemesini senden niye esirgediyse, biz de o
sebepten sessiziz burada.
Seni sevdiğimiz için.
Senin ruhunu daha da mutlu etmek için geldim,
Söylediklerimle, üzerimde parıldayan ilahi nurla ve
İlahi aşkla…
O aşkla sema ediyoruz, dönüyoruz.
Aşk herkesin kalbinde,
bu parıldayan ruhlardan anlayabileceğin gibi,
O ilahi aşk,
O dünyanın Hakim’ine hizmet etmemizi söyler,
O Hakim, her birimizin kaderine hükmeder.”
“Ey Kutsal ışık” dedim,
Bu yerde mutlu aşk,
Tanrının rahmetine,
(Providence)
Hiçbir emre gerek kalmadan itaat eder.
Ama yine de anlayamadığım bir şey var:
Beraber olduğun bütün bu ruhlar içinde niye sen bu göreve talip
oldun?
Niye bu görev sana verildi?
Ben daha sözümü
bitirmeden ruh, kendi ekseni üzerinde hızla döndü
Lambanın
içindeki aşk cevap verdi:
“Allah’ın gönderdiği ışınların, benim üzerime
hedeflendiğini görüyorum;
O ışığın içindeyim ben.
O ışık, benim ışığımla birleşti
Beni yücelere yükseltti
Kaynağına gittim ben.
O ışıkla kutsandım.
Görmeme müsaade edilen ihtişamı, kendi ışığımla beraber
yansıtıyorum.
Bütün Cennet’ te kendisine en fazla ışık nasip edilen Serafim
meleğidir
Tanrıya en yakın olan,
Ama o bile soruna cevap veremez.
Hakikat
Gaiptedir, göklerin kanunlarındadır.
bütün
yaratılmışların gözlerinden gizlidir.
Bunu döndüğüne
dünyadakilere söyle;
Bu yolda hiçbir
ölümlü yürüyemez!
Dünyada zihin
dumandır;
Burada ateş.
Burada Cennet’in
korosuna alınanların yapamadığını,
Dünyadakiler
nasıl yapsın?”
Bu soruyu
bıraktım artık.
Tevazu içinde
ona kim olduğunu sordum.
“Senin doğduğun
yerlerden pek de uzakta değil;
İtalya’nın iki sahili arasında,
Yüksek tepelerde,
Catria’nın eteklerinde bir zamanlar bir manastır vardı.
Oradakilerin tek düşüncesi Allah’a ibadet idi.
Allah aşkıyla hizmet için oradaydım;
Yiyeceğim bir kuru ekmek ve zeytinyağı idi.
Sıcakta, soğukta şikâyet etmeden yalınayak dolaşırdım.
Tefekkür ediyordum.
O düşünceyle mutlu oluyordum.
O manastırdan buraya bir zamanlar
Bölük, bölük ruhlar gelirdi;
Ama şimdi bütün çabaları,
Yaptıkları işler boşadır
Bunun böyle olduğunu yakında
Kutsal Adalet gösterecektir.
Haklı bir şekilde
cezalandırılacaklar.
Orada Peter Damiano idim,
Adriyatik kıyısında (Ravenna)ise
Günahkâr Peter,
Meryem Ana’nın ismini taşıyan manastırdaydım. (Santa Maria
Pomposa)
Ömrümün sonunda bana -şimdilerde her seferinde kötünün kötüsüne
geçmekte olan-
Kardinal başlığı nasip oldu…
Cephas (Aziz Peter) ve
Kutsal ruhun taşıyıcısı (Aziz Paul) zayıftılar
Yalınayak gezdiler, insanla arasında.
Sırası gelirse, kendilerine ikram eden olursa, yemek
yiyebildiler.
Şimdi kilisenin başındakinin karnı şişkindir,
Gösteriş içerisindedirler.
Yere yıkılmasınlar diye sağından solundan yardımcıları onlara
destek olur.
Birisi önden gider,
Birisi arkadan gelir; cübbesinin uzun
kuyruklarını taşır.
O kadar uzun ve heybetlidir ki, bu cübbeler
Ata bindiğinde atın da üstünü örter.
Iki hayvan bir görünür
aynı postun altında.
Ya Sabır!
Tanrım daha ne kadar sabredeceksin bunlara?”
O bunları
anlatırken, merdivenden aşağıya doğru inmekte olan daha başka parıltılar
gördüm.
İndikçe daha da
ışıldıyorlardı.
Peter’in
etrafında toplanıp aşk için öyle bir içten çığlık attılar ki;
Dünyada böylesi
duyulmamıştır.
Öyle duygulanmış,
Peter’in söylediklerinden o kadar etkilenmiştim ki;
ne dediklerini anlayamadım.
Açıklamalar
Mûsa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabbi de
kendisiyle konuşunca şöyle yakardı: "Rabbim, göster bana kendini, göreyim
seni!" Dedi: "Asla göremezsin beni! Ama şu dağa bak! Eğer o yerinde
durabilirse, sen de beni göreceksin!" Rabbi, dağa tecelli edince onu parça
parça etti. Ve Mûsa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle
yakardı: "Tespih ederim seni. Tövbe edip sana yöneldim! İman edenlerin
ilkiyim ben."
Araf Suresi 143. Ayet
Bu kanto’da Beatice ve Dante Satürn’e yükseltilirler.
Saturn gezegeni TEFEKKÜR’ü simgelemektedir. Bir şeyi dikkalice
düşünme. Fikir kelimesi de Arapça aynı anlama elmektedir. Cennet bölümü komedya
da daha çok felsefeyle ilgilidir
Satürn’ ün burada ki bir diğer anlamı da Klasik
devirde eski Yunan Tanrılarından birinin adı olması ve ZAMAN’ı temsil
etmesidir. Bu sebeple - Altın çağın kralı, daha insan yaratılmadan daha
henüz hiç bir suç işlenmeden de buradaydı- deniyor.
Bütün gezegenler bir kristal gibi parlıyor ve Allah’ın
Nur’unu yansıtıyor. Beatrice de Komedya’da Allah’ın vahiy yoluyla, peygamberler
aracılığıyla veya başka şekillerde insana ilham vererek, insanları doğru yola
sevk etmesini simgeliyor. Dante’ nin iki rehberi vardı Virgil akıl ve felsefeyi
temsil ederken; Beatrice Tanrının insanı doğru yola iletmesini temsil ediyor.
İki kanat gibi düşünürsek, insanın doğruyu bulması ve doğru yolda devam
edebilmesi, dengeli olabilmesi için her ikisine de ihtiyaç var.
Beatrice hem Dante’ nin gençliğinde sevdiği, çok
genç yaşta ölen bir kız, hem de bu sembolik rolü üstleniyor; tıpkı Dante’ nin
gerçek hayatta şair, Komedya’da Yolcu-( Pilgrim- Hacı )olması gibi.
Beatrice’in bu özelliği dolayısıyla, üstüne
Tanrı’nın Nur’u düşüyor, Cennet’in daha yüksek kademelerine ulaştıkça,
bu Nur artıyor; daha da güzelleşiyor. Artık, bir ölümlü olan Dante’nin yüzüne
bakamayacağı bir güzelliğe erişiyor.
Burada Yunan mitolojisinden Semele örneği
verildi. Efsaneye göre, Semele Jupiter’e, yani Zeus’a aşık olmuş. Zeus ta
bu aşkı, ancak insan suretinde görünmek şartıyla kabul etmiş. Ama Hera,
Semele’yi kandırıyor, Semele Zeus’tan kendisini Tanrı suretinde de göstermesini
istiyor. Zeus bu şekilde Semele ye görününce, Semele yanıp kül oluyor. Bu
hikaye Latin şair Ovid’in Metamorfoz adlı eserinden.
Göğe yükselen “altın bir merdiven” görüyorlar
Satürn’de, bu merdivenin nereye kadar çıktığını göremiyor Dante.
Miraç kelimesi de bilindiği gibi Arapça merdiven
anlamına geliyor; uruç kelimesinden türemiş.
İncil’de de Genesis- Yaratılış bölümünde, Yakup
Peygamber ile ilgili olarak, göğe uzatılan bir merdiven ve Meleklerin inip
çıkışı anlatılmaktadır.
Bu merdivenden ruhlar, Dante’ye yardımcı olmak için
iniyorlar. Burada Tevazu ve Allah aşkı gösteriliyor. Daha
evvelki ölümlerde Dante’ nin dedesi görünmüştü bu bölümde Dante kendisiyle
konuşan ruha kim olduğunu sordu. Kendisini tanımadığı diğer ruhlardan bir farkı
olmadığı halde gelip konuştu, diğer ruhların da aynı olduğunu söyledi.
Bu konuşan ruh Peter Damiano (1007-1072 yılları
arası yaşamış) Cennet’te -Mevlevilerin sema ayini gibi- Allah aşkıyla dönüyor.
Hayattayken Benedictin rahibiymiş “ bir lokma bir hırka” esasına inanmış.
Kendisinden sonrakilerin zengin hayatı tercih ettiklerini söylüyor. Gerçekten
de Dante nin yaşadığı dönemde Papalık Avignon’a taşınmış Fransız krallarının
etkisi altına girmiş ve anlatılmayacak kadar zengin olmuş.
Dante’ nin ikinci sorusu müzikle ilgili oldu. “Cennetin
diğer bölümlerinde müzik sesi duyulurken burada niye duyulmuyor?” dedi.
Peter’ in cevabı, “artık Cennet’in bu bölümünün güzellikleri o kadar fazla ki;
bir ölümlünün kulağı bunları duymaya uygun değil” şeklinde oldu.
Bir başka konu, “Kader mi, serbest irade mi?”
sorusu.
Kaderi kimsenin Başmelek Serafim’in bile
anlayamayacağı, onun bilgisinin sadece Allah’ta olduğu söyleniyor.
Providence denince Allahın rahmeti, sevgisiyle insanı koruması
anlaşılıyor. Pro önce videre görmek anlamına
geliyor. Allah’ın önceden her şeyi görüp, bilip; kaderi yazması; O’nun yazdığı
kaderde bizim için hayır olduğu sonucuna varılıyor.
“In his will our peace” dizlerinde daha önce
gördüğümüz gibi “bizim huzurumuz onun iradesindedir” diyor ruhlar.
Providence kelimesinin pek çok anlamı ve tarifi var.
the protective care of God or of nature as a spiritual power.-Allah’ın
koruyuculuğu
God or nature as providing protective care.
timely preparation for future eventualities- tedbirli davranmak gelecekte
doğabilecek şartlara hazırlıklı olmak,
1. ihtiyat
2. tasarruf
3. tedbir
4. hazırlık
5. tutum
6. kader
7. takdiri ilâhi
8. Allah'ın takdiri
Bu kavramı belki dini anlamda en güzel
anlayabileceğimiz ayet, Ayet el Kürsi
Bakara 255
Allah’tan başka ilah yok. Hayy’dır
O. Sürekli diridir; Kayyum’dur. O kudretin kaynağıdır. Ne gaflet
yaklaşır ona ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa
yalnız O’nundur. O’nun huzurunda, bizzat O’nun izni olmadıkça kim şefaat
edebilir! O insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını
da! İnsanlar O’nun bilgisinden bizzat kendisinin dileği dışında, hiçbir şeyi
kavrayıp kuşatamazlar. O,nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır.
Göklerin ve yerin korunması O,na hiç de zor gelmez. Aliyy’dir O,
yüceliği sırsızdır. Azim’dir O, büyüklüğü sınırsızdır.
authority
society
structure
bounderies
limitations
time
karma
Tefekkür
Contemplation
Temple
Tempus
Definition of contemplation. 1a : concentration on spiritual things as a form
of private devotion. b : a state of mystical awareness of God's being. 2 : an
act of considering with attention : study made the decision after much contemplation. 3 : the act of regarding steadily was lost in
quiet contemplation of the scene.
Saturn tıme Benedict
Önemli şeyleri düşünme
Temno cut greek
Consideration of higher things.
Tefekkür, İslam dininde günahlarını, kainatı, varlıkları, doğayı, yaratıkları, kendini ve Allah'ı düşünmek, ve O'nun yarattığı varlıklardan,
kainattaki eşsiz mükemmellikteki düzenden ders çıkarmak demektir.
Saturn (Latin: Sāturnus [saːˈtʊrnʊs]) was a god in ancient Roman religion, and a character in Roman mythology. He was described as a god of generation, dissolution, plenty, wealth, agriculture, periodic renewal and liberation. Saturn's mythological reign was depicted as a Golden Age of plenty and peace.

No comments:
Post a Comment