Thursday, April 30, 2020

Araf


Araf

Guido da Montefeltro
Kanto 1


Daha İyi Sular



Arkamızdaki acımasız denizi geride bırakarak,

Daha yumuşak sulara yelken açtık.

İnsan ruhunun arınıp Cennet’e çıkmaya layık hale geldiği

İkinci krallığı anlatma zamanı.

Şiirimi Cehennem’in ölü havasından kurtarıp, ilahilerle yükseltmeme

Yardım edin ilham perileri

Safir renkli gökyüzü alabildiğine uzanıyordu,

Cehennem ’den çıktığımızda önümüze açılan bu mavi gökyüzü gözümü gönlümü açtı.

Aşk gezegeni balık burcunu geride bırakmıştı.

Başımı çevirip öbür kutba doğru baktığımda, sadece ilk insanlar tarafından görülmüş olan dört yıldızı gördüm.

Kuzey yarım küre bu manzaradan yoksundu.

Evladın babaya göstereceği saygıya layık bir bilge adam gördüm

Kırçıl sakalları saçına karışmış göğsüne iniyordu.

Dört yıldızın ışığıyla yüzü sanki Güneş’te kalmış gibi aydınlanmıştı.

(Felsefe ’nin 4 erdemini temsil ediyor)



“Kimsiniz siz Cehennem ‘den kaçan?” Dedi bize

Kim sizi serbest bıraktı?

Kim size rehberlik yaptı?

Cehennem’in karanlığında kim size ışık tuttu?

Karanlığın kanunlarımı değişti?

Gökten yeni bir emir mi indi?

Nasıl yaklaşabildiniz benim kayalıklarıma?



Rehberim hemen beni kararlılıkla tuttu, saygıyla eğilmemi işaret etti

Ve cevap verdi bilgeye

Ben kendiliğimden gelmedim buraya,

Cennet’ten gönderilmiş bir hanım, bu adama yardım etmemi rica etti benden.

Sen müsaade edersen buraya girebiliriz.

Bu adam henüz dünyadaki son akşamını yaşamadı az bir zamanı daha kaldı.

Bu adamın ruhunun kurtuluşa erebilmesi için O’na yardımla görevlendirildim.

Geldiğimiz yoldan başka geçebileceğimiz bir yolda yoktu bizim için.

Mahvolmuşları gösterdim O’na,

Şimdi de senin idaren altında olan, arınmakta olan ruhları göstermek istiyorum.



O’nu nasıl buraya getirdiğimi anlatmam uzun sürer ama buraya bizi getiren,

 sizi görüp işitmemize müsaade eden kuvvet yukarıdan gelir.

Özgürlüğü aramaya giden adama müsaade eder misin?

O çok değerli olan ve senin uğruna hayatını feda ettiğin özgürlüğü…

Utica ’da özgürlük uğruna ölüm sana tatlı gelmişti.



Biz kanuna karşı gelmiyoruz, bu adam halen yaşamaktadır,

Ben de Minos’a tabii değilim,

Halen sana dua etmekte olan, o asil Marcia ’nın bulunduğu halkadayım.

Bizim geçişimize müsaade eder, isminin aşağıda anılmasına izin verirsen, O’na da teşekkür edeceğim.



Ben de dünyadayken Marcia ’ya bakmak beni mutlu ederdi.

Ne arzu ettiyse yerine getirdim.

Şimdi artık kötü ırmağın öteki yakasındadır.

Artık bana onun bir faydası olmaz.

Kanun böyleydi eskiden.



Ama Cennet’ten bir Hanım yetişip de size yardım ettiyse söylediğiniz gibi

Bana artık iltifat etmenize gerek yok,

O’nun izniyle geldiğinizi söylemeniz yeterlidir.

Gidin şimdi ama önce buradan bir sazla beline kemer yapın,

Sonra da elini, yüzünü yıkayın.

Çünkü biraz sonra gelecek olan meleğin huzuruna

Cehennem’in karasıyla çıkması doğru olmaz.

Dalgaların kıyıya vurduğu yerde sazlar vardır,

Başkaca bir ağaç, bitki bulunmaz bu kıyılarda.



Temizlendikten sonra aynı yoldan geriye dönmeyin.

Yükselmekte olan güneş size dağı nasıl tırmanacağınızı gösterecektir.



Bu sözlerden sonra kayboldu, ben de ustama baktım.

Oğlum, benim adımlarımı takip et bu patikadan aşağıya inelim deniz kıyısına.

Şafak sökmekteydi, uzaktan denizin dalgalarını fark ettim.



Yolunu kaybetmişler gibi ıssız patikada yürümeye başladık.

Sanki yolunu kaybetmişte avare gezenler gibi.

Ustam elini çiğin üzerinde gezdirerek ıslattı.

Onun maksadını anlayınca gözyaşlarıyla ıslanmış olan yüzümü ona doğru çevirdim.

Yüzümden Cehennem’in kirini temizleyince eski rengi çıktı ortaya.



Daha önce hiçbir yaşayan adamın yanaşmamış olduğu sahile vardık.

Sazla belime kemer yaptı.

Sazı söktüğü yerden hemen bir yenisi bitti…



















Kanto 2



Şarkı Söylemek Yok, Yolunuza Devam Edin





Güneş ufku yakmaya başlamıştı.

 Kudüs’ te akşam olurken Araf tepesinde de sabah olmaktaydı

Işığın bir ucu batıda, İspanya da; bir ucu doğuda Hindistan'da Ganj nehrindeydi.

Aurora  değişik renkleriyle parıldıyordu

Yüzündeki hafif pembelikler yaşla (zamanın geçmesiyle) beraber turunculaşıyordu.

Biz hala deniz kenarındaydık;

Seyahate çıkacak yolcuların,

Gidecekleri yolu önceden hayal etmesi gibi,

Bizim de ruhumuz ileride; kemiklerimiz geride kalmıştı.
 
Uzaktan Mars gezegeni görüldü

Denizin üzerinden kırmızı ve inceydi ışığı

Onu tekrar görmek isterdim,

Birden denizin üzerinde bir ışık belirdi ve hızla kaydı

Üstadıma döndüm soran gözlerle.

Tekrar ışığa baktığımda hem büyümüş hem de parlaklığı artmıştı.

Etrafında beyaz bir tabaka vardı ve o tabaka da büyümekteydi

O beyazlığın kanatlarının oluşmakta olduğunu fark ettik.



Virgil hiç bir şey söylemiyordu

Ama o beyazlığın kanat olduğunu anlayınca  bana:

Hemen diz çök;  ellerini kavuştur, gelen Tanrı’nın meleğidir” dedi

“Bundan sonra kutsal bölgeye giriyoruz,

 Allah'ın melek elçilerini artık çok göreceksin.

Ona kayık kürek gerekmez, görüyorsun nasıl geldiğini;

Yelken de gerekmez, kendi kanatları yetişir.

Çok uzak mesafeyi bir anda alır,

Tüyleri göğe Cennete yönelmiştir

İnsan saçı gibi kıvrılmaz dik durur

Cennet kuşu yanaştıkça parlaklığından artık gözlerim kamaştı, bakamaz oldum;

Başımı öne eğdim;

Doğru sahile yöneldi,

Gemisi o kadar hafifti ki suyu sıçratmadı bile,

Yumuşakça yanaştı.

Ön tarafta yüzden fazla ruh vardı gemide.

Allah'ın meleğinin kutsallığı yüzünden okunuyordu.

Ruhlar hep bir ağızdan “İn Exitu Israel de Aegytp” Mısır’ dan  çıkış ilahisini okuyorlardı.

Her söylenen mısra ile yer gök şenleniyordu.

Melek haç çıkardı; bu işaret üzere ruhlar karaya çıktı.

Gelenler, nerede olduklarını bilmez gibiydiler.

Yeni bir yerde karaya çıkmış adamlar gibi etraflarına bakıyorlardı.
 



Ruhlar bize doğru bakarak , “Tepeye çıkan yolun nerede olduğunu biliyorsanız bize gösterin” dediler

Siz bizi burayı biliyor zannettiniz; ama biz de sizin gibi yolcuyuz; sadece sizden biraz daha evvel geldik buraya” dedi, Virgil.

Sadece kısa bir süre önce ama bizim geldiğimiz yol öylesine dik; öylesine zorlu; öylesine kırık döküktü ki; şimdi tırmanacağımız tepe onun yanında çocuk oyuncağı gibi kalır

Ruhlar benim hala nefes almakta olduğumu ve hala doğduğum bedenimin içinde olduğumu anlayınca korkup sarardılar.

Hepsi sırayla öne çıkıp, bana baktılar buraya niye geldiklerini daha da olgunlaşmak gerektiğini unutmuşlardı.

Birisi  sevgiyle yaklaşıp beni kucaklamak istedi;

Ben de kollarımı açtım ama olmadı,

İçlerinde madde var gibi duran ruhlar...

Üç defa kucaklamaya çalıştım ama her seferinde kollarım boşluğu sardı.

Hayretler içindeydim benim de rengim soldu.

O ruh sıcacık gülümsedi ve geri adım attı.

Ben bir daha hamle yaptım.

Son derece tatlı bir sesle beni durdurdu.

Ben onu artık sesinden tanımıştım,

Biraz daha yanımda kalıp, benimle konuşması için yalvardı.
 



Ben seni dünyada, henüz bedenimin içindeyken de sevmiştim,

 şimdi bu özgürleşmiş yerde de sevdim, onun için durdum.

 Ama sen daha ölmeden niye buraya geldin?”

Sevgili Casella gitmekte olduğum yolda ilerliyorum, çünkü gene buraya dönmeyi arzu ediyorum.

Ama niye senden bu kadar zaman alındı?



Yukarıdaki ne zaman isterse, bizi o zaman kabul eder.

 Pek çok kere benim geçişimi kabul etmedi.

Onunki hakiki adalettir;

 iradesi bu hakiki adalete göre tecelli eder

O mükemmeldir.

Son üç ayda gelmek isteyenlerin hepsini istisnasız aldı

Benim sıram geldiğinde Tiber ’in ağzındaydım.

Orası Acheron’ a gitmekten kurtulanlar için toplanma noktasıdır.”

Eğer yasak değilse bana o eski şarkılardan birini oku

Oku da  bu uzun yolculuktan sonra

Yorulmuş bedenimi taşıyan ruhum biraz rahatlasın

Casella aşk şarkısına başlayınca havayı bir zarafet kapladı

Şimdi hala o güzel melodiyi duyabiliyorum

Herkes o şarkının büyüsüne kapılmış durmuş dinliyordu

Birden asil yaşlı adam bağırdı:

“Ne var ne oluyor?

Nedir bu hal?

Böyle ihmalkarlık olur mu?

Oyalanmayın!

Gecikmeden çabuk tepeyi tırmanmaya bakın!

Allah’ı anmanıza engel olan hiçbir şeyle uğraşmayın!”

Yerde bir şeyler gaglarken, birdenbire havalanan ve ne yapmakta olduklarını unutan güvercinler gibi,

Herkes bir anda fırladı, tek vücutcasına.

Çok korkmuşlardı.

O neşe ve eğlence  düşüncesi kayboldu birdenbire

Adeta hemen havalanıp da nerede yere konacağını bilmeyen kuşlar gibi dağın eteklerine yayıldılar

Rehberimle ben de artık orada durmak istemedik.



Araf
 Kanto 3


Manfred ’in Hikayesi
 









Etrafa dağılmış ruhlar tekrar yüzlerini tepeden yana döndürler;

 Burada akıl bizi dürtüyor,(ilerlememizi sağlıyor)

 ve Ilahi Adalet  kusurlarımızdan temizliyordu.





Rehberime her zamankinden daha fazla yanaştım;

Bu yolu onsuz nasıl alabilirdim?

Beni ondan başka kim bu dağın eteğine getirebilirdi?

Pişmanlık duyuyordu hatasından
 ( bir önceki bölümde şarkı söylenirken durup dinledikleri için)

İçi içini yiyordu.

Asil bir vicdana sahipti; tamamen lekesiz.

En ufak bir hata bile onda büyük bir ıstıraba sebep oluyordu.

Ben bu düşüncelerden kurtulmak için

Önümüzdeki dağa baktım.

 Deniz kenarından taa gökdeki Cennet ‘e kadar yükseliyordu;

Güneş arkamızdaydı,

Kıpkırmızıydı.



Gölgem önüme  düştü,

Birden korktum yerimden sıçrayıp telaşla arkama döndüm,

Virgil in gölgesini göremeyince onun beni terkettiğini düşünmüştüm

Beni rahatlatan ses geldi:

" Niye hala emin olamıyorsun?

Niye benim burada olduğumdan ve sana rehberlik ettiğimden şüphe ediyorsun?

Benim bedenim artık yok gölge vermemez.

Kemiklerim Brindisi'den Napoli' ye götürülmüştür."

"Benim bedenimin gölge vermeyişinden daha hayret verici şeyler görüyoruz burada.


Alahın bizi yarattığı şekilde vücutlarımız sıcağa soğuğa tepki verir

Allah bütün gaybı bize bildirmez.





Sadece insan zekası ve bilgisiyle uçsuz bucaksız bütün evreni anlayabileceğini sanan kişi delidir

Bilebileceğinle yetin insanoğlu! Hepsini kendi aklınla bilebilseydin

 Hazreti Meryem‘ in bir erkek evlat doğurmasına gerek kalmazdı!

Bazılarının nasıl da boşuna çabaladığını gördün.

Istediklerine ulaşamadılar

Aristo ve Plato’ dan bahsediyorum” dedi

"Onlar ve daha niceleri..."

Durdu boynunu büktü.


Böyleyken tepenin eteğine ulaştık

Öyle bir yamacı tırmanmamız gerekiyordu ki;

 bunun için havada yürüyebilen bacaklar lazımdı.

Lerici ve Turbia arasındaki dağlardan beterdi bu dik yamaç.


"Nereden gitmek lazım?" dedi Virgil

"Kanatlarımız da olmadığına göre..."





O durmuş nasıl gideceğimizi düşünürken, ben kayaklıklara bakıyordum.

Çok yavaş sürünerek gelenleri gördüm

Sanki ayakları bize doğru hareket ediyordu ama

O kadar yavaşlardı ki duruyor gibiydiler.


"Üstad bak bize doğru gelenler var!"
 Eğer hala karar vermediysen onlara sorabilriz


Virgil onlara baktı ve rahatladı birden

"Bunlar yavaş geliyor biz onların yanına gidelim" dedi

"Sen bildiğin gibi inanmaya devam et, kıymetli oğlum"

Onlara  yaklaşınca,-sapanla taş atılabilecek kadar bir mesafe kalıncaya kadar-

 grup ürktü; geriye kayaya verdiler sırtlarını, birbirlerine sokuldular,

ve korkuyla durup baktılar bize.

Virgil onlara hitap etti;

"Seçilmiş ruhlar! Ömrünü güzel bitirmiş insanlar,

Bize varacağınız yerde başınıza geçirilecek olan tacın hatırına yol gösteriniz!

Hangi yoldan tırmanalım?

Zamanın kıymetini ancak gecikenler bilebilir"





Kapıdan çıkan koyunlar gibi teker teker; ikişer ikişer; üçer üçer; birbirini takip ederek çekinerek, geldiler yanımıza

Burunları yerde sessiz; Kendi ne istediklerini bilmez şekilde,

Öndeki ne yaparsa arkadakiler de onu takip ediyordu

İlk gurup geldiğinde rehberime baktım; Saygılılardı

Ama yanımıza yanaşıp da benim kaya üzerine düşmüş gölgemi görünce korkarak gerilediler.

Arkadan gelenlerin hepside aynı şekilde gerilediler ama sebebini bilmiyorlardı

"Aklınızdan geçeni ben söyleyeyim;" dedi Virgil

"Bu yaşayan bir kişidir ama bu kayalıkları tırmanma müsadesi vardır"



Ruhlar gitmemiz gereken yolu işaret ettiler

İçlerinden biri bana

"Sen her kimsen hem yoluna devam et hem de giderken dön bana kim olduğuma bak.

Dünyada beni görmüş müydün?"

Ona dikkatle baktım,

Altın sarısı saçları vardı çok yakışıklıydı kaşında kılıç yarası vardı.

Ben onu daha önce görmediğimi söyleyince açtı göğsünü gösterdi

Göğsü de kılıç darbesiyle yarılmıştı.



"Ben Manfred, İmparatoriçe Constanz’ ın torunuyum

Dünyaya döndüğünde sana yalvarırım kızımı bul ve ona benden bahset.

Ben iki ölümcül kılıç darbesi aldıktan sonra Tanrıya yakardım

Tanrı' nın affı severek herkesi bekler.

Benim günahlarım korkunçtu ama Allahın rahmeti sonsuzdur

Kendisine dönen herkesi kabul eder





Kemiklerim halen daha taş yığınının altında olacaktı

Şimdi Verde de Krallık yakınında rüzgara ve yağmura maruz kaldılar





Hiç kimse Papa'nın aforoz etmesiyle İlahi aşktan yoksun bırakılamaz

Her zaman insan için umut vardır





Burada bizimle beraber beklemekte olanlar klisenin aforoz ettiği kişilerdir

Ben onlara dua ediyorum çünkü onlar da tövbe etmekteler

Benim durumumu güzel kızım Constanz’ a anlatırsan döndüğünde ve o da dua ederse, bana büyük iyilik yapmış olacaksıniz,

Çünkü buradaki kurallar göre, bizim Cennete girişimiz halen yasaktır..."







Araf

Kanto 4

Eski Dost Belasqua Tembeller Durağında



Eğer büyük bir acı veya hazdan duyularımızdan biri esaslı bir şekilde etkilenirse

Bütün ruhumuz o duyuya akar, diğer duyularımız körelir

Ruhumuzun bir tarafı yanar, bu şey ruhumuzu tutsak alır,

Ve biz zamanın nasıl geçtiğini anlayamayız.


Buna bir örnekte benim Manfred’ in hikayesini dinlemem.

O anlatırken ve ben hayranlıkla dinlerken, bir yandan Güneş gökte,

Bir yandan da İlahiler  Araf’ta yükseliyordu:

İste aradığın burada”

Rehberim ve ben yolumuza devam ettik.

İtalya'nın sarp kayalıkları gibiydi yollar

Ama orada ayaklar yeterliyken burada kanat gerekiyordu

Artık ellerimizi de kullanarak kayalara tırmanıyorduk

O tırmanış bitince rehberime sordum:

Sağa mı sola mı döneceğiz”

Hayır, hiç bir yere dönmeyeceğiz; bu önünde ki dik dağa tırmanmaya devam et,

 taa ki bir başka rehber bulana kadar” dedi


Artık bütün kuvvetim tükenmişti:

Bir dön de bak bana; ben burada kalacağım değerli pederim” dedim

Yüksek kayayı gösterdi ve “Kendini oradan yukarı çek” dedi

Onun verdiği gayretle ellerimle dizlerimle güç bela kendimi yukarı çektim

Orada otururken dönüp geldiğimiz yola baktık;

Çünkü uzun yolculuklarda dönüp ne kadar yol aldığını görmek yolcuyu rahatlatır.

Önce aşağıya, kıyıya baktım,  sonra yukarı güneşe

Şaştım bu işe çünkü güneşin ışığı soldan geliyordu

Virgil şaşkınlığımı anladı

Hemen gökyüzünün haritasını anlatmaya koyuldu bana

Her bir burcun yerini gösterdi

Kudüs' ün tam aksi istikametinde Güney yarım kürede olduğumuz için,

Her şey bildiğimiz yerinden farklı görünüyordu.

Üstadım nerede olduğumun hiç bu kadar farkında olmamıştım şimdiye kadar” dedim

Daha ne kadar tırmanacağız?  dağ göklere kadar uzanıyordu

Sonunu göremiyordum.


Başlangıçta zordur tırmanmak; sonra kolaylaşır” dedi

“Amacına yanaştıkça daha kolaylaşacak

Yaklaştıkça tepeler daha yumuşayacak güzel bir tırmanış olacak

Uçar gibi süzülerek gideceksin

Önce koşacaksın, sonra dinleneceksin

Ben bu kadar bilirim, fazlasını da söyleyemem”



Oradan biri seslendi:

“Belki biraz durup dinlenirsiniz o noktaya gelmeden önce” dedi

Hemen dönüp baktık; sesin sahibini çok büyük bir kayanın dibinde dinlenir bulduk.

Zorlukla yanına gittik ve kayanın gölgesinde dinlenmekte olan diğer ruhları gördük.

En yorgunu başını dizleri arasından ayaklarına doğru sallandırmış bitkin vaziyette oturuyordu.


Rehberime gösterdim: “Şu zavallının durumuna bak” dedim

Adam güçlükle başını çevirdi “Kolaysa sen tırman” dedi

O zaman tanıdım; her yerim ağrıyordu, damarlarımda ki kanda, ciğerlerimdeki nefeste acı vardı

 ama gene de onun yanına gitmeme engel olmadı yorgunluğum;


Ben yanına varınca başını biraz kaldırdı:

“Niye güneşin bu yönde olduğunu bilmek istiyor musun?” dedi

Hafifçe güldüm onun bu haline, hareketlerindeki yavaşlığa, tek tek söylediği kelimelere.


Belaqua artık seni merak etmeyeceğim, nerede olduğunu öğrendim çok şükür” dedim

“Ama niye burada çöktün kaldın?

Yoksa sen de bir rehber mi bekliyorsun? Ya da eskisi gibi tembellik mi yapıyorsun?” dedim.


Eski dost Tırmanmanın ne faydası var?

Gitsem bile oraya, Araf’ ın kapısındaki Melek, bana yol vermez! “Daha zamanı gelmedi” der...

Dünyada hayır işlemekte ne kadar geciktiysem, burada da o güzel yerlere ulaşmak için

O kadar  yıl bekleyeceğim

Ne yapalım buranın kanunu böyle

Allah’ın sevgili bir kulu bana dua ederse, o zaman başka.


Virgil yola koyulmuştu;

Bana işaret etti:

 Bak öğlen oldu güneş tam tepede, Fas’ ta gece oldu bile...”






Araf Kanto 5



Bir Damla Gözyaşıyla Kurtuldu




Una lagrimetta

Rehberimin ayak izlerini takip ediyordum,
Daha önce konuşmuş olduğumuz tembeller gurubundan yeni ayrılmıştık ki;
Arkamdan birinin bana baktığını hissettim,
Beni arkadaşlarına gösteriyordu.
“Oraya bak! hem gölgesi var hem de canlı gibi yürüyor!”
Kim olduğunu görmek için arkama döndüm;
Hemen rehberim “Niye oyalanıyorsun?
“Aklını çelen, seni yolundan alıkoyan ne?
Onların boş konuşmaları seni ilgilendirmez” diye çıkıştı bana
Gururla, başın dik olarak beni takip et;
Kaya gibi ol, rüzgarlar, fısıltılar seni etkilemesin.
Bir adam her seferinde dikkatinin dağılmasına izin verirse
Gitmekte olduğu yolundan sapabilir; sonra yolu izi kaybeder.
Sürekli değişim beynin enerjisini alır!”

Ne diyebilirdim; “geliyorum” demekten başka
Kızarmıştım biraz.
Bu arada tepeyi tırmanıp bize yaklaşmakta olanlar koro halinde “Miserere” ilahisini okuyorlardı;
Ama beni fark edince Aaa... diyerek, duraladılar; şarkıyı kestiler.
İki ruh öne fırladı:

Lütfen bize söyler misin, sen yaşamakta olan bir adam mısın?” dediler
Rehberim “Evet” dedi “bu adam hala yaşamaktadır
Diğerlerine söyle bu adama hürmet göstersinler;
 bu adamı tanımak onlar için çok önemli olacaktır
Adamlar koşarak arkadaşlarına haber iletmeye gittiler
Haberi alanlar, ‘atlılar’ gibi süratle yanımıza vardılar.

Rehberim “yüzlercesi geliyor hepsi senden bir şey isteyecek;
 Onları dinle ama bir yandan da durma yoluna devam et” dedi

Hepsi yanıma gelip onlarla konuşmamı rica ettiler;

“Bizim aramızdan hiç tanıdığın yok mudur;
Dünyaya döndüğünde, sevenlerine haber götürebileceğin?
Dur biraz, hiç durmayacak mısın bizimle konuşmak için?
Niye acele ediyorsun?
Biz hepimiz savaşta veya başka bir sebeple şiddet yüzünden öldük.
Son anımıza kadar günahkâr olarak yaşadık.
Nihayet, Hakk'ın nuru bize geldi de aydınlattı bizi.
Son nefesimizde hem kendimiz için tövbe ettik, hem de bizi üzenleri affettik,
Tanrıya inanarak huzur içinde dünyayı terk ettik,
Ve burada Tanrı’nın yüzünü görmeye hasreti verildi bize.
“İyi doğmuş ruhlar; içinizde tanıdığım kimse yok ama yüzlerinize bir defa daha bakayım
Sizin için yapabileceğim bir şey varsa söyleyin.”
(İacopo del Cassero
Podesta of Bologna 1298 Milano- Venice
İhanet etmişler)
 Ben ilk olayım. Eğer yolun Napoli yakınlarına düşerse beni hatırla
Oradakiler benim için dua etsinler
 Benim memleketim Fano ‘dur ama Antenori’ de kanım dökülmüştü.
Kendimi en güvenli sandığım zamanda benden nefret eden birisinin tuzağına düştüm.
Onlardan kaçmak için bataklığa doğru koştum,
Ayağım çalı çırpıya takıldı yere yuvarlandım düştüğüm yerde
Kanım göl oldu.”


Bonconte da Montefeltro
Battle of Campaldino 1289

Bir başkası “Sana yukarı tırmanma azmi verilsin” diye dua ederek, kendisini tanıttı:
Ben Bonconte, memleketim Montefeltro idi;
Beni Giovanna ve diğerleri unuttuğu için şimdi burada,
 bu ruhlar arasında başım öne eğik yürümekteyim” dedi.

“Nasıl oldu da Campaldino ’dan çok uzağa düştün, mezarının yeri bile belli değil?” diye sordum ona.
Ben şimdi ismi unutulmuş olan bir dere kıyısına boğazım kesik vaziyette geldim,
Koşarak kaçıyordum ben kaçarken kanım yere akıyordu,
Sesim soluğum kesildi,
Gözlerim kör oldu,
Son nefesimi Meryem ana diyerek verdim.
Bedenim orada kaldı.
Sana doğrusunu anlatıyorum, dünyaya döndüğün de anlat benim hikayemi.

Melek beni kavradığında, Cehennem’ deki bağırdı;
‘Cennet’ten inen niye bunu bana bırakmıyorsun?
Bir damla gözyaşıyla kurtuldu bu,
Sen O’nu taşıyorsun ama babası bizim tarafta.’
Kurnaz zekası ve kötü niyetiyle ortalığı bulandırmaktaydı şeytan.
Ben öldüğümde yağmur yağdı sel oldu,
Benim bedenimde sele kapılıp gitti.
Önce ırmağa karıştım sonra çamura.” Dedi.

Pia de Tolomei
Sonra yumuşak bir hanım sesi:
Buradaki yolculuğunu bitirip dünyaya vardığında,
Ve yeterince dinlendiğinde,
Beni de an, Adım Pia
Sienna da doğdum, Maremma da öldüm;
Beni kendisine bir pırlanta yüzükle, eş alan kişi öldürdü” dedi.

gemma





Rehberimin ayak izlerini takip ediyordum,

Daha önce konuşmuş olduğumuz Tembeller gurubundan yeni ayrılmıştık ki;

Arkamdan  birinin bana baktığını hissettim,

Beni arkadaşlarına gösteriyordu.

“Oraya bak! hem gölgesi var hem de canlı gibi yürüyor!”

Kim olduğunu görmek için arkama döndüm;

Hemen rehberim “Niye oyalanıyorsun?

“Aklını çelen, seni yolundan alıkoyan ne?

Onların boş konuşmaları seni ilgilendirmez” diye çıkıştı bana

Gururla, başın dik olarak beni takip et;

Kaya gibi ol, rüzgarlar fısıltılar seni etkilemesin.

Bir adam her seferinde dikkatinin dağılmasına izin verirse

Gitmekte olduğu yolundan sapabilir; sonra yolu izi kaybeder.

Sürekli değişim beynin enerjisini alır!”


Ne diyebilirdim; “geliyorum” demekten başka

Kızardım hemen; özür dilemek için bile, özür dileyenin aklının başında olması gerekir.

Bu arada tepeyi tırmanıp bize yaklaşmakta olanlar koro halinde “Miserere” ilahisinin dizelerini

Farklı guruplar halinde okuyorlardı;

Ama beni fark edince Aaa... diyerek, duraladılar; şarkıyı kestiler.

İki ruh öne fırladı:


Lütfen bize söyler misin, sen yaşamakta olan bir adam mısın?” dediler

Rehberim “Evet” dedi “bu adam hala yaratıldığı çamurun içindedir

Diğerlerine söyle bu adama hürmet göstersinler;

 bu adamı tanımak onlar için çok önemli olacaktır

Adamlar koşarak arkadaşlarına haber iletmeye gittiler

Haberi alanlar, ‘atlılar’ gibi süratle yanımıza vardılar.



Rehberim “ yüzlercesi geliyor hepsi senden bir şey isteyecek;

 onları dinle ama bir yandan da durma yoluna devam et” dedi


Hepsi yanıma gelip onlarla konuşmamı rica ettiler;


“Bizim aramızdan hiç tanıdığın yok mudur;

Dünyaya döndüğünde, sevenlerine haber götürebileceğin?

Dur  biraz, hiç durmayacak mısın bizimle konuşmak için?

Niye acele ediyorsun?

Biz hepimiz savaşta veya başka bir sebeple şiddet yüzünden öldük.

Son anımıza kadar günahkar yaşadık.

Nihayet, Hakk'ın nuru bize geldi de aydınlattı bizi.

Son nefesimizde hem kendimiz için tövbe ettik, hem de bizi üzenleri affettik,

Tanrıya inanarak huzur içinde dünyayı terk ettik,

Ve burada Tanrı’nın yüzünü görmeye hasreti verildi bize.

“İyi doğmuş ruhlar; içinizde tanıdığım kimse yok ama yüzlerinize bir defa daha bakayım

Sizin için yapabileceğim bir şey varsa söyleyin.”

Cassero; “Ben ilk olayım. Eğer yolun Napoli yakınlarına düşerse beni hatırla

Oradakiler benim için dua etsinler

 Benim memleketim Fano ‘dur ama Antenori’ de öldürülmüştüm”



Bir başkası Bonconte olduğunu söyleyerek, “Benim memleketim Montefeltro idi;

Beni Gieovanna ve diğerleri unuttuğu için şimdi burada bu ruhlar arasında başım öne eğik yürümekteyim” dedi.

“Nasıl oldu da Campoldino ’dan çok uzağa düştün, mezarının yeri bile belli değil?” diye sordum ona.

Ben şimdi ismi unutulmuş olan bir dere kıyısında öldürüldüm, bir kılıç boğazımı yardı, kaçarken,

gözlerim kör oldu, konuşamaz oldum.

Tam Meryem Ana derken son nefesimi verdim,

 Bedenim orada kaldı.



Ben doğruyu anlatıyorum bu anlattıklarımı dünyada anlat herkese

Buraya geldiğimde melekler beni Araf’a getirdi

Cehennem zebanileri bağırdı ‘onu bırak buraya gelecekti

Bir damla gözyaşıyla kurtuldu elimden dediler.

Halbukı öbürü (babası) cezasını başka türlü çekmekte" diye

Irmak bedenimi sürükledi çamurun içinde bıraktı”



Sonra yumuşak bir hanım sesi:





Buradaki yolculuğunu bitirip dünyaya vardığında,

Ve yeterince dinlendiğinde,

Beni de an,

Adım Pia

Sienna da doğdum, Maremma da öldüm;

Beni kendisine  bir pırlanta yüzükle

eş alan kişi öldürdü” der.

1 Prudence veya Wisdom


Bilgelik doğru muhakeme etme doğru hüküm verme olayları iyi değerlendirme tedbirli davranma olarak açıklayabiliriz.


Burada bilge olmak sadece bilmek değildir Mesela Adalet in ne olduğunu bilmemiz aynı zamanda adil de davrandığımız anlamına gelmez Bunu hayata uygulayabilmektir önemli olan
Bilge olmak durup dururken olacak bir şey de değildir emek ister. Bunun için kişinin aktif olarak çalışması lazım Hem bilgisini arttırmak için okuyacak vaktini boşa geçirmeyecek kendisinin bilge olarak gördüğü aklı başında bilgili insanlarla vakit geçirmeye ve onlardan da bir şeyler öğrenmeye çalışacak sorumluluk alıp karar verirken de sorumlu davranacak
Bu Aristo ya göre daha çok yönetici sınıfının sahip olması gereken karakter özellikleri

Sekizinci kantonun sonunda Dante Konrad ve ailesini övüyordu hem aileden gelen özellikleriniz hem de alışkanlıklarınızdan dolayı öyle bir yapınız var ki şeytan herkesi şaşırtır sizi şaşırtamaz diyordu

Sahip olunan değerleri alışkanlıklarla da her gün doğru davramarak perçinlemek lazım geldiğine dikkati çekiyor

2 Courage Fortitude
 Cesaret Kuvvet

İkinci özellik gene Aristo zamanındaki anlayışla daha çok askerde bulunması gereken kuvvet cesaret gibi özellikler.


Burada kahraman korkmayan kişi değil; korkulacak durumda da gene yapması gerekeni yapan kişi.
 Latince "Fortitudo" ingilizce "Fortitude hem bedenen hem ruhen kuvvetli olmayı yılmamayı anlatıyor. Bunun en güzel örneği düşman donanması Beşiktaşa demirlemiş toplarını da Dolmabahçe sarayına yöneltmişken; Atatürk' ün yenilmişlik duygusuna kapılmayıp "Geldikleri gibi giderler" demesi; topu tüfeği yokken de o kuvveti kendinde bulabilmesi.
Kişinin belirsizlik durumunda, tehdit altında veya herhangi bir korkulu halde ezilmeden gene dik durabilmesi.

3 Temperence


Iradesine hakim olmak, nefsine hakim olmak; itidal; her durumda ölçülü davranma.
 Orta yolu seçme, kararını bilme.

Para konusunda ne cimri; ne müsrif olma gibi özellikler.

İnsanın iç huzuru bulması, kafasının rahat olması gibi kavramlarda Latince de gene bu Temperence kelimesiyle bağlantılı.
Measure ölçü kelimesiyle mente akıl kelimesi de gene ortak kökten geliyor.


Şiirin içinde çeşitli bölümlerde bu kelimeler kullanılarak bu dört erdeme dikkat çekiliyor.
4 Justice 
Adalet
Herkese hakkettiğini verme.
 Adaletten bahsetmek için önce bir insan neyi hakkettiyse onu vermek kimsenin hakkına tecavüz etmemek gerekiyor.


Bugün bir yazar demiş ki adalet heykelinin gözü kapalıu değil açık olmalı gözü açık olacak dünyanın farkında olacak tabii ama gözünün kapalı olmasından maksat biri "Başbakanın oğlu" biri "hamalın oğlu" demeden ikisine de eşit muamele etmesi; kimseye iltimas yapmaması; herkesin hakkettiği neyse tam olarak onu vermesi içindir.

4 Justice 
Adalet
Herkese hakkettiğini verme.
 Adaletten bahsetmek için önce bir insan neyi hakkettiyse onu vermek kimsenin hakkına tecavüz etmemek gerekiyor.


Bugün bir yazar demiş ki adalet heykelinin gözü kapalı değil açık olmalı gözü açık olacak dünyanın farkında olacak tabii ama gözünün kapalı olmasından maksat biri "Başbakanın oğlu" biri "hamalın oğlu" demeden ikisine de eşit muamele etmesi; kimseye iltimas yapmaması; herkesin hakkettiği neyse tam olarak onu vermesi içindir.
Charity
İnsanları sevmek merhametli olmak iyilik etmek güler yüzlü olmak iyi davranmak
Yardımlaşma iyi niyet
Zekat sadak vermek de buraya dahil.




Kanto 7


Birbirlerini selamlayarak, birkaç defa daha sarıldıktan sonra;
Sordello kendisini geriye çekerek, Virgil'e
„Ama sen kimsin?“ dedi.

„Değerli ruhlar Araf’a yönlendirilmeden önce, Octavian beni gömdü.

Ben Virgil‘im; Bir günahım yok ama Cennet' e girmem yasak."

Sordello inansın mı inanmasın mı bilemeyerek bir an şaşırdı

"Yaa, öyle mi?" diyerek, üstada saygıyla bir kez daha sarıldı;

"Latin ırkının ölümsüz yıldızı
Senin şiirlerinle bizim dilimiz bütün övgüleri kazandı;
Ben nasıl oldu da seni tanıma şerefine nail oldum?
Siz nasıl geldiniz buraya, hangi yoldan?
Cehennem de miydiniz? Hangi bölümünde?"

"Evet Cehennemin bütün acılı yollarından geçtik
Ama buraya Cennet'ten çıkarılmış özel izinle geldik.
Ben dünyaya erken gelmişim
Sizler gibi Cennet'i göremeyeceğim
Biz imanla gelen değerlere sahip olamadık
Ama diğer dört büyük erdeme sahibiz
Sen şimdi bize biliyorsan Araf’ ın yolunu gösterebilir misin?"

Sordello:

"Bize burada belirli bir yol gösterilmemiştir. İstediğim gibi dolaşabilirim, kapıya istediğim yoldan varabilirim. Gitmeme müsaade edilen yere kadar size ben rehberlik yapayayım.

Ama şimdi artık akşam oluyor yola devam edemeyiz.
İsterseniz geceyi geçirecek bir yer bulalım önce
Sağımızda bazı ruhlar var; onların istirahat yerini göstereyim size
Sanırım onları görmeyi istersiniz"
                           
Virgil hayretle sordu: "Neden? Gece yürüyüşe izin verilmiyor mu burada?
Geçirmiyorlar mı, yoksa ruhlar yorgunluktan mı ilerleyemiyor?

Sordello yere parmağıyla bir çizgi çizerek;

"Hava karardıktan sonra bu sınırı geçemeyiz
Gece buralar korkuludur onun için kimse ilerleyemez
Ama aşağıya doğru inebilirsiniz, istediğiniz gibi dolaşabilirsiniz" dedi.

Virgil "O zaman bizi bahsettiğin ruhların yanına götür, vaktimizi öyle değerlendirelim,
Söylediğin gibi onları görmekten hoşlanabiliriz" dedi.

 Burada da dünyadaki gibi dağların arasında vadiler vardı.

Sordello, “Aşağıdaki vadide sabahı beklemeyi teklif etti.

Altın, gümüş, değerli taşlar getirilip bu vadiye yayılsa,
Şu anda gördüğümüz çiçekler kadar parıldamazdı.
Yalnız gözlerimiz için bir renk şöleni değil, o zamana kadar bilmediğimiz güzel kokular da yükselmekteydi vadiden.
Vadinin bizim göremediğimiz diğer tarafından, çiçeklerin arasından gelen ruhlar hep birlikte
Salve, Regina, ilahisini söylüyorlardı.

“Güneş yükselmeden onların yanına gidemeyiz,
Biz en iyisi onlara buradan bakalım" dedi bize rehberlik yapan Mantua’lı.
"En yukarıdaki yapması gerekeni ihmal eden ve
Ilahiyi söylemeyen Rudolf 'tur
İmparator elinde olanak varken İtalya’ yı birleştirmek için bir şey yapmadı,
Görevi kendisinden sonra gelecek olanlara bıraktı.
Onu teselli eden komşusu, Elbe nehri kıyısında hüküm sürmüş olan Ottakar'dır

 şimdi kendi tahtına geçmiş olan oğlu
sakallı Winceslaus' tan çok daha iyi bir kraldı.

Yanındaki minik burunlu onunla pek iyi anlaşıyormuş gibi görünüyor ama
Savaşta kaçarken öldü, Fransa’ya zarar verdi.
Göğsündeki armadaki çiçeğin yaprakları döküldü.
Bak hala pişmanlıkla, göğsünü dövüyor,
 öteki yüzünü eline dayamış duruyor.

Sakin bir hayat geçirmiş olan İngiltere Kralı Henri' yi görüyorsun
Orada yalnız oturuyor. O‘nun şansı daha iyiydi
En altta olan, yukarıya bakan, Marki William' dır
Yaptığı savaşlar, Monteferetto' yu ağlatmıştır..."


-Birbirine düşman krallar da burada dostça konuşuyor
Dini konularda ihmalkâr davranmışlarsa da devlet görevi nedeniyle, kendileri af edilmiş.
Yalnız güneş varken yola devam edilebiliyor.
Tanrı’nın yol göstericiliğiyle
Güneş Tanrı’yı temsil ediyor
4ilke fortitude justice
3ilke faith hope charity.


Akşam Karanlığı



Araf

 Kanto 8


(Dante’ nin sabahın erken saatlerinde başlayan Araf’ taki ilk günü günün akşam olmasıyla gökyüzünün güzel renklere bürünmesiyle sona ermektedir)

Denizcilerin evlerini özledikleri,
Sevdiklerinden ayrıldıkları
O sabahı hatırladıkları andır bu an.
Yeni yola çıkacakların da sabahın
Getireceklerini heyecanla bekledikleri,
Giden günü haber veren akşam çanının hüzünlü  sesini

Uzaktan duyup duygulandıkları an.

Değerli okuyucu; eğer doğruyu bulmaksa emelin;
Şimdi buraya iyi dikkat et;
Perde inceliyor görebilirsin artık!
Vadideki kralları gözlerini ufka dikmiş,
Hevesle bekler gördüm. Tevazu içindeydiler,
Bir yandan ilahi söylüyor;
Bir yandan da ayakta hareketsiz, umutla bekliyorlardı.
Gökten iki meleğin indiğini gördüm,
Ellerinde iki kılıç meşale gibi parlıyordu,
Uçları küt, törpülenmiş.
Elbiseleri filizi, kanatları daha koyu yeşildi,
Kanat çırparlarken etekleri uçuşuyor artlarında.
Birisi tam üzerimdeki  tepeye kondu,
Öbürü karşıdaki kayalığa.
Sessiz vadi  aralarında kaldı. Ruhlar ikisinin koruması altındaydı artık.
Saçları sarıydı, gördüm ama yüzleri o kadar parlaktı ki bakamadım.

"Bunlar Meryem Ana'nın sinesinden geldiler" dedi Sordello:
"Bizi koruyacaklar; Yılan indi, inecek ve başını kaldıracak."
O sırada Sordello, Virgil' in kolunu tutarak bağırdı:
"İşte düşmanımız!"
Vadinin korumasız tarafından aşağıya bir yılan süzülerek gelmekteydi.
Belki de Havva' ya, acı meyveyi veren yılandı bu.
Çimenlerin çiçeklerin arasından sessizce ilerliyor,
Arada bir, başını kaldırıp bakıyor,
Dilini çıkartıp dönüp sırtını yalıyordu.
Nasıl olduğunu anlayamadan, tepelerdeki melekler, birer şahin gibi fırladılar.
İkisi de havadaydı;
Meleklerin kanat sesini duyan, yılan hemen kaçtı kayboldu.
Melekler dönüp, tepelerdeki yerlerini aldı.
Hakimin çağırdığı Konrad hiç yerinden kıpırdamamıştı;
Bütün bu kargaşa olurken o gözünü kırpmadan beni izlemişti!
"Yolun açık olsun buranın nuruyla aydınlansın,
Lambanın ışığı hiç sönmesin,
Kendi iradenle, isteğinle lambanın ateşi yanmaya devam etsin, yolunu aydınlatsın.
Eğer haberin varsa, Magra Vadisini anlat bana;
Ben oranın Lordu‘ydum bir zamanlar.
Konrad Malaspina' ydı adım.
Büyük Konrad değil, onun torunu.
O zamanlar aileme büyük sevgi duyuyordum.
Şimdi daha yüce aşkı burada yaşıyorum, arınıyorum."

"Ooo  Lordum! Ben sizin memleketinize hiç gitmedim,
Ama koca Avrupa da sizi duymayan yoktur.
Asaletiniz, kazandığınız zaferler.
Ele geçirdiğiniz topraklar hep bilinir.
Cömertliğiniz ve kılıcınızın gücü meşhurdur.
Şeytan herkesi şaşırtır ama siz
Hem yaratılışınız hem de doğru alışkanlıklarınızdan dolayı kanmazsınız. 
O sizin yolunuza çıkamaz."

Bunları dinleyen ruh:"Git şimdi yoluna devam et
Yedi sene sonra bu dediklerinin ne kadar doğru olduğunu 
kendi tecrübelerinle anlayacaksın
Bu kesindir çünkü kader yazılmıştır... "dedi

Prudence,  wisdom Bilgelik
 Temperance, Iradeye hakim olma, orta yolu seçme
Justice, Adalet
 and Fortitude courage cesaret kuvvet
Faith, Hope, and Charity (caritas = love),












Araf


Kanto 7


Birbirlerini selamlayarak, birkaç defa daha sarıldıktan sonra;
Sordello kendisini geriye çekerek, Virgil'e kim olduğunu sordu:
„Ama sen kimsin?“

Değerli ruhlar Araf’a yönlendirilmeden önce, Octavian beni gömdü.

"Ben Virgil‘im; Bir günahım yok ama Cennet' e girmem yasak."

Sordello inansın mı inanmasın mı bilemeyerek bir an şaşırdı
"Yaa, öyle mi?" diyerek, üstada saygıyla bir kez daha sarıldı;

"Latin ırkının ölümsüz yıldızı
Senin şiirlerinle bizim dilimiz bütün övgüleri kazandı;
Ben nasıl oldu da tanıma şerefine nail oldum?
Siz nasıl geldiniz buraya, hangi yoldan?
Cehennem de miydiniz? Hangi bölümünde?"

"Evet Cehennemin bütün acılı yollarından geçtik
Ama buraya Cennet'ten çıkarılmış özel izinle geldik.
Ben dünyaya erken gelmişim
Sizler gibi Cennet'i göremeyeceğim
Biz imanla gelen değerlere sahip olamadık
Ama diğer dört büyük erdeme sahibiz
Sen şimdi bize biliyorsan Araf’ ın yolunu gösterebilir misin?"

Sordello:

"Bize burada belirli bir yol gösterilmemiştir. İstediğim gibi dolaşabilirim, kapıya istediğim yoldan varabilirim. Gitmeme müsaade edilen yere kadar size ben rehberlik yapayayım.

Ama şimdi artık akşam oluyor yola devam edemeyiz.
İsterseniz geceyi geçirecek bir yer bulalım önce
Sağımızda bazı ruhlar var; onların istirahat yerini göstereyim size
Sanırım onları görmeyi istersiniz"
                           
Virgil hayretle sordu: "Neden? Gece yürüyüşe izin verilmiyor mu burada?
Geçirmiyorlar mı, yoksa ruhlar yorgunluktan mı ilerleyemiyor?

Sordello yere parmağıyla bir çizgi çizerek;

"Hava karardıktan sonra bu sınırı geçemeyiz
Gece buralar korkuludur onun için kimse ilerleyemez
Ama aşağıya doğru inebilirsiniz, istediğiniz gibi dolaşabilirsiniz" dedi.

Virgil "O zaman bizi bahsettiğin ruhların yanına götür, vaktimizi öyle değerlendirelim,
Söylediğin gibi onları görmekten hoşlanabiliriz" dedi.
Dağların arasında vadiler vardı.

Sordello, “Aşağıdaki vadide sabahı bekleyelim” dedi.

Altın, gümüş, değerli taşlar getirilip bu vadiye yayılsa,
Şu anda gördüğümüz çiçekler kadar parıldamazdı.
Yalnız renk şöleni değil, o zamana kadar bilmediğimiz güzel kokular da yükselmekteydi vadiden.
Vadinin bizim göremediğimiz diğer tarafından, çiçeklerin arasından gelen ruhlar hep birlikte
Salve, Regina, ilahisini söylüyorlardı.

“Güneş yükselmeden onların yanına gidemeyiz,
Biz en iyisi onlara buradan bakalım" dedi bize rehberlik yapan Mantua’lı.
"En yukarıdaki yapması gerekeni ihmal eden ve
Ilahiyi söylemeyen Rudolf 'tur
İmparator elinde olanak varken İtalya’ yı birleştirmek için bir şey yapmadı,
Görevi kendisinden sonra gelecek olanlara bıraktı.
Onu teselli eden komşusu, Elbe nehri kıyısında hüküm sürmüş olan Ottakar'dır

 şimdi kendi tahtına geçmiş olan oğlu
sakallı Winceslaus' tan çok daha iyi bir kraldı.

Yanındaki minik burunlu onunla pek iyi anlaşıyormuş gibi görünüyor ama
Savaşta kaçarken öldü, Fransa’ya zarar verdi.
Göğsündeki armadaki çiçeğin yaprakları döküldü.
Bak hala pişmanlıkla, göğsünü dövüyor,
 öteki yüzünü eline dayamış duruyor.
Sakin bir hayat geçirmiş olan İngiltere Kralı Henri' yi görüyorsun
Orada yalnız oturuyor. O‘nun şansı daha iyiydi
En altta olan, yukarıya bakan, Marki William' dır
Yaptığı savaşlar, Monteferetto' yu ağlatmıştır..."


-Birbirine düşman krallar da burada dostça konuşuyor
Dini konularda ihmalkâr davranmışlarsa da devlet görevi nedeniyle, kendileri af edilmiş.
Yalnız güneş varken yola devam edilebiliyor.
Tanrı’nın yol göstericiliğiyle
Güneş Tanrı’yı temsil ediyor
4ilke fortitude justice
3ilke faith hope charity.


Akşam Karanlığı



Araf

 Kanto 8


Dante nin sabahın erken saatlerinde başlayan Araf taki ilk günü günün akşam olmasıyla gökyüzünün güzel renklere bürünmesiyle sona ermektedir

Denizcilerin evlerini özledikleri,
Sevdiklerinden ayrıldıkları
O sabahı hatırladıkları andır bu an.
Yeni yola çıkacakların da sabahın
Getireceklerini heyecanla bekledikleri,
Giden günü haber veren akşam çanının hüzünlü  sesini

Uzaktan duyup duygulandıkları an.

Akşam Karanlığı




Değerli okuyucu; eğer doğruyu bulmaksa emelin;
Şimdi buraya iyi dikkat et;
Perde inceliyor görebilirsin artık!
Vadideki kralları gözlerini ufka dikmiş,
Hevesle bekler gördüm. Tevazu içindeydiler,
Bir yandan ilahi söylüyor;
Bir yandan da ayakta hareketsiz, umutla bekliyorlardı.
Gökten iki meleğin indiğini gördüm,
Ellerinde iki kılıç meşale gibi parlıyordu,
Uçları küt, törpülenmiş.
Elbiseleri filizi, kanatları daha koyu yeşildi,
Kanat çırparlarken etekleri uçuşuyor artlarında.
Birisi tam üzerimdeki  tepeye kondu,
Öbürü karşıdaki kayalığa.
Sessiz vadi  aralarında kaldı. Ruhlar ikisinin koruması altındaydı artık.
Saçları sarıydı, gördüm ama yüzleri o kadar parlaktı ki bakamadım.

"Bunlar Meryem Ana'nın sinesinden geldiler" dedi Sordello:
"Bizi koruyacaklar; Yılan indi, inecek ve başını kaldıracak."
O sırada Sordello, Virgil' in kolunu tutarak bağırdı:
"İşte düşmanımız!"
Vadinin korumasız tarafından aşağıya bir yılan süzülerek gelmekteydi.
Belki de Havva' ya, acı meyveyi veren yılandı bu.
Çimenlerin çiçeklerin arasından sessizce ilerliyor,
Arada bir, başını kaldırıp bakıyor,
Dilini çıkartıp dönüp sırtını yalıyordu.
Nasıl olduğunu anlayamadan, tepelerdeki melekler, birer şahin gibi fırladılar.
İkisi de havadaydı;
Meleklerin kanat sesini duyan, yılan hemen kaçtı kayboldu.
Melekler dönüp, tepelerdeki yerlerini aldı.
Hakimin çağırdığı Konrad hiç yerinden kıpırdamamıştı;
Bütün bu kargaşa olurken o gözünü kırpmadan beni izlemişti!
"Yolun açık olsun buranın nuruyla aydınlansın,
Lambanın ışığı hiç sönmesin,
Kendi iradenle, isteğinle lambanın ateşi yanmaya devam etsin, yolunu aydınlatsın.
Eğer haberin varsa, Magra Vadisini anlat bana;
Ben oranın Lordu‘ydum bir zamanlar.
Konrad Malaspina' ydı adım.
Büyük Konrad değil, onun torunu.
O zamanlar aileme büyük sevgi duyuyordum.
Şimdi daha yüce aşkı burada yaşıyorum, arınıyorum."

"Ooo  Lordum! Ben sizin memleketinize hiç gitmedim,
Ama koca Avrupa da sizi duymayan yoktur.
Asaletiniz, kazandığınız zaferler.
Ele geçirdiğiniz topraklar hep bilinir.
Cömertliğiniz ve kılıcınızın gücü meşhurdur.
Şeytan herkesi şaşırtır ama siz
Hem yaratılışınız hem de doğru alışkanlıklarınızdan dolayı kanmazsınız. 
O sizin yolunuza çıkamaz."

Bunları dinleyen ruh:"Git şimdi yoluna devam et
Yedi sene sonra bu dediklerinin ne kadar doğru olduğunu 
kendi tecrübelerinle anlayacaksın
Bu kesindir çünkü kader yazılmıştır... "dedi

Prudence,  wisdom Bilgelik
 Temperance, Iradeye hakim olma, orta yolu seçme
Justice, Adalet
 and Fortitude courage cesaret kuvvet
Faith, Hope, and Charity (caritas = love),


Araf 9

Girin, ama dikkat edin sakın geriye bakmayın




Araf 
Kanto 9


Doğu balkonunda,
Tithonus' un cariyesi göründü.

Aşığının kollarından yeni sıyrılmıştı;

Gözlerinin önüne yıldızlar tüm ihtişamlarıyla parlıyorlardı.






Kuyruğunu kaldırmış  korkunç

bir akrep şeklinde yıldızlar pırıl pırıl serilmişlerdi.

Gecenin ilerleyen saatleriydi

Sabahın gelişini müjdeleyen ilk ışıklar kanatlanıp gelmekteydi.

Hazreti Adem' in soyundan gelen ben,

Üzerime bir yorgunluk çökünce,

Diğerlerinin arasında çimenlere uzanıp, uyuyakalmıştım.

Minik kırlangıç, hüzünlü sesiyle ötmeye başlamıştı,

Kimbilir belki de eskileri hatırlıyordu.

Baş bedene itaat etmeyi bıraktığında,

Gündüzün zincirlerinden kurtulduğunda,

Göz daha farklı görür geleceği;

Rüyamda üzerimde süzülen bir kartal gördüm,

Kanatların açmış her an dalış yapmaya hazırdı,

Hareketsiz, gökyüzünde süzülüyordu.

Tarihte Ganymed'in, arkadaşlarının yanından kartal tarafından kaçırılıp,

En yüksek makama çıkarılışı geldi aklıma.

“Belki buradan avlanıyor” dedim kendi kendime;

“Belki buradan bakıyor da, başka yerden avı kapıyor”

Tam o anda; yıldırım gibi indi.

Beni kaptığı gibi, alevlere, atmosferin üzerine çıkardı.

Sanki ikimiz de sıcak alevin içinde kalmıştık,

Yanıyorduk.

Uyandım, nerede olduğumun farkında değildim;

Sisler içindeydim.

Aşil ‘de kaçırıldığında, böyle uyanmış olmalı.

Gözlerini ovuşturup, nerede olduğunu anlamaya çalışırken;

Bir orada, bir burada…

Thelis onun güvenliğini sağlamak için,

Çocukluk Uykusunda,

Adalara kaçırdığında;

Tam da böyle hissetmiş olmalı.

Yattığım yerden doğruldum,

Korku içerisindeydim;

Yüzüm sarardı kanım çekildi.

İşte yanımda; ‘benim rehberim’,

‘tek dayanağım’ oturmaktaydı,

Yalnız...

Sabah olmuştu,

Denize dönmüş bakıyorduk,

Çiçekli vadi geride kalmıştı.

“Korkma” dedi bana;

“Bundan sonra ‘mutlu yolumuza’ devam edeceğiz.

Hiç kendini tutma,

Bütün kuvvetini topla;

Şimdi artık gerçek Araf’tayız

Surları görüyor musun, Araf ‘ın etrafını çeviriyor?

Bir de kayaların arasında dar bir geçit var,

“Altın Kapı” oradadır.

Şafak sökmeden önce,

Ruhun hala uykuda hapsolmuşken; O çiçekli vadide yatarken,

Bir hanım geldi; “Ben Lucia” dedi;

‘Ben bu uyuyan adamı alıp, yukarı çıkarayım, gitmek istediği yere’ dedi

Sordello ve diğerleri vadide kaldı;

Azize Lucia eğildi, seni kucakladı,

Gün aydınlanırken, yol aldı. Ben peşi sıra geldim.

Tatlı yokuşu çıktık.

Güzel gözlerinin bir bakışıyla kapıyı işaret etti bana;

Sonra kayboldu; senin uykunda açıldı o gittiği sırada”

Kuşkuları dağılmış da güveni yerine gelen birisi gibi bir anda rahatladım

İşin doğrusunu yavaş yavaş anlamaya başlamıştım.

Yüzümün güldüğünü fark eden rehberim, kalktı

Tepeyi tırmanmaya başladı,

Ben de arkasından fırladım.

Okuyucu:



Ne kadar zor bir bölüme geldik;

Burayı anlatmak için çok sanat göstermek gerekir;

Kayaların arasındaki geçite gelmiştik,

Geçite üç basamakla çıkılan bir büyük kapı yapılmıştı.

Her basamak ayrı bir renkti;

Önünde hiçbir şey söylemeyen ve kıpırdamadan duran bir bekçi vardı

Korkarak gözlerimi kaldırdım ona doğru baktım.

En üst basamağın üzerinde oturmaktaydı;

Yüzü çok parlaktı.

Ne zaman bakmaya çalışsam, gözlerimi çevirmek zorunda kalıyordum.

Ne işiniz var burada? Rehberiniz nerede?

Durduğunuz yerden cevap verin!”  dedi.

Üstadım cevap verdi:

Bir süre önce Cennet’ ten bir hanım getirdi bizi buraya, ‘Kapı orda girin’ dedi.

İyi kalpli Melek:

“Peki içeri girdiğinizde dilerim o hanım size yardımcı olur;

Sizin iyiliğinizedir bu yol;

Basamaklara yaklaşın” dedi.

İlk basamak, beyaz mermerden ayna gibi parlamaktaydı;

Kendi aksimi gördüm orada. İkincisi koyu renk, sert kayadan yapılmıştı,

Üzeri çokça aşınmıştı, Yarıklar vardı.

Üçüncüsü kıymetli bir mermerdi;

Damardan fışkıran kan kadar kırmızıydı.

Melek orada hareketsiz oturmaktaydı.

Rehberim büyük bir iyilikle beni bu basamaklardan çıkaracaktı.

Şimdi meleğe yalvar, kapıyı anahtarıyla açsın” dedi.

Hemen diz çöküp, Rahman olan Allah’ın adıyla kapıyı açmasını istedim.

Elimle göğsümü yumrukladım. Kılıcını çıkardı;

Alnımın üzerine 7 adet P harfi çizdi ucuyla,

İçeri girince yüzünü yıka, yaraların kapanır” dedi

Kıyafeti toprak rengi,

Elini cüppesinin içine sokup, iki anahtar çıkardı;

Biri altın, diğeri gümüş;

İkisini de denedi; çok şükür kapı açıldı.





Bu kapıyı açmak maharet ister; anahtar yanlış takılırsa açılmaz ” dedi

Biri daha değerlidir, altın olanı;

Öbürü çok kullanılmıştır; Daha fazla maharet ister,

Düğümü çözer. Bu anahtarlar Aziz Peter’ dendir

Bana demiştir ki; “Şüpheye düşersen, kapıya geleni al içeri;

Dışarıda bırakmaktansa içeri almak evladır

Koca kapının kanatlarını gıcırdatarak,

Sonuna kadar açtı.

Girin, ama dikkat edin sakın geriye bakmayın, yoksa yine dışarıda kalırsınız!”

Metellus’ un bekçilğini yaptığı ,

Roma’ nın hazinesini koruyan kapı açıldığında;

Tarpein kayalıkları bu kadar gürültü yapmamıştır.

Kapının açılmasıyla, kayalar gümbürderken,

Sanki, Te deum Laudamus ilahisinin tatlı bir sesle söylendiğini duydum.

Öyle ayakta durup dinledim;

Sanki kilisede org eşliğinde söylenen,

Kelimelerin hepsini duyamadığınız bir tatlı şarkı gibiydi.

Gözlerim doldu,

Kelimeler bir var, bir yoktu...

*Tithonus Aurora (Safak) la evli, Ay da c

Cariyesi Selena

Ayna

Confession itiraf günah çıkartma

PEnitence ceza kefaret

Catholic confessional ritual, the gesture one makes while saying “through my fault, through my fault, through my most grievous fault”), and begging for mercy.



Discernment idrak akıl muhakeme

(P for peccatum, Latin for “sin”). These represent the seven deadly sins that Dante must purge through suffering in his climb up the mountain. These wounds must be healed, one by one, or he cannot ascend.






Tevazu ve Kibir






O az açılan kapıdan girdik,


-çünkü insan, doğru yolu bulamazdı da bazan,

Eğri yol ona sevdirilirdi-

Öyleleri giremezdi bu kapıdan.

Kapanma sesini duyduğumda;

"İyi ki arkama dönüp bakmadım" dedim

Eğer baksaydım bu hatama

Ne mazaret bulabilirdim?

O ince dar geçitten tırmandık;

Yol zigzaglı idi;

Bir taraf uçurum.

"Dikkatli ol" dedi Rehberim;

O iğne deliğinden geçmek maharet istiyordu...

Yoruldum; Hem ben yorulmuştum hem de

Her ikimiz de yol iz olmamasından;

 bize doğru yolu gösterecek bir rehber olmamasından dolayı şaşkındık.

Üzerine çıktığımız basamak hem dümdüzdü hem de bir çöl yolundan bile daha ıssız

Buradan sonra çıkmamız gereken kayanın yüksekliği

 üç adam boyu  idi;

eni boyuna eşit gibiydi.

Tam tırmanacaktık ki;

Kayanın bir yüzünün beyaz pürüzsüz harika bir mermer

Olduğunu gördüm;

 üzeri ince kabartmalarla süslenmişti.

Bu kadar güzelini  ne en iyi Yunan heykeltraşlar yapabilirdi,

Ne de doğada böyle bir güzellik bulunabilirdi.

Yüzyıllardır beklenen müjdeyi Meryem Ana' ya getiren melek oradaydı.

Cennetin anahtarı Meryem Ana' nın yavrusunda olacaktı.

Gördüğümüz eser o kadar gerçekçiydi ki; sanırsınız

"Ave" diyerek Meryem Ana'yi selamlıyorlardı.

Sanki heykeller konuşacak ve hareket edecek gibiydiler

Ve sanki Meryem Ana cevap veriyordu:

"Ecce ancilla Dei'

"Ben Allah'ın kuluyum; hizmetkarıyım."

Üstadım "şu tarafa da bak"

deyince hemen bakışlarımı çevirdim.

Heyecanımdan hemen Virgil' in önünden geçerek sağ tarafa yöneldim.

Mermerden yapılmış bir öküz arabası ve

 Kutsal Ahit sandığı c
anlandı gözlerimin önünde.

-O zaman buna dokunmak yasaktı-

Sanki yedi koro birden ilahileri okumaya başlamıştı.

Kulağımla duymuyordum ama gözümle görüyordum sanki

Tütsülerden dumanlar yükseliyordu.

Oradan hem bir kraldan daha az

hem daha fazla

Davut Peygamber eteklerini tutmuş,

Çılgıncasına bir sevinçle dansediyordu.

Oysa yukarıda saray penceresinden eşi

Mishel onu hiç de tasvip etmeyen bir nazarla seyrediyordu.

Üzüntülü, memnuniyetsiz;

Tepeden bakıyordu.

Üçüncü panelde Roma İmparatoru Trayan,

Kutsal imparator,

Atının yanında bir kadıncağız gözyaşları içinde;

Resmin her iki tarafında atları üzerinde şövalyeler,

Altın renkli sancaklar,

Havada süzülen kartallar.

Diz çökmüş yaşlı kadın ağlamaklı:

"Lordum, oğlumun intikamını al

O şehit olmuştu, acısı kalbimi daglamakta "der gibi

"Adalet yerini bulacaktır" der İmparator; " dönüşümü bekle"

"Ya dönmezsen?"

"Tacımı taşıyan her kimse gereğini yapar"

"Başkasına bırakma!"

"Merak etme, bu iş ben gitmeden halledilecek;

Adalet ve merhamet hissi beni burada durdurdu"

Tanrıya hiç bir şey yeni değildir ama bunu biz burada ilk defa görüyoruz;

Adeta konuşan tablolar;

Dünyada yoktur böylesi.

Orada öylece durmuş bu yüce sanata hayranlıkla bakarken,

Şair:

"Şuraya bak! yerde sürünerek gelenlere,

Bize bu kayayı nasıl tırmanacağımızı gösterebilir onlar."

Güzel şeyleri görmeye hasret kalmış gözlerim bu sanat eserlerine doya doya baktıktan sonra şaire döndü.

Okuyucu; cezaya çok takılma, sonrasını düşün.

Ne olursa olsun Mahşer gününde son bulacaktır bunların herbiri.

"Üstadım" dedim "bize doğru kimse gelmiyor

Bir şeyler hareket ediyor belki ama ne anlayamadım"

"Onları cezalarını çekmeye mahkum eden hatalar her ne ise

Sırtlarındaki yük bellerini bükmüştür

Ilk ne olduğunu ben de anlamadım ama

Şimdi dikkatle bak

Kayanın altında ne olduğunu anlamaya çalış

O zaman cezanın ne olduğunu kavrayacaksın"

Ey iman edenler;

Burnu büyük, kibirli, yorgun, bitkin;

Aklı karışık, bakıp da göremeyenler,

O kendine olan güveniniz, şimdi arka basamakta,

Bilmiyor musunuz ki; biz sadece tırtılız,

Güzel kelebeğe dönüşmek için doğmuşuz,

Kelebek yükseklere uçar ama kendini savunacak gücü yoktur,

Sadece mahşer gününe ilahi adalete doğru uçar,

Kibirlenecek neyiniz var sizin?

Daha kanatları oluşmamış böceklerden bir farkımız yoktur bizim.

Bazan çatıyı ya da tavanı tutan heykeller görürüz

Bazan dizleri üzerine bükülmüşlerdir.

O ağır yükü taşırlar...

Seyredenin kalbi sıkışır o ağır yük altında ezilenleri görünce;

Ben de gelen ruhları görünce öyle hissettim.

Hakikaten iki büklümdüler.

 Bazılarının yükü daha az, bazılarının daha fazla,

En sabırlısı bile sanki ağlayacak gibiydi:

"Artık dayanamıyorum"

dercesine…















Bazan çatıyı ya da tavanı tutan heykeller görürüz
Bazan dizleri üzerine bükülmüşlerdir.
O ağır yükü taşırlar...
Seyredenin kalbi sıkışır o ağır yük altında ezilenleri görünce;
Ben de gelen ruhları görünce öyle hissettim.
Hakikaten iki büklümdüler.

 Bazılarının yükü daha az, bazılarının daha fazla,
En sabırlısı bile sanki ağlayacak gibiydi:
"Artık dayanamıyorum"
dercesine…








Ruhların Duası

Araf Kanto 11





Geçen bölümde tevazu ve kibir konusu işlenmişti. Bu bölümde de kibirden kurtulmak isteyen ruhlar ağır yükler taşıyarak Araf dağlarını tırmanmaya devam ediyorlar. Tabii insanın güzel şeylerden gurur duyması tek başına günaha sebep olmuyor kibirle başkasını aşağı görmek ve onlardan bir anlamda nefret etmek esas mesele.

Bu kantonun açılışında İncil deki Lords Prayer veya Latince adıyla Pater Nostra yani Babamız duasına benzer bir dua ediliyor

Hazreti Isa' ya iman edenler kendilerine bir dua öğretmesini istiyorlar o da bizim Fatiha suresine benzer bir duayı onlara öğretiyor Hristiyanların çok bildiği çocukluktan itibaren ezberleyip öğrendiği bir dua:





"Ey Cennetteki Babamız,

Senin şanın yücedir, kudretin yücedir;

Alemde yaratılmış herşey sana hamd eder

Verdiklerine şükreder

Bizleri kendi gayretlerimizle ne kadar çabalarsak

Ulaşamayacağımız selamete ulaştır

Cennetine al

Meleklerinin diz çöküp Hoşana söyleyerek ibadet ettiği gibi

Insanlarda sana ibadet etsin;




Bize (el mena) rızkımızı günlük ekmegimizi ver*

El mena olmadan biz bu çölde ilerleyemeyiz

Biz de bizi incitenleri affedelim sen de bizi affet

Kuvvetimizi imtihan etme

Bizi şaşırtmak isteyen şeytana karşı kuvvetli kıl" diye dua ediyorlar ve sonra açıklıyorlar:

"Biz şimdi Araf ta olanlar kurtarıldık

Bu duanın son kısmı dünyadakiler içindir" 

(Yani artık Araf ın kapısından geçmişler burada artık şeytan onları şaşırtamaz.)

Yalvarıp yakarıyor hem kendileri hem de bizler için af diliyorlardı

Herkese kendi günahı miktarınca verilmiş ağırlıkların altında ilerlerken

Yorgundular; kendilerini bu dünyanın kirinden temizliyorlardı.

Araf' takiler bize oradan dua ediyorsa

Dünyadakilerin onlar için ne yapması gerekirdi?

Tabii ki bizim de onların tırmanışını ve 

Cennete varışlarını kolaylaştırmak için dua etmemiz gerekir.

"Allah’ın adaleti ve merhameti yükünüzü sırtınızdan kaldırsın;

kanatlarınız sizi istediğiniz yere uçursun; nereye gideceğimizi bize gösterin

hangi yol daha az zahmetliyse oradan tırmanalım

Benimle gelen bu adam hala bedenindedir

Ne kadar istese de ağır tırmanmaktadır."

 Virgil ruhlara böyle seslendi.

Kim olduğunu anlamadığımız biri cevap verdi:

Bizimle gelin; bu kaya dibinde bir geçit var; yaşayan biri bile oradan tırmanabilir.

Belim bükülmüş durumda ama yine başımı kaldırıp bu

Yaşayan adama bakmak ve kim olduğunu anlamak isterim. Belki benim için dua eder.”

Sonra kendisini tanıttı: "Ben Italyan'dım;

Toskana' dan çok tanınmış, bir büyük bir ailenin oğluydum;

Babam Guiglielmo. Acaba ismini duydunuz mu?

Asil kanımız ve ailemin yaptığı büyük işler benim dünyada

Çok gururlanmama sebep olmuştu.

Hepimizin aynı anadan gelme olduğumuzu unutturmustu.

Ölçüsüzce herkesi azarlardım. Bu gurur benim ölümümü hazırladı

Bütün Siena'lılar bilir. Ben Omberto'yum;

 Bu büyüklenme yüzünden hem kendimi; hem de ailemi mahvettim

Yaşarken sırtımda yük yoktu; şimdi taşıyorum.

 Bu yükü Allah beni affedene kadar, taşımaya devam edeceğim."

Eğildim dinlemeye başladım:

O sırada bu konuşan değil, bir başkası yükünün altından eğilip bükülerek;

 kafasını kaldırıp bana baktı ve hemen tanıdı.

Ben tamamen iki büklüm olmuştum onlarla konuşabilmek için:



"Aaa, sen Oderisi değil misin?

Senin eserlerin şimdi Paris’i aydınlatıyor" dedim.

Birader  yaşarken böyle demezdim ama

şimdi Franco’ nun eserlerine daha çok değer veriliyor

 Onun renkleri, daha parlak benimkilerden

Eskiden eserlerimle çok gurur duyardım; kibirliydim,

 O yüzden buradayım ama vaktinde tövbe etmiştim.

 Yaşayanların boş gururu...

Bahçe ancak kısa bir süre için yeşildir, sonra sararır

Dünyadaki şöhret, eser geçer

Rüzgârın yönü değişince biter.

Dünyadaki bin yıl burada bir göz açıp kapayıncaya kadar geçer

 Bak önümde yürüyen bu adamın ismini bütün Toscana bilirdi

 Şimdi adını fısıldayan bile yok Siena' da

Floransa' yı yenmişlerdi o zaman

O zamanki Floransa şimdiki gibi değildi,

Çok kuvvetliydi.

 Senin ünün de böyle, daha çimen yeşil ama Güneş’in çıkmasıyla sararıp solacaktır.”

Bu sözlerden etkilendim. “Doğru sözlerin benim ruhumu da tevazuyla doldurdu.

Ama demin bahsettiğin kişi kimdi?" diye sordum.



"Provenzan Salvani, bütün Siena' yı elegeçirebilirim sanmıştı;

Böyle geldi, böyle gidiyor;  öldüğünden beri huzur bulamadı.

Gözü fazla yükseklerde olanın cezasıdır bu"

"Ama son ana kadar tövbe etmeyenlerin yeri aşağıdadır

Onlar beklemededir.

 Nasıl oldu da Salvani kapıdan geçebildi?"

"En büyük zaferi kazandığı zaman kendi isteğiyle Siena’ ya gitti

Charles d’Anjou’nun zindanından arkadaşını kurtardı

O zaman hiç büyüklük taslamadı,

Korkudan tir tir titredi ama yaptı

 Daha fazla bir şey söyleyemem, gizemli konuştuğumun da farkındayım ama

Yakında komşularının ne yapacağını göreceksin

Bu yaptığı iyilikler Salvani’ yi kurtardı...



Bakara Suresi

47.

Ey  İsrailoğulları!  Size  lütfettiğim  nimetimi,  sizi  alemlere  üstün  kıldığımı

hatırlayın.

48.

Ve  korkun  o  günden  ki,  hiçbir  benlik  bir  başka  benliğin  herhangi  bir  şeyi  için

karşılık  ödemez;  hiçbir  benlikten  şefaat  kabul  edilmez,  hiçbir  benlikten  fidye

alınmaz.  Ve onlara yardım da edilmez.

49.

Sizi  Firavun  hanedanından  kurtardığımızı  da  hatırlayın.  Hani onlar  size  azabın

en   çirkini   ile  kötülük  ediyorlardı:  Erkek  çocuklarınızı  boğazlıyorlar,

kadınlarınızı  diri  bırakıyorlar  /  kadınlarınızın  rahimlerini  yoklayıp  çocuk

alıyorlar  /  kadınlarınıza  utanç  duyulacak  şeyler  yapıyorlardı.  İşte bunda  sizin

için,  Rabbinizden  gelen  büyük bir ıstırap  ve imtihan  vardı.

50.

Hani  önünüzde  denizi  yarmıştık  da  sizi  kurtarmış,  Firavun

hanedanını boğmuştuk.  Siz de bunu bakıp görüyordunuz.

51.

Ve  Musa  ile  kırk  gece  için  sözleşmiştik  de  siz  bunun  ardından  buzağıyı  tanrı

edinmiştiniz.  Zulme  sapmıştınız  siz.

52.

Belki  şükredersiniz  diye bunun  ardından  da sizi  affetmiştik.

53.

İyiye  ve  güzele  yol  bulursunuz  ümidiyle  Musa’ya  Kitap’ı  ve  furkanı  /  hakla

batılı  ayıran  mesajı  vermiştik.

54.

Hani  Musa  toplumuna  demişti  ki:  “Ey  toplumum,  buzağıyı  tanrı  edinmenizle  öz

benliklerinize  zulmettiniz.  Hadi,  yaratıcınıza,  Bari’inize  tövbe  edin;  egolarınızı

öldürün.  Böyle  yapmanız  yaratıcınız  katında  sizin  için  daha  iyidir;  O  sizin

tövbelerinizi  kabul  eder.  Hiç  kuşkusuz  O,  evet  O  tövbeleri  çok  kabul  edendir,

rahmeti  sonsuz olandır.”

55.

Siz  şunu  da  söylemiştiniz:  “Ey  Musa!  Biz,  Allah’ı  apaçık  görmedikçe  sana  asla

inanmayacağız.”

Bunun  üzerine  sizi  yıldırım  çarpmıştı.  Ve siz bakıp

duruyordunuz.

56.

Sonra ölümünüzün ardından  sizi  dirilttik  ki, şükredebilesiniz.

57.

Ve  bulutu  üstünüze  gölgelik  yaptık  ve  size  kudret  helvasıyla  bıldırcın  indirdik:

“Rızık  olarak  size  verdiklerimizin  en  temizlerinden  yiyin.”  dedik.  Onlar  zulmü

bize yapmadılar,  onlar kendi benliklerine  zulmetmekteydiler.

58.

Şöyle  demiştik:  “Girin  şu  kente;  orada,  dilediğiniz  yerde  bol bol  yiyin.  Kapıdan

secde  ederek  girin  ve  ‘affet  bizi’  deyin  ki,  hatalarınızı  bağışlayalım.  Biz güzel

davranıp,  güzellik  üretenlere  daha fazlasını  da veririz.”

59.

Ne  var  ki  zulme  sapanlar,  sözü  kendilerine  söylenmiş  olandan  başkasıyla

değiştirdiler.  Bunun üzerine  biz,  bu  zalimler  üstüne,  ürettikleri  kötülüklere

karşılık  olarak gökten bir pislik  indirdik.

60.

Bir zamanlar Musa,  toplumu  için  su  istemişti  de  biz,  “değneğinle  şu  taşa  vur”

demiştik.  Taştan  hemen  on  iki  göze  fışkırmıştı.  Her bölük insan  kendilerine

özgü  su  kaynağını  bilmişti.  “Allah’ın  rızkından  yiyin,  için;  yeryüzünde

bozgunculuk  yaparak şuna buna saldırmayın.”  demiştik.

61.

Siz  şöyle  demiştiniz:  “Ey  Musa,  biz  bir  tek  yemeğe  asla  dayanamayız,  bizim

için  Rabbine  dua  et  de  bize  yerin  bitirdiklerinden,  baklasından,  acurundan,

sarmısağından,  mercimeğinden,  soğanından  çıkarıversin.”  Musa şöyle  demişti:

“Siz  daha  aşağı  bir  nimete  daha  üstün  bir  nimeti  mi  değişmek  istiyorsunuz?  İnin bir  kasabaya;  istediğiniz  sizin  olacaktır.”  Ve üzerlerine zillet,  eziklik  ve

yoksulluk  damgası 

Siz  şöyle  demiştiniz:  “Ey  Musa,  biz  bir  tek  yemeğe  asla  dayanamayız,  bizim

için  Rabbine  dua  et  de  bize  yerin  bitirdiklerinden,  baklasından,  acurundan,

sarmısağından,  mercimeğinden,  soğanından  çıkarıversin.”  Musa  şöyle  demişti:

“Siz  daha  aşağı  bir  nimete  daha  üstün  bir  nimeti  mi  değişmek  istiyorsunuz?  İnin

bir  kasabaya;  istediğiniz  sizin  olacaktır.”  Ve  üzerlerine  zillet,  eziklik  ve

yoksulluk  damgası  vuruldu,  Allah’tan  bir  gazaba  çarpıldılar.  Bu  böyle  oldu,

çünkü  onlar  Allah’ın  ayetlerini

inkar  ediyor  ve  haksız  yere  peygamberleri

öldürüyorlardı.  İsyan  ettikleri  için  böyle  oldu.  Sınır tanımıyor,  azgınlık

yapıyorlardı.

62.

Şu  bir  gerçek  ki,  iman  edenlerden,  Yahudilerden,  Hıristiyanlardan,  Sabiilerden

Allah’a  ve  ahiret  gününe  inanıp  barışa  yönelik    /  hayırlı    yapanların,  Rableri

katında  kendilerine  has  ödülleri  olacaktır.  Korku yoktur onlar için, tasalanmayacaktır  onlar.







Dağdaki Resimler


Araf Kanto 12





Arabaya koşulmuş olan hayvanların başları önde

 Boyunduruk altında uygun adım yürümeleri gibi,

 ben de üstadımın bana müsade ettiği kadar

Ağır yüklerin altında hareket eden ruhlarla beraber

 yürüyebildiğim kadar yürüdüm.



Sonra Virgil:

"Onu bırak yoluna devam etsin,

 burada herkes kendi gayretince, bütün gücüyle tek başına ilerlemeye çalışır

Gemisini yürütmek için  yelken açar hem de küreklere asılır" dedi.

Ben doğruldum ama ruhum hala tevazuuyla eğilmiş vaziyetteydi.


Yola koyulduk, rehberimi takip ediyordum,


Ruhlarla aramız epeyce açılmıştı,

Daima ileriye bakan rehberim

Başını çevirmeden bana seslendi:

"Yere bak; yolda göreceklerin hoşuna gidecek" dedi.



Yola dizili taşların üzerine resimler yapılmıştı

Ölüleri hatırlamak için onların hayatlarının nasıl geçtiğini;

Hayattayken nasıl göründüklerini anlatan tasvirler.

Bu yolu geçerken bazan bu insanların hayatını

Nasıl yaşadıklarını görenler duygulanır ağlar-

Ama sadece merhametliler etkilenir-



Gittiğimiz yol boyunca taştan heykeller resimler kabartmalar vardı

Zeus' a karşı ayaklanan Briarus' a gökten yıldırım inmiş

O an, oracıkta ölmüştü.

Şimdi gözlerimizin önündeydi

 Sanki yeni ölmüş, cesedi  yeni soğumuş, öylece orada kalmıştı.



İlerde bir gurup babalarının yanında,

Silahları hala üzerlerinde,

Etraflarında Dev'lerin parçalanmış vücutları.

Tymbraues Mars ve Pallas.



Diğer yanda Nemrud, kulesinin dibinde

Ihtirasını paylaşan

Halkına bakıyor, mutlu kendine güvenli.



Ah Niobe gözleri acı dolu

Katledilmiş çocuklarıyla beraber,

Ah Saul sen de buradasın!

Gilboa dağında Kendi kılıcının üzerine düştün

Ondan sonra o dağa ne yağmur ne de çığ düştü...





Deli Arachne seni de gördüm

Yarı örümceğe dönüşmüş şekilde

Ördüğün ağ, kendi umutsuzluğuna dönüştü.



Rehobam artık görüntün kimseyi korkutmuyor!

At arabası korkuyla kaçıyor ama artık kovalayanı yok.



Alcmeon' da burada, sert zeminin üzerinde,

Annesine bakıyor,

Kolyenin gerçek bedelini öğrenmiş.



Asur kralı Sennacherib ve katili oğulları;

Tomris le Cyrus‘ un kavgası;

Tomris:

"Al işte susadığın kan burada, iç der' gibi



Holofernes i öldürüp kaçan Asurlular;

Truva kenti...

Hangi fırça bu olayları böylesine güzel resmedebilir?

Ölüler, gercekten ölü gibi;

Yaşayanlar sahiden canlı gibi.



Orada olup ta yaşananlara şahit olan biri

Bu sahneleri benim kadar iyi görememiştir.



İşte böyle, şimdi Havva' nın çocukları;

Kafanızı yukarı kaldırın, önünüzü görmeyin,

Yolunuzdaki tehlikelerin farkına varmayın,

Bakalım ne olacak!



Dağın etrafını bir kez daha dolanmıştık ki, rehberim,

"Gözlerini kaldır, yukarı bak, daha neler göreceksin.

 Bak orada bir Melek var, bize doğru geliyor;

Neredeyse öğlen olmakta,

Saygıyla bekle,

Bekle ki; melek bizi daha yukarılara çıkartsın.

Bu gecenin başka sabahı yok!"  dedi.




Sürekli bana zamanı hatırlatmasına ve acele etmemiz gerektiğini

 söylemesine öyle alışmıştım ki, artık bu sözler bana yabancı gelmedi.



Güzel melek bize doğru geldi

Üzerindeki beyazlar vardı,

Sabah yıldızı gibi parlıyordu.

Kollarını açtı: "Yaklaş"dedi,

"Bundan sonraki basamakları çıkmak kolaydır

Bu davete insanların çok azı uyar

Oysa insanlık yukarı doğru çıkmak için yaratılmıştır

En ufak bir rüzgar esince neden geri düşüyorsunuz?"

Bizi kaya oyuğundan yukarı çıkardı.

Kanadının ucu anlıma değdi

Bundan sonra yolun daha güvenli olacağını söyledi.



Sağımda Rubaconte  köprüsü

Tepede bu güzel idare edilen kentin klisesi.

Artık düzlüğe varmıştık,

Burada o tehlikeli tırmanış sona ermişti.

Herşey düzenliydi,

Şehrin merdivenleri

-Eskiden ölçüye tartıya dikkat edildiği güvenli zamanlarda- inşa edilmişti.

Ama öbür tarafta gene dik yamaçlar yükseliyordu

Tırmanışa devam etmeye başladığımızda

Beati pauperes spiritu ilahisi yükselmeye başladı.

O kadar güzeldi ki, sözlerle anlatılamaz.

Burası Cehennem’in girişinden ne kadar da farklıydı;

Araf ta her giriş ilahilerle oluyor

Cehennem‘ de ise çığlık sesleri duyuluyordu.

Kutsal basamakları tırmanıyorduk;

Ben artık çok hafiflemiştim:

"Üstadım, benden hangi yük kaldırıldı ki, artık hiç yorulmadan yürüyebiliyorum?"

"Alnındaki P 'lerden birini melek sildi, diğerleri de çok belirsizleşti.

Ayakların, "iyi niyetle" yola çıktığın için bu hayırlı yolu tırmanmakta mahirleşti

Artık yorulmazlar,

 Sen tımandıkça, daha da istekli olurlar."




Ben artık kafalarına bir şey yapmayı koymuşta,

Farkında olmadan gayretle yürüyenler gibiydim.

Öyleleri, ne kadar kararlı olduklarını kendileri de bilmezler,

Ta ki, karşılarına bazı işaretler çıkıpta ne olduğunun  anlayana kadar,

Elimi alnıma götürdüm artık sadece altı tane P harfi kalmıştı

V
O
M
uomo




*Beauti Pauperes Spiritu

Blessed are the poor in spirit for theirs is the kingdom of Heaven Matthew v 3

Tevazu sahibi ruhların Cennet’e varacağını ifade eden İncil den bir ayet.

İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldi. 2 İsa konuşmaya başlayıp onlara şunları öğretti:
3 “Ne mutlu ruhta yoksul olanlara!
Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
4 Ne mutlu yaslı olanlara!
Çünkü onlar teselli edilecekler.
5 Ne mutlu yumuşak huylu olanlara!
Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.
6 Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara!
Çünkü onlar doyurulacaklar.
7 Ne mutlu merhametli olanlara!
Çünkü onlar merhamet bulacaklar.
8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara!
Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler.
9 Ne mutlu barışı sağlayanlara!
Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.
10 Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere!
Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
11 “Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! 12 Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşayan peygamberlere de böyle zulmettiler.”



Tuz v





*Arachne çok iyi tığ örmekle övündüğü için Athena onu örümceğe çevirmiş.

*Niobe evlat sayısıyla yedi kız yedi evlat övündüğü için Apollo ve Artemis kıskanıp öldürüyor çocuklarını Yunan mitolojisinde Manisa yakınlarında ki ağlayan kaya Niobe’ yi temsil ediyor.

Iyıler ve Kötüler
Kanto 13



Merdiveni tırmandık ve ikinci terasa vardık.

Burada artık resim- heykel, çeşit çeşit renkler yoktu.

Yol çıplaktı, sadece kayanın rengi hakimdi.

Nereye gideceğimiz belli değildi.

Şair, “burada durup da birinin gelip bize yol göstermesini beklersek gecikeceğiz” dedi ve gözlerini güneşe çevirdi:

Bize doğru yolu göster güzel ışık; çünkü burada bir rehbere ihtiyacımız var

Daha üst bir kuvvetten başka bir emir gelmezse

Senin ışığın yol gösterir bize

Sen dünyayı ısıtır ve aydınlatırsın

Çok istekli olarak yol aldığımız için çabuk gelmiştik buraya,

Göremediğimiz ama varlıklarını hissettiğimiz ruhlar etrafta uçuşup bizi ilahi aşka davet ediyorlardı:


İlk ses,  Vinum non habent- Şarapları yok” dedi.

Arkada ses yankılandı, bu gurup ruh geçince bir başkası;

“I’ sono Oreste -Ben Orestes” dedi

“Bu sesler nedir?” diye sordum Virgil’e.

Üçüncü bir ses daha duyuldu:

Amate da cui male aveste Düşmanını sev

Virgil:

Burada kıskançlık cezalandırılıyor

Ruhlar bu günahtan arınırken, onları aşka sevgiye davet eden ruhlar gelmiş;

Sevgi mesajlarıyla yüreklendiriyor.

Buradan sonra, kıskançlık seslerini duyacaksın; o sesler değişiktir,

Af kapısına gelene kadar duyulacaktır.

Şimdi gözlerini dört aç!

Bu sisin arasında taş terasın üzerine oturmuş ruhlar göreceksin.”  dedi.

Açtım gözümü, iyice baktım;

Evet, önümüzde ruhlar vardı.

Üztlerinde toprak rengi pelerinler;

Biraz ilerleyince seslerini duyduk:

“Meryem Ana bize dua et”

Diğerleri “Michael, Peter, bütün azizler...” diye yakarıyor, şefaat diliyorlardı.

Acınacak haldeydiler;

Dünyada bu ruhların halini görüp de, merhamet etmeyecek bir insan olamazdı;

Gözlerimden yaşlar aktı. 

Bunların üzerindeki giysiler keçedendi;

Çıplak tenlerine giymişlerdi; 

Tenlerini acıtıyor, derilerini yüzüyordu.

Birbirlerinden destek alarak, bir bütün halinde,

Kayaya dayanmışlardı.

Gözleri kapalı sesin geldiği yönü bulmak için, yüzlerini o yöne doğru çeviren kutsal günlerde dilenmeye gelen kör dilenciler gibiydiler...

Yalnız kelimelerle değil, halleriyle de aman dilemekteydiler.

Körler nasıl güneşi göremezse, bu ruhlar da Cennetin ışığını göremiyorlardı

Yeni yakalanan şahinler gibi göz kapakları iğne iplikle dikilmişti.

Onlar beni göremezken, benim onları görerek konuşmam çok ayıp olacaktı, bana öyle geldi.

Ne yapacağımı sormak için rehberime döndüm;

 anladı hemen halimi, ben daha bir şey söylemeden;

"Konuş ama kısa kes, hemen sadede gel" dedi. 

Kendisi uçurum kenarındaydı, korkuluk da yoktu.

Ruhlar öbür tarafta, kayanın dibinde gözleri kapalı olmasına rağmen, yanaklarından yaşlar süzülerek bekleşmekteydi,

Onlara hitaben:

"Merak etmeyin siz de ışığa kavuşacaksınız;

Bütün kötülüklerden arınacaksınız;

gönlünüzün ırmağı temiz akacak ve unuttuğunuzu hatırlayacaksınız.

Bana söyleyin aranızda İtalyan var mı?

Varsa, belki ona yardım edebilirim…"

"Kardeşim, biz burada hep aynı kutsal şehrin vatandaşlarıyız. Sen dünyadayken demek istiyorsun. Orada ki yolculuğunda İtalyan olan vardı, evet..."

Ses daha ilerden bir yerden geliyordu o yöne doğru hareket ettim; 

Çenesini ileri doğru uzatmış birini gördüm:

"Benimle konusşan ruh, bana adını ve memleketini söyle"

"Ben Siena' lıydım,

Buradakilerle beraber ağlamaktayım,

Dünyada yaşadığım eğri hayatı burada düzeltmekteyim,

Beni Yaratan’ a dua etmekteyim.

İsmim “Sapia” idi, ama “Sapiant” (Bilge) değildim.

Kendi iyiliğimden çok başkalarının kötülüğüne sevinirdim.

Olgunluk çağımda iyice yoldan çıktım.

Yurttaşlarım Colle yakınlarında düşmanla karşılaştıklarında

Ben kendi tarafımın savaşta kaybetmesi için dua edenlerdendim.

Allah' ın dediği oldu.

Hakikaten Siena savaşta kaybetti.

Onlar savaştan yenilmiş bitmiş tükenmiş, acılar içinde geri dönerken

Ben tarifsiz bir sevinç içindeydim

Utanmazcasına başımı göğe kaldırdım

Artık senden de korkmuyorum dedim Tanrıya

Ölmeden önce imana geldim tövbe ettim

Bana bir tek Pier Pettina dua eder şimdilerde

Çok merhametlidir

Onun duası da olmasa kurtulamazdım Cehennemden.

Ama sen kimsin neden bizim halimizi soruyorsun?

Senin gözlerin açık ve anladığım kadarıyla nefes alıyorsun!"  diye sordu.



"Benim gözlerim açık sanırım bir daha buraya geldiğimde yine açık olacak,

Kapanırsa kısa bir süre kapanacak,

Ben daha çok aşağıdaki cezadan korkuyorum* (kibir günahından)

İlk terasın ağırlığını hissettim

Ruhum endişeli

Peki seni kim buraya getirdi?

Madem döneceğini ümit ediyorsun



“Yanımda sessizce bekleyen.

Ben yaşıyorum halen, istersen dünyaya döndüğümde senin için bir şey yapabilirim." dedim Sapia' ya.

"Bu çok garip;

Ama anlaşılıyor ki Allah'ın sevgili kulusun sen.

Bana dua et…

En çok arzu ettiğin şey aşkına, sana yalvarırım

Eğer Toscana' ya dönecek olursan;

Hısım, akrabaya benim için iyi şeyler söyle, adımı temize çıkart;

Onları Talamone ye ümit bağlamış olanlar arasında bulabilirsin,

Diana’yı bulmak için harcadıkları paradan fazlasına mal olacak,

Ama en çok amiraller kaybedecek…

Burada kanto nun başında üç örnek iyilik üzerine veriliyor.

-Birincisi Meryem Ana'nın sözü Cana da bir düğüne davet edildiklerinde - yedi gün süren bir Yahudi düğünü, bütün halk davetli- yenip içilirken şarap bitiyor ve Meryem Ana, Isa peygamberin kulağına eğilip "şarap bitti" diyor. Hem herkese yetsin, hem ev sahibi mahçup olmasın diye endişe ediyor. Isa daha vakti gelmedi diyor. Sonrasında servis yapan gençlere Meryem Ana "o ne derse yapın" diyor ve su testilerinden şarap akıyor. Bu" suyu şaraba döndürme" mucizesi, o zamana kadar Musevi olan toplumun Hrıstıyanlığa geçişini temsil ediyor. "O ne derse yapın"sözü de gelecek nesillere bir yol gösterme anlamında yorumlanıyor.



Oreste

-İkinci örnek  Cicero nun Dostluk üzerine yazdığı bir kitaptan ( De Amictia)

Oreste ile Pylades arkadaşlar. Orestes idama mahkum edildiğinde Pylades "Ben Oreste' yim" diyerek arkadaşının yerini almaya çalışıyor. Orestes 'de gelip kendisini tanıtıyor; iki arkadaş birbirlerini kurtarmaya çalışıyor.



-Üçüncü örnek Hazreti Isa nın verdiği vaazdan düşmanlarınızı sevin diyor



Sapia daha önce gördüğümüz kahraman Salvanti nin halası iktidar mücadelesinde yeğeni fazla başarı kazanmasın kendi kocası öne geçsin diye kıskançlıkla onun  yenilmesi için dua ediyor.

Kıskançlık suçuna ceza olarak da madem kötü gözle baktınız gözleriniz tümden kapatılsın aklınız başınıza gelene kadar denmiş.



Talamone, Siena' lıların deniz kenarında yer alarak yaptıkları liman; daha evvel de şehre su geçirmek için çok masraf yapmışlar. Şiirde bunlar "çılgın projeler, delicesine işler"olarak görülüyor. 
O dönemlerde de Sienalılarla alay edilmiş bu yüzden.



Orestes/Pylades











* "İyi idare edilen şehir" diyerek (ve Rubeconte köprüsü diye anlattığı bölümde) yine Floransa'yla dalga geçiyor ölçüde tartıda sahtekarlık yapanları ima ediyor.

*P' ler Günahları temsil ediyor; bu uzun yolda günahlardan ilki "Kibir" günahının lekesi alnından silindi.

(P- Latince Peccatum.)






Kanto 13



İyiler ve Kötüler




















.

.






















































































Araf


Kanto 1





Karanlık ve acımasız denizden sonra daha iyi sulara yelken açtık;


Şimdi insanın ruhundan günahı atması ve Cennet'e yükselebilmesi için kendisine verilmiş


“İkinci Krallığı” anlatma zamanı.


Kutsal ilham perileri bana yardım edin de ölü şiiri diriltelim,


Doğudan, safirin tatlı mavisi ufku kaplamakta,

Saflığı ve mükemmel parıltısıyla gözler için bir şölen.

O karanlık, havasız, ruhumu basan, gözümün nurunu körelten, o ölü yerden çıktıktan sonra;

Gözlerim bu güzelliklere yeniden açılıyor.



Aşkın etkisini çoğaltan gezegen bütün doğuyu ışığıyla gülümsetiyor.

Artık balık burcuna girme zamanı,

Sağıma dönüp, diğer kutba bakıyorum.

İlk insandan beri kimseye görünmeyen dört yıldızı görüyorum,

Gökyüzü onlarla parlıyor.

Bu yıldızlar ancak güney yarım küreden görülebilir...



Yıldızlara bakmaya ara verip de başımı çevirdiğimde.

Yalnız bir adam gördüm.

Eski bir adamdı, duruşu bende büyük bir saygı uyandırdı.

Öyle bir saygı ki hiçbir babanın evladından bekleyemeyeceği kadar...



Saçı sakalı beyazlamış ve uzundu, göğsüne kadar iniyordu,

Yukarıdan, dört yıldızdan inen nurla yüzü parıldıyordu

Bana döndü ve

“Karanlık vadiden tırmanan iki kişi siz kimsiniz?

 Cehennem den mi kaçtınız?

Sizi buraya kim getirdi?



Karanlık vadiden kaçışınızda size kim ışık tuttu?

 O vadi ki her zaman karanlıkta kalacaktır.

O çukurun kanunları mı değişti?

Cennetten yeni bir karar mı çıktı ki;

Cehennemlikler benim kayalıklarıma tırmanabiliyor?”



Tam bu sırada Üstadım bana saygıyla eğilmem için işaret etti

Ve ona cevap verdi:

“Ben buraya ne kendi irademle, ne de kendi kuvvetimle geldim,

Karanlık gününde bu adama yardım etmem için

 Cennetlik bir hanım beni buraya gönderdi.



Ama daha fazlasını öğrenmek isterseniz anlatayım;

Bütün deliliğiyle son saatine yanaşmasına rağmen

Bu adam henüz ömrünün son saatini doldurmamıştır.



O’nun ruhunu selamete ulaştırmasına yardım etmek için gönderildim ben;



Buradan başka da yol yoktur.

Ona suçluları gösterdim.

Şimdi de senin idaren altında bulunan ruhları göstermek istiyorum,

Çile çekenleri görmek onu arındıracaktır.

Hepsini anlatmak uzun sürer ama bize emir Cennet’ ten geldi

Bizim buraya gelmemiz sizi memnun eder mi?



Buradan geçerek özgürlüğüne kavuşacak olan bu adam



Sen özgürlük için Utica da hayatını vermiştin!

Bu sebeple ölüm sana tatlı gelmişti, bedenini bu uğurda kurban ettin.

O beden ki; kıyamet günü canlanacak parıldayacaktır.



Biz buraya gelmekle bir kanunu ihlal etmiyoruz,

Bu adam hala yaşıyor.

Ben de Minos’ un idare ettiği Limbo’dan geliyorum

Orada senin Marcia’n da var; hep sana dua ediyor.

Onun hatırına bize müsade et.”



Dünyadayken Marcia ya bakmak beni mutlu ederdi,

Ne istediyse yaptım,

Şimdi kötü ırmağın öbür tarafına düşmüş,

Onun duasının bana artık faydası yoktur.



Ben göreve başladığımda kanun buydu

Ama söylediğin gibi Cennet’teki Hanım size müsaade çıkarttıysa

Bana övgü dolu sözler söylemenize gerek yok.



Sadece söylemeniz kâfi,

Gidin bakalım!

Şimdi bu adama kılavuzluk et,

Ama önce eteklerinizi toplayın ve gidip yıkanın

Çünkü gözlerinizde hala Cehennemin sisi varken,

Cennetin kapısını bekleyen meleğin huzuruna çıkmanız doğru olmaz.”

Dalgaların vurduğu kıyıda, yumuşak çamurun içinde sazlar büyüyordu,

Orada ağaç yoktu.



“Bu tarafa geri dönmeyin, ışığı takip edin doğan güneş size daha kolay bir yol gösterecektir”

Bunu söyledikten sonra yaşlı adam sessizce gözden kayboldu.

Ben ayağa kalkarak rehberimin yanına gittim.



O da; “beni takip et; hafif eğimli bir tepeyi tırmanacağız” dedi.

Gün doğdu bütün ihtişamıyla ve ben uzaktan denizin gürültüsünü duydum

Uzaklaşmış oldukları yolu tekrar bulmak isteyen,

 o yoldan ayrı geçirdikleri zamanı kayıp sayan iki adam gibi,

 o yalnız vadide geniş adımlarla ilerledik.



Kuytu bir yere geldiğimizde; daha güneş ısıtmamıştı

 bitkilerin üzerindeki çiğle Virgil ellerini ıslattı



Maksadını anlayınca gözlerimden yaşlar süzülerek yüzümü ona çevirdim;

Ve üstadım Cehennemin kirini yüzümden temizleyerek, yüzümün eski rengine dönmesini sağladı.

Yerden bir saz kopararak belime kemer yaptı

ve yerde sazın söküldüğü yerden hemen bir yenisi çıktı...
















Daha İyi Sular






Karanlık ve acımasız denizden sonra daha iyi sulara yelken açtık;

Şimdi insanın ruhundan günahı atması ve Cennet'e yükselebilmesi için kendisine verilmiş

“İkinci Krallığı” anlatma zamanı.

Kutsal ilham perileri bana yardım edin de ölü şiiri diriltelim,

Doğudan, safirin tatlı mavisi ufku kaplamakta,

Saflığı ve mükemmel parıltısıyla gözler için bir şölen.



O karanlık, havasız, ruhumu basan, gözümün nurunu körelten,

 ölü yerden çıktıktan sonra;

Gözlerim bu güzelliklere yeniden açılıyor.



Aşkın etkisini çoğaltan gezegen bütün doğuyu ışığıyla gülümsetiyor.

Artık balık burcuna girme zamanı,

Sağıma dönüp, diğer kutba bakıyorum.



İlk insandan beri kimseye görünmeyen dört yıldızı görüyorum,

Gökyüzü onlarla parlıyor.

Bu yıldızlar ancak güney yarım küreden görülebilir...  



Yıldızlara bakmaya ara verip te başımı çevirdiğimde,

Yalnız bir adam gördüm.

Eski bir adamdı, duruşu bende büyük bir saygı uyandırdı.

Öyle bir saygı ki, hiçbir babanın evladından bekleyemeyeceği kadar...



Saçı sakalı beyazlamış ve uzundu, göğsüne kadar iniyordu,

Yukarıdan dört yıldızdan inen nur ile yüzü parıldıyordu.



Bana döndü ve

“Karanlık vadiden tırmanan iki kişi siz kimsiniz?

 Cehennem’ den mi kaçtınız?

Sizi buraya kim getirdi?



Karanlık vadiden kaçışınızda size kim ışık tuttu?

 O vadi ki, her zaman karanlıkta kalacaktır.

O çukurun kanunları mı değişti?

Cennetten yeni bir karar mı çıktı ki;

Cehennemlikler benim kayalıklarıma tırmanabiliyor?”









Kanto 2



Güneş ufku yakmaya başlamıştı.

 Kudüs’ te akşam olurken Araf tepesinde de sabah olmaktaydı

Işığın bir ucu batıda, İspanya da; bir ucu doğuda Hindistan’da Ganj nehrindeydi.

Aurora değişik renkleriyle parıldıyordu

Yüzündeki hafif pembelikler yaşla (zamanın geçmesiyle) beraber turunculaşıyordu.

Biz hala deniz kenarındaydık;

Seyahate çıkacak yolcuların,

Gidecekleri yolu önceden hayal etmesi gibi,

Bizim de ruhumuz ileride; kemiklerimiz geride kalmıştı.



Uzaktan Mars gezegeni görüldü

Denizin üzerinden kırmızı ve inceydi ışığı

Onu tekrar görmek isterdim,

Birden denizin üzerinde bir ışık belirdi ve hızla kaydı

Üstadıma döndüm soran gözlerle.

Tekrar ışığa baktığımda hem büyümüş hem de parlaklığı artmıştı.

Etrafında beyaz bir tabaka vardı ve o tabaka da büyümekteydi

O beyazlığın kanatlarının oluşmakta olduğunu fark ettik





Virgil hiç bir şey söylemiyordu

Ama o beyazlığın kanat olduğunu anlayınca  bana:

Hemen diz çök;  ellerini kavuştur, gelen Tanrı’nın meleğidir” dedi

“Bundan sonra kutsal bölgeye giriyoruz,

 Allahın melek elçilerini artık çok göreceksin.

Ona kayık kürek gerekmez, görüyorsun nasıl geldiğini;

Yelken de gerekmez, kendi kanatları yetişir.

Çok uzak mesafeyi bir anda alır,

Tüyleri göğe Cennete yönelmiştir

İnsan saçı gibi kıvrılmaz dik durur

Cennet kuşu yanaştıkça parlaklığından artık gözlerim kamaştı, bakamaz oldum;

Başımı öne eğdim;

Doğru sahile yöneldi,

Gemisi o kadar hafifti ki suyu sıçratmadı bile,

Yumuşakca yanaştı.

Ön tarafta yüzden fazla ruh vardı gemide.

Allahın meleğinin kutsallığı yüzünden okunuyordu.

Ruhlar hep bir ağızdan “İn Exitu Israel de Aegytp” Mısır’ dan  çıkıs ilahisini okuyorlardı.

Her söylenen mısra ile yer gök şenleniyordu.

Melek haç çıkardı; bu işaret üzere ruhlar karaya çıktı.

Gelenler, nerede olduklarını bilmez gibiydiler.

Yeni bir yerde karaya çıkmıs adamlar gibi etraflarına bakıyorlardı.

Ruhlar bize doğru bakarak , “Tepeye çıkan yolun nerede olduğunu biliyorsanız bize gösterin” dediler

Siz bizi burayı biliyor zannettiniz; ama biz de sizin gibi yolcuyuz; sadece sizden biraz daha evvel geldik buraya” dedi, Virgil.

Sadece kısa bir süre önce ama bizim geldiğimiz yol öylesine dik; öylesine zorlu; öylesine kırık döküktü ki; şimdi tımanacağımız tepe onun yanında çocuk oyuncağı gibi kalır

Ruhlar benim hala nefes almakta olduğumu ve hala doğduğum bedenimin içinde olduğumu anlayınca korkup sarardılar.

Hepsi sırayla öne çıkıp, bana baktılar buraya niye geldiklerini daha da olgunlaşmak gerektiğini unutmuşlardı.

Birisi sevgiyle yaklaşıp beni kucaklamak istedi;

Ben de kollarımı açtım ama olmadı,

İçlerinde madde var gibi duran ruhlar...

Üç defa kucaklamaya çalıştım ama her seferinde kollarım boşluğu sardı.

Hayretler içindeydim benim de rengim soldu.

O ruh sıcacık gülümsedi ve geri adım attı.

Ben bir daha hamle yaptım.

Son derece tatlı bir sesle beni durdurdu.

Ben onu artık sesinden tanımıştım,

Biraz daha yanımda kalıp, benimle konuşması için yalvardı.

Ben seni dünyada, henüz bedenimin içindeyken de sevmiştim,

 şimdi bu özgürleşmiş yerde de sevdim, onun için durdum.

 Ama sen daha ölmeden niye buraya geldin?”

Sevgili Casella gitmekte olduğum yolda ilerliyorum, çünkü gene buraya dönmeyi arzu ediyorum.

Ama niye senden bu kadar zaman alındı?

Yukarıdaki ne zaman isterse bizi o zaman kabul eder.

 Pek çok kere benim geçişimi kabul etmedi.

Onunki hakiki adalettir;

 iradesi bu hakiki adalete göre tecelli eder

O mükemmeldir.

Son üç ayda gelmek istiyenlerin hepsini istisnasız aldı

Benim sıram geldiğinde Tiber’in agzındaydım.

Orası Acheron’ a gitmekten kurtulanlar için toplanma noktasıdır.”

Eğer yasak değilse bana o eski şarkılardan birini oku

Oku da  bu uzun yolculuktan sonra

Yorulmus bedenimi taşıyan ruhum biraz rahatlasın

Casella aşk şarkısına başlayınca havayı bir zarafet kapladı

Şimdi hala o güzel melodiyi duyabiliyorum

Herkes o şarkının büyüsüne kapılmış durmuş dinliyordu

Birden asil yaşlı adam bağırdı:

“Ne var ne oluyor?

Nedir bu hal?

Böyle ihmalkarlık olur mu?

Oyalanmayın!

Gecikmeden çabuk tepeyi tırmanmaya bakın!

Allah’ı anmanıza engel olan hiçbir şeyle uğraşmayın!”

Yerde bir şeyler gaglarken, birdenbire havalanan ve ne yapmakta olduklarını unutan güvercinler gibi,

Herkes bir anda fırladı, tek vücutcasına.

Çok korkmuşlardı.

O neşe ve eğlence düşüncesi kayboldu birdenbire

Adeta hemen havalanıp da nerede yere konacağını bilmeyen kuşlar gibi dağın eteklerine yayıldılar

Rehberimle ben de artık orada durmak istemedik.