Araf
Guido da Montefeltro
Kanto 1
Daha İyi Sular
Arkamızdaki acımasız denizi geride bırakarak,
Daha yumuşak sulara yelken açtık.
İnsan ruhunun arınıp Cennet’e çıkmaya layık hale geldiği
İkinci krallığı anlatma zamanı.
Şiirimi Cehennem’in ölü havasından kurtarıp, ilahilerle yükseltmeme
Yardım edin ilham perileri
Safir renkli gökyüzü alabildiğine uzanıyordu,
Cehennem ’den çıktığımızda önümüze açılan bu mavi gökyüzü gözümü gönlümü açtı.
Aşk gezegeni balık burcunu geride bırakmıştı.
Başımı çevirip öbür kutba doğru baktığımda, sadece ilk insanlar tarafından görülmüş olan dört yıldızı gördüm.
Kuzey yarım küre bu manzaradan yoksundu.
Evladın babaya göstereceği saygıya layık bir bilge adam gördüm
Kırçıl sakalları saçına karışmış göğsüne iniyordu.
Dört yıldızın ışığıyla yüzü sanki Güneş’te kalmış gibi aydınlanmıştı.
(Felsefe ’nin 4 erdemini temsil ediyor)
“Kimsiniz siz Cehennem ‘den kaçan?” Dedi bize
Kim sizi serbest bıraktı?
Kim size rehberlik yaptı?
Cehennem’in karanlığında kim size ışık tuttu?
Karanlığın kanunlarımı değişti?
Gökten yeni bir emir mi indi?
Nasıl yaklaşabildiniz benim kayalıklarıma?
Rehberim hemen beni kararlılıkla tuttu, saygıyla eğilmemi işaret etti
Ve cevap verdi bilgeye
Ben kendiliğimden gelmedim buraya,
Cennet’ten gönderilmiş bir hanım, bu adama yardım etmemi rica etti benden.
Sen müsaade edersen buraya girebiliriz.
Bu adam henüz dünyadaki son akşamını yaşamadı az bir zamanı daha kaldı.
Bu adamın ruhunun kurtuluşa erebilmesi için O’na yardımla görevlendirildim.
Geldiğimiz yoldan başka geçebileceğimiz bir yolda yoktu bizim için.
Mahvolmuşları gösterdim O’na,
Şimdi de senin idaren altında olan, arınmakta olan ruhları göstermek istiyorum.
O’nu nasıl buraya getirdiğimi anlatmam uzun sürer ama buraya bizi getiren,
sizi görüp işitmemize müsaade eden kuvvet yukarıdan gelir.
Özgürlüğü aramaya giden adama müsaade eder misin?
O çok değerli olan ve senin uğruna hayatını feda ettiğin özgürlüğü…
Utica ’da özgürlük uğruna ölüm sana tatlı gelmişti.
Biz kanuna karşı gelmiyoruz, bu adam halen yaşamaktadır,
Ben de Minos’a tabii değilim,
Halen sana dua etmekte olan, o asil Marcia ’nın bulunduğu halkadayım.
Bizim geçişimize müsaade eder, isminin aşağıda anılmasına izin verirsen, O’na da teşekkür edeceğim.
Ben de dünyadayken Marcia ’ya bakmak beni mutlu ederdi.
Ne arzu ettiyse yerine getirdim.
Şimdi artık kötü ırmağın öteki yakasındadır.
Artık bana onun bir faydası olmaz.
Kanun böyleydi eskiden.
Ama Cennet’ten bir Hanım yetişip de size yardım ettiyse söylediğiniz gibi
Bana artık iltifat etmenize gerek yok,
O’nun izniyle geldiğinizi söylemeniz yeterlidir.
Gidin şimdi ama önce buradan bir sazla beline kemer yapın,
Sonra da elini, yüzünü yıkayın.
Çünkü biraz sonra gelecek olan meleğin huzuruna
Cehennem’in karasıyla çıkması doğru olmaz.
Dalgaların kıyıya vurduğu yerde sazlar vardır,
Başkaca bir ağaç, bitki bulunmaz bu kıyılarda.
Temizlendikten sonra aynı yoldan geriye dönmeyin.
Yükselmekte olan güneş size dağı nasıl tırmanacağınızı gösterecektir.
Bu sözlerden sonra kayboldu, ben de ustama baktım.
Oğlum, benim adımlarımı takip et bu patikadan aşağıya inelim deniz kıyısına.
Şafak sökmekteydi, uzaktan denizin dalgalarını fark ettim.
Yolunu kaybetmişler gibi ıssız patikada yürümeye başladık.
Sanki yolunu kaybetmişte avare gezenler gibi.
Ustam elini çiğin üzerinde gezdirerek ıslattı.
Onun maksadını anlayınca gözyaşlarıyla ıslanmış olan yüzümü ona doğru çevirdim.
Yüzümden Cehennem’in kirini temizleyince eski rengi çıktı ortaya.
Daha önce hiçbir yaşayan adamın yanaşmamış olduğu sahile vardık.
Sazla belime kemer yaptı.
Sazı söktüğü yerden hemen bir yenisi bitti…
Kanto 2
Şarkı Söylemek Yok, Yolunuza Devam Edin
Güneş ufku yakmaya başlamıştı.
Kudüs’ te akşam olurken Araf tepesinde de sabah olmaktaydı
Işığın bir ucu batıda, İspanya da; bir ucu doğuda Hindistan'da Ganj nehrindeydi.
Aurora değişik renkleriyle parıldıyordu
Yüzündeki hafif pembelikler yaşla (zamanın geçmesiyle) beraber turunculaşıyordu.
Biz hala deniz kenarındaydık;
Seyahate çıkacak yolcuların,
Gidecekleri yolu önceden hayal etmesi gibi,
Bizim de ruhumuz ileride; kemiklerimiz geride kalmıştı.
Uzaktan Mars gezegeni görüldü
Denizin üzerinden kırmızı ve inceydi ışığı
Onu tekrar görmek isterdim,
Birden denizin üzerinde bir ışık belirdi ve hızla kaydı
Üstadıma döndüm soran gözlerle.
Tekrar ışığa baktığımda hem büyümüş hem de parlaklığı artmıştı.
Etrafında beyaz bir tabaka vardı ve o tabaka da büyümekteydi
O beyazlığın kanatlarının oluşmakta olduğunu fark ettik.
Virgil hiç bir şey söylemiyordu
Ama o beyazlığın kanat olduğunu anlayınca bana:
“Hemen diz çök; ellerini kavuştur, gelen Tanrı’nın meleğidir” dedi
“Bundan sonra kutsal bölgeye giriyoruz,
Allah'ın melek elçilerini artık çok göreceksin.
Ona kayık kürek gerekmez, görüyorsun nasıl geldiğini;
Yelken de gerekmez, kendi kanatları yetişir.
Çok uzak mesafeyi bir anda alır,
Tüyleri göğe Cennete yönelmiştir
İnsan saçı gibi kıvrılmaz dik durur”
Cennet kuşu yanaştıkça parlaklığından artık gözlerim kamaştı, bakamaz oldum;
Başımı öne eğdim;
Doğru sahile yöneldi,
Gemisi o kadar hafifti ki suyu sıçratmadı bile,
Yumuşakça yanaştı.
Ön tarafta yüzden fazla ruh vardı gemide.
Allah'ın meleğinin kutsallığı yüzünden okunuyordu.
Ruhlar hep bir ağızdan “İn Exitu Israel de Aegytp” Mısır’ dan çıkış ilahisini okuyorlardı.
Her söylenen mısra ile yer gök şenleniyordu.
Melek haç çıkardı; bu işaret üzere ruhlar karaya çıktı.
Gelenler, nerede olduklarını bilmez gibiydiler.
Yeni bir yerde karaya çıkmış adamlar gibi etraflarına bakıyorlardı.
Ruhlar bize doğru bakarak , “Tepeye çıkan yolun nerede olduğunu biliyorsanız bize gösterin” dediler
“Siz bizi burayı biliyor zannettiniz; ama biz de sizin gibi yolcuyuz; sadece sizden biraz daha evvel geldik buraya” dedi, Virgil.
“Sadece kısa bir süre önce ama bizim geldiğimiz yol öylesine dik; öylesine zorlu; öylesine kırık döküktü ki; şimdi tırmanacağımız tepe onun yanında çocuk oyuncağı gibi kalır”
Ruhlar benim hala nefes almakta olduğumu ve hala doğduğum bedenimin içinde olduğumu anlayınca korkup sarardılar.
Hepsi sırayla öne çıkıp, bana baktılar buraya niye geldiklerini daha da olgunlaşmak gerektiğini unutmuşlardı.
Birisi sevgiyle yaklaşıp beni kucaklamak istedi;
Ben de kollarımı açtım ama olmadı,
İçlerinde madde var gibi duran ruhlar...
Üç defa kucaklamaya çalıştım ama her seferinde kollarım boşluğu sardı.
Hayretler içindeydim benim de rengim soldu.
O ruh sıcacık gülümsedi ve geri adım attı.
Ben bir daha hamle yaptım.
Son derece tatlı bir sesle beni durdurdu.
Ben onu artık sesinden tanımıştım,
Biraz daha yanımda kalıp, benimle konuşması için yalvardı.
“Ben seni dünyada, henüz bedenimin içindeyken de sevmiştim,
şimdi bu özgürleşmiş yerde de sevdim, onun için durdum.
Ama sen daha ölmeden niye buraya geldin?”
“Sevgili Casella gitmekte olduğum yolda ilerliyorum, çünkü gene buraya dönmeyi arzu ediyorum.
Ama niye senden bu kadar zaman alındı?”
“Yukarıdaki ne zaman isterse, bizi o zaman kabul eder.
Pek çok kere benim geçişimi kabul etmedi.
Onunki hakiki adalettir;
iradesi bu hakiki adalete göre tecelli eder
O mükemmeldir.
Son üç ayda gelmek isteyenlerin hepsini istisnasız aldı
Benim sıram geldiğinde Tiber ’in ağzındaydım.
Orası Acheron’ a gitmekten kurtulanlar için toplanma noktasıdır.”
“Eğer yasak değilse bana o eski şarkılardan birini oku
Oku da bu uzun yolculuktan sonra
Yorulmuş bedenimi taşıyan ruhum biraz rahatlasın”
Casella aşk şarkısına başlayınca havayı bir zarafet kapladı
Şimdi hala o güzel melodiyi duyabiliyorum
Herkes o şarkının büyüsüne kapılmış durmuş dinliyordu
Birden asil yaşlı adam bağırdı:
“Ne var ne oluyor?
Nedir bu hal?
Böyle ihmalkarlık olur mu?
Oyalanmayın!
Gecikmeden çabuk tepeyi tırmanmaya bakın!
Allah’ı anmanıza engel olan hiçbir şeyle uğraşmayın!”
Yerde bir şeyler gaglarken, birdenbire havalanan ve ne yapmakta olduklarını unutan güvercinler gibi,
Herkes bir anda fırladı, tek vücutcasına.
Çok korkmuşlardı.
O neşe ve eğlence düşüncesi kayboldu birdenbire
Adeta hemen havalanıp da nerede yere konacağını bilmeyen kuşlar gibi dağın eteklerine yayıldılar
Rehberimle ben de artık orada durmak istemedik.
Araf
Kanto 3
Manfred ’in Hikayesi
Etrafa dağılmış ruhlar tekrar yüzlerini tepeden yana döndürler;
Burada akıl bizi dürtüyor,(ilerlememizi sağlıyor)
ve Ilahi Adalet kusurlarımızdan temizliyordu.
Rehberime her zamankinden daha fazla yanaştım;
Bu yolu onsuz nasıl alabilirdim?
Beni ondan başka kim bu dağın eteğine getirebilirdi?
Pişmanlık duyuyordu hatasından
( bir önceki bölümde şarkı söylenirken durup dinledikleri için)
İçi içini yiyordu.
Asil bir vicdana sahipti; tamamen lekesiz.
En ufak bir hata bile onda büyük bir ıstıraba sebep oluyordu.
Ben bu düşüncelerden kurtulmak için
Önümüzdeki dağa baktım.
Deniz kenarından taa gökdeki Cennet ‘e kadar yükseliyordu;
Güneş arkamızdaydı,
Kıpkırmızıydı.
Gölgem önüme düştü,
Birden korktum yerimden sıçrayıp telaşla arkama döndüm,
Virgil in gölgesini göremeyince onun beni terkettiğini düşünmüştüm
Beni rahatlatan ses geldi:
" Niye hala emin olamıyorsun?
Niye benim burada olduğumdan ve sana rehberlik ettiğimden şüphe ediyorsun?
Benim bedenim artık yok gölge vermemez.
Kemiklerim Brindisi'den Napoli' ye götürülmüştür."
"Benim bedenimin gölge vermeyişinden daha hayret verici şeyler görüyoruz burada.
Alahın bizi yarattığı şekilde vücutlarımız sıcağa soğuğa tepki verir
Allah bütün gaybı bize bildirmez.
Sadece insan zekası ve bilgisiyle uçsuz bucaksız bütün evreni anlayabileceğini sanan kişi delidir
Bilebileceğinle yetin insanoğlu! Hepsini kendi aklınla bilebilseydin
Hazreti Meryem‘ in bir erkek evlat doğurmasına gerek kalmazdı!
Bazılarının nasıl da boşuna çabaladığını gördün.
Istediklerine ulaşamadılar
Aristo ve Plato’ dan bahsediyorum” dedi
"Onlar ve daha niceleri..."
Durdu boynunu büktü.
Böyleyken tepenin eteğine ulaştık
Öyle bir yamacı tırmanmamız gerekiyordu ki;
bunun için havada yürüyebilen bacaklar lazımdı.
Lerici ve Turbia arasındaki dağlardan beterdi bu dik yamaç.
"Nereden gitmek lazım?" dedi Virgil
"Kanatlarımız da olmadığına göre..."
O durmuş nasıl gideceğimizi düşünürken, ben kayaklıklara bakıyordum.
Çok yavaş sürünerek gelenleri gördüm
Sanki ayakları bize doğru hareket ediyordu ama
O kadar yavaşlardı ki duruyor gibiydiler.
"Üstad bak bize doğru gelenler var!"
Eğer hala karar vermediysen onlara sorabilriz
Virgil onlara baktı ve rahatladı birden
"Bunlar yavaş geliyor biz onların yanına gidelim" dedi
"Sen bildiğin gibi inanmaya devam et, kıymetli oğlum"
Onlara yaklaşınca,-sapanla taş atılabilecek kadar bir mesafe kalıncaya kadar-
grup ürktü; geriye kayaya verdiler sırtlarını, birbirlerine sokuldular,
ve korkuyla durup baktılar bize.
Virgil onlara hitap etti;
"Seçilmiş ruhlar! Ömrünü güzel bitirmiş insanlar,
Bize varacağınız yerde başınıza geçirilecek olan tacın hatırına yol gösteriniz!
Hangi yoldan tırmanalım?
Zamanın kıymetini ancak gecikenler bilebilir"
Kapıdan çıkan koyunlar gibi teker teker; ikişer ikişer; üçer üçer; birbirini takip ederek çekinerek, geldiler yanımıza
Burunları yerde sessiz; Kendi ne istediklerini bilmez şekilde,
Öndeki ne yaparsa arkadakiler de onu takip ediyordu
İlk gurup geldiğinde rehberime baktım; Saygılılardı
Ama yanımıza yanaşıp da benim kaya üzerine düşmüş gölgemi görünce korkarak gerilediler.
Arkadan gelenlerin hepside aynı şekilde gerilediler ama sebebini bilmiyorlardı
"Aklınızdan geçeni ben söyleyeyim;" dedi Virgil
"Bu yaşayan bir kişidir ama bu kayalıkları tırmanma müsadesi vardır"
Ruhlar gitmemiz gereken yolu işaret ettiler
İçlerinden biri bana
"Sen her kimsen hem yoluna devam et hem de giderken dön bana kim olduğuma bak.
Dünyada beni görmüş müydün?"
Ona dikkatle baktım,
Altın sarısı saçları vardı çok yakışıklıydı kaşında kılıç yarası vardı.
Ben onu daha önce görmediğimi söyleyince açtı göğsünü gösterdi
Göğsü de kılıç darbesiyle yarılmıştı.
"Ben Manfred, İmparatoriçe Constanz’ ın torunuyum
Dünyaya döndüğünde sana yalvarırım kızımı bul ve ona benden bahset.
Ben iki ölümcül kılıç darbesi aldıktan sonra Tanrıya yakardım
Tanrı' nın affı severek herkesi bekler.
Benim günahlarım korkunçtu ama Allahın rahmeti sonsuzdur
Kendisine dönen herkesi kabul eder
Kemiklerim halen daha taş yığınının altında olacaktı
Şimdi Verde de Krallık yakınında rüzgara ve yağmura maruz kaldılar
Hiç kimse Papa'nın aforoz etmesiyle İlahi aşktan yoksun bırakılamaz
Her zaman insan için umut vardır
Burada bizimle beraber beklemekte olanlar klisenin aforoz ettiği kişilerdir
Ben onlara dua ediyorum çünkü onlar da tövbe etmekteler
Benim durumumu güzel kızım Constanz’ a anlatırsan döndüğünde ve o da dua ederse, bana büyük iyilik yapmış olacaksıniz,
Çünkü buradaki kurallar göre, bizim Cennete girişimiz halen yasaktır..."
Araf
Kanto 4
Eski Dost Belasqua Tembeller Durağında
Eğer büyük bir acı veya hazdan duyularımızdan biri esaslı bir şekilde etkilenirse
Bütün ruhumuz o duyuya akar, diğer duyularımız körelir
Ruhumuzun bir tarafı yanar, bu şey ruhumuzu tutsak alır,
Ve biz zamanın nasıl geçtiğini anlayamayız.
Buna bir örnekte benim Manfred’ in hikayesini dinlemem.
O anlatırken ve ben hayranlıkla dinlerken, bir yandan Güneş gökte,
Bir yandan da İlahiler Araf’ta yükseliyordu:
“İste aradığın burada”
Rehberim ve ben yolumuza devam ettik.
İtalya'nın sarp kayalıkları gibiydi yollar
Ama orada ayaklar yeterliyken burada kanat gerekiyordu
Artık ellerimizi de kullanarak kayalara tırmanıyorduk
O tırmanış bitince rehberime sordum:
“Sağa mı sola mı döneceğiz”
“Hayır, hiç bir yere dönmeyeceğiz; bu önünde ki dik dağa tırmanmaya devam et,
taa ki bir başka rehber bulana kadar” dedi
Artık bütün kuvvetim tükenmişti:
“Bir dön de bak bana; ben burada kalacağım değerli pederim” dedim
Yüksek kayayı gösterdi ve “Kendini oradan yukarı çek” dedi
Onun verdiği gayretle ellerimle dizlerimle güç bela kendimi yukarı çektim
Orada otururken dönüp geldiğimiz yola baktık;
Çünkü uzun yolculuklarda dönüp ne kadar yol aldığını görmek yolcuyu rahatlatır.
Önce aşağıya, kıyıya baktım, sonra yukarı güneşe
Şaştım bu işe çünkü güneşin ışığı soldan geliyordu
Virgil şaşkınlığımı anladı
Hemen gökyüzünün haritasını anlatmaya koyuldu bana
Her bir burcun yerini gösterdi
Kudüs' ün tam aksi istikametinde Güney yarım kürede olduğumuz için,
Her şey bildiğimiz yerinden farklı görünüyordu.
“Üstadım nerede olduğumun hiç bu kadar farkında olmamıştım şimdiye kadar” dedim
“Daha ne kadar tırmanacağız?” dağ göklere kadar uzanıyordu
Sonunu göremiyordum.
“Başlangıçta zordur tırmanmak; sonra kolaylaşır” dedi
“Amacına yanaştıkça daha kolaylaşacak
Yaklaştıkça tepeler daha yumuşayacak güzel bir tırmanış olacak
Uçar gibi süzülerek gideceksin
Önce koşacaksın, sonra dinleneceksin
Ben bu kadar bilirim, fazlasını da söyleyemem”
Oradan biri seslendi:
“Belki biraz durup dinlenirsiniz o noktaya gelmeden önce” dedi
Hemen dönüp baktık; sesin sahibini çok büyük bir kayanın dibinde dinlenir bulduk.
Zorlukla yanına gittik ve kayanın gölgesinde dinlenmekte olan diğer ruhları gördük.
En yorgunu başını dizleri arasından ayaklarına doğru sallandırmış bitkin vaziyette oturuyordu.
Rehberime gösterdim: “Şu zavallının durumuna bak” dedim
Adam güçlükle başını çevirdi “Kolaysa sen tırman” dedi
O zaman tanıdım; her yerim ağrıyordu, damarlarımda ki kanda, ciğerlerimdeki nefeste acı vardı
ama gene de onun yanına gitmeme engel olmadı yorgunluğum;
Ben yanına varınca başını biraz kaldırdı:
“Niye güneşin bu yönde olduğunu bilmek istiyor musun?” dedi
Hafifçe güldüm onun bu haline, hareketlerindeki yavaşlığa, tek tek söylediği kelimelere.
“Belaqua artık seni merak etmeyeceğim, nerede olduğunu öğrendim çok şükür” dedim
“Ama niye burada çöktün kaldın?
Yoksa sen de bir rehber mi bekliyorsun? Ya da eskisi gibi tembellik mi yapıyorsun?” dedim.
“Eski dost Tırmanmanın ne faydası var?
Gitsem bile oraya, Araf’ ın kapısındaki Melek, bana yol vermez! “Daha zamanı gelmedi” der...
Dünyada hayır işlemekte ne kadar geciktiysem, burada da o güzel yerlere ulaşmak için
O kadar yıl bekleyeceğim
Ne yapalım buranın kanunu böyle
Allah’ın sevgili bir kulu bana dua ederse, o zaman başka.”
Virgil yola koyulmuştu;
Bana işaret etti:
“Bak öğlen oldu güneş tam tepede, Fas’ ta gece oldu bile...”
Araf Kanto 5
Rehberimin ayak izlerini takip ediyordum,
Daha önce konuşmuş olduğumuz Tembeller gurubundan yeni ayrılmıştık ki;
Arkamdan birinin bana baktığını hissettim,
Beni arkadaşlarına gösteriyordu.
“Oraya bak! hem gölgesi var hem de canlı gibi yürüyor!”
Kim olduğunu görmek için arkama döndüm;
Hemen rehberim “Niye oyalanıyorsun?
“Aklını çelen, seni yolundan alıkoyan ne?
Onların boş konuşmaları seni ilgilendirmez” diye çıkıştı bana
“Gururla, başın dik olarak beni takip et;
Kaya gibi ol, rüzgarlar fısıltılar seni etkilemesin.
Bir adam her seferinde dikkatinin dağılmasına izin verirse
Gitmekte olduğu yolundan sapabilir; sonra yolu izi kaybeder.
Sürekli değişim beynin enerjisini alır!”
Ne diyebilirdim; “geliyorum” demekten başka
Kızardım hemen; özür dilemek için bile, özür dileyenin aklının başında olması gerekir.
Bu arada tepeyi tırmanıp bize yaklaşmakta olanlar koro halinde “Miserere” ilahisinin dizelerini
Farklı guruplar halinde okuyorlardı;
Ama beni fark edince Aaa... diyerek, duraladılar; şarkıyı kestiler.
İki ruh öne fırladı:
“Lütfen bize söyler misin, sen yaşamakta olan bir adam mısın?” dediler
Rehberim “Evet” dedi “bu adam hala yaratıldığı çamurun içindedir”
“Diğerlerine söyle bu adama hürmet göstersinler;
bu adamı tanımak onlar için çok önemli olacaktır”
Adamlar koşarak arkadaşlarına haber iletmeye gittiler
Haberi alanlar, ‘atlılar’ gibi süratle yanımıza vardılar.
Rehberim “ yüzlercesi geliyor hepsi senden bir şey isteyecek;
onları dinle ama bir yandan da durma yoluna devam et” dedi
Hepsi yanıma gelip onlarla konuşmamı rica ettiler;
“Bizim aramızdan hiç tanıdığın yok mudur;
Dünyaya döndüğünde, sevenlerine haber götürebileceğin?
Dur biraz, hiç durmayacak mısın bizimle konuşmak için?
Niye acele ediyorsun?
Biz hepimiz savaşta veya başka bir sebeple şiddet yüzünden öldük.
Son anımıza kadar günahkar yaşadık.
Nihayet, Hakk'ın nuru bize geldi de aydınlattı bizi.
Son nefesimizde hem kendimiz için tövbe ettik, hem de bizi üzenleri affettik,
Tanrıya inanarak huzur içinde dünyayı terk ettik,
Ve burada Tanrı’nın yüzünü görmeye hasreti verildi bize.”
“İyi doğmuş ruhlar; içinizde tanıdığım kimse yok ama yüzlerinize bir defa daha bakayım
Sizin için yapabileceğim bir şey varsa söyleyin.”
Cassero; “Ben ilk olayım. Eğer yolun Napoli yakınlarına düşerse beni hatırla
Oradakiler benim için dua etsinler
Benim memleketim Fano ‘dur ama Antenori’ de öldürülmüştüm”
Bir başkası Bonconte olduğunu söyleyerek, “Benim memleketim Montefeltro idi;
Beni Gieovanna ve diğerleri unuttuğu için şimdi burada bu ruhlar arasında başım öne eğik yürümekteyim” dedi.
“Nasıl oldu da Campoldino ’dan çok uzağa düştün, mezarının yeri bile belli değil?” diye sordum ona.
“Ben şimdi ismi unutulmuş olan bir dere kıyısında öldürüldüm, bir kılıç boğazımı yardı, kaçarken,
gözlerim kör oldu, konuşamaz oldum.
Tam Meryem Ana derken son nefesimi verdim,
Bedenim orada kaldı.
Ben doğruyu anlatıyorum bu anlattıklarımı dünyada anlat herkese
Buraya geldiğimde melekler beni Araf’a getirdi
Cehennem zebanileri bağırdı ‘onu bırak buraya gelecekti
Bir damla gözyaşıyla kurtuldu elimden dediler.
Halbukı öbürü (babası) cezasını başka türlü çekmekte" diye
Irmak bedenimi sürükledi çamurun içinde bıraktı”
Sonra yumuşak bir hanım sesi:
“Buradaki yolculuğunu bitirip dünyaya vardığında,
Ve yeterince dinlendiğinde,
Beni de an,
Adım Pia
Sienna da doğdum, Maremma da öldüm;
Beni kendisine bir pırlanta yüzükle
eş alan kişi öldürdü” der.
Sordello yere parmağıyla bir çizgi çizerek;
Araf
Kanto 8
(Dante’ nin sabahın erken saatlerinde başlayan Araf’ taki ilk günü günün akşam olmasıyla gökyüzünün güzel renklere bürünmesiyle sona ermektedir)
Sevdiklerinden ayrıldıkları
O sabahı hatırladıkları andır bu an.
Yeni yola çıkacakların da sabahın
Getireceklerini heyecanla bekledikleri,
Giden günü haber
veren akşam çanının hüzünlü sesini
Uzaktan
duyup duygulandıkları an.
Sordello yere parmağıyla bir çizgi çizerek;
Araf
Kanto 8
Dante nin sabahın erken saatlerinde başlayan Araf taki ilk günü günün akşam olmasıyla gökyüzünün güzel renklere bürünmesiyle sona ermektedir
O sabahı hatırladıkları andır bu an.
Yeni yola çıkacakların da sabahın
Getireceklerini heyecanla bekledikleri,
Giden günü haber veren akşam çanının hüzünlü sesini
Uzaktan duyup duygulandıkları an.
Ruhların Duası
Araf Kanto 11
Geçen bölümde tevazu ve kibir konusu işlenmişti. Bu bölümde de kibirden kurtulmak isteyen ruhlar ağır yükler taşıyarak Araf dağlarını tırmanmaya devam ediyorlar. Tabii insanın güzel şeylerden gurur duyması tek başına günaha sebep olmuyor kibirle başkasını aşağı görmek ve onlardan bir anlamda nefret etmek esas mesele.
Bu kantonun açılışında İncil deki Lords Prayer veya Latince adıyla Pater Nostra yani Babamız duasına benzer bir dua ediliyor
Hazreti Isa' ya iman edenler kendilerine bir dua öğretmesini istiyorlar o da bizim Fatiha suresine benzer bir duayı onlara öğretiyor Hristiyanların çok bildiği çocukluktan itibaren ezberleyip öğrendiği bir dua:
Arabaya koşulmuş olan hayvanların başları önde
Boyunduruk altında uygun
adım yürümeleri gibi,
ben de üstadımın bana müsade ettiği kadar
Ağır yüklerin altında hareket eden ruhlarla beraber
yürüyebildiğim kadar yürüdüm.
Sonra Virgil:
"Onu bırak yoluna devam etsin ,
burada herkes kendi gayretince, bütün gücüyle tek başına ilerlemeye çalışır
Gemisini yürütmek için yelken açar hem de küreklere asılır" dedi.
Ben doğruldum ama ruhum hala tevazuuyla eğilmiş vaziyetteydi.
Daha İyi Sular
Arkamızdaki acımasız denizi geride bırakarak,
Daha yumuşak sulara yelken açtık.
İnsan ruhunun arınıp Cennet’e çıkmaya layık hale geldiği
İkinci krallığı anlatma zamanı.
Şiirimi Cehennem’in ölü havasından kurtarıp, ilahilerle yükseltmeme
Yardım edin ilham perileri
Safir renkli gökyüzü alabildiğine uzanıyordu,
Cehennem ’den çıktığımızda önümüze açılan bu mavi gökyüzü gözümü gönlümü açtı.
Aşk gezegeni balık burcunu geride bırakmıştı.
Başımı çevirip öbür kutba doğru baktığımda, sadece ilk insanlar tarafından görülmüş olan dört yıldızı gördüm.
Kuzey yarım küre bu manzaradan yoksundu.
Evladın babaya göstereceği saygıya layık bir bilge adam gördüm
Kırçıl sakalları saçına karışmış göğsüne iniyordu.
Dört yıldızın ışığıyla yüzü sanki Güneş’te kalmış gibi aydınlanmıştı.
(Felsefe ’nin 4 erdemini temsil ediyor)
“Kimsiniz siz Cehennem ‘den kaçan?” Dedi bize
Kim sizi serbest bıraktı?
Kim size rehberlik yaptı?
Cehennem’in karanlığında kim size ışık tuttu?
Karanlığın kanunlarımı değişti?
Gökten yeni bir emir mi indi?
Nasıl yaklaşabildiniz benim kayalıklarıma?
Rehberim hemen beni kararlılıkla tuttu, saygıyla eğilmemi işaret etti
Ve cevap verdi bilgeye
Ben kendiliğimden gelmedim buraya,
Cennet’ten gönderilmiş bir hanım, bu adama yardım etmemi rica etti benden.
Sen müsaade edersen buraya girebiliriz.
Bu adam henüz dünyadaki son akşamını yaşamadı az bir zamanı daha kaldı.
Bu adamın ruhunun kurtuluşa erebilmesi için O’na yardımla görevlendirildim.
Geldiğimiz yoldan başka geçebileceğimiz bir yolda yoktu bizim için.
Mahvolmuşları gösterdim O’na,
Şimdi de senin idaren altında olan, arınmakta olan ruhları göstermek istiyorum.
O’nu nasıl buraya getirdiğimi anlatmam uzun sürer ama buraya bizi getiren,
sizi görüp işitmemize müsaade eden kuvvet yukarıdan gelir.
Özgürlüğü aramaya giden adama müsaade eder misin?
O çok değerli olan ve senin uğruna hayatını feda ettiğin özgürlüğü…
Utica ’da özgürlük uğruna ölüm sana tatlı gelmişti.
Biz kanuna karşı gelmiyoruz, bu adam halen yaşamaktadır,
Ben de Minos’a tabii değilim,
Halen sana dua etmekte olan, o asil Marcia ’nın bulunduğu halkadayım.
Bizim geçişimize müsaade eder, isminin aşağıda anılmasına izin verirsen, O’na da teşekkür edeceğim.
Ben de dünyadayken Marcia ’ya bakmak beni mutlu ederdi.
Ne arzu ettiyse yerine getirdim.
Şimdi artık kötü ırmağın öteki yakasındadır.
Artık bana onun bir faydası olmaz.
Kanun böyleydi eskiden.
Ama Cennet’ten bir Hanım yetişip de size yardım ettiyse söylediğiniz gibi
Bana artık iltifat etmenize gerek yok,
O’nun izniyle geldiğinizi söylemeniz yeterlidir.
Gidin şimdi ama önce buradan bir sazla beline kemer yapın,
Sonra da elini, yüzünü yıkayın.
Çünkü biraz sonra gelecek olan meleğin huzuruna
Cehennem’in karasıyla çıkması doğru olmaz.
Dalgaların kıyıya vurduğu yerde sazlar vardır,
Başkaca bir ağaç, bitki bulunmaz bu kıyılarda.
Temizlendikten sonra aynı yoldan geriye dönmeyin.
Yükselmekte olan güneş size dağı nasıl tırmanacağınızı gösterecektir.
Bu sözlerden sonra kayboldu, ben de ustama baktım.
Oğlum, benim adımlarımı takip et bu patikadan aşağıya inelim deniz kıyısına.
Şafak sökmekteydi, uzaktan denizin dalgalarını fark ettim.
Yolunu kaybetmişler gibi ıssız patikada yürümeye başladık.
Sanki yolunu kaybetmişte avare gezenler gibi.
Ustam elini çiğin üzerinde gezdirerek ıslattı.
Onun maksadını anlayınca gözyaşlarıyla ıslanmış olan yüzümü ona doğru çevirdim.
Yüzümden Cehennem’in kirini temizleyince eski rengi çıktı ortaya.
Daha önce hiçbir yaşayan adamın yanaşmamış olduğu sahile vardık.
Sazla belime kemer yaptı.
Sazı söktüğü yerden hemen bir yenisi bitti…
Kanto 2
Şarkı Söylemek Yok, Yolunuza Devam Edin
Güneş ufku yakmaya başlamıştı.
Kudüs’ te akşam olurken Araf tepesinde de sabah olmaktaydı
Işığın bir ucu batıda, İspanya da; bir ucu doğuda Hindistan'da Ganj nehrindeydi.
Aurora değişik renkleriyle parıldıyordu
Yüzündeki hafif pembelikler yaşla (zamanın geçmesiyle) beraber turunculaşıyordu.
Biz hala deniz kenarındaydık;
Seyahate çıkacak yolcuların,
Gidecekleri yolu önceden hayal etmesi gibi,
Bizim de ruhumuz ileride; kemiklerimiz geride kalmıştı.
Uzaktan Mars gezegeni görüldü
Denizin üzerinden kırmızı ve inceydi ışığı
Onu tekrar görmek isterdim,
Birden denizin üzerinde bir ışık belirdi ve hızla kaydı
Üstadıma döndüm soran gözlerle.
Tekrar ışığa baktığımda hem büyümüş hem de parlaklığı artmıştı.
Etrafında beyaz bir tabaka vardı ve o tabaka da büyümekteydi
O beyazlığın kanatlarının oluşmakta olduğunu fark ettik.
Virgil hiç bir şey söylemiyordu
Ama o beyazlığın kanat olduğunu anlayınca bana:
“Hemen diz çök; ellerini kavuştur, gelen Tanrı’nın meleğidir” dedi
“Bundan sonra kutsal bölgeye giriyoruz,
Allah'ın melek elçilerini artık çok göreceksin.
Ona kayık kürek gerekmez, görüyorsun nasıl geldiğini;
Yelken de gerekmez, kendi kanatları yetişir.
Çok uzak mesafeyi bir anda alır,
Tüyleri göğe Cennete yönelmiştir
İnsan saçı gibi kıvrılmaz dik durur”
Cennet kuşu yanaştıkça parlaklığından artık gözlerim kamaştı, bakamaz oldum;
Başımı öne eğdim;
Doğru sahile yöneldi,
Gemisi o kadar hafifti ki suyu sıçratmadı bile,
Yumuşakça yanaştı.
Ön tarafta yüzden fazla ruh vardı gemide.
Allah'ın meleğinin kutsallığı yüzünden okunuyordu.
Ruhlar hep bir ağızdan “İn Exitu Israel de Aegytp” Mısır’ dan çıkış ilahisini okuyorlardı.
Her söylenen mısra ile yer gök şenleniyordu.
Melek haç çıkardı; bu işaret üzere ruhlar karaya çıktı.
Gelenler, nerede olduklarını bilmez gibiydiler.
Yeni bir yerde karaya çıkmış adamlar gibi etraflarına bakıyorlardı.
Ruhlar bize doğru bakarak , “Tepeye çıkan yolun nerede olduğunu biliyorsanız bize gösterin” dediler
“Siz bizi burayı biliyor zannettiniz; ama biz de sizin gibi yolcuyuz; sadece sizden biraz daha evvel geldik buraya” dedi, Virgil.
“Sadece kısa bir süre önce ama bizim geldiğimiz yol öylesine dik; öylesine zorlu; öylesine kırık döküktü ki; şimdi tırmanacağımız tepe onun yanında çocuk oyuncağı gibi kalır”
Ruhlar benim hala nefes almakta olduğumu ve hala doğduğum bedenimin içinde olduğumu anlayınca korkup sarardılar.
Hepsi sırayla öne çıkıp, bana baktılar buraya niye geldiklerini daha da olgunlaşmak gerektiğini unutmuşlardı.
Birisi sevgiyle yaklaşıp beni kucaklamak istedi;
Ben de kollarımı açtım ama olmadı,
İçlerinde madde var gibi duran ruhlar...
Üç defa kucaklamaya çalıştım ama her seferinde kollarım boşluğu sardı.
Hayretler içindeydim benim de rengim soldu.
O ruh sıcacık gülümsedi ve geri adım attı.
Ben bir daha hamle yaptım.
Son derece tatlı bir sesle beni durdurdu.
Ben onu artık sesinden tanımıştım,
Biraz daha yanımda kalıp, benimle konuşması için yalvardı.
“Ben seni dünyada, henüz bedenimin içindeyken de sevmiştim,
şimdi bu özgürleşmiş yerde de sevdim, onun için durdum.
Ama sen daha ölmeden niye buraya geldin?”
“Sevgili Casella gitmekte olduğum yolda ilerliyorum, çünkü gene buraya dönmeyi arzu ediyorum.
Ama niye senden bu kadar zaman alındı?”
“Yukarıdaki ne zaman isterse, bizi o zaman kabul eder.
Pek çok kere benim geçişimi kabul etmedi.
Onunki hakiki adalettir;
iradesi bu hakiki adalete göre tecelli eder
O mükemmeldir.
Son üç ayda gelmek isteyenlerin hepsini istisnasız aldı
Benim sıram geldiğinde Tiber ’in ağzındaydım.
Orası Acheron’ a gitmekten kurtulanlar için toplanma noktasıdır.”
“Eğer yasak değilse bana o eski şarkılardan birini oku
Oku da bu uzun yolculuktan sonra
Yorulmuş bedenimi taşıyan ruhum biraz rahatlasın”
Casella aşk şarkısına başlayınca havayı bir zarafet kapladı
Şimdi hala o güzel melodiyi duyabiliyorum
Herkes o şarkının büyüsüne kapılmış durmuş dinliyordu
Birden asil yaşlı adam bağırdı:
“Ne var ne oluyor?
Nedir bu hal?
Böyle ihmalkarlık olur mu?
Oyalanmayın!
Gecikmeden çabuk tepeyi tırmanmaya bakın!
Allah’ı anmanıza engel olan hiçbir şeyle uğraşmayın!”
Yerde bir şeyler gaglarken, birdenbire havalanan ve ne yapmakta olduklarını unutan güvercinler gibi,
Herkes bir anda fırladı, tek vücutcasına.
Çok korkmuşlardı.
O neşe ve eğlence düşüncesi kayboldu birdenbire
Adeta hemen havalanıp da nerede yere konacağını bilmeyen kuşlar gibi dağın eteklerine yayıldılar
Rehberimle ben de artık orada durmak istemedik.
Araf
Kanto 3
Manfred ’in Hikayesi
Etrafa dağılmış ruhlar tekrar yüzlerini tepeden yana döndürler;
Burada akıl bizi dürtüyor,(ilerlememizi sağlıyor)
ve Ilahi Adalet kusurlarımızdan temizliyordu.
Rehberime her zamankinden daha fazla yanaştım;
Bu yolu onsuz nasıl alabilirdim?
Beni ondan başka kim bu dağın eteğine getirebilirdi?
Pişmanlık duyuyordu hatasından
( bir önceki bölümde şarkı söylenirken durup dinledikleri için)
İçi içini yiyordu.
Asil bir vicdana sahipti; tamamen lekesiz.
En ufak bir hata bile onda büyük bir ıstıraba sebep oluyordu.
Ben bu düşüncelerden kurtulmak için
Önümüzdeki dağa baktım.
Deniz kenarından taa gökdeki Cennet ‘e kadar yükseliyordu;
Güneş arkamızdaydı,
Kıpkırmızıydı.
Gölgem önüme düştü,
Birden korktum yerimden sıçrayıp telaşla arkama döndüm,
Virgil in gölgesini göremeyince onun beni terkettiğini düşünmüştüm
Beni rahatlatan ses geldi:
" Niye hala emin olamıyorsun?
Niye benim burada olduğumdan ve sana rehberlik ettiğimden şüphe ediyorsun?
Benim bedenim artık yok gölge vermemez.
Kemiklerim Brindisi'den Napoli' ye götürülmüştür."
"Benim bedenimin gölge vermeyişinden daha hayret verici şeyler görüyoruz burada.
Alahın bizi yarattığı şekilde vücutlarımız sıcağa soğuğa tepki verir
Allah bütün gaybı bize bildirmez.
Sadece insan zekası ve bilgisiyle uçsuz bucaksız bütün evreni anlayabileceğini sanan kişi delidir
Bilebileceğinle yetin insanoğlu! Hepsini kendi aklınla bilebilseydin
Hazreti Meryem‘ in bir erkek evlat doğurmasına gerek kalmazdı!
Bazılarının nasıl da boşuna çabaladığını gördün.
Istediklerine ulaşamadılar
Aristo ve Plato’ dan bahsediyorum” dedi
"Onlar ve daha niceleri..."
Durdu boynunu büktü.
Böyleyken tepenin eteğine ulaştık
Öyle bir yamacı tırmanmamız gerekiyordu ki;
bunun için havada yürüyebilen bacaklar lazımdı.
Lerici ve Turbia arasındaki dağlardan beterdi bu dik yamaç.
"Nereden gitmek lazım?" dedi Virgil
"Kanatlarımız da olmadığına göre..."
O durmuş nasıl gideceğimizi düşünürken, ben kayaklıklara bakıyordum.
Çok yavaş sürünerek gelenleri gördüm
Sanki ayakları bize doğru hareket ediyordu ama
O kadar yavaşlardı ki duruyor gibiydiler.
"Üstad bak bize doğru gelenler var!"
Eğer hala karar vermediysen onlara sorabilriz
Virgil onlara baktı ve rahatladı birden
"Bunlar yavaş geliyor biz onların yanına gidelim" dedi
"Sen bildiğin gibi inanmaya devam et, kıymetli oğlum"
Onlara yaklaşınca,-sapanla taş atılabilecek kadar bir mesafe kalıncaya kadar-
grup ürktü; geriye kayaya verdiler sırtlarını, birbirlerine sokuldular,
ve korkuyla durup baktılar bize.
Virgil onlara hitap etti;
"Seçilmiş ruhlar! Ömrünü güzel bitirmiş insanlar,
Bize varacağınız yerde başınıza geçirilecek olan tacın hatırına yol gösteriniz!
Hangi yoldan tırmanalım?
Zamanın kıymetini ancak gecikenler bilebilir"
Kapıdan çıkan koyunlar gibi teker teker; ikişer ikişer; üçer üçer; birbirini takip ederek çekinerek, geldiler yanımıza
Burunları yerde sessiz; Kendi ne istediklerini bilmez şekilde,
Öndeki ne yaparsa arkadakiler de onu takip ediyordu
İlk gurup geldiğinde rehberime baktım; Saygılılardı
Ama yanımıza yanaşıp da benim kaya üzerine düşmüş gölgemi görünce korkarak gerilediler.
Arkadan gelenlerin hepside aynı şekilde gerilediler ama sebebini bilmiyorlardı
"Aklınızdan geçeni ben söyleyeyim;" dedi Virgil
"Bu yaşayan bir kişidir ama bu kayalıkları tırmanma müsadesi vardır"
Ruhlar gitmemiz gereken yolu işaret ettiler
İçlerinden biri bana
"Sen her kimsen hem yoluna devam et hem de giderken dön bana kim olduğuma bak.
Dünyada beni görmüş müydün?"
Ona dikkatle baktım,
Altın sarısı saçları vardı çok yakışıklıydı kaşında kılıç yarası vardı.
Ben onu daha önce görmediğimi söyleyince açtı göğsünü gösterdi
Göğsü de kılıç darbesiyle yarılmıştı.
"Ben Manfred, İmparatoriçe Constanz’ ın torunuyum
Dünyaya döndüğünde sana yalvarırım kızımı bul ve ona benden bahset.
Ben iki ölümcül kılıç darbesi aldıktan sonra Tanrıya yakardım
Tanrı' nın affı severek herkesi bekler.
Benim günahlarım korkunçtu ama Allahın rahmeti sonsuzdur
Kendisine dönen herkesi kabul eder
Kemiklerim halen daha taş yığınının altında olacaktı
Şimdi Verde de Krallık yakınında rüzgara ve yağmura maruz kaldılar
Hiç kimse Papa'nın aforoz etmesiyle İlahi aşktan yoksun bırakılamaz
Her zaman insan için umut vardır
Burada bizimle beraber beklemekte olanlar klisenin aforoz ettiği kişilerdir
Ben onlara dua ediyorum çünkü onlar da tövbe etmekteler
Benim durumumu güzel kızım Constanz’ a anlatırsan döndüğünde ve o da dua ederse, bana büyük iyilik yapmış olacaksıniz,
Çünkü buradaki kurallar göre, bizim Cennete girişimiz halen yasaktır..."
Araf
Kanto 4
Eski Dost Belasqua Tembeller Durağında
Eğer büyük bir acı veya hazdan duyularımızdan biri esaslı bir şekilde etkilenirse
Bütün ruhumuz o duyuya akar, diğer duyularımız körelir
Ruhumuzun bir tarafı yanar, bu şey ruhumuzu tutsak alır,
Ve biz zamanın nasıl geçtiğini anlayamayız.
Buna bir örnekte benim Manfred’ in hikayesini dinlemem.
O anlatırken ve ben hayranlıkla dinlerken, bir yandan Güneş gökte,
Bir yandan da İlahiler Araf’ta yükseliyordu:
“İste aradığın burada”
Rehberim ve ben yolumuza devam ettik.
İtalya'nın sarp kayalıkları gibiydi yollar
Ama orada ayaklar yeterliyken burada kanat gerekiyordu
Artık ellerimizi de kullanarak kayalara tırmanıyorduk
O tırmanış bitince rehberime sordum:
“Sağa mı sola mı döneceğiz”
“Hayır, hiç bir yere dönmeyeceğiz; bu önünde ki dik dağa tırmanmaya devam et,
taa ki bir başka rehber bulana kadar” dedi
Artık bütün kuvvetim tükenmişti:
“Bir dön de bak bana; ben burada kalacağım değerli pederim” dedim
Yüksek kayayı gösterdi ve “Kendini oradan yukarı çek” dedi
Onun verdiği gayretle ellerimle dizlerimle güç bela kendimi yukarı çektim
Orada otururken dönüp geldiğimiz yola baktık;
Çünkü uzun yolculuklarda dönüp ne kadar yol aldığını görmek yolcuyu rahatlatır.
Önce aşağıya, kıyıya baktım, sonra yukarı güneşe
Şaştım bu işe çünkü güneşin ışığı soldan geliyordu
Virgil şaşkınlığımı anladı
Hemen gökyüzünün haritasını anlatmaya koyuldu bana
Her bir burcun yerini gösterdi
Kudüs' ün tam aksi istikametinde Güney yarım kürede olduğumuz için,
Her şey bildiğimiz yerinden farklı görünüyordu.
“Üstadım nerede olduğumun hiç bu kadar farkında olmamıştım şimdiye kadar” dedim
“Daha ne kadar tırmanacağız?” dağ göklere kadar uzanıyordu
Sonunu göremiyordum.
“Başlangıçta zordur tırmanmak; sonra kolaylaşır” dedi
“Amacına yanaştıkça daha kolaylaşacak
Yaklaştıkça tepeler daha yumuşayacak güzel bir tırmanış olacak
Uçar gibi süzülerek gideceksin
Önce koşacaksın, sonra dinleneceksin
Ben bu kadar bilirim, fazlasını da söyleyemem”
Oradan biri seslendi:
“Belki biraz durup dinlenirsiniz o noktaya gelmeden önce” dedi
Hemen dönüp baktık; sesin sahibini çok büyük bir kayanın dibinde dinlenir bulduk.
Zorlukla yanına gittik ve kayanın gölgesinde dinlenmekte olan diğer ruhları gördük.
En yorgunu başını dizleri arasından ayaklarına doğru sallandırmış bitkin vaziyette oturuyordu.
Rehberime gösterdim: “Şu zavallının durumuna bak” dedim
Adam güçlükle başını çevirdi “Kolaysa sen tırman” dedi
O zaman tanıdım; her yerim ağrıyordu, damarlarımda ki kanda, ciğerlerimdeki nefeste acı vardı
ama gene de onun yanına gitmeme engel olmadı yorgunluğum;
Ben yanına varınca başını biraz kaldırdı:
“Niye güneşin bu yönde olduğunu bilmek istiyor musun?” dedi
Hafifçe güldüm onun bu haline, hareketlerindeki yavaşlığa, tek tek söylediği kelimelere.
“Belaqua artık seni merak etmeyeceğim, nerede olduğunu öğrendim çok şükür” dedim
“Ama niye burada çöktün kaldın?
Yoksa sen de bir rehber mi bekliyorsun? Ya da eskisi gibi tembellik mi yapıyorsun?” dedim.
“Eski dost Tırmanmanın ne faydası var?
Gitsem bile oraya, Araf’ ın kapısındaki Melek, bana yol vermez! “Daha zamanı gelmedi” der...
Dünyada hayır işlemekte ne kadar geciktiysem, burada da o güzel yerlere ulaşmak için
O kadar yıl bekleyeceğim
Ne yapalım buranın kanunu böyle
Allah’ın sevgili bir kulu bana dua ederse, o zaman başka.”
Virgil yola koyulmuştu;
Bana işaret etti:
“Bak öğlen oldu güneş tam tepede, Fas’ ta gece oldu bile...”
Araf Kanto 5
Bir Damla Gözyaşıyla Kurtuldu
Una lagrimetta
Rehberimin ayak izlerini takip ediyordum,
Daha önce konuşmuş olduğumuz tembeller gurubundan yeni ayrılmıştık ki;
Arkamdan birinin bana baktığını hissettim,
Beni arkadaşlarına gösteriyordu.
“Oraya bak! hem gölgesi var hem de canlı gibi yürüyor!”
Kim olduğunu görmek için arkama döndüm;
Hemen rehberim “Niye oyalanıyorsun?
“Aklını çelen, seni yolundan alıkoyan ne?
Onların boş konuşmaları seni ilgilendirmez” diye çıkıştı bana
“Gururla, başın dik olarak beni takip et;
Kaya gibi ol, rüzgarlar, fısıltılar seni etkilemesin.
Bir adam her seferinde dikkatinin dağılmasına izin verirse
Gitmekte olduğu yolundan sapabilir; sonra yolu izi kaybeder.
Sürekli değişim beynin enerjisini alır!”
Ne diyebilirdim; “geliyorum” demekten başka
Kızarmıştım biraz.
Bu arada tepeyi tırmanıp bize yaklaşmakta olanlar koro halinde “Miserere” ilahisini okuyorlardı;
Ama beni fark edince Aaa... diyerek, duraladılar; şarkıyı kestiler.
İki ruh öne fırladı:
“Lütfen bize söyler misin, sen yaşamakta olan bir adam mısın?” dediler
Rehberim “Evet” dedi “bu adam hala yaşamaktadır”
“Diğerlerine söyle bu adama hürmet göstersinler;
bu adamı tanımak onlar için çok önemli olacaktır”
Adamlar koşarak arkadaşlarına haber iletmeye gittiler
Haberi alanlar, ‘atlılar’ gibi süratle yanımıza vardılar.
Rehberim “yüzlercesi geliyor hepsi senden bir şey isteyecek;
Onları dinle ama bir yandan da durma yoluna devam et” dedi
Hepsi yanıma gelip onlarla konuşmamı rica ettiler;
“Bizim aramızdan hiç tanıdığın yok mudur;
Dünyaya döndüğünde, sevenlerine haber götürebileceğin?
Dur biraz, hiç durmayacak mısın bizimle konuşmak için?
Niye acele ediyorsun?
Biz hepimiz savaşta veya başka bir sebeple şiddet yüzünden öldük.
Son anımıza kadar günahkâr olarak yaşadık.
Nihayet, Hakk'ın nuru bize geldi de aydınlattı bizi.
Son nefesimizde hem kendimiz için tövbe ettik, hem de bizi üzenleri affettik,
Tanrıya inanarak huzur içinde dünyayı terk ettik,
Ve burada Tanrı’nın yüzünü görmeye hasreti verildi bize.”
“İyi doğmuş ruhlar; içinizde tanıdığım kimse yok ama yüzlerinize bir defa daha bakayım
Sizin için yapabileceğim bir şey varsa söyleyin.”
(İacopo del Cassero
Podesta of Bologna 1298 Milano- Venice
İhanet etmişler)
“Ben ilk olayım. Eğer yolun Napoli yakınlarına düşerse beni hatırla
Oradakiler benim için dua etsinler
Benim memleketim Fano ‘dur ama Antenori’ de kanım dökülmüştü.
Kendimi en güvenli sandığım zamanda benden nefret eden birisinin tuzağına düştüm.
Onlardan kaçmak için bataklığa doğru koştum,
Ayağım çalı çırpıya takıldı yere yuvarlandım düştüğüm yerde
Kanım göl oldu.”
Bonconte da Montefeltro
Battle of Campaldino 1289
Bir başkası “Sana yukarı tırmanma azmi verilsin” diye dua ederek, kendisini tanıttı:
Ben Bonconte, memleketim Montefeltro idi;
Beni Giovanna ve diğerleri unuttuğu için şimdi burada,
bu ruhlar arasında başım öne eğik yürümekteyim” dedi.
“Nasıl oldu da Campaldino ’dan çok uzağa düştün, mezarının yeri bile belli değil?” diye sordum ona.
“Ben şimdi ismi unutulmuş olan bir dere kıyısına boğazım kesik vaziyette geldim,
Koşarak kaçıyordum ben kaçarken kanım yere akıyordu,
Sesim soluğum kesildi,
Gözlerim kör oldu,
Son nefesimi Meryem ana diyerek verdim.
Bedenim orada kaldı.
Sana doğrusunu anlatıyorum, dünyaya döndüğün de anlat benim hikayemi.
Melek beni kavradığında, Cehennem’ deki bağırdı;
‘Cennet’ten inen niye bunu bana bırakmıyorsun?
Bir damla gözyaşıyla kurtuldu bu,
Sen O’nu taşıyorsun ama babası bizim tarafta.’
Kurnaz zekası ve kötü niyetiyle ortalığı bulandırmaktaydı şeytan.
Ben öldüğümde yağmur yağdı sel oldu,
Benim bedenimde sele kapılıp gitti.
Önce ırmağa karıştım sonra çamura.” Dedi.
Pia de Tolomei
Sonra yumuşak bir hanım sesi:
“Buradaki yolculuğunu bitirip dünyaya vardığında,
Ve yeterince dinlendiğinde,
Beni de an, Adım Pia
Sienna da doğdum, Maremma da öldüm;
Beni kendisine bir pırlanta yüzükle, eş alan kişi öldürdü” dedi.
gemma
Rehberimin ayak izlerini takip ediyordum,
Daha önce konuşmuş olduğumuz tembeller gurubundan yeni ayrılmıştık ki;
Arkamdan birinin bana baktığını hissettim,
Beni arkadaşlarına gösteriyordu.
“Oraya bak! hem gölgesi var hem de canlı gibi yürüyor!”
Kim olduğunu görmek için arkama döndüm;
Hemen rehberim “Niye oyalanıyorsun?
“Aklını çelen, seni yolundan alıkoyan ne?
Onların boş konuşmaları seni ilgilendirmez” diye çıkıştı bana
“Gururla, başın dik olarak beni takip et;
Kaya gibi ol, rüzgarlar, fısıltılar seni etkilemesin.
Bir adam her seferinde dikkatinin dağılmasına izin verirse
Gitmekte olduğu yolundan sapabilir; sonra yolu izi kaybeder.
Sürekli değişim beynin enerjisini alır!”
Ne diyebilirdim; “geliyorum” demekten başka
Kızarmıştım biraz.
Bu arada tepeyi tırmanıp bize yaklaşmakta olanlar koro halinde “Miserere” ilahisini okuyorlardı;
Ama beni fark edince Aaa... diyerek, duraladılar; şarkıyı kestiler.
İki ruh öne fırladı:
“Lütfen bize söyler misin, sen yaşamakta olan bir adam mısın?” dediler
Rehberim “Evet” dedi “bu adam hala yaşamaktadır”
“Diğerlerine söyle bu adama hürmet göstersinler;
bu adamı tanımak onlar için çok önemli olacaktır”
Adamlar koşarak arkadaşlarına haber iletmeye gittiler
Haberi alanlar, ‘atlılar’ gibi süratle yanımıza vardılar.
Rehberim “yüzlercesi geliyor hepsi senden bir şey isteyecek;
Onları dinle ama bir yandan da durma yoluna devam et” dedi
Hepsi yanıma gelip onlarla konuşmamı rica ettiler;
“Bizim aramızdan hiç tanıdığın yok mudur;
Dünyaya döndüğünde, sevenlerine haber götürebileceğin?
Dur biraz, hiç durmayacak mısın bizimle konuşmak için?
Niye acele ediyorsun?
Biz hepimiz savaşta veya başka bir sebeple şiddet yüzünden öldük.
Son anımıza kadar günahkâr olarak yaşadık.
Nihayet, Hakk'ın nuru bize geldi de aydınlattı bizi.
Son nefesimizde hem kendimiz için tövbe ettik, hem de bizi üzenleri affettik,
Tanrıya inanarak huzur içinde dünyayı terk ettik,
Ve burada Tanrı’nın yüzünü görmeye hasreti verildi bize.”
“İyi doğmuş ruhlar; içinizde tanıdığım kimse yok ama yüzlerinize bir defa daha bakayım
Sizin için yapabileceğim bir şey varsa söyleyin.”
(İacopo del Cassero
Podesta of Bologna 1298 Milano- Venice
İhanet etmişler)
“Ben ilk olayım. Eğer yolun Napoli yakınlarına düşerse beni hatırla
Oradakiler benim için dua etsinler
Benim memleketim Fano ‘dur ama Antenori’ de kanım dökülmüştü.
Kendimi en güvenli sandığım zamanda benden nefret eden birisinin tuzağına düştüm.
Onlardan kaçmak için bataklığa doğru koştum,
Ayağım çalı çırpıya takıldı yere yuvarlandım düştüğüm yerde
Kanım göl oldu.”
Bonconte da Montefeltro
Battle of Campaldino 1289
Bir başkası “Sana yukarı tırmanma azmi verilsin” diye dua ederek, kendisini tanıttı:
Ben Bonconte, memleketim Montefeltro idi;
Beni Giovanna ve diğerleri unuttuğu için şimdi burada,
bu ruhlar arasında başım öne eğik yürümekteyim” dedi.
“Nasıl oldu da Campaldino ’dan çok uzağa düştün, mezarının yeri bile belli değil?” diye sordum ona.
“Ben şimdi ismi unutulmuş olan bir dere kıyısına boğazım kesik vaziyette geldim,
Koşarak kaçıyordum ben kaçarken kanım yere akıyordu,
Sesim soluğum kesildi,
Gözlerim kör oldu,
Son nefesimi Meryem ana diyerek verdim.
Bedenim orada kaldı.
Sana doğrusunu anlatıyorum, dünyaya döndüğün de anlat benim hikayemi.
Melek beni kavradığında, Cehennem’ deki bağırdı;
‘Cennet’ten inen niye bunu bana bırakmıyorsun?
Bir damla gözyaşıyla kurtuldu bu,
Sen O’nu taşıyorsun ama babası bizim tarafta.’
Kurnaz zekası ve kötü niyetiyle ortalığı bulandırmaktaydı şeytan.
Ben öldüğümde yağmur yağdı sel oldu,
Benim bedenimde sele kapılıp gitti.
Önce ırmağa karıştım sonra çamura.” Dedi.
Pia de Tolomei
Sonra yumuşak bir hanım sesi:
“Buradaki yolculuğunu bitirip dünyaya vardığında,
Ve yeterince dinlendiğinde,
Beni de an, Adım Pia
Sienna da doğdum, Maremma da öldüm;
Beni kendisine bir pırlanta yüzükle, eş alan kişi öldürdü” dedi.
gemma
Rehberimin ayak izlerini takip ediyordum,
Daha önce konuşmuş olduğumuz Tembeller gurubundan yeni ayrılmıştık ki;
Arkamdan birinin bana baktığını hissettim,
Beni arkadaşlarına gösteriyordu.
“Oraya bak! hem gölgesi var hem de canlı gibi yürüyor!”
Kim olduğunu görmek için arkama döndüm;
Hemen rehberim “Niye oyalanıyorsun?
“Aklını çelen, seni yolundan alıkoyan ne?
Onların boş konuşmaları seni ilgilendirmez” diye çıkıştı bana
“Gururla, başın dik olarak beni takip et;
Kaya gibi ol, rüzgarlar fısıltılar seni etkilemesin.
Bir adam her seferinde dikkatinin dağılmasına izin verirse
Gitmekte olduğu yolundan sapabilir; sonra yolu izi kaybeder.
Sürekli değişim beynin enerjisini alır!”
Ne diyebilirdim; “geliyorum” demekten başka
Kızardım hemen; özür dilemek için bile, özür dileyenin aklının başında olması gerekir.
Bu arada tepeyi tırmanıp bize yaklaşmakta olanlar koro halinde “Miserere” ilahisinin dizelerini
Farklı guruplar halinde okuyorlardı;
Ama beni fark edince Aaa... diyerek, duraladılar; şarkıyı kestiler.
İki ruh öne fırladı:
“Lütfen bize söyler misin, sen yaşamakta olan bir adam mısın?” dediler
Rehberim “Evet” dedi “bu adam hala yaratıldığı çamurun içindedir”
“Diğerlerine söyle bu adama hürmet göstersinler;
bu adamı tanımak onlar için çok önemli olacaktır”
Adamlar koşarak arkadaşlarına haber iletmeye gittiler
Haberi alanlar, ‘atlılar’ gibi süratle yanımıza vardılar.
Rehberim “ yüzlercesi geliyor hepsi senden bir şey isteyecek;
onları dinle ama bir yandan da durma yoluna devam et” dedi
Hepsi yanıma gelip onlarla konuşmamı rica ettiler;
“Bizim aramızdan hiç tanıdığın yok mudur;
Dünyaya döndüğünde, sevenlerine haber götürebileceğin?
Dur biraz, hiç durmayacak mısın bizimle konuşmak için?
Niye acele ediyorsun?
Biz hepimiz savaşta veya başka bir sebeple şiddet yüzünden öldük.
Son anımıza kadar günahkar yaşadık.
Nihayet, Hakk'ın nuru bize geldi de aydınlattı bizi.
Son nefesimizde hem kendimiz için tövbe ettik, hem de bizi üzenleri affettik,
Tanrıya inanarak huzur içinde dünyayı terk ettik,
Ve burada Tanrı’nın yüzünü görmeye hasreti verildi bize.”
“İyi doğmuş ruhlar; içinizde tanıdığım kimse yok ama yüzlerinize bir defa daha bakayım
Sizin için yapabileceğim bir şey varsa söyleyin.”
Cassero; “Ben ilk olayım. Eğer yolun Napoli yakınlarına düşerse beni hatırla
Oradakiler benim için dua etsinler
Benim memleketim Fano ‘dur ama Antenori’ de öldürülmüştüm”
Bir başkası Bonconte olduğunu söyleyerek, “Benim memleketim Montefeltro idi;
Beni Gieovanna ve diğerleri unuttuğu için şimdi burada bu ruhlar arasında başım öne eğik yürümekteyim” dedi.
“Nasıl oldu da Campoldino ’dan çok uzağa düştün, mezarının yeri bile belli değil?” diye sordum ona.
“Ben şimdi ismi unutulmuş olan bir dere kıyısında öldürüldüm, bir kılıç boğazımı yardı, kaçarken,
gözlerim kör oldu, konuşamaz oldum.
Tam Meryem Ana derken son nefesimi verdim,
Bedenim orada kaldı.
Ben doğruyu anlatıyorum bu anlattıklarımı dünyada anlat herkese
Buraya geldiğimde melekler beni Araf’a getirdi
Cehennem zebanileri bağırdı ‘onu bırak buraya gelecekti
Bir damla gözyaşıyla kurtuldu elimden dediler.
Halbukı öbürü (babası) cezasını başka türlü çekmekte" diye
Irmak bedenimi sürükledi çamurun içinde bıraktı”
Sonra yumuşak bir hanım sesi:
“Buradaki yolculuğunu bitirip dünyaya vardığında,
Ve yeterince dinlendiğinde,
Beni de an,
Adım Pia
Sienna da doğdum, Maremma da öldüm;
Beni kendisine bir pırlanta yüzükle
eş alan kişi öldürdü” der.
1 Prudence veya Wisdom
Bilgelik doğru muhakeme etme doğru hüküm
verme olayları iyi değerlendirme tedbirli davranma olarak açıklayabiliriz.
Burada bilge olmak sadece bilmek
değildir Mesela Adalet in ne olduğunu bilmemiz aynı zamanda adil de
davrandığımız anlamına gelmez Bunu hayata uygulayabilmektir önemli olan
Bilge olmak durup dururken olacak bir
şey de değildir emek ister. Bunun için kişinin aktif olarak çalışması lazım Hem
bilgisini arttırmak için okuyacak vaktini boşa geçirmeyecek kendisinin bilge
olarak gördüğü aklı başında bilgili insanlarla vakit geçirmeye ve onlardan da bir
şeyler öğrenmeye çalışacak sorumluluk alıp karar verirken de sorumlu davranacak
Bu Aristo ya göre daha çok yönetici
sınıfının sahip olması gereken karakter özellikleri
Sekizinci kantonun sonunda Dante Konrad
ve ailesini övüyordu hem aileden gelen özellikleriniz hem de
alışkanlıklarınızdan dolayı öyle bir yapınız var ki şeytan herkesi şaşırtır
sizi şaşırtamaz diyordu
Sahip olunan değerleri alışkanlıklarla
da her gün doğru davramarak perçinlemek lazım geldiğine dikkati çekiyor
2 Courage Fortitude
Cesaret Kuvvet
İkinci özellik gene Aristo zamanındaki
anlayışla daha çok askerde bulunması gereken kuvvet cesaret gibi özellikler.
Burada kahraman korkmayan kişi değil;
korkulacak durumda da gene yapması gerekeni yapan kişi.
Latince "Fortitudo"
ingilizce "Fortitude hem bedenen hem ruhen kuvvetli olmayı yılmamayı
anlatıyor. Bunun en güzel örneği düşman donanması Beşiktaşa demirlemiş
toplarını da Dolmabahçe sarayına yöneltmişken; Atatürk' ün yenilmişlik
duygusuna kapılmayıp "Geldikleri gibi giderler" demesi; topu tüfeği
yokken de o kuvveti kendinde bulabilmesi.
Kişinin belirsizlik durumunda, tehdit
altında veya herhangi bir korkulu halde ezilmeden gene dik durabilmesi.
3 Temperence
Iradesine hakim olmak, nefsine hakim
olmak; itidal; her durumda ölçülü davranma.
Orta yolu seçme, kararını bilme.
Para konusunda ne cimri; ne müsrif olma
gibi özellikler.
İnsanın iç huzuru bulması, kafasının
rahat olması gibi kavramlarda Latince de gene bu Temperence kelimesiyle
bağlantılı.
Measure ölçü kelimesiyle mente akıl
kelimesi de gene ortak kökten geliyor.
Şiirin içinde çeşitli bölümlerde bu
kelimeler kullanılarak bu dört erdeme dikkat çekiliyor.
4 Justice
Adalet
Herkese hakkettiğini verme.
Adaletten bahsetmek için önce bir
insan neyi hakkettiyse onu vermek kimsenin hakkına tecavüz etmemek gerekiyor.
Bugün bir yazar demiş ki adalet
heykelinin gözü kapalıu değil açık olmalı gözü açık olacak dünyanın farkında
olacak tabii ama gözünün kapalı olmasından maksat biri "Başbakanın
oğlu" biri "hamalın oğlu" demeden ikisine de eşit muamele etmesi;
kimseye iltimas yapmaması; herkesin hakkettiği neyse tam olarak onu vermesi
içindir.
4 Justice
Adalet
Herkese hakkettiğini verme.
Adaletten bahsetmek için önce bir
insan neyi hakkettiyse onu vermek kimsenin hakkına tecavüz etmemek gerekiyor.
Bugün bir yazar demiş ki adalet
heykelinin gözü kapalı değil açık olmalı gözü açık olacak dünyanın farkında
olacak tabii ama gözünün kapalı olmasından maksat biri "Başbakanın
oğlu" biri "hamalın oğlu" demeden ikisine de eşit muamele
etmesi; kimseye iltimas yapmaması; herkesin hakkettiği neyse tam olarak onu
vermesi içindir.
Charity
İnsanları sevmek merhametli olmak iyilik
etmek güler yüzlü olmak iyi davranmak
Yardımlaşma iyi niyet
Zekat sadak vermek de buraya dahil.
Kanto 7
Birbirlerini selamlayarak, birkaç defa daha sarıldıktan sonra;
Sordello kendisini geriye çekerek, Virgil'e
„Ama sen kimsin?“ dedi.
„Değerli ruhlar Araf’a yönlendirilmeden önce, Octavian
beni gömdü.
Ben Virgil‘im; Bir günahım yok ama Cennet' e girmem
yasak."
Sordello inansın mı inanmasın mı bilemeyerek bir an
şaşırdı
"Yaa, öyle mi?" diyerek, üstada saygıyla
bir kez daha sarıldı;
"Latin ırkının ölümsüz yıldızı
Senin şiirlerinle bizim dilimiz bütün övgüleri
kazandı;
Ben nasıl oldu da seni tanıma şerefine nail oldum?
Siz nasıl geldiniz buraya, hangi yoldan?
Cehennem de miydiniz? Hangi bölümünde?"
"Evet Cehennemin bütün acılı yollarından
geçtik
Ama buraya Cennet'ten çıkarılmış özel
izinle geldik.
Ben dünyaya erken gelmişim
Sizler gibi Cennet'i göremeyeceğim
Biz imanla gelen değerlere sahip olamadık
Ama diğer dört büyük erdeme sahibiz
Sen şimdi bize biliyorsan Araf’ ın yolunu gösterebilir misin?"
Sordello:
"Bize burada belirli bir yol gösterilmemiştir.
İstediğim gibi dolaşabilirim, kapıya istediğim yoldan varabilirim. Gitmeme müsaade
edilen yere kadar size ben rehberlik yapayayım.
Ama şimdi artık akşam oluyor yola devam edemeyiz.
İsterseniz geceyi geçirecek bir yer bulalım önce
Sağımızda bazı ruhlar var; onların istirahat
yerini göstereyim size
Sanırım onları görmeyi istersiniz"
Virgil hayretle sordu: "Neden?
Gece yürüyüşe izin verilmiyor mu burada?
Geçirmiyorlar mı, yoksa ruhlar yorgunluktan mı
ilerleyemiyor?
Sordello yere parmağıyla bir çizgi çizerek;
"Hava karardıktan sonra bu sınırı geçemeyiz
Gece buralar korkuludur onun için kimse ilerleyemez
Ama aşağıya doğru inebilirsiniz, istediğiniz gibi dolaşabilirsiniz" dedi.
Ama aşağıya doğru inebilirsiniz, istediğiniz gibi dolaşabilirsiniz" dedi.
Virgil "O zaman bizi bahsettiğin ruhların yanına götür, vaktimizi öyle
değerlendirelim,
Söylediğin gibi onları görmekten hoşlanabiliriz" dedi.
Burada da dünyadaki gibi dağların
arasında vadiler vardı.
Sordello, “Aşağıdaki vadide sabahı beklemeyi teklif etti.
Altın, gümüş, değerli taşlar getirilip bu vadiye yayılsa,
Şu anda gördüğümüz çiçekler kadar parıldamazdı.
Yalnız gözlerimiz için bir renk şöleni değil, o zamana kadar bilmediğimiz
güzel kokular da yükselmekteydi vadiden.
Vadinin bizim göremediğimiz diğer tarafından, çiçeklerin arasından gelen
ruhlar hep birlikte
Salve, Regina, ilahisini söylüyorlardı.
“Güneş yükselmeden onların yanına gidemeyiz,
Biz en iyisi onlara buradan bakalım" dedi bize rehberlik yapan Mantua’lı.
"En yukarıdaki yapması gerekeni ihmal eden
ve
Ilahiyi söylemeyen Rudolf 'tur
İmparator elinde olanak varken İtalya’ yı birleştirmek için bir şey yapmadı,
Görevi kendisinden sonra gelecek olanlara bıraktı.
Onu teselli eden komşusu, Elbe nehri kıyısında hüküm sürmüş olan Ottakar'dır
şimdi kendi tahtına geçmiş olan oğlu sakallı Winceslaus' tan çok daha iyi bir kraldı.
şimdi kendi tahtına geçmiş olan oğlu sakallı Winceslaus' tan çok daha iyi bir kraldı.
Yanındaki minik burunlu onunla pek iyi anlaşıyormuş
gibi görünüyor ama
Savaşta kaçarken öldü, Fransa’ya zarar verdi.
Göğsündeki armadaki çiçeğin yaprakları döküldü.
Bak hala pişmanlıkla, göğsünü dövüyor,
öteki yüzünü
eline dayamış duruyor.
Sakin bir hayat geçirmiş olan İngiltere Kralı Henri' yi görüyorsun
Orada yalnız oturuyor. O‘nun şansı daha iyiydi
En altta olan, yukarıya bakan, Marki William' dır
Yaptığı savaşlar, Monteferetto' yu ağlatmıştır..."
-Birbirine düşman krallar da burada dostça
konuşuyor
Dini konularda ihmalkâr davranmışlarsa da devlet görevi nedeniyle,
kendileri af edilmiş.
Yalnız güneş varken yola devam edilebiliyor.
Tanrı’nın yol göstericiliğiyle
Güneş Tanrı’yı temsil ediyor
4ilke fortitude justice
3ilke faith hope charity.
Akşam Karanlığı
Araf
Kanto 8
(Dante’ nin sabahın erken saatlerinde başlayan Araf’ taki ilk günü günün akşam olmasıyla gökyüzünün güzel renklere bürünmesiyle sona ermektedir)
Denizcilerin evlerini özledikleri,
Değerli okuyucu; eğer doğruyu
bulmaksa emelin;
Şimdi buraya iyi dikkat et;
Perde inceliyor görebilirsin artık!
Vadideki kralları gözlerini ufka dikmiş,
Hevesle bekler gördüm. Tevazu içindeydiler,
Bir yandan ilahi söylüyor;
Bir yandan da ayakta hareketsiz, umutla bekliyorlardı.
Gökten iki meleğin indiğini gördüm,
Ellerinde iki kılıç meşale gibi parlıyordu,
Uçları küt, törpülenmiş.
Elbiseleri filizi, kanatları daha koyu yeşildi,
Kanat çırparlarken etekleri uçuşuyor artlarında.
Birisi tam üzerimdeki tepeye kondu,
Öbürü karşıdaki kayalığa.
Sessiz vadi aralarında kaldı. Ruhlar ikisinin koruması altındaydı artık.
Saçları sarıydı, gördüm ama yüzleri o kadar
parlaktı ki bakamadım.
"Bunlar Meryem Ana'nın sinesinden geldiler"
dedi Sordello:
"Bizi koruyacaklar; Yılan indi, inecek ve başını kaldıracak."
O sırada Sordello, Virgil' in kolunu tutarak
bağırdı:
"İşte düşmanımız!"
Vadinin korumasız tarafından aşağıya bir yılan süzülerek
gelmekteydi.
Belki de Havva' ya, acı meyveyi veren yılandı bu.
Çimenlerin çiçeklerin arasından sessizce ilerliyor,
Arada bir, başını kaldırıp bakıyor,
Dilini çıkartıp dönüp sırtını yalıyordu.
Nasıl olduğunu anlayamadan, tepelerdeki melekler, birer şahin gibi fırladılar.
İkisi de havadaydı;
Meleklerin kanat sesini duyan, yılan hemen kaçtı
kayboldu.
Melekler dönüp, tepelerdeki yerlerini aldı.
Hakimin çağırdığı Konrad hiç yerinden
kıpırdamamıştı;
Bütün bu kargaşa olurken o gözünü kırpmadan beni
izlemişti!
"Yolun açık olsun buranın nuruyla aydınlansın,
Lambanın ışığı hiç sönmesin,
Kendi iradenle, isteğinle lambanın ateşi yanmaya devam etsin, yolunu aydınlatsın.
Eğer haberin varsa, Magra Vadisini anlat bana;
Ben oranın Lordu‘ydum bir zamanlar.
Konrad Malaspina' ydı adım.
Büyük Konrad değil, onun torunu.
O zamanlar aileme büyük sevgi duyuyordum.
Şimdi daha yüce aşkı burada yaşıyorum, arınıyorum."
"Ooo Lordum! Ben sizin memleketinize
hiç gitmedim,
Ama koca Avrupa da sizi duymayan yoktur.
Asaletiniz, kazandığınız zaferler.
Ele geçirdiğiniz topraklar hep bilinir.
Cömertliğiniz ve kılıcınızın gücü meşhurdur.
Şeytan herkesi şaşırtır ama siz
Hem yaratılışınız hem de doğru alışkanlıklarınızdan
dolayı kanmazsınız.
O sizin yolunuza çıkamaz."
Bunları dinleyen ruh:"Git şimdi yoluna
devam et
Yedi sene sonra bu dediklerinin ne kadar doğru
olduğunu
kendi tecrübelerinle anlayacaksın
Bu kesindir çünkü kader yazılmıştır... "dedi
Prudence, wisdom Bilgelik
Temperance, Iradeye hakim olma, orta yolu
seçme
Justice, Adalet
and Fortitude courage cesaret kuvvet
Faith, Hope, and Charity (caritas =
love),
Araf
Kanto 7
Birbirlerini selamlayarak, birkaç defa daha sarıldıktan sonra;
Sordello kendisini geriye çekerek, Virgil'e kim olduğunu
sordu:
„Ama sen kimsin?“
Değerli ruhlar Araf’a yönlendirilmeden önce, Octavian
beni gömdü.
"Ben Virgil‘im; Bir günahım yok ama Cennet' e
girmem yasak."
Sordello inansın mı inanmasın mı bilemeyerek bir an
şaşırdı
"Yaa, öyle mi?" diyerek, üstada saygıyla
bir kez daha sarıldı;
"Latin ırkının ölümsüz yıldızı
Senin şiirlerinle bizim dilimiz bütün övgüleri
kazandı;
Ben nasıl oldu da tanıma şerefine nail oldum?
Siz nasıl geldiniz buraya, hangi yoldan?
Cehennem de miydiniz? Hangi bölümünde?"
"Evet Cehennemin bütün acılı yollarından
geçtik
Ama buraya Cennet'ten çıkarılmış özel
izinle geldik.
Ben dünyaya erken gelmişim
Sizler gibi Cennet'i göremeyeceğim
Biz imanla gelen değerlere sahip olamadık
Ama diğer dört büyük erdeme sahibiz
Sen şimdi bize biliyorsan Araf’ ın yolunu gösterebilir misin?"
Sordello:
"Bize burada belirli bir yol gösterilmemiştir.
İstediğim gibi dolaşabilirim, kapıya istediğim yoldan varabilirim. Gitmeme müsaade
edilen yere kadar size ben rehberlik yapayayım.
Ama şimdi artık akşam oluyor yola devam edemeyiz.
İsterseniz geceyi geçirecek bir yer bulalım önce
Sağımızda bazı ruhlar var; onların istirahat
yerini göstereyim size
Sanırım onları görmeyi istersiniz"
Virgil hayretle sordu: "Neden?
Gece yürüyüşe izin verilmiyor mu burada?
Geçirmiyorlar mı, yoksa ruhlar yorgunluktan mı
ilerleyemiyor?
Sordello yere parmağıyla bir çizgi çizerek;
"Hava karardıktan sonra bu sınırı geçemeyiz
Gece buralar korkuludur onun için kimse ilerleyemez
Ama aşağıya doğru inebilirsiniz, istediğiniz gibi dolaşabilirsiniz" dedi.
Ama aşağıya doğru inebilirsiniz, istediğiniz gibi dolaşabilirsiniz" dedi.
Virgil "O zaman bizi bahsettiğin ruhların yanına götür, vaktimizi öyle
değerlendirelim,
Söylediğin gibi onları görmekten hoşlanabiliriz" dedi.
Dağların arasında vadiler vardı.
Sordello, “Aşağıdaki vadide sabahı bekleyelim” dedi.
Altın, gümüş, değerli taşlar getirilip bu vadiye yayılsa,
Şu anda gördüğümüz çiçekler kadar parıldamazdı.
Yalnız renk şöleni değil, o zamana kadar bilmediğimiz güzel kokular da
yükselmekteydi vadiden.
Vadinin bizim göremediğimiz diğer tarafından, çiçeklerin arasından gelen
ruhlar hep birlikte
Salve, Regina, ilahisini söylüyorlardı.
“Güneş yükselmeden onların yanına gidemeyiz,
Biz en iyisi onlara buradan bakalım" dedi bize rehberlik yapan Mantua’lı.
"En yukarıdaki yapması gerekeni ihmal eden
ve
Ilahiyi söylemeyen Rudolf 'tur
İmparator elinde olanak varken İtalya’ yı birleştirmek için bir şey yapmadı,
Görevi kendisinden sonra gelecek olanlara bıraktı.
Onu teselli eden komşusu, Elbe nehri kıyısında hüküm sürmüş olan Ottakar'dır
şimdi kendi tahtına geçmiş olan oğlu sakallı Winceslaus' tan çok daha iyi bir kraldı.
şimdi kendi tahtına geçmiş olan oğlu sakallı Winceslaus' tan çok daha iyi bir kraldı.
Yanındaki minik burunlu onunla pek iyi anlaşıyormuş
gibi görünüyor ama
Savaşta kaçarken öldü, Fransa’ya zarar verdi.
Göğsündeki armadaki çiçeğin yaprakları döküldü.
Bak hala pişmanlıkla, göğsünü dövüyor,
öteki yüzünü
eline dayamış duruyor.
Sakin bir hayat geçirmiş olan İngiltere Kralı Henri' yi görüyorsun
Orada yalnız oturuyor. O‘nun şansı daha iyiydi
En altta olan, yukarıya bakan, Marki William' dır
Yaptığı savaşlar, Monteferetto' yu ağlatmıştır..."
-Birbirine düşman krallar da burada dostça
konuşuyor
Dini konularda ihmalkâr davranmışlarsa da devlet görevi nedeniyle,
kendileri af edilmiş.
Yalnız güneş varken yola devam edilebiliyor.
Tanrı’nın yol göstericiliğiyle
Güneş Tanrı’yı temsil ediyor
4ilke fortitude justice
3ilke faith hope charity.
Akşam Karanlığı
Araf
Kanto 8
Dante nin sabahın erken saatlerinde başlayan Araf taki ilk günü günün akşam olmasıyla gökyüzünün güzel renklere bürünmesiyle sona ermektedir
Denizcilerin evlerini özledikleri,
Sevdiklerinden ayrıldıklarıO sabahı hatırladıkları andır bu an.
Yeni yola çıkacakların da sabahın
Getireceklerini heyecanla bekledikleri,
Giden günü haber veren akşam çanının hüzünlü sesini
Uzaktan duyup duygulandıkları an.
Akşam Karanlığı
Değerli okuyucu; eğer doğruyu bulmaksa emelin;
Şimdi buraya iyi dikkat et;
Perde inceliyor görebilirsin artık!
Vadideki kralları gözlerini ufka dikmiş,
Hevesle bekler gördüm. Tevazu içindeydiler,
Bir yandan ilahi söylüyor;
Bir yandan da ayakta hareketsiz, umutla bekliyorlardı.
Gökten iki meleğin indiğini gördüm,
Ellerinde iki kılıç meşale gibi parlıyordu,
Uçları küt, törpülenmiş.
Elbiseleri filizi, kanatları daha koyu yeşildi,
Kanat çırparlarken etekleri uçuşuyor artlarında.
Birisi tam üzerimdeki tepeye kondu,
Öbürü karşıdaki kayalığa.
Sessiz vadi aralarında kaldı. Ruhlar ikisinin koruması altındaydı artık.
Saçları sarıydı, gördüm ama yüzleri o kadar
parlaktı ki bakamadım.
"Bunlar Meryem Ana'nın sinesinden geldiler"
dedi Sordello:
"Bizi koruyacaklar; Yılan indi, inecek ve başını kaldıracak."
O sırada Sordello, Virgil' in kolunu tutarak
bağırdı:
"İşte düşmanımız!"
Vadinin korumasız tarafından aşağıya bir yılan süzülerek
gelmekteydi.
Belki de Havva' ya, acı meyveyi veren yılandı bu.
Çimenlerin çiçeklerin arasından sessizce ilerliyor,
Arada bir, başını kaldırıp bakıyor,
Dilini çıkartıp dönüp sırtını yalıyordu.
Nasıl olduğunu anlayamadan, tepelerdeki melekler, birer şahin gibi fırladılar.
İkisi de havadaydı;
Meleklerin kanat sesini duyan, yılan hemen kaçtı
kayboldu.
Melekler dönüp, tepelerdeki yerlerini aldı.
Hakimin çağırdığı Konrad hiç yerinden
kıpırdamamıştı;
Bütün bu kargaşa olurken o gözünü kırpmadan beni
izlemişti!
"Yolun açık olsun buranın nuruyla aydınlansın,
Lambanın ışığı hiç sönmesin,
Kendi iradenle, isteğinle lambanın ateşi yanmaya devam etsin, yolunu aydınlatsın.
Eğer haberin varsa, Magra Vadisini anlat bana;
Ben oranın Lordu‘ydum bir zamanlar.
Konrad Malaspina' ydı adım.
Büyük Konrad değil, onun torunu.
O zamanlar aileme büyük sevgi duyuyordum.
Şimdi daha yüce aşkı burada yaşıyorum, arınıyorum."
"Ooo Lordum! Ben sizin memleketinize
hiç gitmedim,
Ama koca Avrupa da sizi duymayan yoktur.
Asaletiniz, kazandığınız zaferler.
Ele geçirdiğiniz topraklar hep bilinir.
Cömertliğiniz ve kılıcınızın gücü meşhurdur.
Şeytan herkesi şaşırtır ama siz
Hem yaratılışınız hem de doğru alışkanlıklarınızdan
dolayı kanmazsınız.
O sizin yolunuza çıkamaz."
Bunları dinleyen ruh:"Git şimdi yoluna
devam et
Yedi sene sonra bu dediklerinin ne kadar doğru
olduğunu
kendi tecrübelerinle anlayacaksın
Bu kesindir çünkü kader yazılmıştır... "dedi
Prudence, wisdom Bilgelik
Temperance, Iradeye hakim olma, orta yolu
seçme
Justice, Adalet
and Fortitude courage cesaret kuvvet
Faith, Hope, and Charity (caritas =
love),
Araf 9
Girin, ama dikkat edin sakın geriye bakmayın
Araf
Kanto 9
Doğu balkonunda, Tithonus' un cariyesi göründü.
Kanto 9
Doğu balkonunda, Tithonus' un cariyesi göründü.
Aşığının kollarından yeni sıyrılmıştı;
Gözlerinin önüne yıldızlar tüm ihtişamlarıyla parlıyorlardı.
Kuyruğunu kaldırmış korkunç
bir akrep şeklinde yıldızlar pırıl pırıl serilmişlerdi.
Gecenin ilerleyen saatleriydi
Sabahın gelişini müjdeleyen ilk ışıklar kanatlanıp gelmekteydi.
Hazreti Adem' in soyundan gelen ben,
Üzerime bir yorgunluk çökünce,
Diğerlerinin arasında çimenlere uzanıp, uyuyakalmıştım.
Minik kırlangıç, hüzünlü sesiyle ötmeye başlamıştı,
Kimbilir belki de eskileri hatırlıyordu.
Baş bedene itaat etmeyi bıraktığında,
Gündüzün zincirlerinden kurtulduğunda,
Göz daha farklı görür geleceği;
Rüyamda üzerimde süzülen bir kartal gördüm,
Kanatların açmış her an dalış yapmaya hazırdı,
Hareketsiz, gökyüzünde süzülüyordu.
Tarihte Ganymed'in, arkadaşlarının yanından kartal tarafından
kaçırılıp,
En yüksek makama çıkarılışı geldi aklıma.
“Belki buradan avlanıyor” dedim kendi kendime;
“Belki buradan bakıyor da, başka yerden avı kapıyor”
Tam o anda; yıldırım gibi indi.
Beni kaptığı gibi, alevlere, atmosferin üzerine
çıkardı.
Sanki ikimiz de sıcak alevin içinde kalmıştık,
Yanıyorduk.
Uyandım, nerede olduğumun farkında değildim;
Sisler içindeydim.
Aşil ‘de kaçırıldığında, böyle uyanmış olmalı.
Gözlerini ovuşturup, nerede olduğunu anlamaya çalışırken;
Bir orada, bir burada…
Thelis onun güvenliğini sağlamak için,
Çocukluk Uykusunda,
Adalara kaçırdığında;
Tam da böyle hissetmiş olmalı.
Yattığım yerden doğruldum,
Korku içerisindeydim;
Yüzüm sarardı kanım çekildi.
İşte yanımda; ‘benim rehberim’,
‘tek dayanağım’ oturmaktaydı,
Yalnız...
Sabah olmuştu,
Denize dönmüş bakıyorduk,
Çiçekli vadi geride kalmıştı.
“Korkma” dedi bana;
“Bundan sonra ‘mutlu yolumuza’ devam edeceğiz.
Hiç kendini tutma,
Bütün kuvvetini topla;
Şimdi artık gerçek Araf’tayız
Surları görüyor musun, Araf ‘ın etrafını çeviriyor?
Bir de kayaların arasında dar bir geçit var,
“Altın Kapı” oradadır.
Şafak sökmeden önce,
Ruhun hala uykuda hapsolmuşken; O çiçekli
vadide yatarken,
Bir hanım geldi; “Ben Lucia” dedi;
‘Ben bu uyuyan adamı alıp, yukarı çıkarayım, gitmek istediği yere’ dedi
Sordello ve diğerleri vadide kaldı;
Azize Lucia eğildi, seni kucakladı,
Gün aydınlanırken, yol aldı. Ben peşi sıra
geldim.
Tatlı yokuşu çıktık.
Güzel gözlerinin bir bakışıyla kapıyı işaret
etti bana;
Sonra kayboldu; senin uykunda açıldı o gittiği sırada”
Kuşkuları dağılmış da güveni yerine gelen birisi gibi bir anda rahatladım
İşin doğrusunu yavaş yavaş anlamaya başlamıştım.
Yüzümün güldüğünü fark eden rehberim, kalktı
Tepeyi tırmanmaya başladı,
Ben de arkasından fırladım.
Okuyucu:
Ne kadar zor bir bölüme geldik;
Burayı anlatmak için çok sanat göstermek gerekir;
Kayaların arasındaki geçite gelmiştik,
Geçite üç basamakla çıkılan bir büyük kapı yapılmıştı.
Her basamak ayrı bir renkti;
Önünde hiçbir şey söylemeyen ve kıpırdamadan duran bir bekçi vardı
Korkarak gözlerimi kaldırdım ona doğru baktım.
En üst basamağın üzerinde oturmaktaydı;
Yüzü çok parlaktı.
Ne zaman bakmaya çalışsam, gözlerimi çevirmek zorunda kalıyordum.
“Ne işiniz var burada? Rehberiniz
nerede?
Durduğunuz yerden cevap verin!” dedi.
Üstadım cevap verdi:
“Bir süre önce Cennet’ ten bir hanım getirdi bizi buraya, ‘Kapı orda girin’ dedi.
İyi kalpli Melek:
“Peki içeri girdiğinizde dilerim o hanım size yardımcı olur;
Sizin iyiliğinizedir bu yol;
Basamaklara yaklaşın” dedi.
İlk basamak, beyaz mermerden ayna gibi parlamaktaydı;
Kendi aksimi gördüm orada. İkincisi koyu renk, sert kayadan
yapılmıştı,
Üzeri çokça aşınmıştı, Yarıklar vardı.
Üçüncüsü kıymetli bir mermerdi;
Damardan fışkıran kan kadar kırmızıydı.
Melek orada hareketsiz oturmaktaydı.
Rehberim büyük bir iyilikle beni bu basamaklardan çıkaracaktı.
“Şimdi meleğe yalvar, kapıyı anahtarıyla açsın” dedi.
Hemen diz çöküp, Rahman olan Allah’ın adıyla kapıyı açmasını istedim.
Elimle göğsümü yumrukladım. Kılıcını çıkardı;
Alnımın üzerine 7 adet P harfi çizdi ucuyla,
“İçeri girince yüzünü yıka, yaraların kapanır” dedi
Kıyafeti toprak rengi,
Elini cüppesinin içine sokup, iki anahtar çıkardı;
Biri altın, diğeri gümüş;
İkisini de denedi; çok şükür kapı açıldı.
“Bu kapıyı açmak maharet ister; anahtar yanlış takılırsa açılmaz ” dedi
“Biri daha değerlidir, altın olanı;
Öbürü çok kullanılmıştır; Daha fazla
maharet ister,
Düğümü çözer. Bu anahtarlar Aziz Peter’ dendir
Bana demiştir ki; “Şüpheye düşersen, kapıya geleni al
içeri;
Dışarıda bırakmaktansa içeri almak evladır”
Koca kapının kanatlarını gıcırdatarak,
Sonuna kadar açtı.
Girin, ama dikkat edin sakın geriye bakmayın, yoksa yine dışarıda
kalırsınız!”
Metellus’ un bekçilğini yaptığı ,
Roma’ nın hazinesini koruyan kapı açıldığında;
Tarpein kayalıkları bu kadar gürültü
yapmamıştır.
Kapının açılmasıyla, kayalar gümbürderken,
Sanki, Te deum Laudamus ilahisinin tatlı bir sesle söylendiğini
duydum.
Öyle ayakta durup dinledim;
Sanki kilisede org eşliğinde söylenen,
Kelimelerin hepsini duyamadığınız bir tatlı şarkı
gibiydi.
Gözlerim doldu,
Kelimeler bir var, bir yoktu...
*Tithonus
Aurora (Safak) la evli, Ay da c
Cariyesi
Selena
Ayna
Confession itiraf
günah çıkartma
PEnitence ceza kefaret
Catholic confessional ritual,
the gesture one makes while saying “through my fault, through my fault, through
my most grievous fault”), and begging for mercy.
Discernment idrak akıl muhakeme
(P for peccatum, Latin for “sin”).
These represent the seven deadly sins that Dante must purge through suffering
in his climb up the mountain. These wounds must be healed, one by one, or he
cannot ascend.
Tevazu ve Kibir
O az açılan kapıdan girdik,
-çünkü
insan, doğru yolu bulamazdı da bazan,
Eğri yol ona sevdirilirdi-
Öyleleri giremezdi bu kapıdan.
Kapanma sesini duyduğumda;
"İyi ki arkama dönüp bakmadım" dedim
Eğer baksaydım bu hatama
Ne mazaret bulabilirdim?
O ince dar geçitten tırmandık;
Yol zigzaglı idi;
Bir taraf uçurum.
"Dikkatli ol" dedi Rehberim;
O iğne deliğinden geçmek maharet istiyordu...
Yoruldum; Hem ben yorulmuştum hem de
Her ikimiz de yol iz olmamasından;
bize doğru yolu gösterecek bir rehber olmamasından dolayı şaşkındık.
Üzerine çıktığımız basamak hem dümdüzdü hem de bir çöl yolundan bile daha
ıssız
Buradan sonra çıkmamız gereken kayanın yüksekliği
üç adam boyu idi;
eni boyuna eşit gibiydi.
Tam tırmanacaktık ki;
Kayanın bir yüzünün beyaz pürüzsüz harika bir mermer
Olduğunu gördüm;
üzeri ince kabartmalarla süslenmişti.
Bu kadar güzelini ne en iyi Yunan heykeltraşlar yapabilirdi,
Ne de doğada böyle bir güzellik bulunabilirdi.
Yüzyıllardır beklenen müjdeyi Meryem Ana' ya getiren melek oradaydı.
Cennetin anahtarı Meryem Ana' nın yavrusunda olacaktı.
Gördüğümüz eser o kadar gerçekçiydi ki; sanırsınız
"Ave" diyerek Meryem Ana'yi selamlıyorlardı.
Sanki heykeller konuşacak ve hareket edecek gibiydiler
Ve sanki Meryem Ana cevap veriyordu:
"Ecce ancilla Dei'
"Ben Allah'ın kuluyum; hizmetkarıyım."
Üstadım "şu tarafa da bak"
deyince hemen bakışlarımı çevirdim.
Heyecanımdan hemen Virgil' in önünden geçerek sağ tarafa yöneldim.
Mermerden yapılmış bir öküz arabası ve
Kutsal Ahit sandığı canlandı gözlerimin önünde.
Kutsal Ahit sandığı canlandı gözlerimin önünde.
-O zaman buna dokunmak yasaktı-
Sanki yedi koro birden ilahileri okumaya başlamıştı.
Kulağımla duymuyordum ama gözümle görüyordum sanki
Tütsülerden dumanlar yükseliyordu.
Oradan hem bir kraldan daha az
hem daha fazla
Davut Peygamber eteklerini tutmuş,
Çılgıncasına bir sevinçle dansediyordu.
Oysa yukarıda saray penceresinden eşi
Mishel onu hiç de tasvip etmeyen bir nazarla seyrediyordu.
Üzüntülü, memnuniyetsiz;
Tepeden bakıyordu.
Üçüncü panelde Roma İmparatoru Trayan,
Kutsal imparator,
Atının yanında bir kadıncağız gözyaşları içinde;
Resmin her iki tarafında atları üzerinde şövalyeler,
Altın renkli sancaklar,
Havada süzülen kartallar.
Diz çökmüş yaşlı kadın ağlamaklı:
"Lordum, oğlumun intikamını al
O şehit olmuştu, acısı kalbimi daglamakta "der gibi
"Adalet yerini bulacaktır" der İmparator; " dönüşümü
bekle"
"Ya dönmezsen?"
"Tacımı taşıyan her kimse gereğini yapar"
"Başkasına bırakma!"
"Merak etme, bu iş ben gitmeden halledilecek;
Adalet ve merhamet hissi beni burada durdurdu"
Tanrıya hiç bir şey yeni değildir ama bunu biz burada ilk defa görüyoruz;
Adeta konuşan tablolar;
Dünyada yoktur böylesi.
Orada öylece durmuş bu yüce sanata hayranlıkla bakarken,
Şair:
"Şuraya bak! yerde sürünerek gelenlere,
Bize bu kayayı nasıl tırmanacağımızı gösterebilir onlar."
Güzel şeyleri görmeye hasret kalmış gözlerim bu sanat eserlerine doya doya
baktıktan sonra şaire döndü.
Okuyucu; cezaya çok takılma, sonrasını düşün.
Ne olursa olsun Mahşer gününde son bulacaktır bunların herbiri.
"Üstadım" dedim "bize doğru kimse gelmiyor
Bir şeyler hareket ediyor
belki ama ne anlayamadım"
"Onları cezalarını çekmeye mahkum eden hatalar her ne ise
Sırtlarındaki yük bellerini bükmüştür
Ilk ne olduğunu ben de anlamadım ama
Şimdi dikkatle bak
Kayanın altında ne olduğunu anlamaya çalış
O zaman cezanın ne olduğunu kavrayacaksın"
Ey iman edenler;
Burnu büyük, kibirli, yorgun, bitkin;
Aklı karışık, bakıp da göremeyenler,
O kendine olan güveniniz, şimdi arka basamakta,
Bilmiyor musunuz ki; biz sadece tırtılız,
Güzel kelebeğe dönüşmek için doğmuşuz,
Kelebek yükseklere uçar ama kendini savunacak gücü yoktur,
Sadece mahşer gününe ilahi adalete doğru uçar,
Kibirlenecek neyiniz var sizin?
Daha kanatları oluşmamış böceklerden bir farkımız yoktur bizim.
Bazan çatıyı ya da tavanı tutan heykeller görürüz
Bazan dizleri üzerine bükülmüşlerdir.
O ağır yükü taşırlar...
Seyredenin kalbi sıkışır o ağır yük altında ezilenleri görünce;
Ben de gelen ruhları görünce öyle hissettim.
Hakikaten iki büklümdüler.
Bazılarının yükü daha az, bazılarının daha fazla,
Bazılarının yükü daha az, bazılarının daha fazla,
En sabırlısı bile sanki ağlayacak gibiydi:
"Artık dayanamıyorum"
dercesine…
Bazan çatıyı ya da tavanı tutan heykeller görürüz
Bazan dizleri üzerine bükülmüşlerdir.
O ağır yükü taşırlar...
Seyredenin kalbi sıkışır o ağır yük altında ezilenleri görünce;
Ben de gelen ruhları görünce
öyle hissettim.
Hakikaten iki büklümdüler.
Bazılarının yükü daha az, bazılarının daha fazla,
Bazılarının yükü daha az, bazılarının daha fazla,
En sabırlısı bile sanki ağlayacak
gibiydi:
"Artık dayanamıyorum"
dercesine…
Ruhların Duası
Araf Kanto 11
Geçen bölümde tevazu ve kibir konusu işlenmişti. Bu bölümde de kibirden kurtulmak isteyen ruhlar ağır yükler taşıyarak Araf dağlarını tırmanmaya devam ediyorlar. Tabii insanın güzel şeylerden gurur duyması tek başına günaha sebep olmuyor kibirle başkasını aşağı görmek ve onlardan bir anlamda nefret etmek esas mesele.
Bu kantonun açılışında İncil deki Lords Prayer veya Latince adıyla Pater Nostra yani Babamız duasına benzer bir dua ediliyor
Hazreti Isa' ya iman edenler kendilerine bir dua öğretmesini istiyorlar o da bizim Fatiha suresine benzer bir duayı onlara öğretiyor Hristiyanların çok bildiği çocukluktan itibaren ezberleyip öğrendiği bir dua:
"Ey
Cennetteki Babamız,
Senin
şanın yücedir, kudretin yücedir;
Alemde yaratılmış
herşey sana hamd eder
Verdiklerine
şükreder
Bizleri
kendi gayretlerimizle ne kadar çabalarsak
Ulaşamayacağımız
selamete ulaştır
Cennetine
al
Meleklerinin
diz çöküp Hoşana söyleyerek ibadet ettiği gibi
Insanlarda
sana ibadet etsin;
Bize (el
mena) rızkımızı günlük ekmegimizi ver*
El mena olmadan biz bu çölde
ilerleyemeyiz
Biz
de bizi incitenleri affedelim sen de bizi affet
Kuvvetimizi
imtihan etme
Bizi
şaşırtmak isteyen şeytana karşı kuvvetli kıl" diye dua ediyorlar ve sonra açıklıyorlar:
"Biz
şimdi Araf ta olanlar kurtarıldık
Bu duanın son kısmı
dünyadakiler içindir"
(Yani artık Araf ın
kapısından geçmişler burada artık şeytan onları şaşırtamaz.)
Yalvarıp yakarıyor hem kendileri hem de bizler için af diliyorlardı
Herkese kendi günahı miktarınca verilmiş ağırlıkların altında ilerlerken
Yorgundular; kendilerini bu dünyanın kirinden
temizliyorlardı.
Araf' takiler bize oradan dua ediyorsa
Dünyadakilerin onlar için ne yapması gerekirdi?
Tabii ki bizim de onların tırmanışını ve
Cennete varışlarını kolaylaştırmak için dua etmemiz gerekir.
"Allah’ın adaleti ve merhameti yükünüzü sırtınızdan kaldırsın;
kanatlarınız sizi istediğiniz yere uçursun; nereye gideceğimizi bize
gösterin
hangi yol daha az zahmetliyse oradan tırmanalım
Benimle gelen bu adam hala bedenindedir
Ne kadar istese de ağır tırmanmaktadır."
Virgil
ruhlara böyle seslendi.
Kim olduğunu anlamadığımız biri cevap verdi:
“Bizimle gelin; bu kaya dibinde bir geçit var; yaşayan biri bile oradan tırmanabilir.
Belim bükülmüş durumda ama yine başımı kaldırıp bu
Yaşayan adama bakmak ve kim olduğunu anlamak isterim. Belki benim için dua eder.”
Sonra kendisini tanıttı: "Ben Italyan'dım;
Toskana' dan çok tanınmış, bir büyük bir ailenin
oğluydum;
Babam Guiglielmo. Acaba ismini duydunuz mu?
Asil kanımız ve ailemin yaptığı büyük işler benim
dünyada
Çok gururlanmama sebep olmuştu.
Hepimizin aynı anadan gelme olduğumuzu unutturmustu.
Ölçüsüzce herkesi azarlardım. Bu gurur
benim ölümümü hazırladı
Bütün Siena'lılar bilir. Ben Omberto'yum;
Bu büyüklenme yüzünden hem kendimi; hem de ailemi mahvettim
Yaşarken sırtımda yük yoktu; şimdi taşıyorum.
Bu yükü Allah beni affedene kadar, taşımaya
devam edeceğim."
Eğildim dinlemeye başladım:
O sırada bu konuşan değil, bir başkası yükünün altından eğilip
bükülerek;
kafasını kaldırıp bana baktı ve hemen tanıdı.
Ben tamamen iki büklüm olmuştum onlarla konuşabilmek için:
"Aaa, sen Oderisi değil misin?
Senin eserlerin şimdi Paris’i aydınlatıyor"
dedim.
“Birader yaşarken böyle demezdim ama
şimdi Franco’ nun eserlerine daha çok değer veriliyor
Onun renkleri, daha parlak benimkilerden
Eskiden eserlerimle çok gurur duyardım; kibirliydim,
O yüzden buradayım ama vaktinde tövbe etmiştim.
Yaşayanların boş gururu...
Bahçe ancak kısa bir süre için yeşildir, sonra sararır
Dünyadaki şöhret, eser geçer
Rüzgârın yönü değişince biter.
Dünyadaki bin yıl burada bir göz açıp kapayıncaya kadar geçer
Bak önümde yürüyen bu adamın ismini bütün Toscana bilirdi
Şimdi adını fısıldayan bile yok Siena' da
Floransa' yı yenmişlerdi o zaman
O zamanki Floransa şimdiki gibi değildi,
Çok kuvvetliydi.
Senin ünün de böyle, daha çimen yeşil ama Güneş’in çıkmasıyla sararıp solacaktır.”
Bu sözlerden etkilendim. “Doğru sözlerin
benim ruhumu da tevazuyla doldurdu.
Ama demin bahsettiğin kişi kimdi?" diye
sordum.
"Provenzan Salvani, bütün Siena' yı
elegeçirebilirim sanmıştı;
Böyle geldi, böyle gidiyor; öldüğünden beri huzur bulamadı.
Gözü fazla yükseklerde olanın cezasıdır bu"
"Ama son ana kadar tövbe etmeyenlerin yeri
aşağıdadır
Onlar beklemededir.
Nasıl oldu da Salvani kapıdan geçebildi?"
"En büyük zaferi kazandığı zaman kendi
isteğiyle Siena’ ya gitti
Charles d’Anjou’nun zindanından arkadaşını kurtardı
O zaman hiç büyüklük taslamadı,
Korkudan tir tir titredi ama yaptı
Daha fazla bir şey söyleyemem, gizemli konuştuğumun da farkındayım
ama
Yakında komşularının ne yapacağını göreceksin
Bu yaptığı iyilikler Salvani’ yi kurtardı...
Bakara Suresi
47.
Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi,
sizi alemlere üstün
kıldığımı
hatırlayın.
48.
Ve korkun o
günden ki, hiçbir
benlik bir başka
benliğin herhangi bir
şeyi için
karşılık ödemez; hiçbir
benlikten şefaat kabul
edilmez, hiçbir benlikten
fidye
alınmaz. Ve onlara yardım da
edilmez.
49.
Sizi Firavun hanedanından
kurtardığımızı da hatırlayın.
Hani onlar size azabın
en çirkini ile
kötülük ediyorlardı: Erkek
çocuklarınızı boğazlıyorlar,
kadınlarınızı diri bırakıyorlar
/ kadınlarınızın rahimlerini
yoklayıp çocuk
alıyorlar / kadınlarınıza
utanç duyulacak şeyler
yapıyorlardı. İşte bunda sizin
için, Rabbinizden gelen
büyük bir ıstırap ve imtihan vardı.
50.
Hani önünüzde denizi
yarmıştık da sizi
kurtarmış, Firavun
hanedanını boğmuştuk. Siz de bunu
bakıp görüyordunuz.
51.
Ve Musa ile
kırk gece için
sözleşmiştik de siz
bunun ardından buzağıyı
tanrı
edinmiştiniz. Zulme sapmıştınız
siz.
52.
Belki şükredersiniz diye bunun
ardından da sizi affetmiştik.
53.
İyiye ve güzele
yol bulursunuz ümidiyle
Musa’ya Kitap’ı ve
furkanı / hakla
batılı ayıran mesajı
vermiştik.
54.
Hani Musa toplumuna
demişti ki: “Ey
toplumum, buzağıyı tanrı
edinmenizle öz
benliklerinize zulmettiniz. Hadi,
yaratıcınıza, Bari’inize tövbe
edin; egolarınızı
öldürün. Böyle yapmanız
yaratıcınız katında sizin
için daha iyidir;
O sizin
tövbelerinizi kabul eder.
Hiç kuşkusuz O,
evet O tövbeleri
çok kabul edendir,
rahmeti sonsuz olandır.”
55.
Siz şunu da
söylemiştiniz: “Ey Musa!
Biz, Allah’ı apaçık
görmedikçe sana asla
inanmayacağız.”
Bunun üzerine sizi
yıldırım çarpmıştı. Ve siz bakıp
duruyordunuz.
56.
Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik
ki, şükredebilesiniz.
57.
Ve bulutu üstünüze
gölgelik yaptık ve
size kudret helvasıyla
bıldırcın indirdik:
“Rızık olarak size
verdiklerimizin en temizlerinden
yiyin.” dedik. Onlar
zulmü
bize yapmadılar, onlar kendi benliklerine zulmetmekteydiler.
58.
Şöyle demiştik: “Girin
şu kente; orada,
dilediğiniz yerde bol bol
yiyin. Kapıdan
secde ederek girin
ve ‘affet bizi’
deyin ki, hatalarınızı
bağışlayalım. Biz güzel
davranıp, güzellik üretenlere
daha fazlasını da veririz.”
59.
Ne var ki
zulme sapanlar, sözü
kendilerine söylenmiş olandan
başkasıyla
değiştirdiler. Bunun üzerine biz,
bu zalimler üstüne,
ürettikleri kötülüklere
karşılık olarak gökten bir
pislik indirdik.
60.
Bir zamanlar Musa, toplumu için
su istemişti de
biz, “değneğinle şu
taşa vur”
demiştik. Taştan hemen
on iki göze
fışkırmıştı. Her bölük insan kendilerine
özgü su kaynağını
bilmişti. “Allah’ın rızkından
yiyin, için; yeryüzünde
bozgunculuk yaparak şuna buna saldırmayın.” demiştik.
61.
Siz şöyle demiştiniz:
“Ey Musa, biz
bir tek yemeğe
asla dayanamayız, bizim
için Rabbine dua
et de bize
yerin bitirdiklerinden, baklasından,
acurundan,
sarmısağından, mercimeğinden, soğanından
çıkarıversin.” Musa şöyle demişti:
“Siz daha aşağı
bir nimete daha
üstün bir nimeti
mi değişmek istiyorsunuz?
İnin bir kasabaya; istediğiniz
sizin olacaktır.” Ve üzerlerine zillet, eziklik
ve
yoksulluk damgası
Siz şöyle
demiştiniz: “Ey Musa,
biz bir tek
yemeğe asla dayanamayız,
bizim
için Rabbine
dua et de
bize yerin bitirdiklerinden, baklasından,
acurundan,
sarmısağından, mercimeğinden, soğanından
çıkarıversin.” Musa şöyle
demişti:
“Siz daha
aşağı bir nimete
daha üstün bir
nimeti mi değişmek
istiyorsunuz? İnin
bir kasabaya;
istediğiniz sizin olacaktır.”
Ve üzerlerine zillet,
eziklik ve
yoksulluk damgası
vuruldu, Allah’tan bir
gazaba çarpıldılar. Bu
böyle oldu,
çünkü onlar
Allah’ın ayetlerini
inkar ediyor
ve haksız yere
peygamberleri
öldürüyorlardı. İsyan
ettikleri için böyle
oldu. Sınır tanımıyor, azgınlık
yapıyorlardı.
62.
Şu bir
gerçek ki, iman
edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Sabiilerden
Allah’a ve
ahiret gününe inanıp
barışa yönelik iş
/ hayırlı iş
yapanların, Rableri
katında kendilerine
has ödülleri olacaktır.
Korku yoktur onlar için, tasalanmayacaktır onlar.
Dağdaki Resimler
Araf Kanto 12
Arabaya koşulmuş olan hayvanların başları önde
Boyunduruk altında
ben de üstadımın bana müsade ettiği kadar
Ağır yüklerin altında hareket eden ruhlarla beraber
yürüyebildiğim kadar yürüdüm.
Sonra Virgil:
"Onu bırak yoluna devam etsin
burada herkes kendi gayretince, bütün gücüyle tek başına ilerlemeye çalışır
Gemisini yürütmek için yelken açar hem de küreklere asılır" dedi.
Ben doğruldum ama ruhum hala tevazuuyla eğilmiş vaziyetteydi.
Yola koyulduk, rehberimi takip ediyordum,
Ruhlarla aramız epeyce açılmıştı,
Daima ileriye bakan rehberim
Başını çevirmeden bana seslendi:
"Yere bak; yolda göreceklerin hoşuna gidecek"
dedi.
Yola dizili taşların üzerine resimler yapılmıştı
Ölüleri hatırlamak için onların hayatlarının nasıl
geçtiğini;
Hayattayken nasıl göründüklerini anlatan tasvirler.
Bu yolu geçerken bazan bu insanların hayatını
Nasıl yaşadıklarını görenler duygulanır ağlar-
Ama sadece merhametliler etkilenir-
Gittiğimiz yol boyunca taştan heykeller resimler
kabartmalar vardı
Zeus' a karşı ayaklanan Briarus' a gökten yıldırım
inmiş
O an, oracıkta ölmüştü.
Şimdi gözlerimizin önündeydi
Sanki yeni ölmüş, cesedi yeni soğumuş, öylece
orada kalmıştı.
İlerde bir gurup babalarının yanında,
Silahları hala üzerlerinde,
Etraflarında Dev'lerin parçalanmış vücutları.
Tymbraues Mars ve Pallas.
Diğer yanda Nemrud, kulesinin dibinde
Ihtirasını paylaşan
Halkına bakıyor, mutlu kendine güvenli.
Ah Niobe gözleri acı dolu
Katledilmiş çocuklarıyla beraber,
Ah Saul sen de buradasın!
Gilboa dağında Kendi kılıcının üzerine düştün
Ondan sonra o dağa ne yağmur ne de çığ düştü...
Deli Arachne seni de gördüm
Yarı örümceğe dönüşmüş şekilde
Ördüğün ağ, kendi umutsuzluğuna dönüştü.
Rehobam artık görüntün kimseyi korkutmuyor!
At arabası korkuyla kaçıyor ama artık kovalayanı yok.
Alcmeon' da burada, sert zeminin üzerinde,
Annesine bakıyor,
Kolyenin gerçek bedelini öğrenmiş.
Asur kralı Sennacherib ve katili oğulları;
Tomris le Cyrus‘ un kavgası;
Tomris:
"Al işte susadığın kan burada, iç der'
gibi
Holofernes i öldürüp kaçan Asurlular;
Truva kenti...
Hangi fırça bu olayları böylesine güzel resmedebilir?
Ölüler, gercekten ölü gibi;
Yaşayanlar sahiden canlı gibi.
Orada olup ta yaşananlara şahit olan biri
Bu sahneleri benim kadar iyi görememiştir.
İşte böyle, şimdi Havva' nın çocukları;
Kafanızı yukarı kaldırın, önünüzü görmeyin,
Yolunuzdaki tehlikelerin farkına varmayın,
Bakalım ne olacak!
Dağın etrafını bir kez daha dolanmıştık ki, rehberim,
"Gözlerini kaldır, yukarı bak, daha neler
göreceksin.
Bak orada bir
Melek var, bize doğru geliyor;
Neredeyse öğlen olmakta,
Saygıyla bekle,
Bekle ki; melek bizi daha yukarılara
çıkartsın.
Bu gecenin başka sabahı yok!" dedi.
Sürekli bana zamanı hatırlatmasına ve acele etmemiz
gerektiğini
söylemesine öyle alışmıştım ki, artık bu
sözler bana yabancı gelmedi.
Güzel melek bize doğru geldi
Üzerindeki beyazlar vardı,
Sabah yıldızı gibi parlıyordu.
Kollarını açtı: "Yaklaş"dedi,
"Bundan sonraki basamakları çıkmak kolaydır
Bu davete insanların çok azı uyar
Oysa insanlık yukarı doğru çıkmak için yaratılmıştır
En ufak bir rüzgar esince neden geri düşüyorsunuz?"
Bizi kaya oyuğundan yukarı çıkardı.
Kanadının ucu anlıma değdi
Bundan sonra yolun daha güvenli olacağını söyledi.
Sağımda Rubaconte köprüsü
Tepede bu güzel idare edilen kentin klisesi.
Artık düzlüğe varmıştık,
Burada o tehlikeli tırmanış sona ermişti.
Herşey düzenliydi,
Şehrin merdivenleri
-Eskiden ölçüye tartıya dikkat edildiği güvenli zamanlarda- inşa edilmişti.
Ama öbür tarafta gene dik yamaçlar yükseliyordu
Tırmanışa devam etmeye başladığımızda
Beati pauperes spiritu ilahisi yükselmeye başladı.
O kadar güzeldi ki, sözlerle anlatılamaz.
Burası Cehennem’in girişinden ne kadar da
farklıydı;
Araf’ ta her giriş ilahilerle oluyor
Cehennem‘ de ise çığlık sesleri duyuluyordu.
Kutsal basamakları tırmanıyorduk;
Ben artık çok hafiflemiştim:
"Üstadım, benden hangi yük kaldırıldı ki,
artık hiç yorulmadan yürüyebiliyorum?"
"Alnındaki P 'lerden birini melek sildi,
diğerleri de çok belirsizleşti.
Ayakların, "iyi niyetle" yola çıktığın
için bu hayırlı yolu tırmanmakta mahirleşti
Artık yorulmazlar,
Sen tımandıkça, daha da istekli
olurlar."
Ben artık kafalarına bir şey yapmayı koymuşta,
Farkında olmadan gayretle yürüyenler gibiydim.
Öyleleri, ne kadar kararlı olduklarını kendileri de
bilmezler,
Ta ki, karşılarına bazı işaretler çıkıpta ne
olduğunun anlayana kadar,
Elimi alnıma götürdüm artık sadece altı tane P harfi kalmıştı
V
O
M
uomo
V
O
M
uomo
*Beauti Pauperes Spiritu
Blessed are the poor in spirit for theirs is the kingdom of Heaven Matthew
v 3
Tevazu sahibi ruhların Cennet’e varacağını ifade eden İncil den bir ayet.
İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldi. 2 İsa konuşmaya başlayıp onlara şunları öğretti:
3 “Ne mutlu ruhta yoksul olanlara!
Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
4 Ne mutlu yaslı olanlara!
Çünkü onlar teselli edilecekler.
5 Ne mutlu yumuşak huylu olanlara!
Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.
6 Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara!
Çünkü onlar doyurulacaklar.
7 Ne mutlu merhametli olanlara!
Çünkü onlar merhamet bulacaklar.
8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara!
Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler.
9 Ne mutlu barışı sağlayanlara!
Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.
10 Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere!
Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
11 “Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! 12 Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşayan peygamberlere de böyle zulmettiler.”
İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldi. 2 İsa konuşmaya başlayıp onlara şunları öğretti:
3 “Ne mutlu ruhta yoksul olanlara!
Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
4 Ne mutlu yaslı olanlara!
Çünkü onlar teselli edilecekler.
5 Ne mutlu yumuşak huylu olanlara!
Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.
6 Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara!
Çünkü onlar doyurulacaklar.
7 Ne mutlu merhametli olanlara!
Çünkü onlar merhamet bulacaklar.
8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara!
Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler.
9 Ne mutlu barışı sağlayanlara!
Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.
10 Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere!
Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
11 “Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! 12 Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşayan peygamberlere de böyle zulmettiler.”
Tuz v
*Arachne çok iyi tığ örmekle övündüğü için Athena onu örümceğe çevirmiş.
*Niobe evlat sayısıyla yedi kız yedi evlat övündüğü için Apollo ve Artemis
kıskanıp öldürüyor çocuklarını Yunan mitolojisinde Manisa yakınlarında ki
ağlayan kaya Niobe’ yi temsil ediyor.
Iyıler ve Kötüler
Kanto 13
İlk ses, Vinum non habent- Şarapları yok” dedi.
* "İyi idare edilen şehir" diyerek (ve Rubeconte köprüsü diye anlattığı bölümde) yine Floransa'yla dalga geçiyor ölçüde tartıda sahtekarlık yapanları ima ediyor.
Iyıler ve Kötüler
Kanto 13
Merdiveni tırmandık ve ikinci terasa
vardık.
Burada artık resim- heykel, çeşit
çeşit renkler yoktu.
Yol çıplaktı, sadece kayanın rengi
hakimdi.
Nereye gideceğimiz belli değildi.
Şair, “burada durup da birinin gelip bize yol göstermesini beklersek
gecikeceğiz” dedi ve gözlerini güneşe çevirdi:
“Bize doğru yolu göster güzel ışık; çünkü burada bir rehbere ihtiyacımız
var
Daha üst bir kuvvetten başka bir emir gelmezse
Senin ışığın yol gösterir bize
Sen dünyayı ısıtır ve aydınlatırsın”
Çok istekli olarak yol aldığımız için çabuk gelmiştik buraya,
Göremediğimiz ama varlıklarını hissettiğimiz ruhlar etrafta uçuşup bizi
ilahi aşka davet ediyorlardı:
İlk ses, Vinum non habent- Şarapları yok” dedi.
Arkada ses yankılandı, bu gurup ruh geçince bir başkası;
“I’ sono Oreste -Ben Orestes” dedi
“Bu sesler nedir?” diye sordum Virgil’e.
Üçüncü bir ses daha duyuldu:
Amate da cui male aveste “Düşmanını
sev”
Virgil:
“Burada kıskançlık cezalandırılıyor
Ruhlar bu günahtan arınırken, onları aşka sevgiye davet eden ruhlar gelmiş;
Sevgi mesajlarıyla yüreklendiriyor.
Buradan sonra, kıskançlık seslerini duyacaksın; o sesler değişiktir,
Af kapısına gelene kadar duyulacaktır.
Şimdi gözlerini dört aç!
Bu sisin arasında taş terasın üzerine oturmuş
ruhlar göreceksin.” dedi.
Açtım gözümü, iyice baktım;
Evet, önümüzde ruhlar vardı.
Üztlerinde toprak rengi pelerinler;
Biraz ilerleyince seslerini duyduk:
“Meryem Ana bize dua et”
Diğerleri “Michael, Peter, bütün azizler...” diye yakarıyor, şefaat
diliyorlardı.
Acınacak haldeydiler;
Dünyada bu ruhların halini görüp de, merhamet etmeyecek bir insan olamazdı;
Gözlerimden yaşlar aktı.
Gözlerimden yaşlar aktı.
Bunların üzerindeki giysiler keçedendi;
Çıplak tenlerine giymişlerdi;
Tenlerini acıtıyor, derilerini yüzüyordu.
Birbirlerinden destek alarak, bir bütün
halinde,
Kayaya dayanmışlardı.
Gözleri kapalı sesin geldiği yönü bulmak için,
yüzlerini o yöne doğru çeviren kutsal
günlerde dilenmeye gelen kör dilenciler gibiydiler...
Yalnız kelimelerle değil, halleriyle de aman
dilemekteydiler.
Körler nasıl güneşi göremezse, bu ruhlar da
Cennetin ışığını göremiyorlardı
Yeni yakalanan şahinler gibi göz kapakları iğne
iplikle dikilmişti.
Onlar beni göremezken, benim onları görerek
konuşmam çok ayıp olacaktı, bana öyle geldi.
Ne yapacağımı sormak için rehberime döndüm;
anladı hemen halimi, ben daha bir şey söylemeden;
"Konuş ama kısa kes, hemen sadede gel" dedi.
Kendisi uçurum kenarındaydı, korkuluk da yoktu.
Ruhlar öbür tarafta, kayanın dibinde gözleri kapalı olmasına rağmen, yanaklarından yaşlar
süzülerek bekleşmekteydi,
Onlara hitaben:
"Merak etmeyin siz de ışığa kavuşacaksınız;
Bütün kötülüklerden arınacaksınız;
gönlünüzün ırmağı temiz akacak ve unuttuğunuzu hatırlayacaksınız.
Bana söyleyin aranızda İtalyan var mı?
Varsa, belki ona yardım edebilirim…"
"Kardeşim, biz burada hep aynı kutsal şehrin
vatandaşlarıyız. Sen dünyadayken demek istiyorsun. Orada ki
yolculuğunda İtalyan olan vardı, evet..."
Ses daha ilerden bir yerden geliyordu o yöne doğru
hareket ettim;
Çenesini ileri doğru uzatmış birini gördüm:
"Benimle konusşan ruh, bana adını ve
memleketini söyle"
"Ben Siena' lıydım,
Buradakilerle beraber ağlamaktayım,
Dünyada yaşadığım eğri hayatı burada
düzeltmekteyim,
Beni Yaratan’ a dua etmekteyim.
İsmim “Sapia” idi, ama “Sapiant” (Bilge) değildim.
Kendi iyiliğimden çok başkalarının kötülüğüne sevinirdim.
Olgunluk çağımda iyice yoldan çıktım.
Yurttaşlarım Colle yakınlarında düşmanla karşılaştıklarında
Ben kendi tarafımın savaşta kaybetmesi için dua edenlerdendim.
Allah' ın dediği oldu.
Hakikaten Siena savaşta kaybetti.
Onlar savaştan yenilmiş bitmiş tükenmiş, acılar içinde geri dönerken
Ben tarifsiz bir sevinç içindeydim
Utanmazcasına başımı göğe kaldırdım
Artık senden de korkmuyorum dedim Tanrıya
Ölmeden önce imana geldim tövbe ettim
Bana bir tek Pier Pettina dua eder şimdilerde
Çok merhametlidir
Onun duası da olmasa kurtulamazdım Cehennemden.
Ama sen kimsin neden bizim halimizi soruyorsun?
Senin gözlerin açık ve anladığım kadarıyla nefes
alıyorsun!" diye sordu.
"Benim gözlerim açık sanırım bir daha buraya
geldiğimde yine açık olacak,
Kapanırsa kısa bir süre kapanacak,
Ben daha çok aşağıdaki cezadan korkuyorum* (kibir günahından)
İlk terasın ağırlığını hissettim
Ruhum endişeli
Peki seni kim buraya getirdi?
Madem döneceğini ümit ediyorsun
“Yanımda sessizce bekleyen.
Ben yaşıyorum halen, istersen dünyaya döndüğümde senin için bir şey
yapabilirim." dedim Sapia' ya.
"Bu çok garip;
Ama anlaşılıyor ki Allah'ın sevgili kulusun sen.
Bana dua et…
En çok arzu ettiğin şey aşkına, sana yalvarırım
Eğer Toscana' ya dönecek olursan;
Hısım, akrabaya benim için iyi şeyler söyle, adımı temize çıkart;
Onları Talamone’ ye ümit bağlamış olanlar arasında
bulabilirsin,
Diana’yı bulmak için harcadıkları paradan fazlasına mal olacak,
Ama en çok amiraller kaybedecek…
Burada
kanto nun başında üç örnek iyilik üzerine veriliyor.
-Birincisi Meryem Ana'nın sözü Cana da bir düğüne
davet edildiklerinde - yedi gün süren bir Yahudi düğünü, bütün halk davetli-
yenip içilirken şarap bitiyor ve Meryem Ana, Isa peygamberin kulağına eğilip
"şarap bitti" diyor. Hem herkese yetsin, hem ev sahibi mahçup
olmasın diye endişe ediyor. Isa daha vakti gelmedi diyor. Sonrasında servis
yapan gençlere Meryem Ana "o ne derse yapın" diyor ve su
testilerinden şarap akıyor. Bu" suyu şaraba döndürme" mucizesi, o
zamana kadar Musevi olan toplumun Hrıstıyanlığa geçişini temsil ediyor. "O
ne derse yapın"sözü de gelecek nesillere bir yol gösterme anlamında
yorumlanıyor.
Oreste
-İkinci örnek Cicero nun Dostluk üzerine yazdığı
bir kitaptan ( De Amictia)
Oreste ile Pylades arkadaşlar. Orestes idama mahkum edildiğinde Pylades "Ben Oreste' yim" diyerek arkadaşının yerini almaya çalışıyor. Orestes 'de gelip kendisini tanıtıyor; iki arkadaş birbirlerini kurtarmaya çalışıyor.
Oreste ile Pylades arkadaşlar. Orestes idama mahkum edildiğinde Pylades "Ben Oreste' yim" diyerek arkadaşının yerini almaya çalışıyor. Orestes 'de gelip kendisini tanıtıyor; iki arkadaş birbirlerini kurtarmaya çalışıyor.
-Üçüncü örnek Hazreti Isa nın verdiği vaazdan düşmanlarınızı
sevin diyor
Sapia daha önce
gördüğümüz kahraman Salvanti nin halası iktidar mücadelesinde yeğeni fazla
başarı kazanmasın kendi kocası öne geçsin diye kıskançlıkla onun
yenilmesi için dua ediyor.
Kıskançlık suçuna ceza olarak da madem kötü gözle
baktınız gözleriniz tümden kapatılsın aklınız başınıza gelene kadar denmiş.
Talamone, Siena'
lıların deniz kenarında yer alarak yaptıkları liman; daha evvel de şehre su
geçirmek için çok masraf yapmışlar. Şiirde bunlar "çılgın projeler,
delicesine işler"olarak görülüyor.
O dönemlerde de Sienalılarla alay edilmiş bu yüzden.
O dönemlerde de Sienalılarla alay edilmiş bu yüzden.
Orestes/Pylades
* "İyi idare edilen şehir" diyerek (ve Rubeconte köprüsü diye anlattığı bölümde) yine Floransa'yla dalga geçiyor ölçüde tartıda sahtekarlık yapanları ima ediyor.
*P' ler Günahları temsil ediyor; bu uzun yolda günahlardan ilki
"Kibir" günahının lekesi alnından silindi.
(P- Latince Peccatum.)
(P- Latince Peccatum.)
Kanto 13
İyiler ve Kötüler
.
.
Araf
Kanto 1
Karanlık ve acımasız denizden sonra daha iyi sulara yelken açtık;
Şimdi insanın ruhundan günahı atması ve Cennet'e yükselebilmesi için
kendisine verilmiş
“İkinci Krallığı” anlatma zamanı.
Kutsal ilham perileri bana yardım edin de ölü şiiri diriltelim,
Doğudan, safirin tatlı mavisi ufku kaplamakta,
Saflığı ve mükemmel parıltısıyla gözler için bir şölen.
O karanlık, havasız, ruhumu basan, gözümün nurunu körelten, o ölü
yerden çıktıktan sonra;
Gözlerim bu güzelliklere yeniden açılıyor.
Aşkın etkisini çoğaltan gezegen bütün doğuyu ışığıyla gülümsetiyor.
Artık balık burcuna girme zamanı,
Sağıma dönüp, diğer kutba bakıyorum.
İlk insandan beri kimseye görünmeyen dört yıldızı görüyorum,
Gökyüzü onlarla parlıyor.
Bu yıldızlar ancak güney yarım küreden görülebilir...
Yıldızlara bakmaya ara verip de başımı çevirdiğimde.
Yalnız bir adam gördüm.
Eski bir adamdı, duruşu bende büyük bir saygı uyandırdı.
Öyle bir saygı ki hiçbir babanın evladından bekleyemeyeceği kadar...
Saçı sakalı beyazlamış ve uzundu, göğsüne kadar iniyordu,
Yukarıdan, dört yıldızdan inen nurla yüzü parıldıyordu
Bana döndü ve
“Karanlık vadiden tırmanan iki kişi siz kimsiniz?
Cehennem den mi kaçtınız?
Sizi buraya kim getirdi?
Karanlık vadiden kaçışınızda size kim ışık tuttu?
O vadi ki her zaman karanlıkta kalacaktır.
O çukurun kanunları mı değişti?
Cennetten yeni bir karar mı çıktı ki;
Cehennemlikler benim kayalıklarıma tırmanabiliyor?”
Tam bu sırada Üstadım bana saygıyla eğilmem için işaret etti
Ve ona cevap verdi:
“Ben buraya ne kendi irademle, ne de kendi kuvvetimle geldim,
Karanlık gününde bu adama yardım etmem için
Cennetlik bir hanım beni buraya gönderdi.
Ama daha fazlasını öğrenmek isterseniz anlatayım;
Bütün deliliğiyle son saatine yanaşmasına rağmen
Bu adam henüz ömrünün son saatini doldurmamıştır.
O’nun ruhunu selamete ulaştırmasına yardım etmek için gönderildim ben;
Buradan başka da yol yoktur.
Ona suçluları gösterdim.
Şimdi de senin idaren altında bulunan ruhları göstermek istiyorum,
Çile çekenleri görmek onu arındıracaktır.
Hepsini anlatmak uzun sürer ama bize emir Cennet’ ten geldi
Bizim buraya gelmemiz sizi memnun eder mi?
Buradan geçerek özgürlüğüne kavuşacak olan bu adam
Sen özgürlük için Utica da hayatını vermiştin!
Bu sebeple ölüm sana tatlı gelmişti, bedenini bu uğurda kurban ettin.
O beden ki; kıyamet günü canlanacak parıldayacaktır.
Biz buraya gelmekle bir kanunu ihlal etmiyoruz,
Bu adam hala yaşıyor.
Ben de Minos’ un idare ettiği Limbo’dan geliyorum
Orada senin Marcia’n da var; hep sana dua ediyor.
Onun hatırına bize müsade et.”
“Dünyadayken Marcia’ ya bakmak beni mutlu
ederdi,
Ne istediyse yaptım,
Şimdi kötü ırmağın öbür tarafına düşmüş,
Onun duasının bana artık faydası yoktur.
Ben göreve başladığımda kanun buydu
Ama söylediğin gibi Cennet’teki Hanım size müsaade çıkarttıysa
Bana övgü dolu sözler söylemenize gerek yok.
Sadece söylemeniz kâfi,
Gidin bakalım!
Şimdi bu adama kılavuzluk et,
Ama önce eteklerinizi toplayın ve gidip yıkanın
Çünkü gözlerinizde hala Cehennemin sisi varken,
Cennetin kapısını bekleyen meleğin huzuruna çıkmanız doğru olmaz.”
Dalgaların vurduğu kıyıda, yumuşak çamurun içinde sazlar büyüyordu,
Orada ağaç yoktu.
“Bu tarafa geri dönmeyin, ışığı takip edin doğan güneş size daha kolay bir
yol gösterecektir”
Bunu söyledikten sonra yaşlı adam sessizce gözden kayboldu.
Ben ayağa kalkarak rehberimin yanına gittim.
O da; “beni takip et; hafif eğimli bir tepeyi tırmanacağız” dedi.
Gün doğdu bütün ihtişamıyla ve ben uzaktan denizin gürültüsünü duydum
Uzaklaşmış oldukları yolu tekrar bulmak isteyen,
o yoldan ayrı geçirdikleri zamanı
kayıp sayan iki adam gibi,
o yalnız vadide geniş adımlarla
ilerledik.
Kuytu bir yere geldiğimizde; daha güneş ısıtmamıştı
bitkilerin üzerindeki çiğle Virgil ellerini ıslattı
Maksadını anlayınca gözlerimden yaşlar süzülerek yüzümü ona çevirdim;
Ve üstadım Cehennemin kirini yüzümden temizleyerek, yüzümün eski rengine
dönmesini sağladı.
Yerden bir saz kopararak belime kemer yaptı
ve yerde sazın söküldüğü yerden hemen bir yenisi çıktı...
Daha İyi Sular
Karanlık ve acımasız denizden sonra daha iyi sulara yelken açtık;
Şimdi insanın ruhundan günahı atması ve Cennet'e yükselebilmesi için
kendisine verilmiş
“İkinci Krallığı” anlatma zamanı.
Kutsal ilham perileri bana yardım edin de ölü şiiri diriltelim,
Doğudan, safirin tatlı mavisi ufku kaplamakta,
Saflığı ve mükemmel parıltısıyla gözler için bir şölen.
O karanlık, havasız, ruhumu basan, gözümün nurunu körelten,
ölü yerden çıktıktan sonra;
Gözlerim bu güzelliklere yeniden açılıyor.
Aşkın etkisini çoğaltan gezegen bütün doğuyu ışığıyla gülümsetiyor.
Artık balık burcuna girme zamanı,
Sağıma dönüp, diğer kutba bakıyorum.
İlk insandan beri kimseye görünmeyen dört yıldızı görüyorum,
Gökyüzü onlarla parlıyor.
Bu yıldızlar ancak güney yarım küreden görülebilir...
Yıldızlara bakmaya ara verip te başımı çevirdiğimde,
Yalnız bir adam gördüm.
Eski bir adamdı, duruşu bende büyük bir saygı uyandırdı.
Öyle bir saygı ki, hiçbir babanın evladından bekleyemeyeceği kadar...
Saçı sakalı beyazlamış ve uzundu, göğsüne kadar iniyordu,
Yukarıdan dört yıldızdan inen nur ile yüzü parıldıyordu.
Bana döndü ve
“Karanlık vadiden tırmanan iki kişi siz kimsiniz?
Cehennem’ den mi kaçtınız?
Sizi buraya kim getirdi?
Karanlık vadiden kaçışınızda size kim ışık tuttu?
O vadi ki, her zaman karanlıkta kalacaktır.
O çukurun kanunları mı değişti?
Cennetten yeni bir karar mı çıktı ki;
Cehennemlikler benim kayalıklarıma tırmanabiliyor?”
Kanto 2
Güneş ufku yakmaya başlamıştı.
Kudüs’ te akşam olurken Araf tepesinde de sabah olmaktaydı
Işığın bir ucu batıda, İspanya da; bir ucu doğuda Hindistan’da Ganj
nehrindeydi.
Aurora değişik renkleriyle parıldıyordu
Yüzündeki hafif pembelikler yaşla (zamanın geçmesiyle) beraber
turunculaşıyordu.
Biz hala deniz kenarındaydık;
Seyahate çıkacak yolcuların,
Gidecekleri yolu önceden hayal etmesi gibi,
Bizim de ruhumuz
ileride; kemiklerimiz geride kalmıştı.
Uzaktan Mars gezegeni görüldü
Denizin üzerinden kırmızı ve inceydi ışığı
Onu tekrar görmek isterdim,
Birden denizin üzerinde bir ışık belirdi ve hızla kaydı
Üstadıma döndüm soran gözlerle.
Tekrar ışığa baktığımda hem büyümüş hem de parlaklığı artmıştı.
Etrafında beyaz bir tabaka vardı ve o tabaka da büyümekteydi
O beyazlığın kanatlarının oluşmakta olduğunu fark ettik
Virgil hiç bir şey söylemiyordu
Ama o beyazlığın kanat olduğunu anlayınca bana:
“Hemen diz çök; ellerini kavuştur, gelen Tanrı’nın meleğidir” dedi
“Bundan sonra kutsal bölgeye giriyoruz,
Allahın melek elçilerini artık çok göreceksin.
Ona kayık kürek gerekmez, görüyorsun nasıl geldiğini;
Yelken de gerekmez, kendi kanatları yetişir.
Çok uzak mesafeyi bir anda alır,
Tüyleri göğe Cennete yönelmiştir
İnsan saçı gibi kıvrılmaz dik durur”
Cennet kuşu yanaştıkça parlaklığından artık gözlerim kamaştı, bakamaz
oldum;
Başımı öne eğdim;
Doğru sahile yöneldi,
Gemisi o kadar hafifti ki suyu sıçratmadı bile,
Yumuşakca yanaştı.
Ön tarafta yüzden fazla ruh vardı gemide.
Allahın meleğinin kutsallığı yüzünden okunuyordu.
Ruhlar hep bir ağızdan “İn Exitu Israel de Aegytp” Mısır’ dan
çıkıs ilahisini okuyorlardı.
Her söylenen mısra ile yer gök şenleniyordu.
Melek haç çıkardı; bu işaret üzere ruhlar karaya çıktı.
Gelenler, nerede olduklarını bilmez gibiydiler.
Yeni bir yerde karaya
çıkmıs adamlar gibi etraflarına bakıyorlardı.
Ruhlar bize doğru bakarak , “Tepeye çıkan yolun nerede olduğunu
biliyorsanız bize gösterin” dediler
“Siz bizi burayı biliyor zannettiniz; ama biz de sizin gibi yolcuyuz;
sadece sizden biraz daha evvel geldik buraya” dedi, Virgil.
“Sadece kısa bir süre önce ama bizim geldiğimiz yol öylesine dik;
öylesine zorlu; öylesine kırık döküktü ki; şimdi tımanacağımız tepe onun
yanında çocuk oyuncağı gibi kalır”
Ruhlar benim hala nefes almakta olduğumu ve hala doğduğum bedenimin içinde
olduğumu anlayınca korkup sarardılar.
Hepsi sırayla öne çıkıp, bana baktılar buraya niye geldiklerini daha da
olgunlaşmak gerektiğini unutmuşlardı.
Birisi sevgiyle yaklaşıp beni kucaklamak istedi;
Ben de kollarımı açtım ama olmadı,
İçlerinde madde var gibi duran ruhlar...
Üç defa kucaklamaya çalıştım ama her seferinde kollarım boşluğu sardı.
Hayretler içindeydim benim de rengim soldu.
O ruh sıcacık gülümsedi ve geri adım attı.
Ben bir daha hamle yaptım.
Son derece tatlı bir sesle beni durdurdu.
Ben onu artık sesinden tanımıştım,
Biraz daha yanımda
kalıp, benimle konuşması için yalvardı.
“Ben seni dünyada, henüz bedenimin içindeyken de sevmiştim,
şimdi bu özgürleşmiş yerde de sevdim, onun için durdum.
Ama sen daha ölmeden niye buraya geldin?”
“Sevgili Casella gitmekte olduğum yolda ilerliyorum, çünkü gene buraya
dönmeyi arzu ediyorum.
Ama niye senden bu kadar zaman alındı?”
“Yukarıdaki ne zaman isterse bizi o zaman kabul eder.
Pek çok kere benim geçişimi kabul etmedi.
Onunki hakiki adalettir;
iradesi bu hakiki adalete göre tecelli eder
O mükemmeldir.
Son üç ayda gelmek istiyenlerin hepsini istisnasız aldı
Benim sıram geldiğinde Tiber’in agzındaydım.
Orası Acheron’ a gitmekten kurtulanlar için toplanma noktasıdır.”
“Eğer yasak değilse bana o eski şarkılardan birini oku
Oku da bu uzun yolculuktan sonra
Yorulmus bedenimi taşıyan ruhum biraz rahatlasın”
Casella aşk şarkısına başlayınca havayı bir zarafet kapladı
Şimdi hala o güzel melodiyi duyabiliyorum
Herkes o şarkının büyüsüne kapılmış durmuş dinliyordu
Birden asil yaşlı adam bağırdı:
“Ne var ne oluyor?
Nedir bu hal?
Böyle ihmalkarlık olur mu?
Oyalanmayın!
Gecikmeden çabuk tepeyi tırmanmaya bakın!
Allah’ı anmanıza engel olan hiçbir şeyle uğraşmayın!”
Yerde bir şeyler gaglarken, birdenbire havalanan ve ne yapmakta olduklarını
unutan güvercinler gibi,
Herkes bir anda fırladı, tek vücutcasına.
Çok korkmuşlardı.
O neşe ve eğlence düşüncesi kayboldu birdenbire
Adeta hemen havalanıp da nerede yere konacağını bilmeyen kuşlar gibi dağın
eteklerine yayıldılar
Rehberimle ben de artık orada durmak istemedik.





No comments:
Post a Comment