Wednesday, April 8, 2020

inferno 1-34


Kanto 6

Senin Şehrin Aslında Benim de Şehrim

Oburlar



O ikisinin üzüntüsü benim aklımı karıştırmıştı;

Kendime geldiğimde yeni fırtınalar; fırtınaya tutulmuş yeni ruhlar gördüm.

Ben hareket ettikçe onlar da etrafımda dönüyorlardı.

Baktığım her yerde onlar vardı;

Böylece üçüncü halkaya gelmiştik.

Ağır bir yağmur hiç durmaksızın yağıyordu; soğuk, belalı,

Hiç değişmeden, hiç azalmadan; hiç çoğalmadan yağıyordu...



Kocaman dolu parçaları ve yağmur pis sudan;

Kar, pis havadan oluşuyordu.

Toprak kötü kokuyor, ıslandıkça daha beter oluyordu.



Cerberus, acayip yaratık, zalimce, üç ağzından birden,

Yerde sürünen çamura batmış ruhlara doğru, kurt gibi uluyordu.



Kırmızı gözleri, siyah yağlı sakalı vardı; karnı şiş, pençeleri kocamandı.

Onu gören kaçıyordu.

Yağmur altında ruhlar da hayvanlar gibi sesler çıkarıyor;

Yağıştan kurtulmak için birbirlerini siper almaya çalışıyor, dönüp duruyorlardı.



Cerberus, pis solucan, bizi görünce üç ağızından birden sövmeye başladı.

Her yeri nefretle titriyordu;



Liderim ellerini açtı kocaman, yerden bolca çamur alarak,

Canavarın ağızlarına doğru fırlattı.



Kemik için havlayan köpeğin istediği verilince, hemen sakinleşip kemiğe yumulması gibi

Susup yemeğe başladı.



Onun susması ruhları mutlu etti;

“Keşke sağır olsak da bunu duymasak” diyorlardı.



Ağır yağmurun altında, hepsi yerde sürünen ruhlar arasında yürüyorduk,

Et- kemik, insan şeklinde ama hiçbir şeydiler...



İçlerinden sadece biri, bizi görür görmez, doğrularak oturur duruma geldi.



“İnferno’ dan geçmekte olan ruh, lütfen döndüğünde benden bahset;

Ben daha oradayken, doğmuştun sen” dedi bana.



“Çekmekte olduğun acıdan olacak tanıyamadım seni” dedim;

“Sanki hiç birbirimizi tanımıyor gibiyiz.

Ama bana kendini tanıt ve niye burada olduğunu; bu acıyı çekmekte olduğunu anlat!

Bundan beteri varsa da, bu kadar iğrenç değildir.”



“Güneşin altında yaşarken, o şehirde, kıskançlık hüküm sürüyordu;

Senin şehrin, aynı zamanda benim şehrimdi.

Orada bana Ciacco (Domuz) derlerdi.

Oburluk cezası çekmekteyim

Dertli bir ruhum ama yalnız değilim,

Buradakilerin hepsi aynı dertten mustarip,

Benimle aynı suçun cezasını çekmekteler.”



Daha fazla bir şey demedi. Ben sordum;

“Ciacco, o kadar perişan haldesin ki; senin haline ağlıyorum,

Ama söyle bana; eğer söyleyebilirsen, ne olacak o bölünmüş şehrin hali?

Orada adil kimse var mı? Niye bu kadar bölündü o şehir?”



“Pek çok kavga olacak ve çok kan dökülecek;

Kırsaldaki parti (Beyazlar- Dante’nin partisi),

 Diğerini (Siyahlar) atmak için şiddete başvuracak.

Ama sonra hakimiyeti kaybedecek.

Üç sene içinde, öbür parti muzaffer olacak.

O tarafsız gözükenin sayesinde. (Papa Boniface)



Bu parti (siyahlar) diğerini yere batıracak. Kendi kafası da göklerde,

Suçlamalar olacak. Senelerce şikâyet edecekler.

Bir, iki iyi var aralarında, ama o kadar.

İsmini duymazsın bile onların.

Kıskançlık, Aç gözlülük ve Kibir, üç günahı o şehrin Yangının nedeni.”

Böyle bitirdi sözlerini.



Dedim ki; “Biraz daha bilgi alabilir miyim senden?

Ne oldu iki onurlu adama; Farinata ve Tegghiaio’ ya

Jacopa ve Rusticcucci’ ye; Arrigo ve Mosca’ ya?

Ve iyi olmaya kararlı olanlara?

Şimdi neredeler? Belki görürüz onları.”



Cennette mi, Cehennemde mi olduklarını öğrenmek istiyordum.



“En karanlık ruhların arasındalar.

Değişik günahlardan dolayı, Cehennemin dibini boyladılar.

Eğer o kadar derine inersen görürsün onları.

Ama o tatlı dünyaya geri dönersen, yalvarırım sana, insanlara benden bahset.

Artık daha bir şey söylemem, boşuna sorma.”



Şaşı gözlerinin biriyle, baktı bir müddet,

Sonra başını eğip, yüzüstü gene çamura yattı. Diğer körlerin arasına...



“Artık kalkmaz;” dedi Virgil;

Taa ki Sur’a üfleninceye ve karşı çıkılmaz Otorite gelip de, herkes ete kemiğe bürünene kadar.

O zaman gömüldükleri yeri bulurlar. Ve son hüküm okunur.”



Bu yapışkan çamurdan geçtik.

Ruhların çamura bulandığı yerden, yavaşça yürüyorduk,



Ona sordum:

“Efendim hesap günü gelip de, son hüküm verilince ne olacak?

Bunların durumu daha iyi mi olacak, daha kötü mü?

Ya da aynı mı kalacak?”



“Biliyorsun sen bunları; ‘İlmini hatırla!” dedi.

“Bir şey mükemmel halini alınca, acı da, haz da artar.

Bunlar günahkardır; hiç bir zaman mükemmelliğe eremezler, ama yaklaşacaklar.”*



O halkayı dönmeye devam ettik.

Pek çok şey anlattı bana.

 Tekrar inişe geçilen yere geldik sonunda,

Ve Zenginlik Tanrısı Pluto’ yu, büyük düşmanı gördük.





Yorum



Geçen kantoda Francesca ve Paolo’ nun durumuna üzülen Dante bayılmıştı. Burada uyandığında acı çeken ruhlar görüyor.

AMOR tersinden okunduğunda ROMA oluyor demiştik. Burada siyasi hırsından dolayı kendine hakim olamayanlar, aklı bir kenara bırakıp, hırsın etkisinde kalanlar var.

Komedya ’da 6. Kantolar Siyasi kantolar olarak bilinir. İnferno 6 Floransa’yı, Purgatorio (Araf) 6 İtalya’yı, Paradiso 6 İmparatorluğu anlatır.



Şairler bu bölümde oburlar kısmına geldiler. Bu kanto da, bir önceki gibi bedenle ilgili. Yeme içmede ölçüyü kaçıranlar, aklını kullanıp durmayı bilemeyenler, nefse hâkim olmayanlar burada.



İlk mısralarda aklının uykudan uyanması, aklının başına gelmesini anlatıyor. Akıl kelimesiyle ölçü kelimesi Latince’ de aynı kökenden geliyor. Aklını kullanmakla ölçülülük birbiriyle bağlantılı.



Oburluktan kasıt, bencil olmak, bir şey üretmeyip, hep yemek. Eti kemiği varmış gibi, insan suretindeler ama içleri boş; kendileri bir şey değil bu kişiler.

Hep cebini doldurmaya bakıyor; halka hizmet etmek umurunda değil.



Cezaları pislik içinde olmak; pislik yağmuru altında kalmak. Güzel olarak düşündüğümüz herşeyin tersi.

 Yağmur yağdığında çiftçiler sevinir; “rahmet yağıyor” der. Toprağı güzel bir koku kaplar; bereketi simgeler, iyi ürün almak için dua ederler. Yağmurda yürümek insanı rahatlatır, mutlu eder.

Ama buradaki durum tamamen tersi; pislik yağdıkça topraktan da kötü koku geliyor. Kokuşmuşluk çürümüşlük var, bir şey üretmiyor.

Devlet de, toplumsal organizasyonlar da, insan vücuduna benzetiliyor. Beden “corp” kelimesi Corporation; Corps- diplomatiques (Diplomatic corps) gibi terimlerin de kaynağı. Bir topluluğun bütününü ifade ediyor.

 İnsan bedeninden Floransa’ya, o şehir devletinin kişiliğine, o şehirde yaşayan insan topluluğuna geçiş var.

Dante orada gördüğü Floransa’ lı Ciacco ile konuşuyor. Bütün ruhlar yerde sürünürken, Ciacco Dante ve Virgil in konuşmasını duyunca yattığı yerden doğrulup, Dante ’yle konuşmak istiyor.

Dante ilk başta onu tanıyamıyor, pislik içinde ve çektiği acıdan yüzü değişmiş tanınmayacak hale gelmiş. Konuşunca Ciacco olduğunu anlıyor. Bu kişinin lakabı Domuz manasına geliyor.

İnferno’ daki ruhlar gelecekten haber verebiliyorlar. Dante, O’na Floransa yı ve birbiriyle rakip iki parti arasındaki iç savaşı soruyor.

Ciacco iki partiden, Beyazların önce, siyahları şehirden süreceğini fakat, daha sonra Siyahların üstünlük kazanarak, bu defa onların Beyazları süreceğini anlatıyor.

Beyazlar Dante’ nin Partisi ve Dante bu gurupla beraber bir daha geri dönmemecesine Floransa’ dan sürülecek.

İnferno’ nun yazılmaya başlandığı tarih 1307; fakat eserde yazılan olayların başlangıç tarihi 1300, dolayısıyla bu olayları zaten yaşamış Dante ama geriden başlattığı için bu Ciacco’ nun kehaneti gibi yazılmış. Böyle bir teknik kullanıyor.

Dante daha sonra Floransa’dan tanıdığı diğer ruhların akıbetini soruyor, onların da Cehennem de olduğunu öğreniyor.



Cerberus



Mitolojide zenginlik Tanrısı Pluto’ nun köpeğidir; üç kafası, üç ağzıyla oburluk timsali ve yeraltı dünyasının bekçisidir. İçeri giren kimseyi dışarı bırakmıyor. Mafya babalarının fedailerini hatırlatıyor.



İlmini hatırla



Virgil burada Aristo felsefesini kastediyor. İnsanın ruh ve beden bütünlüğüyle mükemmele erişeceğini söylüyor.













İnferno
Kanto 7


Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme ve büsbütün de açıp tutumsuz olma!

 Yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.

Isra 29




Müsrifler ile Cimriler



 "Papa Satan Aleppe

Papa Satan Aleppe"



Pluto bunları sayıklıyordu.

Bilge “Korkma; korkun sana baskın gelmesin, yolundan almasın,

Bunun kuvveti varsa da, seni yolundan edemez” dedi bana güven vererek.



Sonra Pluto’ un yuvarlak yüzüne döndü: “Kes sesini lanetlenmiş Kurt;

Nefretinle kendi kendini ye!

Bu yolcunun yolculuğu, alelade bir yolculuk değildir;

Baş Melek Mihail’ in kendini beğenmiş asilerden intikam aldığı yerden, yukarıdan izinlidir.



Fırtına da yelken direğinin kırılıp da, üstüne dolanan

yelkenlerle bir çatırdayarak suya inmesi gibi, vahşi canavar yere serildi.



Biz de dördüncü çukura doğru yola koyulduk

Evrenin bütün kötülükleri burada saklanıyordu



İlahi Adalet!

Ne cezalar veriyor, ne işkenceler yapıyorsun.

Niye günahın bizi yenmesine; yiyip bitirmesine izin veriyoruz?



Buradaki ruhlar, Sicilya kayalıklarını döven dalgalar gibi birbiriyle çarpışıyor

Birbirinin üzerine yıkılıyor; Etrafımızda halkalar halinde dolaşıyorlardı.



Bu halka, her yerden daha fazla kalabalıktı;

Yüksek sesle uluyorlardı.



Ağrılıkları göğüsleriyle ittirerek taşıyorlardı.

O ağırlığın altında bağırıyorlardı

Biri öbürüne “niye biriktiriyorsun? diğeri öbürüne “niye savuruyorsun?” diyordu

Bir o tarafa, bir bu tarafa,

O ağırlıkları taşıyor, birbiriyle karşılaşınca geri dönüyor, dönüp tekrar çarpışıyorlardı.

Hep, aynı şeyleri söylüyorlardı. Kalbim daraldı;

“Üstadım, lütfen açıklar mısın kim bunlar? 

 Şu solumuzdakiler, kafası kazınmış olanların hepsi papaz mı?”



“Buradakilerin hepsinin akıl gözleri kapalıydı,

Orta yolu bilmezlerdi.

Kendileri de, bunun böyle olduğunu alabildiğine yüksek sesle haykırıyor şimdi,



Soldakiler papazdı, başları kazınmış olanlar;

Onların yanında papa ve kardinaller var.

Açgözlülükleri sınır tanımayanlar..."



"Bu iki gurup arasında tanıdıklarım olmalı" dedim.



"Boşuna düşünüyorsun bunu,

Yaşadıkları hayat onları pislik içinde bıraktı, burada çektikleri eza, onları tanınmaz hale getirdi

Sonsuza kadar, bu ağırlıkları sürükleyecekler.

Dünyadayken, gözlerini kıstılar, kör olmaya çalıştılar.

Şimdi burada öyle karanlıktalar ki; tanıyamazsın



Sonsuza kadar, eli sıkılar ve kafası kazıtılmış olanlar;

Lüzumsuz harcama yapan müsriflerle, cimriler beraber olacak.



Dünya malını gördün oğlum, Fortuna’ nın elindedir

İnsanın aklını karıştırır.

Ay ışığı altındaki bütün altınlar, bunların hevesini tatmin edemez;

Bu gördüklerinin tek bir tanesine bile yetmez."



"Üstadım bu bahsettiğin Fortuna kimdir?

Niye dünyanın zenginliği onun elinde?"



"İnsanlar kendi cahilliklerinin kurbanıdır.

Şimdi dediklerimi iyi dinle;

Bilgeliği herşeyi kaplayan Alemleri yaratan Tanrı, onlara yönetici olarak Melekleri tayin etmiştir,

Her yer eşit aydınlansın; Işık eşit olarak dağıtılsın, diye

Dünya malının, makam ve mevkiinin de bir yöneticisi vardır;

 Talihi, insandan, insana; ırktan ırka, aileden aileye, zamanı geldiğinde taşır.



İnsan kendi talihini idare edemez,

Bir milletin talihi yükselir, yönetici olur; diğeri yönetilir

Yönetici nasıl karar verdiyse öyle olur.

Kararlar, yüksek otların arasına saklanmış bir yılan gibi gizlidir

İnsan aklı onu anlayamaz



Kendi krallığında, işlerin nasıl yürüyeceğini kendi kararlaştırır;

 nasıl diğer Tanrılar, kendi krallıklarını yönetiyorsa

Değişik Kombinasyonlar yapar, sıralar, hiç durmak bilmez.

Kimseyle anlaşmaya yanaşmaz; Görevi gereği taviz vermez

 İnsanın talihi değişince feleğin çarkına küfreder,

Küfrün muhatabı Fortuna’ dır.

Ona teşekkür etmesi gerekenler bile bazen küfreder



Suçlamaya gerek yoktur, o görevini yapmaktadır



Ama o kutsanmıştır, bu lafları duymaz

Diğer meleklerle, beraber mutludur. Mutlulukla çarkı döndürür,

Hadi şimdi buradan, daha beterini görmeye gidelim,



Bir yıldız batarsa, diğeri doğar; yolumuza devam edelim"



Başka bir su kenarına geldik, karanlık sulara,

 Zor yollardan, çetin geçitlerden geçerek, Styx bataklığına vardık.



Durup etrafıma baktım; çamura batmış insanlar gördüm.

Hepsi çıplaktılar ve öfke içindeydiler

Birbirleriyle tekme tokat kavga etmekle yetinmiyor, bir de ısırıp etini çiğniyorlardı



“Öfkesine hâkim olamayanların yeri burası oğlum” dedi Virgil.

Bataklığın içinde, bazılarının öfkesi köpürüyor,

Yukarı çıkıyor, ne tarafa baksan öfkelileri görüyorsun



“Güneşi göremedik, kafamızın içi hep öfkeden bulanıktı,

Dünyadayken de, hep çamurun içindeydik” diyorlar;



Ağızlarından çıkan anlaşılmıyor, çünkü boğazlarının içi de çamur dolu”



Bataklıkla kuru kıyının arasında dolaşıp, bu ruhları gördükten sonra

 Kuleye yaklaştık...


Cehennemin Başşehri Dis / Inferno 8






Evet Kule'ye yaklaşmıştık;
Ama bataklığı geçmeden evvel sanki iki işaret fişeği gibi,
 parıltı oldu kulenin her iki tarafından.
Sonra uzaktan bir başka ateş ona cevap verdi;
"Bu işaretleşmeler de ne?" dedim Bilge'ye
"Bu kadar mesafeden kim ne söylüyor ateşle?'
"Pis bataklığa bak; kimi çağırdıklarını göreceksin;
Eğer sis mani olmazsa."


O kirli kanalda, ok hızıyla geldi tekne;

Sadece tek bir kayıkçısı vardı,

"Yakaladım sizi" dedi kayıkçı.


"Phlegyas! Phelegyas! boşuna nefesini tüketme" dedi rehber;

"Sadece bizi karşı kıyıya geçireceksin o kadar!" 

Deli Phlegyas sanki kendisine birşey yapmışız gibi öfke doluydu.


Hiç bir şeyden korkmayan rehberim, kayığa bindi eliyle gelmem için işaret etti;

Ben binince kayık yerleşti suya,

Şimdi tekne herzamankinden daha ağırdı.
Bataklığın içinden biri başını kaldırdı ve bağırdı;
"Zamanından önce buraya gelen de kim?"
"Benim geldiysem de, burada kalacak değilim!
Sen kimsin bu düşkün ve kötü kokulu halinle?"
"Ağlayanım ben."
"Kıyamete kadar ağla, ah çek!
Tanıdım seni, Cehennem köpeği;
Pislik seni!"
Elini kayığa uzattınca  Ustadım;
"İn aşağı pis köpek; diğerleriyle beraber kal burada" diye azarladi onu.
Sonra bana sarıldı "Surat asma" dedi
"Seni doğuran Ana' ya rahmet olsun, kibar ruh."
"Bu aşağıdaki adam ukalanın tekiydi, dünyada hiç bir iyilik yapmamıştır kimseye
Şimdi pisliğin içinde.
 Şimdi yaşayanlar içinde nice üst mevkide olan,
 bağırıp çağıran var ki; sonları böyle olacak
Bu domuz pısliğinin içine serilecekler."
"Canı çıksın dedim beter olsun!
Beter olsun da bu pis kokulu yeri terketmeden göreyim."
"Karşı kıyıya varmadan isteğinin kabul edildiğini göreceksin" dedi bana rehberim.
Diğer ruhlar bunun üzerine hücum ederek;
 "Filippo Argenti’ nin işini bitirelim" dediler hepbirlikte.
Floransalı kuduz köpek, çılgına döndü hırsından kendi kendisini ısırdı.
Diğerleri onun başında toplandı.
Onu öylece bıraktık…
Daha başka birşey demiyeceğim.
Ama çığlıkları hala kulağımda.
Karşı kıyıyı görmek için gözlerimi kıstım.




"Oğlum;" dedi ustam

"Cehennemin başşehri Dis önümüzde

Sakinleri de kalabalık guruplar halinde dolaşıyorlar içinde."


"Görüyorum mescitleri

Alev alev yanıyorlar." dedim.


"Cehennem ateşinin kıyamete kadar yanacak yakıtıdır onlar

Bütün alt tabakalardan görülür." dedi Ustam.

O konuşurken hendeğe girmiştik.


Duvarları sanki demirden yapılmış, kayığımızın yanında

yükseklere uzanıyordu şehrin.


Etrafında dolandık, en nihayet tekneyi kıyıya çekti  kayıkçı ve

"İnin, inin!" diye bağırdı.

"Burası giriş."


Cennet’ten kovulmuş yüzlerce gölge kapının üzerine birikmiş

Ölüm krallığını daha yaşarken gelip işgal eden de kim? dediler.


Virgil biraz ilerleyerek, onlarla konuşmak istediğini belli etti.

Sakinleştiler.

Birisi:

"Gel ama yalnız gel" dedi

Buraya gelmeye cüret eden yanındakine söyle; nasıl geldiyse öyle gitsin.

Aynı yoldan.

Şansını denesin bakalım. Buraya sadece ölüler gelir ve bir daha çıkamaz."


Okuyucu; bu kötü lafların bana nasıl tesir ettiğini, nasıl içime işlediğini anlayabilirsin.

Bir daha dünyaya dönme ümidimi kaybetmiştim.


"Aman değerli ustam, rehberim! beni buraya kadar sağ salim getirdin kötüleri defettin

sakın yanımdan ayrılma.

Korkuyorum bunlar bizi geçirmeyecekse geri dönelim.

Işığa doğru gidelim."


Rehberim yüce ruhluydu;

"Korkma" dedi, "sana yüksek yerden izin verilmiştir kimse mani olamaz.

Burada bekle kendine gel ümidini kaybetme

Seni burada yalnız başına koymam, göndermem biryere.'


Bunları söyleyerek yanımdan ayrıldı.

Şüphe içindeydim.

Neler konuştuklarını duyamıyordum

Ama onu dinleyen kalabalık dağıldı; bağırıp çağırmaya başladılar.

Kapıyı ustamın suratına çarptılar.


Yüce Ruh kapının önünde yalnız kalmıştı.


Yanıma geldi acı içindeydi.


Gözleri yerde, suratı asıktı

"Kim bizi yasaklıyor?" dedi







Bunlar ne tuzak kurarsa kursun biz yolumuza devam edeceğiz.


Bu edepsizlikleri yeni değil daha önce de bizi engellemeye çalıştılar

 ama biz geçtik daha önceki geçitlerden.


Orada Cehennmin Kapısındaki yazıları okumuştun.

Ama şimdi bize yardım etmeye biri gelecek


O kapıdan geçti yaklaşıyor.

Karanlık yokuştan aşağı iniyor

O’na rehber gerekmez

Onun gelişiyle tüm kapılar açılır..." dedi.




Inferno 9 Kapıda Bekley


“Biz bir yığın kemik olduğumuz un ufak hale geldiğimiz zaman mı gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?” diyenler.
Epiküryenler,  sadece dünyadaki hayata inananlar;  “yiyip, içip eğlenelim, sonrasını düşünmeyelim” diyenler; dini alaya alanlar.
Bu kişilerin cezası, “ hani ölümden sonrki hayata inanmıyordunuz ya,  tabutta herşeyin biteceğini sanıyordunuz ya,  şimdi yaşayın tabutta!” demek olmuş.
Kor halindeki demirden tabutların içindeler.


Dediler ki: "Biz, bir yığın kemik olduğumuz, un-ufak hale geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"

Isra Suresi 49. Ayet


0. De ki: "İster taş olun ister demir!" 

51. "İsterseniz gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık olun." Diyecekler ki: "Peki bizi yeniden kim yaratacak?" De ki: "Sizi ilk kez yaratan kimse, o!" Bunun üzerine başlarını sana doğru alaylı bir biçimde sallayarak şöyle konuşacaklar: "Ne zaman o?" De ki: "Çok yakın olabilir!" 

52. Sizi çağıracağı gün, onu hamt ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir süre kaldığınızı düşüneceksiniz. 

53. Kullarıma de ki: En güzel olan neyse onu söylesinler. Çünkü şeytan, aralarına yamukluk sokar. Şeytan, insan için apaçık bir düşmandır. 

54. Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni onlar üzerine vekil göndermedik. 


 






Kanto 9





Rehberimin geri döndüğünü görünce, korkudan yüzüm sarardı;

Ama benim halimi görünce, korkusunu belli etmemeye çalıştı.



Siste uzağı göremiyordu, gözlerini kısmış bakıyor, etrafı dinliyordu;



“Bu savaşı biz kazanmalıyız.



“Kazanamazsak...



Geleceğini vaat etmişti ...



Zaman nasıl da duruyor, yardım beklerken!”



Sözlerinin manasını düşündüm, belki de olandan fazla mana çıkardım.



“Söyle bana üstadım senin geldiğin yerden,

 Limbo’ dan buraya hiç gelen oldu mu daha önce?”



Bunu sorarken, demin kesik kesik söylediklerinin hala etkisindeydim;

“Çok nadir, herhangi birimizin buraya gelmesi Limbo’ dan.

Bir kere Erichto’ nun sözünü dinleyip gelmiştim,

Ruhları bedenlerine davet etmişti,

Yeni öldüğümde O’ nun tuzağına düşerek Judaica’ dan birini çağırmaya geldim

Korkma! Judaica Cehennemin dibi;

 Cennet’ ten en uzak yeriydi; Oraya bile gidip döndüm.

Bu pis kokulu bataklığın karşısında Acı’nın başkenti var

Kapısından sorunsuz dertsiz geçemeyeceğimiz belli.”



Bunları anlatırken, birden etrafımızda üç canavar göründü;

Kanlı, vahşi, korkunç;

Biraz dikkatli bakınca uzuvlarından ve hareketlerinden kadın olduklarını anladım.



Yılanlar, böcekler, saçlarını başlarını kaplamış, kıvrılıyorlardı.

Bunları tanıyan Üstadım, “Enrues’ in tayfası bunlar” dedi

“Soldaki Megare; Alecta sağda, Tisiphone ortada”

Sonra sustu.



Bu kadınlar saçlarını başlarını yoluyor, göğüslerindeki yaraları pençe gibi elleriyle kanatıyorlardı.

Çığlıklarını duyunca, rehberime yaklaştım



Hepsi birden bana bakarak: “Medusa’ yı çağırın; taşa çevirsin şunu” dediler

“Theseus ucuz atlattı onu boşuna saldık.”

“Arkanı dön gözlerini sımsıkı kapa; Gorgon gelir de O’ na bakarsan,

Bir daha gün yüzü göremezsin” dedi bana rehberim.



Beni çevirdi ve bana güvenmeyerek, ellerimin üzerine kendi ellerini koyarak gözlerimi kapadı.



Arif olan anlar bu misalle ne demek istediğimi.



Birden korkunç bir ses koptu; Cehennemin her iki yakasında da yankılanan

Sanki birisi buz; birisi alev iki kıta havada çarpışmıştı.



Korkunç bir rüzgârın gücüyle, Ağaçları yerinden söken; vahşi hayvanlar ve çobanları korunmak için

Mağaralara koşmasına neden olan büyük bir fırtına gibi geldi.



Biraz sonra Üstadım gözümü açtı; “dönebilirsin” dedi.



“Şimdi dumandan gözlerin yanacak en berbat sis ve duman buradadır dikkat et!”



Yılan gören kurbağa misali, ruhlar kaçıştılar.



Melek, ayağını kötü suya değdirmeden ırmağı geçti, eliyle kötü koku burnuna gelmesin diye yelpazeledi.

Kokudan rahatsız olmuştu belli.

Tanrı katından gönderilmiş bir haberciydi.

Rehberime baktım; sessiz olmamı ve hürmetle eğilmemi işaret etti.

Melek öfkeyle asasını salladı ve hiç karşı konulmadan

 Dis şehrinin kapıları açıldı, ardına kadar.



Cennetten kovulanlar iki defa lanetlenmiş olanlar

Hala daha arlanmadınız uslanmadınız” dedi

Nasıl boy eğmezsiniz size emredilene?



Kimsenin karşı koyamayacağı iradeye,

Tahta nasıl karşı durursunuz?

Asiliğinizin cezası çektiriliyor size

Kadere karşı gelemezsiniz;

Cerberus’ un boynunda asılan tasma ukalalığı yüzündendir



Döndü gitti, aynı yoldan, bizimle konuşmadan...

Yapacak işleri vardı, daha önemli.



Biz şehre doğru yürümeye başladık.

Artık onun sözlerini duyduktan sonra korkumuz kalmamıştı.



Kapıdan içeri girer girmez, etrafıma baktım her yerde eza, cefa gördüm



Irmak kıyısında Arles’ te Thone nehrinin bataklığa dönüştüğü yerdeki, mezarlıklar gibi, burası da mezarlarla doluydu.

Ama buradaki mezarlar acı çekenleri barındırıyordu.



Her mezarın etrafında ateş halkası vardı,

Demiri kor haline getiren hiçbir demirci, bu kadar yüksek ısıyla karşılaşmamıştır.



Mezarların kapakları açık; yukarı kalkmış durumdaydı

İçerden inleme sesleri geliyordu.




“Kim burada yatanlar, niye bu korkunç çığlıkları atıyorlar?” dedim



“Kafirler ve onların takipçileri” dedi

“Gördüğünden çok daha kalabalıklar,

Her dinden her mezhepten var. İnanamayanlar mabetleri kirletenler,

Herkes kendi meşrebince cezalandırılıyor”



Sonra sağa dönüp, gece yürüyüşüne devam ettik; duvarla mezarlar arasından...

Ordinamenti di Giustizia  1297 dante 27 yasında
potentes, nobiles, vel magnates”, powerful men, nobles or magnates. A law of October 1286 defined them as those houses which had included a knight within the past twenty years. 



Arkadaslık Siyaset, Sürgün



Dante, Beatrice’i, ilk defa her ikisi de dokuz yaşındayken, görüp seviyor. Vita Nova’ da yazdığına göre; 18 yaşına geldiklerinde bir gün tekrar karşılaşıyorlar ve Beatrice ona selam veriyor. Bu karşılaşma o kadar mutlu ediyor ki Dante’yi; adeta sarhoş oluyor. Eve gelip o mutlulukla, yatıp uyuduğunda kötü bir rüya görüyor





“Sanki odada bir bulut vardı, bulutun içinde büyük bir adam etrafa korku veren. Ama adam çok mutlu görünüyordu; söylediklerinden çok azını anlayabildim "Ego dominus tuus" diyordu "Ben senin Tanrınım". Kollarında bir kadın vardı, çıplak ama üzerine kırmızı bir örtü örtülmüş; dikkatli bakınca bugün bana selam verme inceliğini gösteren hanım olduğunu anladım. Adamın elinde alevler içinde bir şey vardı ve "Vide cor tuum" Kalbine bak dedi Sonra o hanımı uyandırdı; elinde tuttuğu alevler içindeki şeyi yedirdi. O da istekle yedi Adamın mutluluğu hüzne dönüştü; ağlamaya başladı. Hanımı yeniden kucağına aldı, göğe yükseldiler. Endişeyle uyandım…”



Bu rüya üzerine Dante, bir şiir yazar ve tanıdığı şairlere yollar. Rüyanın manasını tabir etmelerini ister. O anda kimse anlamaz ama Beatrice genç yaşta vefat edince rüyanın manası acı bir şekilde anlaşılmış olur.

Dante’nin yazdığı mektuba cevap verenler arasında şair Guido Cavalcanti de vardır. Bu mektuplaşma arkadaşlıklarının başlangıcı olur. Beatrice’ in 24 yaşında ölümü üzerine Dante Vita Nova (Yeni Hayat *Gençlik manasında) kitabını yazar ve Guido’ ya ithaf eder. Guido ya “En iyi arkadaşım” “my first friend” der.

Her ikisi de zeki ve çağının iyi tanınan entelektüelleri olan bu iki şaire, “ Floransa nın iki gözü” derler. Siyasi olayları görüp anlayabiliyor, iyi analiz edebiliyorlar. Aşktan, şiirden, felsefeden konuşuyorlar. Dante hem Guido hem diğer arkadaşları için bu arkadaşlığın hiç bozulmamasını dileyen şiirler yazar.

Guido asil bir aileden geliyor. Her İkiside Guelp taraftarı. Fakat sonraki yıllarda ayrı düşüyorlar. O zamanlarda gild denen meslek kuruluşları kuvvet kazanıyor siyasette ve  asil ailelerden gelenler yasaklanıyor. Guido bir göreve seçilemezken; Dante seçiliyor ve Guelp partisinin kendi içindeki hiziplerle “Siyah ve Beyaz” olarak ikiye ayrılmasının sonucunda ters düşüyorlar ve Dante görevdeyken bir kısım kişilerle beraber Guido Cavalcanti’ yi de sürgüne yolluyor.



Guido sürgünde sıtmaya yakalanıp 1300 yılında ölüyor.

Dante kendisi de diğer tarafın başa geçmesiyle 1302 de sürgüne yollanıyor ve sürgünde Komedya’ yı yazmaya başlıyor.



1300 yılı enteresan bir yıl Dante kurgusal olarak Komedya yı o tarihte başlatıyor. Onu sürgüne gönderen Papa o yılı jübile yılı ilan etmiş bir çeşit haç vazifesi yaparcasına her yerden Hristiyanlar Roma ya geliyor. Dante kendisi de gitmiş.

Gene Roma ya elçi olarak gönderildiği bir seferden sonra geri dönememiş, “dönersen seni idam ederiz” demişler yokluğunda yargılayıp mallarına el koymuşlar.



Bu kantoda bir evvelki nesli görüyoruz. Guido’ nun babası (Guelp partisinden) ve Floransa da Ghibellin’lerin lideri olan Farinata ile aynı mezarlıktalar.



Bu iki karşıt görüşteki insan, Floransa da barışı sağlamak adına çocuklarını evlendirmişler. Guido, Farinata’ nın kızıyla evlenmiş. Fakat ayrılıklar devam etmiş.



O yıllarda Floransa çok zengin bir yer. Hem İmparator yanlıları (Ghibellinler), hem de Papa yanlıları

(Guelpler( üstünlüğü sağlamak istiyor.



Floransa genel olarak Papa’ yı tutuyor Dante’ nin ailesi de Guelp taraftarı ama sonradan Papayla ayrı düşüyor.

Siena ise İmparator taraftarı. Farinata, Siena’ lı Ghibellin’le le birlik olup Floransa nın üzerine yürüyor. Galip geliyorlar. Sienalılar bütün Floransa’yı yakıp yıkmak istiyor Farinata mâni oluyor önce Floransalıyım sonra Ghibelline diyor. Ama Guelp liderlerinin evleri yıkılıyor. Dante’nin ailesi de dahil olmak üzere iki defa Guelp liderler sürgüne gönderiliyor. Farinata şehrin lideri oluyor.



Bugün hala Sienalı taraftarlar maçta (Montaperti savaşını 1260 hatırlatmak için) Floransalılara Montaperti diye bağırıyorlarmış.



Sonra başka bir savaşta Guelp’ler baskın gelince Dante nin ailesi geri dönüyor. (1266 Benevetto Savaşı)

Gerek Guido, gerek Farinata ve Guido’ nun babası tanrıtanımaz ve ahirete inanmayan kişiler olarak görülüyor. Bu kanto da “madem ahirete inanmıyorsunuz öbür dünyaya gittiğinizde zamanınızı tabutun içinde geçirin” denmiş bu kişilere. En başta Epikür ve onu takip edenler var.

“Ruhta beden gibi yok olacak ileriyi hesap gününü düşünmeye gerek yok” zannediyorlardı fakat öyle olmadı ruh herşeyin farkında.

Kanto ‘nun başında Virgil’ le Dante nin konuştuğunu duyan Farinata, Dante’ ye seslenerek, yanına gelmesini rica ediyor. Önce Dante korkuyor bu ruhtan ama Virgil “gidip konuşmasını; konuşurken de dikkatli olmasını” söylüyor.

Floransa aksanını tanıyan Farinata, önce Dante ye” kimlerden” olduğunu soruyor. Guelp’ li bir aileden geldiği öğrenince, biz onları iki defa sürdük” diyor gururla. Cehennem’ de olduğunu kabul etmezcesine, dimdik duruyor.

Dante “evet, bizi sürdünüz ama biz her iki sefer de geri dönmeyi bildik” diyor. “Halbuki siz bu sanatı öğrenemediniz” diye ilave ediyor. Farinata tarafları da sürülmüş bir daha geri gelememişler.



Bunun üzerine, Farinata Dante ’ye “elli aya kalmaz sende sürüleceksin bu sanatın ne kadar zor olduğunu anlayacaksın” diyor. Gelecekten haber veriyor. Gerçekten de Dante yaşamı boyunca bir daha Floransa’ ya dönememiş.



 



Farinata
Inferno 10
Karanlık şehrin duvarının dibinden, duvarla acı çekenler arasındaki gizli bir yoldan ilerliyorduk. Üstadım önde ben arkada.
“Erdem sahibi rehberim; beni bu imansızlar arasından geçiriyor, acı çekenleri gösteriyorsun; bir sorum var cevap verebilir misin? Bu mezarların içinde kim var, görebilir miyiz? Kapakları kalkmış başında bekçi de yok.”
Kıyamet gününde Jehosaphat’ a gidip de ete kemiğe bürünüp, döndüklerinde bütün kapaklar mühürlenecektir.
Burada Epikür ve takipçileri yatar, ‘ruhun da bedenle bir öleceğine’ inanırdı onlar. Burada sorularının cevabını bulacaksın, benden sakladığın sorularının da...”

Düşüncelerimi mütevazı bir şekilde, kısaca söylemeyi senden öğrendim üstadım; onun dışında sakladığım düşüncem yoktur.”
 “Ey Toskanalı buradan geçmekte olan, çok kibar konuşan yaşayan adam; Lütfen bir dakika durabilir misin? Güzel sözlerinden, asil bir şehrin evladı olduğunu anladım, belki de o şehre çok zararım dokunmuştu dünyadayken...”

Alevler içindeki mezardan geliyordu bu sözler; Birden korkup hemen rehberime yanaştım.
“Dön bak, ne yapıyorsun! O konuşan Farinata’ dır! Mezarından doğruluyor; Belden yukarısını göreceksin, alevlerin arasında” dedi.

Dimdik duruyordu gururlu.
Virgil, beni ona doğru yöneltti ve “Nasıl konuşacağına dikkat et” dedi. Mezarın ayak ucunda yalnız durduğumda, büyük ruh bana tepeden bakar gibi bir edayla: “Kimlerdensin?” dedi
Söyledim, bir şey saklamadan, itaat etmeyi istercesine. Şöyle bir kaşlarını kaldırdı; “Bana düşmandılar, aileme, partime; onları iki kez darmadağın ettim, kuzey İtalya’ dan sürdüm.” dedi

“Eğer darmadağın oldularsa da, her iki seferinde de toparlanıp dönmeyi bildiler” dedim
“Ama senin taraftarların bu sanatı öğrenemediler!”

Bunu duyan başka bir ruh kalktı, doğruldu; herhalde dizlerinin üzerinde duruyordu
Benim etrafıma bakınıyordu, bir şey arar gibi karanlığın içinde. Başka bir yolcuyu...
Bulamayınca ağlamaya başladı, başını çevirip, “Bu yolda bu karanlıkta sırf kendi zekanın kuvvetine yürüyebiliyorsan, o zaman benim evladım nerede? Niye yanında değil?”

“Ben yalnız değilim bana rehberlik eden, bu yoldan geçiren var belki de Guido' nun küçümsediği yere götüren ” dedim. Söylediklerinden ve cezalandırılma şeklinden kim olduğunu anlamış ona göre cevap vermiştim
Hem sorusuna, hem de gerçekten demek istediğine. Derhal kalktı ayağa:
“Küçümsediği mi dedin? Ne diyorsun, öldü mü yoksa oğlum? O tatlı ışık artık gözlerine değmiyor mu?”
Biran cevap veremedim; geri ateşin içine düştü, bir daha kalkmadı...

Olup biteni izlemekte olan ilk konuştuğum azametli ruh hiç yüz ifadesini değiştirmedi bu sözleri dinlerken. Kaldığı yerden devam etti: “O sanatı benim soyumdan gelenler hala öğrenemedilerse;
Ona yanarım işte, burada yandığımdan da fazla. Ama o sanatın ne olduğunu, ne kadar zor olduğunu sen Ay kraliçesinin yüzünü elli kez göstermesinden evvel tadacaksın.
Dünyaya dönmeden evvel söyle bana; Niye benim soyumdan gelenlere o kadar acımasız davranıyorlar; Aleyhimize kanunlar çıkarıyorlar?”

“Montaperti savaşından sonra Arbia’ nın suyu kırmızı akmıştı, o sebepten herkes öfkeli hala.” dedim.

İç çekti; başını salladı: “O işte yalnız değildim dedi katıldıysam da mutlaka geçerli sebebi vardı.
Ama Floransa' ya ölüm emri çıktığında ben tek başıma karşı durdum; Açıkça savundum o şehri.”

İstirahat edebilmeni dilerim, hiç olmazsa bazen” dedim “Acaba aklıma takılan bir soruya cevap verebilir misin? İleriyi görebiliyorsun galiba ama şimdiki zamanı bilmiyorsun?”

Evet,” dedi “ileriyi görürüz yakını göremeyiz; Eğer biri gelip de haber vermezse, dünyada ne olduğunu bilemeyiz. Gelecek yakınlaştığında da şu anda bildiklerimiz hafızamızdan silinir.”

Üzülmüştüm, “Oğlunu soran adama, oğlunun yaşadığını söyler misin?” dedim
“Ona hemen cevap vermediysem, o anda aklım bu soruyla meşgul olduğu içindir.”

Artık rehberim beni çağırıyordu; Aceleyle o ruha burada başka kimlerin yatmakta olduğunu sordum.
“Binlercesi” dedi “İkinci Federico burada ve Ubaldini Kardinali. Diğerlerini söylemeyeyim istersen.”
Ve bunu söyleyerek kayboldu, bende döndüm, Farinata ’nın benim için yaptığı kehaneti düşünerek, büyük şaire doğru yürüdüm.

Şair yürümeye devam etti ve bana dönüp sordu: “Neyin var? Seni üzen ne? Niye moralin bozuldu?”
Anlattım, dinledi ve “Bu sözleri aklında tut ve şimdi söyleyeceklerime dikkat et” dedi, parmağını kaldırarak; “Tatlı Hanımın yanına gidince- Onun gözleri herşeyi görür-O sana anlatacak herşeyi.”

Bunları dedikten sonra sola döndü alevler içindeki duvarın kenarından daha aşağıya
Pis kokulu vadiye doğru inmeye başladık...


Dediler ki: "Biz, bir yığın kemik olduğumuz, un-ufak hale geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
Isra Suresi 49. Ayet

0. De ki: "İster taş olun ister demir!" 

51. "İsterseniz gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık olun." Diyecekler ki: "Peki bizi yeniden kim yaratacak?" De ki: "Sizi ilk kez yaratan kimse, o!" Bunun üzerine başlarını sana doğru alaylı bir biçimde sallayarak şöyle konuşacaklar: "Ne zaman o?" De ki: "Çok yakın olabilir!" 

52. Sizi çağıracağı gün, onu hamt ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir süre kaldığınızı düşüneceksiniz. 

53. Kullarıma de ki: En güzel olan neyse onu söylesinler. Çünkü şeytan, aralarına yamukluk sokar. Şeytan, insan için apaçık bir düşmandır. 

54. Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni onlar üzerine vekil göndermedik. 




































Bu bölümde Virgil, Dante’ye Cehennem’in topografyasını açıklar. Bir önceki bölümde gördüğümüz Floransa’daki kargaşadan sonra Cehennem’deki düzenin anlatılması manidardır

Cehennem deki günah kategorileri 7 vices- 7 zaaf veya 7 büyük günaha göre yapılır ve Aristo’nun Nicomachean Ethics kitabından esinlenerek düzenlenmiştir

Aristo altın orandan bahseder. Örneğin ne çok cimri ne de çok savurgan olmayın der.

Bunun gibi öfkede aşırıya kaçmamak ama gerektiğinde de hakkı savunmak gerekir.

Burada birkaç kelime üzerinde duralım



Misura x Dismisura

Ölçü ve ölçüsüzlük yani orta yoldan ayrılmanın karşılığı olarak ölçüsüzlük. Haddi aşmak.

Dilimizdeki terzi mezurası da Italyanca’dan gelmekte.



 İtalyanca akıl kelimesi olan mente’de measura ile bağlantılı. İngilizcedeki mental capacity veya mind kelimeleri de mente den geliyor.



“Akıl var, izan var” derler. “Halep oradaysa, arşın burada” derler. Akıl yürütmede ölçünün önemine vurgu yapılır. Mantıklı düşünmekte ölçüyle oluyor.



Continence x İncontinence



Continence kendine hakim olabilme, mesela manastırdaki papazların cinsellikten uzak durması vs. Küfretmemek öfkeye hakim olmak.

İncontinence kendini tutamama, nefse hakim olamamak.

İncontinenza diyor buna Dante, bu da gene Aristo felsefesinden bir terim.

Günümüzde tıb dilinde idrar tutamama rahatsızlığına da incontinence deniyor.



Cehennem de 9 çukur var. 3x3=9

Her bölüm kendi içinde üç çukurdan oluşuyor.



İlk bölümde incontinenza’ yı gördük.  Zina yapanlar, öfkesine hâkim olamayanlar ve oburlar,



Diğer kısımlarda şiddet suçlarını göreceğiz- Aslan suçları Centaurlar harpiler mitolojideki yarı insan, yarı hayvan yaratıklar.



En son olarak da Sahtekarlık- ihanet – bölücülük- fitne çıkarma. Sahtekarlık sadece insana ait bir özellik ve Tanrının en sevmediği günah çeşidi olarak tanımlanıyor.


“la tua Etica” (your Ethics)  “la tua Fisica” (your Physics  Senin etiğin, senin Fiziğin diğerek Aristo’nun öğretilerini hatırlatırken aynı zamanda Dante’nin  bu öğretilere ne kadar bağlı olduğu vurgulanıyor.

İncil’deki Genesis- Yaratılış bölümünden de bahsediliyor.



















İnferno 11

Uçurumun kenarında parçalanmış kayaların arasındaydık,

Derinlerden ağır bir koku geliyordu,

Öyle ki kendimizi üzerinde, “Doğru yoldan Photius tarafından ayrılmaya ikna edilen

Papa Anastaius” yazan mezarın kapağının ardına attık.



“Yola devam etmeden önce bu kötü kokuya alışmak için burada biraz mola verelim” dedi rehberim

“Vaktimizi nasıl değerlendirebiliriz beklerken?” dedim

“Aklımda bir şey var anlatayım;

Aşağıda üç küçük halka var, yukarıda gördüklerimiz gibi, onlar da lanetlenmiş ruhlarla dolu.

Şimdi orada kimler olduğunu anlatayım sana;

Ya şiddet, ya da sahtekarlık nedeniyle buradalar

Sahtekarlık sadece insana özgüdür, bu yüzden Tanrıya daha çok üzüntü verir

Onun için daha diptedir sahtekarlar.

İlk göreceğimiz halka şiddet halkasıdır

No comments:

Post a Comment