Kanto 6
Senin Şehrin Aslında Benim de Şehrim
O ikisinin üzüntüsü benim aklımı karıştırmıştı;
Kendime geldiğimde yeni fırtınalar; fırtınaya
tutulmuş yeni ruhlar gördüm.
Ben hareket ettikçe onlar da etrafımda
dönüyorlardı.
Baktığım her yerde onlar vardı;
Böylece üçüncü halkaya gelmiştik.
Ağır bir yağmur hiç durmaksızın yağıyordu; soğuk,
belalı,
Hiç değişmeden, hiç azalmadan; hiç çoğalmadan
yağıyordu...
Kocaman dolu parçaları ve yağmur pis sudan;
Kar, pis havadan oluşuyordu.
Toprak kötü kokuyor, ıslandıkça daha beter
oluyordu.
Cerberus, acayip yaratık, zalimce, üç ağzından
birden,
Yerde sürünen çamura batmış ruhlara doğru, kurt
gibi uluyordu.
Kırmızı gözleri, siyah yağlı sakalı vardı; karnı şiş,
pençeleri kocamandı.
Onu gören kaçıyordu.
Yağmur altında ruhlar da hayvanlar gibi sesler
çıkarıyor;
Yağıştan kurtulmak için birbirlerini siper almaya
çalışıyor, dönüp duruyorlardı.
Cerberus, pis solucan, bizi görünce üç ağızından
birden sövmeye başladı.
Her yeri nefretle titriyordu;
Liderim ellerini açtı kocaman, yerden bolca çamur
alarak,
Canavarın ağızlarına doğru fırlattı.
Kemik için havlayan köpeğin istediği verilince,
hemen sakinleşip kemiğe yumulması gibi
Susup yemeğe başladı.
Onun susması ruhları mutlu etti;
“Keşke
sağır olsak da bunu duymasak” diyorlardı.
Ağır yağmurun altında, hepsi yerde sürünen ruhlar
arasında yürüyorduk,
Et- kemik, insan şeklinde ama hiçbir şeydiler...
İçlerinden sadece biri, bizi görür görmez,
doğrularak oturur duruma geldi.
“İnferno’
dan geçmekte olan ruh, lütfen döndüğünde benden bahset;
Ben
daha oradayken, doğmuştun sen” dedi bana.
“Çekmekte
olduğun acıdan olacak tanıyamadım seni” dedim;
“Sanki
hiç birbirimizi tanımıyor gibiyiz.
Ama
bana kendini tanıt ve niye burada olduğunu; bu acıyı çekmekte olduğunu anlat!
Bundan
beteri varsa da, bu kadar iğrenç değildir.”
“Güneşin
altında yaşarken, o şehirde, kıskançlık hüküm sürüyordu;
Senin
şehrin, aynı zamanda benim şehrimdi.
Orada
bana Ciacco (Domuz) derlerdi.
Oburluk
cezası çekmekteyim
Dertli
bir ruhum ama yalnız değilim,
Buradakilerin
hepsi aynı dertten mustarip,
Benimle
aynı suçun cezasını çekmekteler.”
Daha fazla bir şey demedi. Ben sordum;
“Ciacco,
o kadar perişan haldesin ki; senin haline ağlıyorum,
Ama
söyle bana; eğer söyleyebilirsen, ne olacak o bölünmüş şehrin hali?
Orada
adil kimse var mı? Niye bu kadar bölündü o şehir?”
“Pek
çok kavga olacak ve çok kan dökülecek;
Kırsaldaki
parti (Beyazlar- Dante’nin partisi),
Diğerini (Siyahlar) atmak için şiddete
başvuracak.
Ama
sonra hakimiyeti kaybedecek.
Üç
sene içinde, öbür parti muzaffer olacak.
O
tarafsız gözükenin sayesinde. (Papa Boniface)
Bu
parti (siyahlar) diğerini yere batıracak. Kendi kafası da göklerde,
Suçlamalar
olacak. Senelerce şikâyet edecekler.
Bir,
iki iyi var aralarında, ama o kadar.
İsmini
duymazsın bile onların.
Kıskançlık,
Aç gözlülük ve Kibir, üç günahı o şehrin Yangının nedeni.”
Böyle bitirdi sözlerini.
Dedim ki; “Biraz
daha bilgi alabilir miyim senden?
Ne
oldu iki onurlu adama; Farinata ve Tegghiaio’ ya
Jacopa
ve Rusticcucci’ ye; Arrigo ve Mosca’ ya?
Ve
iyi olmaya kararlı olanlara?
Şimdi
neredeler? Belki görürüz onları.”
Cennette mi, Cehennemde mi olduklarını öğrenmek
istiyordum.
“En
karanlık ruhların arasındalar.
Değişik
günahlardan dolayı, Cehennemin dibini boyladılar.
Eğer
o kadar derine inersen görürsün onları.
Ama
o tatlı dünyaya geri dönersen, yalvarırım sana, insanlara benden bahset.
Artık
daha bir şey söylemem, boşuna sorma.”
Şaşı gözlerinin biriyle, baktı bir müddet,
Sonra başını eğip, yüzüstü gene çamura yattı. Diğer
körlerin arasına...
“Artık
kalkmaz;” dedi Virgil;
“Taa ki Sur’a
üfleninceye ve karşı çıkılmaz Otorite gelip de, herkes ete kemiğe bürünene
kadar.
O
zaman gömüldükleri yeri bulurlar. Ve son hüküm okunur.”
Bu yapışkan çamurdan geçtik.
Ruhların çamura bulandığı yerden, yavaşça
yürüyorduk,
Ona sordum:
“Efendim
hesap günü gelip de, son hüküm verilince ne olacak?
Bunların
durumu daha iyi mi olacak, daha kötü mü?
Ya
da aynı mı kalacak?”
“Biliyorsun
sen bunları; ‘İlmini hatırla!” dedi.
“Bir
şey mükemmel halini alınca, acı da, haz da artar.
Bunlar
günahkardır; hiç bir zaman mükemmelliğe eremezler, ama yaklaşacaklar.”*
O halkayı dönmeye devam ettik.
Pek çok şey anlattı bana.
Tekrar inişe
geçilen yere geldik sonunda,
Ve Zenginlik Tanrısı Pluto’ yu, büyük düşmanı
gördük.
Yorum
Geçen kantoda Francesca ve Paolo’ nun durumuna
üzülen Dante bayılmıştı. Burada uyandığında acı çeken ruhlar görüyor.
AMOR tersinden okunduğunda ROMA oluyor demiştik.
Burada siyasi hırsından dolayı kendine hakim olamayanlar, aklı bir kenara
bırakıp, hırsın etkisinde kalanlar var.
Komedya ’da 6. Kantolar Siyasi kantolar olarak
bilinir. İnferno 6 Floransa’yı, Purgatorio (Araf) 6 İtalya’yı, Paradiso 6
İmparatorluğu anlatır.
Şairler bu bölümde oburlar kısmına geldiler. Bu
kanto da, bir önceki gibi bedenle ilgili. Yeme içmede ölçüyü kaçıranlar, aklını
kullanıp durmayı bilemeyenler, nefse hâkim olmayanlar burada.
İlk mısralarda aklının uykudan uyanması, aklının
başına gelmesini anlatıyor. Akıl kelimesiyle ölçü kelimesi Latince’ de aynı
kökenden geliyor. Aklını kullanmakla ölçülülük birbiriyle bağlantılı.
Oburluktan kasıt, bencil olmak, bir şey üretmeyip,
hep yemek. Eti kemiği varmış gibi, insan suretindeler ama içleri boş; kendileri
bir şey değil bu kişiler.
Hep cebini doldurmaya bakıyor; halka hizmet etmek
umurunda değil.
Cezaları pislik içinde olmak; pislik yağmuru
altında kalmak. Güzel olarak düşündüğümüz herşeyin tersi.
Yağmur
yağdığında çiftçiler sevinir; “rahmet yağıyor” der. Toprağı güzel bir koku
kaplar; bereketi simgeler, iyi ürün almak için dua ederler. Yağmurda
yürümek insanı rahatlatır, mutlu eder.
Ama buradaki durum tamamen tersi; pislik yağdıkça
topraktan da kötü koku geliyor. Kokuşmuşluk çürümüşlük var, bir şey üretmiyor.
Devlet de, toplumsal organizasyonlar da, insan
vücuduna benzetiliyor. Beden “corp”
kelimesi Corporation; Corps- diplomatiques (Diplomatic corps) gibi
terimlerin de kaynağı. Bir topluluğun bütününü ifade ediyor.
İnsan
bedeninden Floransa’ya, o şehir devletinin kişiliğine, o şehirde yaşayan insan
topluluğuna geçiş var.
Dante orada gördüğü Floransa’ lı Ciacco ile
konuşuyor. Bütün ruhlar yerde sürünürken, Ciacco Dante ve Virgil in konuşmasını
duyunca yattığı yerden doğrulup, Dante ’yle konuşmak istiyor.
Dante ilk başta onu tanıyamıyor, pislik içinde
ve çektiği acıdan yüzü değişmiş tanınmayacak hale gelmiş. Konuşunca Ciacco
olduğunu anlıyor. Bu kişinin lakabı Domuz manasına
geliyor.
İnferno’ daki ruhlar gelecekten haber
verebiliyorlar. Dante, O’na Floransa yı ve birbiriyle rakip iki parti
arasındaki iç savaşı soruyor.
Ciacco iki partiden, Beyazların önce, siyahları
şehirden süreceğini fakat, daha sonra Siyahların üstünlük kazanarak, bu defa
onların Beyazları süreceğini anlatıyor.
Beyazlar Dante’ nin Partisi ve Dante bu gurupla
beraber bir daha geri dönmemecesine Floransa’ dan sürülecek.
İnferno’ nun yazılmaya başlandığı tarih 1307; fakat
eserde yazılan olayların başlangıç tarihi 1300, dolayısıyla bu olayları zaten
yaşamış Dante ama geriden başlattığı için bu Ciacco’ nun kehaneti gibi
yazılmış. Böyle bir teknik kullanıyor.
Dante daha sonra Floransa’dan tanıdığı diğer
ruhların akıbetini soruyor, onların da Cehennem de olduğunu öğreniyor.
Cerberus
Mitolojide zenginlik Tanrısı Pluto’ nun köpeğidir; üç
kafası, üç ağzıyla oburluk timsali ve yeraltı dünyasının bekçisidir. İçeri
giren kimseyi dışarı bırakmıyor. Mafya babalarının fedailerini hatırlatıyor.
İlmini hatırla
Virgil burada Aristo felsefesini kastediyor. İnsanın
ruh ve beden bütünlüğüyle mükemmele erişeceğini söylüyor.
İnferno
Kanto 7
Kanto 7
Elini
boynuna bağlayıp cimri kesilme ve büsbütün de açıp tutumsuz olma!
Yoksa pişman
olur, açıkta kalırsın.
Isra
29
Müsrifler
ile Cimriler
"Papa Satan Aleppe
Papa Satan Aleppe"
Pluto bunları sayıklıyordu.
Bilge “Korkma; korkun sana baskın gelmesin,
yolundan almasın,
Bunun kuvveti varsa da, seni yolundan edemez” dedi
bana güven vererek.
Sonra Pluto’ un yuvarlak yüzüne döndü: “Kes sesini lanetlenmiş
Kurt;
Nefretinle kendi kendini ye!
Bu yolcunun yolculuğu, alelade bir yolculuk
değildir;
Baş Melek Mihail’ in kendini beğenmiş asilerden
intikam aldığı yerden, yukarıdan
izinlidir.
Fırtına da yelken direğinin kırılıp da, üstüne
dolanan
yelkenlerle bir çatırdayarak suya inmesi gibi, vahşi
canavar yere serildi.
Biz de dördüncü çukura doğru yola koyulduk
Evrenin bütün kötülükleri burada saklanıyordu
İlahi Adalet!
Ne cezalar veriyor, ne işkenceler yapıyorsun.
Niye günahın bizi yenmesine; yiyip bitirmesine izin
veriyoruz?
Buradaki ruhlar, Sicilya kayalıklarını döven
dalgalar gibi birbiriyle çarpışıyor
Birbirinin üzerine yıkılıyor; Etrafımızda halkalar halinde dolaşıyorlardı.
Bu halka, her yerden daha fazla kalabalıktı;
Yüksek sesle uluyorlardı.
Ağrılıkları göğüsleriyle ittirerek taşıyorlardı.
O ağırlığın altında bağırıyorlardı
Biri öbürüne “niye biriktiriyorsun?” diğeri öbürüne “niye savuruyorsun?” diyordu
Bir o tarafa, bir bu tarafa,
O ağırlıkları taşıyor, birbiriyle karşılaşınca geri
dönüyor, dönüp tekrar
çarpışıyorlardı.
Hep, aynı şeyleri söylüyorlardı. Kalbim daraldı;
“Üstadım, lütfen açıklar mısın kim bunlar?
Şu solumuzdakiler, kafası kazınmış olanların hepsi
papaz mı?”
“Buradakilerin hepsinin akıl gözleri kapalıydı,
Orta yolu bilmezlerdi.
Kendileri de, bunun böyle olduğunu alabildiğine
yüksek sesle haykırıyor şimdi,
Soldakiler papazdı, başları kazınmış olanlar;
Onların yanında papa ve kardinaller var.
Açgözlülükleri sınır tanımayanlar..."
"Bu iki gurup arasında tanıdıklarım
olmalı" dedim.
"Boşuna düşünüyorsun bunu,
Yaşadıkları hayat onları pislik içinde bıraktı,
burada çektikleri eza, onları tanınmaz hale getirdi
Sonsuza kadar, bu ağırlıkları sürükleyecekler.
Dünyadayken, gözlerini kıstılar, kör olmaya
çalıştılar.
Şimdi burada öyle karanlıktalar ki; tanıyamazsın
Sonsuza kadar, eli sıkılar ve kafası kazıtılmış
olanlar;
Lüzumsuz harcama yapan müsriflerle, cimriler
beraber olacak.
Dünya malını gördün oğlum, Fortuna’ nın elindedir
İnsanın aklını karıştırır.
Ay ışığı altındaki bütün altınlar, bunların
hevesini tatmin edemez;
Bu gördüklerinin tek bir tanesine bile
yetmez."
"Üstadım bu bahsettiğin Fortuna kimdir?
Niye dünyanın zenginliği onun elinde?"
"İnsanlar kendi cahilliklerinin kurbanıdır.
Şimdi dediklerimi iyi dinle;
Bilgeliği herşeyi kaplayan Alemleri yaratan
Tanrı, onlara yönetici olarak Melekleri tayin etmiştir,
Her yer eşit aydınlansın; Işık eşit olarak
dağıtılsın, diye
Dünya malının, makam ve mevkiinin de bir yöneticisi
vardır;
Talihi,
insandan, insana; ırktan ırka,
aileden aileye, zamanı geldiğinde taşır.
İnsan kendi talihini idare edemez,
Bir milletin talihi yükselir, yönetici olur; diğeri
yönetilir
Yönetici nasıl karar verdiyse öyle olur.
Kararlar, yüksek otların arasına saklanmış bir
yılan gibi gizlidir
İnsan aklı onu anlayamaz
Kendi krallığında, işlerin nasıl yürüyeceğini kendi
kararlaştırır;
nasıl diğer Tanrılar, kendi krallıklarını yönetiyorsa
Değişik Kombinasyonlar yapar, sıralar, hiç durmak bilmez.
Kimseyle anlaşmaya yanaşmaz; Görevi gereği taviz
vermez
İnsanın talihi değişince feleğin çarkına
küfreder,
Küfrün muhatabı Fortuna’ dır.
Ona teşekkür etmesi gerekenler bile bazen küfreder
Suçlamaya gerek yoktur, o görevini yapmaktadır
Ama o kutsanmıştır, bu lafları duymaz
Diğer meleklerle, beraber mutludur. Mutlulukla çarkı
döndürür,
Hadi şimdi buradan, daha beterini görmeye gidelim,
Bir yıldız batarsa, diğeri doğar; yolumuza devam
edelim"
Başka bir su kenarına geldik, karanlık sulara,
Zor yollardan, çetin geçitlerden geçerek, Styx bataklığına vardık.
Durup etrafıma baktım; çamura batmış insanlar gördüm.
Hepsi çıplaktılar ve öfke içindeydiler
Birbirleriyle tekme tokat kavga etmekle yetinmiyor,
bir de ısırıp etini çiğniyorlardı
“Öfkesine hâkim olamayanların yeri burası
oğlum” dedi Virgil.
Bataklığın içinde, bazılarının öfkesi köpürüyor,
Yukarı çıkıyor, ne tarafa baksan öfkelileri
görüyorsun
“Güneşi göremedik, kafamızın içi hep öfkeden
bulanıktı,
Dünyadayken de, hep çamurun içindeydik” diyorlar;
Ağızlarından çıkan anlaşılmıyor, çünkü boğazlarının
içi de çamur dolu”
Bataklıkla kuru kıyının arasında dolaşıp, bu
ruhları gördükten sonra
Kuleye yaklaştık...
Şimdi
yaşayanlar içinde nice üst mevkide olan,
Cehennemin Başşehri Dis / Inferno 8
Evet Kule'ye yaklaşmıştık;
Ama bataklığı geçmeden evvel sanki iki işaret fişeği gibi,
parıltı oldu kulenin her iki
tarafından.
Sonra uzaktan bir başka ateş ona cevap verdi;
"Bu işaretleşmeler de ne?" dedim Bilge'ye
"Bu kadar mesafeden kim ne söylüyor ateşle?'
"Pis bataklığa bak; kimi çağırdıklarını göreceksin;
Eğer sis mani olmazsa."
O kirli kanalda, ok hızıyla geldi tekne;
Sadece tek bir kayıkçısı vardı,
"Yakaladım sizi" dedi kayıkçı.
"Phlegyas! Phelegyas! boşuna nefesini tüketme" dedi rehber;
"Sadece bizi karşı kıyıya geçireceksin o kadar!"
Deli Phlegyas sanki kendisine birşey yapmışız gibi öfke
doluydu.
Hiç bir şeyden korkmayan rehberim, kayığa bindi eliyle
gelmem için işaret etti;
Ben binince kayık yerleşti suya,
Şimdi tekne herzamankinden daha ağırdı.
Bataklığın içinden biri başını kaldırdı ve bağırdı;
"Zamanından önce buraya gelen de kim?"
"Benim geldiysem de, burada kalacak değilim!
Sen kimsin bu düşkün ve kötü kokulu halinle?"
"Ağlayanım ben."
"Kıyamete kadar ağla, ah çek!
Tanıdım seni, Cehennem köpeği;
Pislik seni!"
Elini kayığa uzattınca Ustadım;
"İn aşağı pis köpek; diğerleriyle beraber kal burada" diye azarladi onu.
Sonra
bana sarıldı "Surat asma" dedi
" Seni doğuran Ana' ya rahmet olsun, kibar ruh."
"Bu
aşağıdaki adam ukalanın tekiydi, dünyada hiç bir iyilik yapmamıştır kimseye
Şimdi
pisliğin içinde.
bağırıp çağıran var ki; sonları böyle olacak
Bu
domuz pısliğinin içine serilecekler."
"Canı
çıksın dedim beter olsun!
Beter olsun da bu pis kokulu yeri terketmeden göreyim."
"Karşı
kıyıya varmadan isteğinin kabul edildiğini göreceksin" dedi bana rehberim.
Diğer ruhlar bunun üzerine hücum ederek;
"Filippo Argenti’ nin
işini bitirelim" dediler hepbirlikte.
Floransalı
kuduz köpek, çılgına döndü hırsından kendi kendisini
ısırdı.
Diğerleri
onun başında toplandı.
Onu
öylece bıraktık…
Daha
başka birşey demiyeceğim.
Ama
çığlıkları hala kulağımda.
Karşı
kıyıyı görmek için gözlerimi kıstım.
"Oğlum;" dedi ustam
"Cehennemin
başşehri Dis önümüzde
Sakinleri de kalabalık guruplar halinde dolaşıyorlar
içinde."
"Görüyorum mescitleri
Alev alev yanıyorlar." dedim.
"Cehennem ateşinin kıyamete kadar yanacak yakıtıdır onlar
Bütün alt tabakalardan görülür." dedi Ustam.
O konuşurken hendeğe girmiştik.
Duvarları sanki demirden yapılmış, kayığımızın yanında
yükseklere uzanıyordu şehrin.
Etrafında dolandık, en nihayet tekneyi kıyıya çekti kayıkçı ve
"İnin, inin!" diye bağırdı.
"Burası giriş."
Cennet’ten kovulmuş yüzlerce gölge kapının üzerine
birikmiş
Ölüm krallığını daha yaşarken gelip işgal eden de kim?
dediler.
Virgil biraz ilerleyerek, onlarla konuşmak istediğini
belli etti.
Sakinleştiler.
Birisi:
"Gel ama yalnız gel" dedi
Buraya gelmeye cüret eden yanındakine söyle; nasıl
geldiyse öyle gitsin.
Aynı yoldan.
Şansını denesin bakalım. Buraya sadece ölüler gelir ve
bir daha çıkamaz."
Okuyucu; bu kötü lafların bana nasıl tesir ettiğini, nasıl
içime işlediğini anlayabilirsin.
Bir daha dünyaya dönme ümidimi kaybetmiştim.
"Aman değerli ustam, rehberim! beni buraya kadar sağ salim
getirdin kötüleri defettin
sakın yanımdan ayrılma.
Korkuyorum bunlar bizi geçirmeyecekse geri dönelim.
Işığa doğru gidelim."
Rehberim yüce ruhluydu;
"Korkma" dedi, "sana yüksek yerden izin verilmiştir kimse
mani olamaz.
Burada bekle kendine gel ümidini kaybetme
Seni burada yalnız başına koymam, göndermem biryere.'
Bunları söyleyerek yanımdan ayrıldı.
Şüphe içindeydim.
Neler konuştuklarını duyamıyordum
Ama onu dinleyen kalabalık dağıldı; bağırıp çağırmaya
başladılar.
Kapıyı
ustamın suratına çarptılar.
Yüce
Ruh kapının önünde yalnız kalmıştı.
Yanıma
geldi acı içindeydi.
Gözleri
yerde, suratı asıktı
"Kim
bizi yasaklıyor?" dedi
“
Bu
edepsizlikleri yeni değil daha önce de bizi engellemeye çalıştılar
ama biz geçtik
daha önceki geçitlerden.
Orada
Cehennmin Kapısındaki yazıları okumuştun.
Ama
şimdi bize yardım etmeye biri gelecek
O
kapıdan geçti yaklaşıyor.
Karanlık
yokuştan aşağı iniyor
O’na
rehber gerekmez
Onun
gelişiyle tüm kapılar açılır..." dedi.
Karanlık şehrin duvarının dibinden, duvarla acı çekenler arasındaki gizli bir yoldan ilerliyorduk. Üstadım önde ben arkada.
“Erdem sahibi rehberim; beni bu imansızlar arasından geçiriyor, acı çekenleri gösteriyorsun; bir sorum var cevap verebilir misin? Bu mezarların içinde kim var, görebilir miyiz? Kapakları kalkmış başında bekçi de yok.”
Kıyamet gününde Jehosaphat’ a gidip de ete kemiğe bürünüp, döndüklerinde bütün kapaklar mühürlenecektir.
Burada Epikür ve takipçileri yatar, ‘ruhun da bedenle bir öleceğine’ inanırdı onlar. Burada sorularının cevabını bulacaksın, benden sakladığın sorularının da...”
“Düşüncelerimi mütevazı bir şekilde, kısaca söylemeyi senden öğrendim üstadım; onun dışında sakladığım düşüncem yoktur.”
Inferno 9 Kapıda Bekleyiş
“Biz bir yığın kemik olduğumuz un
ufak hale geldiğimiz zaman mı gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla
diriltileceğiz?” diyenler.
Epiküryenler, sadece dünyadaki hayata inananlar; “yiyip,
içip eğlenelim, sonrasını düşünmeyelim” diyenler; dini alaya alanlar.
Bu kişilerin
cezası, “ hani ölümden sonrki hayata
inanmıyordunuz ya, tabutta herşeyin
biteceğini sanıyordunuz ya, şimdi
yaşayın tabutta!” demek olmuş.
Kor halindeki demirden
tabutların içindeler.
Dediler ki: "Biz, bir yığın kemik olduğumuz, un-ufak hale geldiğimiz
zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
Isra Suresi 49. Ayet
0. De ki:
"İster taş olun ister demir!"
51. "İsterseniz
gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık olun." Diyecekler ki: "Peki
bizi yeniden kim yaratacak?" De ki: "Sizi ilk kez yaratan kimse,
o!" Bunun üzerine başlarını sana doğru alaylı bir biçimde sallayarak şöyle
konuşacaklar: "Ne zaman o?" De ki: "Çok yakın olabilir!"
52. Sizi
çağıracağı gün, onu hamt ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir
süre kaldığınızı düşüneceksiniz.
53. Kullarıma
de ki: En güzel olan neyse onu söylesinler. Çünkü şeytan, aralarına yamukluk
sokar. Şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.
54. Rabbiniz
sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni
onlar üzerine vekil göndermedik.
Dediler ki: "Biz, bir yığın kemik olduğumuz, un-ufak hale geldiğimiz
zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
Isra Suresi 49. Ayet
0. De ki:
"İster taş olun ister demir!"
51. "İsterseniz
gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık olun." Diyecekler ki: "Peki
bizi yeniden kim yaratacak?" De ki: "Sizi ilk kez yaratan kimse,
o!" Bunun üzerine başlarını sana doğru alaylı bir biçimde sallayarak şöyle
konuşacaklar: "Ne zaman o?" De ki: "Çok yakın olabilir!"
52. Sizi
çağıracağı gün, onu hamt ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir
süre kaldığınızı düşüneceksiniz.
53. Kullarıma
de ki: En güzel olan neyse onu söylesinler. Çünkü şeytan, aralarına yamukluk
sokar. Şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.
54. Rabbiniz
sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni
onlar üzerine vekil göndermedik.
Kanto 9
Rehberimin
geri döndüğünü
görünce, korkudan yüzüm sarardı;
Ama benim halimi görünce, korkusunu belli
etmemeye çalıştı.
Siste uzağı göremiyordu, gözlerini kısmış
bakıyor, etrafı dinliyordu;
“Bu savaşı biz kazanmalıyız.
“Kazanamazsak...
Geleceğini vaat etmişti ...
Zaman nasıl da duruyor, yardım beklerken!”
Sözlerinin manasını düşündüm, belki de olandan
fazla mana çıkardım.
“Söyle bana üstadım senin geldiğin yerden,
Limbo’ dan buraya hiç gelen oldu mu daha
önce?”
Bunu sorarken, demin kesik kesik
söylediklerinin hala etkisindeydim;
“Çok nadir, herhangi birimizin buraya gelmesi
Limbo’ dan.
Bir kere Erichto’ nun sözünü dinleyip gelmiştim,
Ruhları bedenlerine davet etmişti,
Yeni öldüğümde O’ nun tuzağına düşerek Judaica’
dan birini çağırmaya geldim
Korkma! Judaica Cehennemin dibi;
Cennet’ ten en uzak yeriydi; Oraya bile
gidip döndüm.
Bu pis kokulu bataklığın karşısında Acı’nın
başkenti var
Kapısından sorunsuz dertsiz geçemeyeceğimiz
belli.”
Bunları anlatırken, birden etrafımızda üç
canavar göründü;
Kanlı, vahşi, korkunç;
Biraz dikkatli bakınca uzuvlarından ve
hareketlerinden kadın olduklarını anladım.
Yılanlar, böcekler, saçlarını başlarını
kaplamış, kıvrılıyorlardı.
Bunları tanıyan Üstadım, “Enrues’ in tayfası
bunlar” dedi
“Soldaki Megare; Alecta sağda, Tisiphone ortada”
Sonra sustu.
Bu kadınlar saçlarını başlarını yoluyor,
göğüslerindeki yaraları pençe gibi elleriyle kanatıyorlardı.
Çığlıklarını duyunca, rehberime yaklaştım
Hepsi birden bana bakarak: “Medusa’
yı çağırın; taşa çevirsin şunu” dediler
“Theseus ucuz atlattı onu boşuna saldık.”
“Arkanı dön gözlerini
sımsıkı kapa; Gorgon gelir de O’ na bakarsan,
Bir daha gün yüzü
göremezsin” dedi bana rehberim.
Beni çevirdi ve bana
güvenmeyerek, ellerimin üzerine kendi ellerini koyarak gözlerimi
kapadı.
Arif olan anlar bu
misalle ne demek istediğimi.
Birden korkunç bir ses
koptu; Cehennemin her iki yakasında da yankılanan
Sanki birisi buz;
birisi alev iki kıta havada çarpışmıştı.
Korkunç bir rüzgârın
gücüyle, Ağaçları yerinden söken; vahşi hayvanlar ve çobanları
korunmak için
Mağaralara koşmasına
neden olan büyük bir fırtına gibi geldi.
Biraz sonra Üstadım
gözümü açtı; “dönebilirsin” dedi.
“Şimdi dumandan
gözlerin yanacak en berbat sis ve duman buradadır dikkat et!”
Yılan gören kurbağa
misali, ruhlar kaçıştılar.
Melek, ayağını kötü
suya değdirmeden ırmağı geçti, eliyle kötü koku burnuna gelmesin
diye yelpazeledi.
Kokudan rahatsız
olmuştu belli.
Tanrı katından
gönderilmiş bir haberciydi.
Rehberime baktım; sessiz
olmamı ve hürmetle eğilmemi işaret etti.
Melek öfkeyle asasını
salladı ve hiç karşı konulmadan
Dis şehrinin
kapıları açıldı, ardına kadar.
“Cennetten kovulanlar
iki defa lanetlenmiş olanlar
Hala daha arlanmadınız
uslanmadınız” dedi
Nasıl boy eğmezsiniz
size emredilene?
Kimsenin karşı
koyamayacağı iradeye,
Tahta nasıl karşı
durursunuz?
Asiliğinizin cezası
çektiriliyor size
Kadere karşı
gelemezsiniz;
Cerberus’ un boynunda
asılan tasma ukalalığı yüzündendir
Döndü gitti, aynı
yoldan, bizimle konuşmadan...
Yapacak işleri vardı,
daha önemli.
Biz şehre doğru
yürümeye başladık.
Artık onun sözlerini
duyduktan sonra korkumuz kalmamıştı.
Kapıdan içeri girer
girmez, etrafıma baktım her yerde eza, cefa gördüm
Irmak kıyısında Arles’
te Thone nehrinin bataklığa dönüştüğü yerdeki, mezarlıklar gibi, burası
da mezarlarla doluydu.
Ama buradaki mezarlar
acı çekenleri barındırıyordu.
Her mezarın etrafında
ateş halkası vardı,
Demiri kor haline
getiren hiçbir demirci, bu kadar yüksek ısıyla karşılaşmamıştır.
Mezarların kapakları
açık; yukarı kalkmış durumdaydı
İçerden inleme sesleri
geliyordu.
“Kim burada yatanlar,
niye bu korkunç çığlıkları atıyorlar?” dedim
“Kafirler ve onların
takipçileri” dedi
“Gördüğünden çok daha
kalabalıklar,
Her dinden her mezhepten
var. İnanamayanlar mabetleri kirletenler,
Herkes kendi meşrebince
cezalandırılıyor”
Sonra sağa dönüp, gece
yürüyüşüne devam ettik; duvarla mezarlar arasından...
Ordinamenti di Giustizia 1297 dante 27 yasında
potentes, nobiles, vel magnates”, powerful men, nobles or magnates. A law of October 1286 defined them as those houses which had included a knight within the past twenty years.
Arkadaslık Siyaset, Sürgün
Ordinamenti di Giustizia 1297 dante 27 yasında
potentes, nobiles, vel magnates”, powerful men, nobles or magnates. A law of October 1286 defined them as those houses which had included a knight within the past twenty years.
Arkadaslık Siyaset, Sürgün
Dante, Beatrice’i, ilk defa her ikisi de dokuz
yaşındayken, görüp seviyor. Vita Nova’ da yazdığına göre; 18 yaşına
geldiklerinde bir gün tekrar karşılaşıyorlar ve Beatrice ona selam veriyor. Bu
karşılaşma o kadar mutlu ediyor ki Dante’yi; adeta sarhoş oluyor. Eve gelip o
mutlulukla, yatıp uyuduğunda kötü bir rüya görüyor
“Sanki odada bir bulut vardı, bulutun içinde büyük bir
adam etrafa korku veren. Ama adam çok mutlu görünüyordu; söylediklerinden
çok azını anlayabildim "Ego dominus tuus" diyordu "Ben
senin Tanrınım". Kollarında bir kadın vardı, çıplak ama üzerine
kırmızı bir örtü örtülmüş; dikkatli bakınca bugün bana selam verme inceliğini
gösteren hanım olduğunu anladım. Adamın elinde alevler içinde bir şey vardı ve
"Vide cor tuum" Kalbine bak dedi Sonra o hanımı
uyandırdı; elinde tuttuğu alevler içindeki şeyi yedirdi. O da istekle yedi Adamın
mutluluğu hüzne dönüştü; ağlamaya başladı. Hanımı yeniden kucağına aldı, göğe
yükseldiler. Endişeyle uyandım…”
Bu rüya üzerine Dante, bir şiir yazar ve tanıdığı
şairlere yollar. Rüyanın manasını tabir etmelerini ister. O anda kimse anlamaz
ama Beatrice genç yaşta vefat edince rüyanın manası acı bir şekilde anlaşılmış
olur.
Dante’nin yazdığı mektuba cevap verenler arasında şair
Guido Cavalcanti de vardır. Bu mektuplaşma arkadaşlıklarının başlangıcı
olur. Beatrice’ in 24 yaşında ölümü üzerine Dante Vita Nova (Yeni Hayat
*Gençlik manasında) kitabını yazar ve Guido’ ya ithaf eder. Guido ya “En iyi
arkadaşım” “my first friend” der.
Her ikisi de zeki ve çağının iyi tanınan entelektüelleri
olan bu iki şaire, “ Floransa nın iki gözü” derler. Siyasi olayları
görüp anlayabiliyor, iyi analiz edebiliyorlar. Aşktan, şiirden, felsefeden
konuşuyorlar. Dante hem Guido hem diğer arkadaşları için bu arkadaşlığın hiç
bozulmamasını dileyen şiirler yazar.
Guido asil bir aileden geliyor. Her İkiside Guelp
taraftarı. Fakat sonraki yıllarda ayrı düşüyorlar. O zamanlarda gild
denen meslek kuruluşları kuvvet kazanıyor siyasette ve asil ailelerden
gelenler yasaklanıyor. Guido bir göreve seçilemezken; Dante seçiliyor ve Guelp
partisinin kendi içindeki hiziplerle “Siyah ve Beyaz” olarak ikiye ayrılmasının
sonucunda ters düşüyorlar ve Dante görevdeyken bir kısım kişilerle beraber
Guido Cavalcanti’ yi de sürgüne yolluyor.
Guido sürgünde sıtmaya yakalanıp 1300 yılında ölüyor.
Dante kendisi de diğer tarafın başa geçmesiyle 1302 de
sürgüne yollanıyor ve sürgünde Komedya’ yı yazmaya başlıyor.
1300 yılı enteresan bir yıl Dante kurgusal olarak
Komedya yı o tarihte başlatıyor. Onu sürgüne gönderen Papa o yılı jübile yılı ilan
etmiş bir çeşit haç vazifesi yaparcasına her yerden Hristiyanlar Roma ya
geliyor. Dante kendisi de gitmiş.
Gene Roma ya elçi olarak gönderildiği bir seferden
sonra geri dönememiş, “dönersen seni idam ederiz” demişler yokluğunda
yargılayıp mallarına el koymuşlar.
Bu kantoda bir evvelki nesli görüyoruz. Guido’ nun babası
(Guelp partisinden) ve Floransa da Ghibellin’lerin lideri olan Farinata ile aynı
mezarlıktalar.
Bu iki karşıt görüşteki insan, Floransa da barışı
sağlamak adına çocuklarını evlendirmişler. Guido, Farinata’ nın kızıyla
evlenmiş. Fakat ayrılıklar devam etmiş.
O yıllarda Floransa çok zengin bir yer. Hem İmparator
yanlıları (Ghibellinler), hem de Papa yanlıları
(Guelpler( üstünlüğü sağlamak istiyor.
Floransa genel olarak Papa’ yı tutuyor Dante’ nin
ailesi de Guelp taraftarı ama sonradan Papayla ayrı düşüyor.
Siena ise İmparator taraftarı. Farinata, Siena’ lı
Ghibellin’le le birlik olup Floransa nın üzerine yürüyor. Galip geliyorlar.
Sienalılar bütün Floransa’yı yakıp yıkmak istiyor Farinata mâni oluyor önce
Floransalıyım sonra Ghibelline diyor. Ama Guelp liderlerinin evleri yıkılıyor.
Dante’nin ailesi de dahil olmak üzere iki defa Guelp liderler sürgüne
gönderiliyor. Farinata şehrin lideri oluyor.
Bugün hala Sienalı taraftarlar maçta (Montaperti
savaşını 1260 hatırlatmak için) Floransalılara Montaperti diye bağırıyorlarmış.
Sonra başka bir savaşta Guelp’ler baskın gelince Dante
nin ailesi geri dönüyor. (1266 Benevetto Savaşı)
Gerek Guido, gerek Farinata ve Guido’ nun babası
tanrıtanımaz ve ahirete inanmayan kişiler olarak görülüyor. Bu kanto da “madem
ahirete inanmıyorsunuz öbür dünyaya gittiğinizde zamanınızı tabutun içinde
geçirin” denmiş bu kişilere. En başta Epikür ve onu takip edenler var.
“Ruhta beden gibi yok
olacak ileriyi hesap gününü düşünmeye gerek yok” zannediyorlardı fakat öyle olmadı ruh herşeyin
farkında.
Kanto ‘nun başında Virgil’ le Dante nin konuştuğunu
duyan Farinata, Dante’ ye seslenerek, yanına gelmesini rica ediyor. Önce Dante
korkuyor bu ruhtan ama Virgil “gidip konuşmasını; konuşurken de dikkatli
olmasını” söylüyor.
Floransa aksanını tanıyan Farinata, önce Dante ye” kimlerden”
olduğunu soruyor. Guelp’ li bir aileden geldiği öğrenince, biz onları iki
defa sürdük” diyor gururla. Cehennem’ de olduğunu kabul etmezcesine, dimdik
duruyor.
Dante “evet, bizi sürdünüz ama biz her iki sefer de
geri dönmeyi bildik” diyor. “Halbuki siz bu sanatı öğrenemediniz” diye
ilave ediyor. Farinata tarafları da sürülmüş bir daha geri gelememişler.
Bunun üzerine, Farinata Dante ’ye “elli aya kalmaz
sende sürüleceksin bu sanatın ne kadar zor olduğunu anlayacaksın” diyor.
Gelecekten haber veriyor. Gerçekten de Dante yaşamı boyunca bir daha Floransa’
ya dönememiş.
Farinata
Inferno 10Karanlık şehrin duvarının dibinden, duvarla acı çekenler arasındaki gizli bir yoldan ilerliyorduk. Üstadım önde ben arkada.
“Erdem sahibi rehberim; beni bu imansızlar arasından geçiriyor, acı çekenleri gösteriyorsun; bir sorum var cevap verebilir misin? Bu mezarların içinde kim var, görebilir miyiz? Kapakları kalkmış başında bekçi de yok.”
Kıyamet gününde Jehosaphat’ a gidip de ete kemiğe bürünüp, döndüklerinde bütün kapaklar mühürlenecektir.
Burada Epikür ve takipçileri yatar, ‘ruhun da bedenle bir öleceğine’ inanırdı onlar. Burada sorularının cevabını bulacaksın, benden sakladığın sorularının da...”
“Düşüncelerimi mütevazı bir şekilde, kısaca söylemeyi senden öğrendim üstadım; onun dışında sakladığım düşüncem yoktur.”
“Ey Toskanalı buradan geçmekte olan, çok kibar konuşan yaşayan adam;
Lütfen bir dakika durabilir misin? Güzel sözlerinden, asil bir şehrin
evladı olduğunu anladım, belki de o şehre çok zararım dokunmuştu
dünyadayken...”
Alevler içindeki mezardan geliyordu bu sözler; Birden korkup hemen
rehberime yanaştım.
“Dön bak, ne yapıyorsun! O konuşan Farinata’ dır! Mezarından
doğruluyor; Belden yukarısını göreceksin, alevlerin arasında” dedi.
Dimdik duruyordu gururlu.
Virgil, beni ona doğru yöneltti ve “Nasıl konuşacağına dikkat et” dedi.
Mezarın ayak ucunda yalnız durduğumda, büyük ruh bana tepeden bakar gibi
bir edayla: “Kimlerdensin?” dedi
Söyledim, bir şey saklamadan, itaat etmeyi istercesine. Şöyle bir kaşlarını
kaldırdı; “Bana düşmandılar, aileme, partime; onları iki kez darmadağın
ettim, kuzey İtalya’ dan sürdüm.” dedi
“Eğer darmadağın oldularsa da, her iki seferinde de toparlanıp dönmeyi
bildiler” dedim
“Ama senin taraftarların bu sanatı öğrenemediler!”
Bunu duyan başka bir ruh kalktı, doğruldu; herhalde dizlerinin üzerinde
duruyordu
Benim etrafıma bakınıyordu, bir şey arar gibi karanlığın içinde. Başka bir yolcuyu...
Bulamayınca ağlamaya başladı, başını çevirip, “Bu yolda bu karanlıkta
sırf kendi zekanın kuvvetine yürüyebiliyorsan, o zaman benim evladım nerede?
Niye yanında değil?”
“Ben yalnız değilim bana rehberlik eden, bu yoldan geçiren var belki de Guido'
nun küçümsediği yere götüren ” dedim. Söylediklerinden ve cezalandırılma şeklinden kim
olduğunu anlamış ona göre cevap vermiştim
Hem sorusuna, hem de gerçekten demek istediğine. Derhal kalktı ayağa:
“Küçümsediği mi dedin? Ne diyorsun, öldü mü yoksa oğlum? O tatlı ışık artık
gözlerine değmiyor mu?”
Biran cevap veremedim; geri ateşin içine düştü, bir daha kalkmadı...
Olup biteni izlemekte olan ilk konuştuğum azametli ruh hiç yüz
ifadesini değiştirmedi bu sözleri dinlerken. Kaldığı yerden devam etti: “O
sanatı benim soyumdan gelenler hala öğrenemedilerse;
Ona yanarım işte, burada yandığımdan da fazla. Ama o sanatın ne
olduğunu, ne kadar zor olduğunu sen Ay kraliçesinin yüzünü elli kez
göstermesinden evvel tadacaksın.
Dünyaya dönmeden evvel söyle bana; Niye benim soyumdan gelenlere o
kadar acımasız davranıyorlar; Aleyhimize kanunlar çıkarıyorlar?”
“Montaperti savaşından sonra Arbia’ nın suyu kırmızı akmıştı, o sebepten herkes
öfkeli hala.” dedim.
İç çekti; başını salladı: “O işte yalnız değildim dedi katıldıysam
da mutlaka geçerli sebebi vardı.
Ama Floransa' ya ölüm emri çıktığında ben tek başıma karşı durdum; Açıkça savundum o
şehri.”
“İstirahat edebilmeni dilerim, hiç olmazsa bazen” dedim “Acaba aklıma
takılan bir soruya cevap verebilir misin? İleriyi görebiliyorsun galiba ama
şimdiki zamanı bilmiyorsun?”
“Evet,” dedi “ileriyi görürüz yakını göremeyiz; Eğer biri
gelip de haber vermezse, dünyada ne olduğunu bilemeyiz. Gelecek yakınlaştığında
da şu anda bildiklerimiz hafızamızdan silinir.”
Üzülmüştüm, “Oğlunu soran adama, oğlunun yaşadığını söyler misin?”
dedim
“Ona hemen cevap vermediysem, o anda aklım bu soruyla meşgul olduğu
içindir.”
Artık rehberim beni çağırıyordu; Aceleyle o ruha burada başka kimlerin
yatmakta olduğunu sordum.
“Binlercesi” dedi “İkinci Federico burada ve Ubaldini Kardinali. Diğerlerini
söylemeyeyim istersen.”
Ve bunu söyleyerek kayboldu, bende döndüm, Farinata ’nın benim için yaptığı
kehaneti düşünerek, büyük şaire doğru yürüdüm.
Şair yürümeye devam etti ve bana dönüp sordu: “Neyin var? Seni üzen ne?
Niye moralin bozuldu?”
Anlattım, dinledi ve “Bu sözleri aklında tut ve şimdi söyleyeceklerime
dikkat et” dedi, parmağını kaldırarak; “Tatlı Hanımın yanına gidince-
Onun gözleri herşeyi görür-O sana anlatacak herşeyi.”
Bunları dedikten sonra sola döndü alevler içindeki duvarın kenarından daha
aşağıya
Pis kokulu vadiye doğru inmeye başladık...
Dediler ki: "Biz, bir yığın kemik olduğumuz, un-ufak hale geldiğimiz
zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
Isra Suresi 49. Ayet
0. De ki:
"İster taş olun ister demir!"
51. "İsterseniz
gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık olun." Diyecekler ki: "Peki
bizi yeniden kim yaratacak?" De ki: "Sizi ilk kez yaratan kimse,
o!" Bunun üzerine başlarını sana doğru alaylı bir biçimde sallayarak şöyle
konuşacaklar: "Ne zaman o?" De ki: "Çok yakın olabilir!"
52. Sizi
çağıracağı gün, onu hamt ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir
süre kaldığınızı düşüneceksiniz.
53. Kullarıma
de ki: En güzel olan neyse onu söylesinler. Çünkü şeytan, aralarına yamukluk
sokar. Şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.
54. Rabbiniz
sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni
onlar üzerine vekil göndermedik.
Bu bölümde Virgil, Dante’ye Cehennem’in
topografyasını açıklar. Bir önceki bölümde gördüğümüz Floransa’daki kargaşadan
sonra Cehennem’deki düzenin anlatılması manidardır
Cehennem deki günah kategorileri 7 vices- 7 zaaf
veya 7 büyük günaha göre yapılır ve Aristo’nun Nicomachean Ethics kitabından
esinlenerek düzenlenmiştir
Aristo altın orandan bahseder. Örneğin ne çok cimri
ne de çok savurgan olmayın der.
Bunun gibi öfkede aşırıya kaçmamak ama
gerektiğinde de hakkı savunmak gerekir.
Burada birkaç kelime üzerinde duralım
Misura x Dismisura
Ölçü ve ölçüsüzlük yani orta yoldan ayrılmanın
karşılığı olarak ölçüsüzlük. Haddi aşmak.
Dilimizdeki terzi mezurası da Italyanca’dan
gelmekte.
İtalyanca
akıl kelimesi olan mente’de measura ile bağlantılı. İngilizcedeki mental
capacity veya mind kelimeleri de mente den geliyor.
“Akıl var, izan var” derler. “Halep oradaysa,
arşın burada” derler. Akıl yürütmede ölçünün önemine vurgu yapılır. Mantıklı
düşünmekte ölçüyle oluyor.
Continence x İncontinence
Continence kendine hakim olabilme, mesela
manastırdaki papazların cinsellikten uzak durması vs. Küfretmemek öfkeye hakim
olmak.
İncontinence kendini tutamama, nefse hakim olamamak.
İncontinenza diyor buna Dante, bu da gene Aristo
felsefesinden bir terim.
Günümüzde tıb dilinde idrar tutamama
rahatsızlığına da incontinence deniyor.
Cehennem de 9 çukur var. 3x3=9
Her bölüm kendi içinde üç çukurdan oluşuyor.
İlk bölümde incontinenza’ yı gördük. Zina yapanlar, öfkesine hâkim olamayanlar ve
oburlar,
Diğer kısımlarda şiddet suçlarını göreceğiz- Aslan
suçları Centaurlar harpiler mitolojideki yarı insan, yarı hayvan yaratıklar.
En son olarak da Sahtekarlık- ihanet – bölücülük-
fitne çıkarma. Sahtekarlık sadece insana ait bir özellik ve Tanrının en
sevmediği günah çeşidi olarak tanımlanıyor.
“la tua Etica” (your Ethics) “la tua Fisica” (your Physics Senin etiğin, senin Fiziğin diğerek Aristo’nun
öğretilerini hatırlatırken aynı zamanda Dante’nin bu öğretilere ne kadar bağlı olduğu
vurgulanıyor.
İncil’deki Genesis- Yaratılış bölümünden de
bahsediliyor.
İnferno 11
Uçurumun kenarında parçalanmış kayaların arasındaydık,
Derinlerden ağır bir koku geliyordu,
Öyle ki kendimizi üzerinde, “Doğru yoldan Photius
tarafından ayrılmaya ikna edilen
Papa Anastaius” yazan mezarın kapağının ardına attık.
“Yola devam etmeden önce bu kötü kokuya alışmak için
burada biraz mola verelim” dedi rehberim
“Vaktimizi nasıl
değerlendirebiliriz beklerken?” dedim
“Aklımda bir şey var
anlatayım;
Aşağıda üç küçük halka
var, yukarıda gördüklerimiz gibi, onlar da lanetlenmiş ruhlarla dolu.
Şimdi orada kimler
olduğunu anlatayım sana;
Ya şiddet, ya da
sahtekarlık nedeniyle buradalar
Sahtekarlık sadece
insana özgüdür, bu yüzden Tanrıya daha çok üzüntü verir
Onun için daha diptedir
sahtekarlar.
İlk göreceğimiz halka
şiddet halkasıdır


No comments:
Post a Comment