Kanto 13
Cennet
Dante
İlahi Komedya
Şimdi ne yazacağımı
daha iyi anlamak isterseniz,
Gökyüzünün en parlak
on beş yıldızını hayal edin ve
Bu imgeyi aklınızda -sanki
elinizde sert bir taş tutarcasına- tutun
O yıldızların ışığının
puslu havayı nasıl deldiğini düşünün
Bu yıldızlara büyük
ayı gurubundan yedi yıldız ve iki daha ilave edin
Bu yıldızların-
aslında ruhların- iki halka halinde
benim
bulunduğum nokta etrafında dans ettiklerini,
ve
bu dansla Üç'ü- aslında üçün temsil ettiği- Bir'i kutsadığını
hayal edin
ve Bir'in içindeki
Iki'yi
İki'nin içindeki Bir'i
Eğer
insan oğlu bunu hayal edebilirse...
Ruhlar
bu dansları yaparken ve bu ilahileri söylerken
durup
bize baktılar,
Bir
zevkten, (Allah için ilahi söylemekten) bir başka zevke (Allah‘ın kulunu
aydınlatma zevkine)geçerek
Aziz
Thomas anlatmaya başladı:
"Beşinci
yıldızın-Hazreti Süleyman’ın- insanların en akıllısı olduğunu
Onunla bilgelikte
kimsenin yaraşamayacağını söylediğimde şaşırmıştın değil mi?"
Gözlerini
aç, iyi dinle şimdi beni;
Senin
düşüncen ve benim anlatacaklarım birbirine uyuşacak ve
tek
doğru olacak sonunda
Bütün
ölümlüler ve hiç ölmeyecek olanlar
(canlı
ve cansız varlıklar)
Allah‘ın
sevgisiyle, nuruyla nurlanırlar.
O
nur, dünyaya inerken yaratıcı kaynaktan asla ayrılmaz
Tanrı‘nın
sevgisinden ve Rahmetinden de asla ayrılmaz
Zekanın
9 kademesinden geçer de iner
Rahmeti
öyle yayılır aleme
diğer
yıldızlara değer de iner.
Maddenin
özellikleri değişiktir;
onun
için kiminde çok parlar, kiminde az,
Her
tohumdan başka başka meyveler çıkar;
Aynı
cins ağacın kiminden daha iyi meyve çıkar,
Kiminde
daha az lezzetli meyve.
Insanın
tohumundan da, bazan daha yeteneklisi çıkar, daha değerlisi;
Her
zaman iyi bir adamın iyi bir evladı olmaz.
Kiminin
üzerinde Nur daha çok parlar,
Kimi
ressamın elinden hakiki sanat çıkar.
Kimi sanatı iyi bilse
de, eli titrer yapamaz, iyi netice alamaz.
Ama
iki kişi var ki;
(Hazreti
Adem ve Hazreti İsa)
Yaratanın
ilk yarattığına nur aracısız geçmiştir.
Parıl
parıl parıldar.
O
ikisinde olana, insanlık ulaşamayacaktır.
Ama
sana daha iyi anlatabilmek için,
Hazreti
Süleyman‘ın hikayesini hatırlatayım.
Allah ona, " sana
ne vereyim?” dediğinde
O bir kral olarak
halkını daha iyi idare edebilmek için, Allah‘ tan "bilgelik"
istemişti
Gereksiz
sorulara cevap aramamıştı.
Benim
kastettiğim Krallık bilgeliğiydi
Bu
konuda benzersiz bir zekası vardır Hazreti Süleyman‘ ın.
Dikkat
edersen "yükseldi" demiştim
Bildiğin
gibi çok kral vardır ama aklı başında olanı azdır.
Bu
söylediklerim ilk atamız Hazreti Adem ve
En
çok sevdiğimiz Hazreti Isa‘ ya olan inancımızla bağdaşmaktadır.
„Evet” veya “hayır”
diye bir sonuca varmadan önce acele etme
“Hakikate” doğru, ağır
adımlarla ilerle.
Çünkü körlemesine
giden,
ne olduğunu
bilmeden bir konu hakkında hemen hüküm veren
akranları
arasında akıllı sayılmaz.
Hemen fikir sahibi
olmaya çalışan, kendi gururunu ön planda tutar ve hataya düşer.
Hakikate varmak için
yola çıkmak;
Aslında bir beceri
gerektirir.
Nasıl sanatını
bilmeyen balıkçılar, bazen eli boş dönerse
Bazen kıyıdan
ayrılmamak, denize hiç açılmamak daha iyidir.
Arius
ve Sabellus ta hataya düştüler
Kutsal
kitabı çarpıttılar.
Kendi
mantığına çok güvenmemeli insan
Bazen
kışın da gül açabilir.
Bazen
koca denizi geçen gemi gelir de limanda batar.
Bazen
bakarsın bir hırsız hidayete erer, cennete girer.
Bazen
bakarsın zekatı bol veren saygıdeğer biri sonradan yoldan çıkar,
Kimin
sonunun ne olacağını bilemeyiz..."
1225 – 7 March 1274)
Thomas Aquinas
1126 – 11 December 1198)
İbni Rüşt
Sad Suresi
|
Onların dediklerine sabret! O kuvvet
sahibi kulumuz Davûd'u an! O, tespih nağmeleri döktüren bir kul idi.
|
|
Dağları onunla birlikte buyruk altına
almıştık: Akşam-sabah birlikte tespih ederlerdi.
|
|
Kuşlar da toplu halde onunla
beraberdi. Hepsi, onun tespih nağmelerine katılırdı.
|
|
Mülk ve yönetimini güçlendirmiştik.
Kendisine hikmet ve hakla bâtılı ayıran söz etme yeteneği vermiştik.
|
|
Geldi mi sana, o çekişme hikâyesinin
haberi? Hani, o hasımlar, duvarı aşarak mihraba ulaşmışlardı.
|
|
Davûd'un yanına girmişlerdi de
onlardan korkmuştu. "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz
ötekinin hakkını çiğnedi. Şimdi sen, aramızda hak ile hükmet, adaletsizlik
etme. Bizi yolun denge noktasına ilet.!
|
|
"Şu benim kardeşimdir. Kendisinin
doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen, onu da
bana ver dedi ve tartışmada bana galip geldi."
|
|
Davûd dedi ki: "Vallahi, senin
bir tek koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiş. Zaten
ortaklardan birçoğu birbiri aleyhine haksızlık ve zulme sapar. İman edip
hakka ve barışa yönelik işler yapanlar böyle değildir. Ama onlar da pek
azdır." Davûd, kendisini imtihan ettiğimizi düşündü; hemen Rabbinden af
diledi; rükû ederek yerlere eğildi ve Allah'a yöneldi.
|
|
Biz de ondan o günahı affettik.
Katımızdan onun için bir yakınlık ve güzel bir gelecek var.
|
|
Ey Davûd, seni yeryüzünde bir halife
yaptık. Artık insanlar arasında hakla hükmet; geçici hevese uyma ki, seni
Allah yolundan saptırmasın. Allah yolundan sapanlar için, hesap gününü
unutmuş olmaları yüzünden şiddetli bir azap vardır.
|
|
Biz şu göğü ve yeri ve ikisi
arasındakileri boşuna yaratmadık. Böyle düşünmek, küfre sapanların sanısıdır.
Vay hallerine o inkârcıların, ateş yüzünden!
|
|
Yoksa biz, iman edip hakka ve barışa
yönelik işler yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla aynı mı tutacağız?
Yoksa takva sahiplerini, arsız sapıklar gibi mi yapacağız?
|
|
Kutsal/bereketli bir Kitap bu; sana
indirdik ki onu, ayetlerini derin derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz
özlüler.
|
|
Davûd'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne
güzel kul! Hep Allah'a sığınır, yakarırdı.
|
|
Akşam üstü kendisine, üç ayak üzerine
basıp bir ayağını tırnak üstüne diken saf kan koşu atları sunulmuştu.
|
|
Dedi: "Servet sevgisini, Rabbimi
anmak için benimsedim." Nihayet Güneş perde ardına çekildi.
|
|
"Geri getirin bana onları!"
dedi. Bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya başladı.
|
|
Yemin olsun ki biz, Süleyman'ı imtihan
ettik, tahtının üstüne bir ceset bıraktık da o, tövbe ile Allah'a yöneldi.
|
|
Şöyle yakardı: "Rabbim, affet
beni! Benden sonra kimseye yaraşmayacak bir mülk/saltanat ver bana! Kuşkusuz
sensin, evet sensin Vahhâb!
Vahhab
Bağışı sınırsız olan. Sürekli ve
sınırsız bir biçimde bağışta bulunan.
|
|
Bunun üzerine, rüzgârı onun emrine
verdik; onun emriyle onun istediği yere uysal uysal/tatlı tatlı akıp giderdi.
|
|
Şeytanları da onun emrine verdik.
Hepsi bina ustası ve dalgıçtı.
|
|
Ve demirlerle birbirine bağlı
diğerlerini...
|
|
Bu, bizim lütfumuzdur; ister ver,
ister elinde tut. Hesap yok...
|
|
Ve gerçekten, katımızda onun bir yakınlığı
ve güzel bir geleceği vardı.
|



No comments:
Post a Comment