Saturday, June 20, 2020

Cennet Kanto 13



Kanto 13
Cennet
Dante
İlahi Komedya


Şimdi ne yazacağımı daha iyi anlamak isterseniz,

Gökyüzünün en parlak on beş yıldızını hayal edin ve

Bu imgeyi aklınızda -sanki elinizde sert bir taş tutarcasına- tutun

O yıldızların ışığının puslu havayı nasıl deldiğini düşünün

Bu yıldızlara büyük ayı gurubundan yedi yıldız ve iki daha ilave edin

Bu yıldızların- aslında ruhların- iki halka halinde

 benim bulunduğum nokta etrafında dans ettiklerini,

 ve bu dansla Üç'ü- aslında üçün temsil ettiği- Bir'i kutsadığını hayal edin

ve Bir'in içindeki Iki'yi

İki'nin içindeki Bir'i

Eğer insan oğlu bunu hayal edebilirse...





Ruhlar bu dansları yaparken ve bu ilahileri söylerken

durup bize baktılar,

Bir zevkten, (Allah için ilahi söylemekten) bir başka zevke (Allah‘ın kulunu aydınlatma zevkine)geçerek

Aziz Thomas anlatmaya başladı:



"Beşinci yıldızın-Hazreti Süleyman’ın- insanların en akıllısı olduğunu

Onunla bilgelikte kimsenin yaraşamayacağını söylediğimde şaşırmıştın değil mi?"

Gözlerini aç, iyi dinle şimdi beni;

Senin düşüncen ve benim anlatacaklarım birbirine uyuşacak ve

 tek doğru olacak sonunda

Bütün ölümlüler ve hiç ölmeyecek olanlar

(canlı ve cansız varlıklar)

Allah‘ın sevgisiyle, nuruyla nurlanırlar.



O nur, dünyaya inerken yaratıcı kaynaktan asla ayrılmaz

Tanrı‘nın sevgisinden ve Rahmetinden de asla ayrılmaz

Zekanın 9 kademesinden geçer de iner

Rahmeti öyle yayılır aleme

 diğer yıldızlara değer de iner.



Maddenin özellikleri değişiktir;

 onun için kiminde çok parlar, kiminde az,



Her tohumdan başka başka meyveler çıkar;

Aynı cins ağacın kiminden daha iyi meyve çıkar,

Kiminde daha az lezzetli meyve.



Insanın tohumundan da, bazan daha yeteneklisi çıkar, daha değerlisi;

Her zaman iyi bir adamın iyi bir evladı olmaz.

Kiminin üzerinde Nur daha çok parlar,

Kimi ressamın elinden hakiki sanat çıkar.



 Kimi sanatı iyi bilse de, eli titrer yapamaz, iyi netice alamaz.

Ama iki kişi var ki;

(Hazreti Adem ve Hazreti İsa)

Yaratanın ilk yarattığına nur aracısız geçmiştir.

Parıl parıl parıldar.



O ikisinde olana, insanlık ulaşamayacaktır.

Ama sana daha iyi anlatabilmek için,

Hazreti Süleyman‘ın hikayesini hatırlatayım.



Allah ona, " sana ne vereyim?” dediğinde

O bir kral olarak halkını daha iyi idare edebilmek için, Allah‘ tan "bilgelik" istemişti

Gereksiz sorulara cevap aramamıştı.



Benim kastettiğim Krallık bilgeliğiydi

Bu konuda benzersiz bir zekası vardır Hazreti Süleyman‘ ın.



Dikkat edersen "yükseldi" demiştim

Bildiğin gibi çok kral vardır ama aklı başında olanı azdır.



Bu söylediklerim ilk atamız Hazreti Adem ve

En çok sevdiğimiz Hazreti Isa‘ ya olan inancımızla bağdaşmaktadır.



„Evet” veya “hayır” diye bir sonuca varmadan önce acele etme

“Hakikate” doğru, ağır adımlarla ilerle.



Çünkü körlemesine giden,

 ne olduğunu bilmeden bir konu hakkında hemen hüküm veren

 akranları arasında akıllı sayılmaz.



Hemen fikir sahibi olmaya çalışan, kendi gururunu ön planda tutar ve hataya düşer.

Hakikate varmak için yola çıkmak;

Aslında bir beceri gerektirir.

Nasıl sanatını bilmeyen balıkçılar, bazen eli boş dönerse

Bazen kıyıdan ayrılmamak, denize hiç açılmamak daha iyidir.



Arius ve Sabellus ta hataya düştüler

Kutsal kitabı çarpıttılar.



Kendi mantığına çok güvenmemeli insan

Bazen kışın da gül açabilir.



Bazen koca denizi geçen gemi gelir de limanda batar.

Bazen bakarsın bir hırsız hidayete erer, cennete girer.

Bazen bakarsın zekatı bol veren saygıdeğer biri sonradan yoldan çıkar,

Kimin sonunun ne olacağını bilemeyiz..."







1225 – 7 March 1274)

Thomas Aquinas

1126 – 11 December 1198)

İbni Rüşt





 Sad Suresi

Onların dediklerine sabret! O kuvvet sahibi kulumuz Davûd'u an! O, tespih nağmeleri döktüren bir kul idi.
Dağları onunla birlikte buyruk altına almıştık: Akşam-sabah birlikte tespih ederlerdi.
Kuşlar da toplu halde onunla beraberdi. Hepsi, onun tespih nağmelerine katılırdı.
Mülk ve yönetimini güçlendirmiştik. Kendisine hikmet ve hakla bâtılı ayıran söz etme yeteneği vermiştik.
Geldi mi sana, o çekişme hikâyesinin haberi? Hani, o hasımlar, duvarı aşarak mihraba ulaşmışlardı.

Davûd'un yanına girmişlerdi de onlardan korkmuştu. "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkını çiğnedi. Şimdi sen, aramızda hak ile hükmet, adaletsizlik etme. Bizi yolun denge noktasına ilet.!
"Şu benim kardeşimdir. Kendisinin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen, onu da bana ver dedi ve tartışmada bana galip geldi."
Davûd dedi ki: "Vallahi, senin bir tek koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiş. Zaten ortaklardan birçoğu birbiri aleyhine haksızlık ve zulme sapar. İman edip hakka ve barışa yönelik işler yapanlar böyle değildir. Ama onlar da pek azdır." Davûd, kendisini imtihan ettiğimizi düşündü; hemen Rabbinden af diledi; rükû ederek yerlere eğildi ve Allah'a yöneldi.

Biz de ondan o günahı affettik. Katımızdan onun için bir yakınlık ve güzel bir gelecek var.
Ey Davûd, seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hakla hükmet; geçici hevese uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Allah yolundan sapanlar için, hesap gününü unutmuş olmaları yüzünden şiddetli bir azap vardır.
Biz şu göğü ve yeri ve ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık. Böyle düşünmek, küfre sapanların sanısıdır. Vay hallerine o inkârcıların, ateş yüzünden!
Yoksa biz, iman edip hakka ve barışa yönelik işler yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla aynı mı tutacağız? Yoksa takva sahiplerini, arsız sapıklar gibi mi yapacağız?
Kutsal/bereketli bir Kitap bu; sana indirdik ki onu, ayetlerini derin derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz özlüler.

Davûd'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel kul! Hep Allah'a sığınır, yakarırdı.
Akşam üstü kendisine, üç ayak üzerine basıp bir ayağını tırnak üstüne diken saf kan koşu atları sunulmuştu.
Dedi: "Servet sevgisini, Rabbimi anmak için benimsedim." Nihayet Güneş perde ardına çekildi.
"Geri getirin bana onları!" dedi. Bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya başladı.
Yemin olsun ki biz, Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstüne bir ceset bıraktık da o, tövbe ile Allah'a yöneldi.

Şöyle yakardı: "Rabbim, affet beni! Benden sonra kimseye yaraşmayacak bir mülk/saltanat ver bana! Kuşkusuz sensin, evet sensin Vahhâb!

Vahhab

Bağışı sınırsız olan. Sürekli ve sınırsız bir biçimde bağışta bulunan.




Bunun üzerine, rüzgârı onun emrine verdik; onun emriyle onun istediği yere uysal uysal/tatlı tatlı akıp giderdi.
Şeytanları da onun emrine verdik. Hepsi bina ustası ve dalgıçtı.
Ve demirlerle birbirine bağlı diğerlerini...
Bu, bizim lütfumuzdur; ister ver, ister elinde tut. Hesap yok...
Ve gerçekten, katımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardı.









No comments:

Post a Comment