Tuesday, June 23, 2020

Mars' a Çıkış




Mars'a Çıkış




Dediler ki: "Biz, bir yığın kemik olduğumuz, un-ufak hale geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
Isra Suresi 49. ayet

Yuvarlak bir kaptaki suyun, merkezden kenara,

 kenardan merkeze hareketi gibiydi.


Aziz Thomas’ ın konuşması bitince birden anladım;

Beatrice’ in konuşmasıyla Thomas’ ınki arasında benzerlik vardı.


Onunki bitince Beatrice sevinerek konuşmaya başladı:

“Henüz sana söylemedi;

Ne konuşarak, ne de düşüncelerinde,

Ama yakında merak ettiğin bir başka şeyi de açıklayacak;

Ruhundaki bu ışık hep seninle kalacak.

Bir dahaki gelişinde de göreceksin bu ışığı ve zarar görmeyeceksin"

Dans eden, ilâhi söyleyen ruhlar,

 Beatrice' in bu arzusunu duyunca daha da neşelendiler;

Daha da güzel şarkılar söylemeye başladılar.

Dünyada biri öldüğünde ağlayanlar,

Orada olmamızı dileyenler, buradaki rahmeti görmeliler!

Üç kere söyleniyordu şarkılar;

Bütün güzelliklerin ödülüydü bu melodiler.



Bu halkaların içerisinde en kutsal sesi duydum,

(Hazreti Süleyman'in sesi)

Belki de Meryem Ana'ya müjdeyi verirken,


O meleğin tatlı sesi de böyleydi.

Cennet'teki şenlikler devam ederken;

Bizden etrafımıza sevgi yayılıyordu,


"Parıltısı azmimizdendir.

Azmimiz vizyonumuz'dandır.

O vizyon ki herkesin değeri, yeteneği miktarıncadır.

Beden, yeniden kutsandığında, övüldüğünde, yine bizim elbisemiz olur.

O zaman şahsımız tamamlanmış olur işte.

Daha mutlu olur, daha çok mutluluk veririz.

Tanrının üzerimizdeki lutfu- nuru artar.


O ışık bizim onu daha iyi görmemizi sağlar.

Görüşümüz artınca, azmimiz de artar.

O azim etrafı hepten parlatır.

Kömür ateşe dönüşür ama ateşin parlaklığında kaybolur, görünmez olur,

Ama yanmaya devam eder.

Bedenlerimize tekrar kavuşunca parlaklığımızda artar

O ışık bizi yormaz.

Bütün bedenimiz yeni zevklere hazır olur."



Diğer ruhlar hemen "Amin" dediler bu söze;

Bedenlerine kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyorlardı.

Sadece kendileri için değil, anne babaları ve bütün sevdikleri de

yeniden bedenlensinler diye beklemekteydiler.





„Aaa, bak ışık kırmızılaştı daha da parladı ufukta!“

Akşam oluyordu ufuktaki renkler gerçekti ama gerçek gibi değildi

İki halkanın etrafına başka ruhlar da geliyordu sanki



Kutsal Ruhun parıltısı ne kadar hızla yaklaşıyordu

Beatrice gülümsedi;

Belki de bu görüntüler hatıralarımızdandı


Tekrar semalara baktığımda, güzel hanımımla beraber;

 daha üst bir gezegene yükseltilmekte olduğumuzu  anladım

Bu Mars kırmızısıydı, bildiğimiz kızıllığının çok ötesinde

Bütün kalbimle ve o ortak dille varlığımı Tanrı‘ya sundum


Kendimi kurban etmek istediğimde,

 isteğimin hayırlı olduğu ve kabul edildiğini anladım

Tanrıya bu ışık için şükrettim.


Bu görüntü karşısında bilgeler bile şaşırdı;

Marsın kızıllığı içerisinde haç belirdi.

Haç üzerindeki Isa görüntüsü karşımızdaydı


Anlatılamayacak bir görüntüydü

Eline haçı alıp Hazreti Isa' yı takip edenler,

 benim bu sahneyi anlatamayışımı anlayacaktır.


Zira bu görüntü nefesimi kesti;

Haçın kolları arasında ve baştan aşağı çeşit çeşit ışıklar yanmaktaydı;

Birbirinin üzerinden geçiyordu ışık hüzmeleri.



Harp‘ten veya violadan yayılan melodiler gibi,

 bu ışıklar da bir ahenk yayıyordu.

Neydi bilmiyorum ama

O melodi beni içine aldı.


Övgü vardı;

"Kalk!" diyordu;

"Fethet!"



Duyuyordum, ama manasına hakim olamıyordum;

Hiçbir şey beni böylesine etkisi altına almamıştı bugüne kadar.

Daha dönüp de bana barış getiren güzel gözlere bakamamıştım.



Her güzellikten sonra, dönüp Beatrice' e bakmış;

heyecanımı onunla paylaşmıştım;

ama işte şimdi,  dönüp bakamamıştım.



Onun güzelliği, yukarı çıktıkça daha da mükemmelleşiyordu aslında.



Muhit Her şeyi çepeçevre kuşatan
Muhyi Yaratan hayat veren ölüleri dirilten
Bari Var eden varoluşu kotarıp yöneten
Basir her şeyi göre Görme gücünün kaynağı en iyi gören

O nun kürsüsü gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır





Büyükbaba


Cennet Kanto 15




Hakiki cömert irade, hakkaniyeti arar;

Çarpıtılmış olan ise, açgözlülükle hareket eder.

Güzel lir çalgısı durdu;

Kutsal nağmeler sustu,



Benim duamı bekliyorlardı;

Gönüllerini açmış.

Benim gibi her şeyini geride bırakmış,

Şimdi aradıkları da gelip- geçici şeyler olan birinin,

Istıraplarını dinleyeceklerdi.

Bir kuyruklu yıldız gibi içlerinden bir tanesi

Haç' ın ayak ucuna kaydı.

Parıldıyordu mutlulukla.

Haç' ın yanından ayrılmıyordu.

Anchies' in ruhu da, oğlunu böyle karşılamıştı.

(Aeneid in babası- Virgil' in destanında)



"Benim kanımdan olan;

Allah’ın rahmeti üzerine ölçüsüzce yayılmış olan;

Cennet kapıları kendisine iki defa açılacak olan" dedi.



Adama hayretle baktım, sonra dönüp güzel hanıma.

Şaşırmıştım,

Beatrice' in  gözlerindeki gülümsemeyle beraber,

Mutluluğumun zirvesine varmış olduğumu anladım.

Cennet'in en güzel yerindeydim.

Bu ruhu görmek benim için büyük bir zevkti.

Bizim için kavranması çok zor olan şeyler anlatmaya başladı;

Ölümlülerin anlayabileceği bir dilde...

Allah' a benim gibi bir torunu olduğu için

 ve torununa bahşedilen büyük ihsana  şükretti.



"Kaderin hiç değişmeyecek satırlarını okudum" dedi

"Oğlum, seni buraya getiren sana kanatlar veren hanıma da teşekkür ederim.

Benim seni görünce ne kadar sevindiğimi anladın.

Düşüncelerini okuyabiliyorum;

Burada düşünceler okunur.

Ama önce sesini duyayım;  kendine güvenli, cesur ve mutlu sesini."



Beatrice'e döndüm; gülümsedi,

 benim konuşma arzum kanatlandı.



"Eşitlikte kimse güneşi geçemez" dedim

"Isısını ve ışığını eşit olarak herkese dağıtır.

Siz ruhlar da burada Allah' ın bahşettiği sevgi ve akıldan

 aynı oranda payınızı almışsınız.

Dünya da böyle bir eşitlik yoktur.



Bana gösterdiğin baba sevgisine teşekkür ederim

Parlak taçdaki en güzel mücevher

Bana ismini bahşet!"



"Ben senin atalarındanım.

Senin köklerin bende;

Sana ismini veren adam,

Araf' ta beklemekte- ilk kısmında (gurur)

Benim oğlum senin büyük dedendir.

Sen hayır işleyerek onun bekleme süresini kısaltacaksın.



Floransa bizim zamanımızda eski surların içinde

Mütevazi ve namusluydu.

Huzur içinde yaşardı.

Şimdiki gibi kafasında taç; boynunda ziynetler yoktu.

Süslü elbiseler giymez,

göreni baktıran, dar kemerler takmazdı.

Kız çocuk doğunca, ' bunun çeyizini nasıl hazırlayacağız, kime vereceğiz'

diye babalar heyecanlanmazdı.

Ölçü aşılmamıştı.





Malikaneler boş değildi.

Asur Kralı Sardanapalus' un ismi duyulmamıştı.

Hanımların yüzü boyalı değildi;

Evlerinde yün eğiriyorlardı.



Beyler basit bir deri kemer takıyorlardı,

 altınlı pırlantalı değil.

Hanımlar nerede gömüleceklerini biliyor;

Ve erkekler tarafından Fransa için terkedilmiyorlardı.



Beşiği sallarken Truvalı'ların Romalı'ların ve

 Floransalı'ların eski hikayelerini anlatıyorlardı

.

Annemin duası üzerine Meryem Ana şefaatçi oldu da

Ağrısız doğumla dünyaya geldim.

Vaftizhane de Cacciaguida ismini aldım.

Kardeşim Moronto;

Eşim Elise, Po vadisindendir.

Senin şimdiki adın ondan gelmedir.



Sonraları İmparator Konrad' a hizmet ettim.

Başarılarımdan memnun kaldı

Beni şövalye yaptı,

Onunla savaşa gittim.

O karışıklığın sorumlusu Papalar'dır.

Orada şehit düşüp Cennet' e kavuştum…




Cennet 16

Büyükbaba’nın Floransa’sı



Asalet karşısında gurura kapılabiliriz;

Çünkü asalet az bulunan bir şeydir.

Ben burada, daha dikkatli olmam gereken Cennet'te bile

 asalet karşısında çok gururlandım.

Ama asalet öyle bir şeydir ki devamlı iyi huyla beslenmezse

zaman içinde kaybolur gider.

Zamanın acımasızlığına dayanamaz.



"Siz" diye hitap ederek başladım konuşmama,

İlk olarak Romalıların  Sezar' a hitaben kullandığı ama günümüzde

Artık o kadar kullanılmayan "Voi" ile.

Bunu duyunca gülümsedi Beatrice,

 sanki hatamı yakalamış gibi.



"Siz benim atamsınız,

Beni daha cesur konuşmaya teşvik ettiniz.

Sizin sayesinde olabileceğimin en iyisi oldum."

İçim öylesine mutlulukla doldu ki taşıyamaz oldum.



"O zaman bana anlatın;

Sizin atalarınız kimlerdi? Nerede doğdunuz?

Sizin zamanınızda Floransa nasıl bir yerdi?

Hazreti Yahya‘nın takipçileri nasıl insanlardı?

Kaç kişiydiler?

Aralarında hangileri övgüye layıktı?"

Ateşin rüzgarla yeniden alevlenmesi gibi bu sorum üzerine dedemin ruhu,

Daha da parıldadı.

O ışıltının içerisinde yumuşak bir sesle cevap verdi:

 "İlk defa "Ave" denmesinden, benim doğumuma kadar

  Mars'ın Aslan burcuna girmesi arasında beşyüz otuz yıl geçmişti.

(Dünya yılıyla 1096.)

Ben ve atalarım Floransa‘ da yarışların başladığı mahallede doğduk.



Ama bu konularda sessizlik daha iyidir.

Mars heykeliyle Hazreti Yahya Vaftizhanesi arasında

 yaşayan adamların çoğunun eli silah tutardı o zamanlar.

Şehrin sakinleri karışmamamıştı daha;

 dışarıdan gelenler olmamıştı.

O eski komşular ne kadar güzeldi!

Şehrin o eski sınırları içerisinde yaşamakta öyle.

Yeni gelenler karışıklık çıkardılar;

Kilise, " yönetime" karşı  "bir ana gibi" davranmadı.



Kilisenin yanlış hesaplarından dolayı şehre bazı tüccarlar ve tefeci takımı dadandı.

Öyle olmasaydı asilzadeler halen daha şatolarında oturuyor olacaklardı.

Beden nasıl yiyeceğin fazlasından zarar görür, sıhhatini kaybederse;

Bazen şehirlerde yeni gelen göç dalgalarıyla bozulurlar.



Luni ve Urbisaglia da böyle oldu.

Şehirlerin böyle  bir felakete uğraması düşünülünce

bazı ailelerin zaman içinde solmasına, kaybolmasına da şaşırılmaz.



Her kurum eninde sonunda dağılır.

Herşey kendi ölümünü içinde taşır.

Nasıl ayın döngüsü devamlı değişirse

Floransa' nın kaderi de seneden seneye değişir.

Onun için bazı ailelerin talihinin dönmesine sakın şaşırma



Bazı iyi bildiğim aileler düşüşteler şimdi.

Bazısı yönetmeyi biliyordu bazısının altını çoktu ama şimdi eskisi gibi değiller.

Kendi gururlarının kurbanı oldular.

 Bir zamanlar altınları parlıyordu

Kendilerini papalık imkanlarıyla iyice şişmanlattılar

Kendini beğenmişlikle ejdarha kesildiler

Kaçana aslan, kovalayana kuzu oldular



Kendilerinden daha dişlisini veya rüşvet vereni görünce hemen boyun eğdiler.

Sonradan görme Donato, kayınpederi sayesinde bu ailelerin arasına girdi

Pera ailesi eski surların içerisindeydi.

Floransa‘ nın kaderi o kırık heykelin ayakları dibine bir kurban bırakmaktır.

Keşke herşey eskisi gibi kalsaydı;

Keşke zambak tersine dönmeseydi

Nefretle, kan kırmızı olmasaydı…"




Kanto 17
Kehanet

Phaethon’ un annesi Clymene’ ye koşup

 şüphesini sorması gibi;

Ben de Beatrice' e, o Kutsal Işık'a koşuyordum.

"Gönlünün arzusunu söyle" dedi Beatrice.

"Ruhunda olanı görelim;

Aslında biliyoruz, senin söylemene gerek yok ama,

yine de kendi ağzınla susuzluğunu beyan edersen,

Senin kabın doldurulacaktır burada."



"Benim kökenim" diye hitap ettim Büyükbabama;

"Siz çıkmış olduğunuz yüksek mertebeden,

 hem geçmişi hem geleceği görebiliyorsunuz

Bana söyleyin o zaman;

Virgil' le beraberken hem tırmanışta (Araf 'ta)

Hem de ısdırap vadisine  inişte;( Cehennem' de)

 bana geleceğimden haber verenler oldu;

Acı şeyler söylediler.



"Kaderin sillesini yedim, bir kaç kere ama kendimi 'yere sağlam basıyor' sanıyorum.

Şimdi siz söyleyin, gelecek ne getirecek bana?

Ne olacağını önceden bilirsek,

 biraz hazırlıklı olabiliriz alacağımız darbeye."



Gene suç- suçtan asıl zarar görene- yüklenecektir.

İftira atılacaktır.

Ama intikamı alınacaktır.

En çok sevdiklerini bırakacaksın;

Sürgünün ilk acısı budur.



Başkasının ekmeğinin ne kadar acı,

ne kadar tuzlu olduğunu göreceksin.

Başkasının merdiveninden inip- çıkmanın

 zorluğunu da.



Bu   yola beraber yuvarlandığın kişilerin kurnazlığı,

 içten pazarlılığı da cabası.



Sana karşı deli gibi  davranacaklar;

 kıymet bilmeyecekler, küfürbaz olacaklar.



Ama sonradan senin değil, onların başı öne eğilecek.

Utançtan kıpkırmızı olacaklar.

Senin yalnız olman, onlara karışmaman en iyisidir bu dönemde.



Tek kişilik bir parti!

İlk durağın, ineceğin ilk han, ilk koruyucun onurlu Lombard' ın evi olacak.



Merdivenlerin başında, kutsal kartal olan ev.

Sana o kadar iyi ev sahipliği yapacak ki; sen sormadan verecek ihtiyaçlarını.

Ötekiler sorunca verecek.



Onun yanında, doğumunda bu kuvvetli yıldızın (Marsın) 

etkisini almış olanla da tanışacaksın.



Yaptıklarıyla tanınacak;

Şimdi kimse tanımıyor çünkü yaşı genç

Sonradan çok çalışacak

Cömertliğiyle meşhur olacak

Düşmanları bile 'hakkını' verecek.

Ona güven, onun hediyeleri değişime yol açacak;

Zengin fakir yer değiştirecek.



Söylediklerimi aklında tut; ama sır olarak sakla, kimseye söyleme.

Komşularını kıskanma; onların cezalandırıldığını görecek kadar uzun yaşayacaksın."

"Şimdi çok iyi anladım” dedim

  “Zaman -bana bir sille atmak için- hızlandı.

Benim için geleceği görüp hazırlanmak iyi olacak.

Sevdiklerimden ayrılacağım ama dizelerimle,

Sonra gelecek olanlara yakın olacağım.



Cehennem kuyusundan çıkıp ta, kutsal dağı tırmandığımda,

 Güzel hanımla karşılaştım.

Onunla beraber buralara geldim.

Cennet' te yıldızdan, yıldıza gittim.

Gerçeği söylemek bazen acıdır ama

Gerçeğin dostu olmazsam,

Sonra gelecek olanlarla bağ kuramam.

Onların dünyasında yaşayamam."



Işık, güneşe tutulmuş altın bir ayna gibi parıldayarak cevap verdi:

"Kararmış vicdanlar, senin anlattıklarını sert bulabilir;

Kendi yaptıklarından, veya başkasının günahından, utanç duyabilir.

Ama sen doğruları anlat;

Gerekiyorsa, yaraları kaşı;

Acı ilaç gibi sözlerin, 

önce ağızlarını yaksa da, sonradan ruhlarına şifa verecektir.



Rüzgâr-en sert- tepelerde eser,

-En sert- darbeyi zirveye vurur,

Bu onur da sana yeter,

Bu yükseklerde; tırmandığın dağda ve indiğin çukurda

sana gösterilen kimseler,

Ölümlüler dünyasında tanınır, bilinir

Senin bu yükselen çığlığın;

 en yüksek tepeye vuran rüzgar gibidir- en şiddetlisidir.

Ama göreceksin, bu sözlerin sana onur katacak.



Okuyucunun inanması için görebilmesi lazım, çok gölgede kalan

Gizlide kalan konuları bilemez anlayamaz

İnsan bilmediği argümanı da destekleyemez."


Cangrande della Scla 1291-1329

 Bakara Suresi


 155 Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvalardan eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.)

156  Onlara bir ıstırap gelip çattığında şöyle derler: "Biz Allah içiniz ve sonunda O'na dönüp gideceğiz."

157  İşte böyleleri üzerine Rablerinden selamlar, bereketler var, bir rahmet var. İşte bunlardır iyiye ve güzele ermiş olanlar.)






No comments:

Post a Comment