Mars'a Çıkış
Dediler ki:
"Biz, bir yığın kemik olduğumuz, un-ufak hale geldiğimiz zaman mı,
gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
Isra Suresi 49. ayet
Isra Suresi 49. ayet
Yuvarlak bir kaptaki suyun, merkezden kenara,
kenardan merkeze hareketi
gibiydi.
Aziz Thomas’ ın konuşması bitince
birden anladım;
Beatrice’ in konuşmasıyla Thomas’
ınki arasında benzerlik vardı.
Onunki bitince Beatrice sevinerek
konuşmaya başladı:
“Henüz sana söylemedi;
Ne konuşarak, ne de düşüncelerinde,
Ama yakında merak ettiğin bir başka şeyi de açıklayacak;
Ruhundaki bu ışık hep seninle kalacak.
Bir dahaki gelişinde de göreceksin bu ışığı ve zarar görmeyeceksin"
Dans eden, ilâhi söyleyen ruhlar,
Beatrice' in bu arzusunu duyunca daha da neşelendiler;
Daha da güzel şarkılar söylemeye başladılar.
Dünyada biri öldüğünde ağlayanlar,
Orada olmamızı dileyenler, buradaki rahmeti görmeliler!
Üç kere söyleniyordu şarkılar;
Bütün güzelliklerin ödülüydü bu melodiler.
Bu halkaların içerisinde en kutsal sesi duydum,
(Hazreti Süleyman'in sesi)
Belki de Meryem Ana'ya müjdeyi verirken,
O meleğin tatlı sesi de böyleydi.
Cennet'teki şenlikler devam ederken;
Bizden etrafımıza sevgi yayılıyordu,
"Parıltısı azmimizdendir.
Azmimiz vizyonumuz'dandır.
O vizyon ki herkesin değeri, yeteneği miktarıncadır.
Beden, yeniden kutsandığında, övüldüğünde, yine
bizim elbisemiz olur.
O zaman şahsımız tamamlanmış olur işte.
Daha mutlu olur, daha çok mutluluk veririz.
Tanrının üzerimizdeki lutfu- nuru artar.
O ışık bizim onu daha iyi görmemizi sağlar.
Görüşümüz artınca, azmimiz de artar.
O azim etrafı hepten parlatır.
Kömür ateşe dönüşür ama ateşin parlaklığında
kaybolur, görünmez olur,
Ama yanmaya devam eder.
Bedenlerimize tekrar kavuşunca parlaklığımızda
artar
O ışık bizi yormaz.
Bütün bedenimiz yeni zevklere hazır olur."
Diğer ruhlar hemen "Amin" dediler
bu söze;
Bedenlerine kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyorlardı.
Sadece kendileri için değil, anne babaları ve bütün
sevdikleri de
yeniden bedenlensinler diye beklemekteydiler.
„Aaa, bak ışık kırmızılaştı daha da parladı ufukta!“
Akşam oluyordu ufuktaki renkler gerçekti ama gerçek
gibi değildi
İki halkanın etrafına başka ruhlar da geliyordu
sanki
Kutsal Ruhun parıltısı ne kadar hızla yaklaşıyordu
Beatrice gülümsedi;
Belki de bu görüntüler hatıralarımızdandı
Tekrar semalara baktığımda, güzel hanımımla
beraber;
daha üst bir gezegene yükseltilmekte
olduğumuzu anladım
Bu Mars kırmızısıydı, bildiğimiz kızıllığının çok
ötesinde
Bütün kalbimle ve o ortak dille varlığımı Tanrı‘ya
sundum
Kendimi kurban etmek istediğimde,
isteğimin hayırlı olduğu ve kabul edildiğini
anladım
Tanrıya bu ışık için şükrettim.
Bu görüntü karşısında bilgeler bile şaşırdı;
Marsın kızıllığı içerisinde haç belirdi.
Haç üzerindeki Isa görüntüsü karşımızdaydı
Anlatılamayacak bir görüntüydü
Eline haçı alıp Hazreti Isa' yı takip edenler,
benim bu sahneyi
anlatamayışımı anlayacaktır.
Zira bu görüntü nefesimi kesti;
Haçın kolları arasında ve baştan aşağı çeşit çeşit
ışıklar yanmaktaydı;
Birbirinin üzerinden geçiyordu ışık hüzmeleri.
Harp‘ten veya violadan yayılan melodiler gibi,
bu ışıklar da bir ahenk yayıyordu.
Neydi bilmiyorum ama
O melodi beni içine aldı.
Övgü vardı;
"Kalk!" diyordu;
"Fethet!"
Duyuyordum, ama manasına hakim olamıyordum;
Hiçbir şey beni böylesine etkisi altına almamıştı bugüne kadar.
Daha dönüp de bana barış getiren güzel gözlere bakamamıştım.
Her güzellikten sonra, dönüp Beatrice' e bakmış;
heyecanımı onunla paylaşmıştım;
ama işte şimdi, dönüp bakamamıştım.
Onun güzelliği, yukarı çıktıkça daha da mükemmelleşiyordu aslında.
Muhit Her şeyi çepeçevre kuşatan
Muhyi Yaratan hayat veren ölüleri dirilten
Bari Var eden varoluşu kotarıp yöneten
Basir her şeyi göre Görme gücünün kaynağı en iyi gören
O nun kürsüsü gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır
Muhyi Yaratan hayat veren ölüleri dirilten
Bari Var eden varoluşu kotarıp yöneten
Basir her şeyi göre Görme gücünün kaynağı en iyi gören
O nun kürsüsü gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır
Büyükbaba
Cennet Kanto 15
Hakiki cömert irade, hakkaniyeti
arar;
Çarpıtılmış olan ise, açgözlülükle
hareket eder.
Güzel lir çalgısı durdu;
Kutsal nağmeler sustu,
Benim duamı bekliyorlardı;
Gönüllerini açmış.
Benim gibi her şeyini geride bırakmış,
Şimdi aradıkları da gelip- geçici şeyler olan birinin,
Istıraplarını dinleyeceklerdi.
Bir kuyruklu yıldız gibi içlerinden bir tanesi
Haç' ın ayak ucuna kaydı.
Parıldıyordu mutlulukla.
Haç' ın yanından ayrılmıyordu.
Anchies' in ruhu da, oğlunu böyle karşılamıştı.
(Aeneid in babası- Virgil' in destanında)
"Benim kanımdan olan;
Allah’ın rahmeti üzerine ölçüsüzce yayılmış olan;
Cennet kapıları kendisine iki defa açılacak olan" dedi.
Adama hayretle baktım, sonra dönüp güzel hanıma.
Şaşırmıştım,
Beatrice' in gözlerindeki gülümsemeyle
beraber,
Mutluluğumun zirvesine varmış olduğumu anladım.
Cennet'in en güzel yerindeydim.
Bu ruhu görmek benim için büyük bir zevkti.
Bizim için kavranması çok zor olan şeyler anlatmaya başladı;
Ölümlülerin anlayabileceği bir dilde...
Allah' a benim gibi bir torunu olduğu için
ve torununa bahşedilen büyük ihsana şükretti.
"Kaderin hiç değişmeyecek satırlarını okudum" dedi
"Oğlum, seni buraya getiren sana kanatlar
veren hanıma da teşekkür ederim.
Benim seni görünce ne kadar sevindiğimi anladın.
Düşüncelerini okuyabiliyorum;
Burada düşünceler okunur.
Ama önce sesini duyayım; kendine güvenli, cesur ve mutlu sesini."
Beatrice'e döndüm; gülümsedi,
benim konuşma arzum kanatlandı.
"Eşitlikte kimse güneşi geçemez"
dedim
"Isısını ve ışığını eşit olarak herkese
dağıtır.
Siz ruhlar da burada Allah' ın bahşettiği sevgi ve
akıldan
aynı oranda payınızı almışsınız.
Dünya da böyle bir eşitlik yoktur.
Bana gösterdiğin baba sevgisine teşekkür ederim
Parlak taçdaki en güzel mücevher
Bana ismini bahşet!"
"Ben senin atalarındanım.
Senin köklerin bende;
Sana ismini veren adam,
Araf' ta beklemekte- ilk kısmında (gurur)
Benim oğlum senin büyük dedendir.
Sen hayır işleyerek onun bekleme süresini
kısaltacaksın.
Floransa bizim zamanımızda eski surların içinde
Mütevazi ve namusluydu.
Huzur içinde yaşardı.
Şimdiki gibi kafasında taç; boynunda ziynetler
yoktu.
Süslü elbiseler giymez,
göreni baktıran, dar kemerler takmazdı.
Kız çocuk doğunca, ' bunun çeyizini nasıl
hazırlayacağız, kime vereceğiz'
diye babalar heyecanlanmazdı.
Ölçü aşılmamıştı.
Malikaneler boş değildi.
Asur Kralı Sardanapalus' un ismi duyulmamıştı.
Hanımların yüzü boyalı değildi;
Evlerinde yün eğiriyorlardı.
Beyler basit bir deri kemer takıyorlardı,
altınlı pırlantalı değil.
Hanımlar nerede gömüleceklerini biliyor;
Ve erkekler tarafından Fransa için
terkedilmiyorlardı.
Beşiği sallarken Truvalı'ların Romalı'ların ve
Floransalı'ların eski hikayelerini
anlatıyorlardı
.
Annemin duası üzerine Meryem Ana şefaatçi oldu da
Ağrısız doğumla dünyaya geldim.
Vaftizhane de Cacciaguida ismini aldım.
Kardeşim Moronto;
Eşim Elise, Po vadisindendir.
Senin şimdiki adın ondan gelmedir.
Sonraları İmparator Konrad' a hizmet ettim.
Başarılarımdan memnun kaldı
Beni şövalye yaptı,
Onunla savaşa gittim.
O karışıklığın sorumlusu Papalar'dır.
Orada şehit düşüp Cennet' e kavuştum…
Cennet 16
Büyükbaba’nın Floransa’sı
Asalet karşısında gurura kapılabiliriz;
Çünkü asalet az bulunan bir şeydir.
Ben burada, daha dikkatli olmam gereken Cennet'te
bile
asalet karşısında çok gururlandım.
Ama asalet öyle bir şeydir ki devamlı iyi huyla beslenmezse
zaman içinde kaybolur gider.
Zamanın acımasızlığına dayanamaz.
"Siz" diye hitap ederek başladım konuşmama,
İlk olarak Romalıların Sezar' a hitaben
kullandığı ama günümüzde
Artık o kadar kullanılmayan "Voi" ile.
Bunu duyunca gülümsedi Beatrice,
sanki hatamı yakalamış gibi.
"Siz benim atamsınız,
Beni daha cesur konuşmaya teşvik ettiniz.
Sizin sayesinde olabileceğimin en iyisi oldum."
İçim öylesine mutlulukla doldu ki taşıyamaz oldum.
"O zaman bana anlatın;
Sizin atalarınız
kimlerdi? Nerede doğdunuz?
Sizin zamanınızda Floransa nasıl bir yerdi?
Hazreti Yahya‘nın takipçileri nasıl insanlardı?
Kaç kişiydiler?
Aralarında hangileri övgüye layıktı?"
Ateşin rüzgarla yeniden alevlenmesi gibi bu sorum
üzerine dedemin ruhu,
Daha da parıldadı.
O ışıltının içerisinde yumuşak bir sesle cevap verdi:
"İlk defa "Ave"
denmesinden, benim doğumuma kadar
Mars'ın Aslan burcuna girmesi arasında
beşyüz otuz yıl geçmişti.
(Dünya yılıyla 1096.)
Ben ve atalarım Floransa‘ da yarışların başladığı
mahallede doğduk.
Ama bu konularda sessizlik daha iyidir.
Mars heykeliyle Hazreti Yahya Vaftizhanesi arasında
yaşayan adamların çoğunun eli silah tutardı o
zamanlar.
Şehrin sakinleri karışmamamıştı daha;
dışarıdan gelenler olmamıştı.
O eski komşular ne kadar güzeldi!
Şehrin o eski sınırları içerisinde yaşamakta öyle.
Yeni gelenler karışıklık çıkardılar;
Kilise, " yönetime" karşı "bir
ana gibi" davranmadı.
Kilisenin yanlış hesaplarından dolayı şehre bazı tüccarlar ve tefeci takımı
dadandı.
Öyle olmasaydı asilzadeler halen daha şatolarında oturuyor
olacaklardı.
Beden nasıl yiyeceğin fazlasından zarar görür,
sıhhatini kaybederse;
Bazen şehirlerde yeni gelen göç dalgalarıyla
bozulurlar.
Luni ve Urbisaglia da böyle oldu.
Şehirlerin böyle bir felakete uğraması düşünülünce
bazı ailelerin zaman içinde solmasına, kaybolmasına
da şaşırılmaz.
Her kurum eninde sonunda dağılır.
Herşey kendi ölümünü içinde taşır.
Nasıl ayın döngüsü devamlı değişirse
Floransa' nın kaderi de seneden seneye değişir.
Onun için bazı ailelerin talihinin dönmesine sakın
şaşırma
Bazı iyi bildiğim aileler düşüşteler şimdi.
Bazısı yönetmeyi biliyordu bazısının altını çoktu
ama şimdi eskisi gibi değiller.
Kendi gururlarının kurbanı oldular.
Bir zamanlar altınları parlıyordu
Kendilerini papalık imkanlarıyla iyice şişmanlattılar
Kendini beğenmişlikle ejdarha kesildiler
Kaçana aslan, kovalayana kuzu oldular
Kendilerinden daha dişlisini veya rüşvet vereni
görünce hemen boyun eğdiler.
Sonradan görme Donato, kayınpederi sayesinde bu
ailelerin arasına girdi
Pera ailesi eski surların içerisindeydi.
Floransa‘ nın kaderi o kırık heykelin ayakları
dibine bir kurban bırakmaktır.
Keşke herşey eskisi gibi kalsaydı;
Keşke zambak tersine dönmeseydi
Nefretle, kan kırmızı olmasaydı…"
Kanto 17
Kehanet
Kehanet
Phaethon’ un annesi Clymene’ ye koşup
şüphesini sorması gibi;
Ben de Beatrice' e, o Kutsal Işık'a koşuyordum.
"Gönlünün arzusunu söyle"
dedi Beatrice.
"Ruhunda olanı görelim;
Aslında biliyoruz, senin söylemene gerek yok ama,
yine de kendi ağzınla susuzluğunu
beyan edersen,
Senin kabın doldurulacaktır
burada."
"Benim kökenim" diye
hitap ettim Büyükbabama;
"Siz çıkmış olduğunuz yüksek
mertebeden,
hem geçmişi hem geleceği
görebiliyorsunuz
Bana söyleyin o zaman;
Virgil' le beraberken hem tırmanışta
(Araf 'ta)
Hem de ısdırap vadisine inişte;( Cehennem' de)
bana geleceğimden haber verenler oldu;
Acı şeyler söylediler.
"Kaderin sillesini yedim, bir kaç kere ama kendimi
'yere sağlam basıyor' sanıyorum.
Şimdi siz söyleyin, gelecek ne
getirecek bana?
Ne olacağını önceden bilirsek,
biraz hazırlıklı olabiliriz
alacağımız darbeye."
Gene suç- suçtan asıl zarar görene- yüklenecektir.
İftira atılacaktır.
Ama intikamı alınacaktır.
En çok sevdiklerini bırakacaksın;
Sürgünün ilk acısı budur.
Başkasının ekmeğinin ne kadar acı,
ne kadar tuzlu olduğunu göreceksin.
Başkasının merdiveninden inip- çıkmanın
zorluğunu da.
Bu yola beraber yuvarlandığın kişilerin
kurnazlığı,
içten pazarlılığı da cabası.
Sana karşı deli gibi davranacaklar;
kıymet bilmeyecekler, küfürbaz olacaklar.
Ama sonradan senin değil, onların başı öne
eğilecek.
Utançtan kıpkırmızı olacaklar.
Senin yalnız olman, onlara karışmaman en iyisidir
bu dönemde.
Tek kişilik bir parti!
İlk durağın, ineceğin ilk han, ilk koruyucun onurlu Lombard' ın evi olacak.
Merdivenlerin başında, kutsal kartal olan ev.
Sana o kadar iyi ev sahipliği yapacak ki; sen
sormadan verecek ihtiyaçlarını.
Ötekiler sorunca verecek.
Onun yanında, doğumunda bu
kuvvetli yıldızın (Marsın)
etkisini almış olanla da tanışacaksın.
Yaptıklarıyla tanınacak;
Şimdi kimse tanımıyor çünkü yaşı genç
Sonradan çok çalışacak
Cömertliğiyle meşhur olacak
Düşmanları bile 'hakkını' verecek.
Ona güven, onun hediyeleri değişime yol açacak;
Zengin fakir yer değiştirecek.
Söylediklerimi aklında tut; ama sır olarak sakla, kimseye söyleme.
Komşularını kıskanma; onların cezalandırıldığını görecek kadar uzun
yaşayacaksın."
"Şimdi çok iyi anladım” dedim
“Zaman -bana bir sille atmak için- hızlandı.
Benim için geleceği görüp hazırlanmak iyi olacak.
Sevdiklerimden ayrılacağım ama dizelerimle,
Sonra gelecek olanlara yakın olacağım.
Cehennem kuyusundan çıkıp ta, kutsal dağı tırmandığımda,
Güzel hanımla karşılaştım.
Onunla beraber buralara geldim.
Cennet' te yıldızdan, yıldıza gittim.
Gerçeği söylemek bazen acıdır ama
Gerçeğin dostu olmazsam,
Sonra gelecek olanlarla bağ kuramam.
Onların dünyasında yaşayamam."
Işık, güneşe tutulmuş altın bir ayna gibi parıldayarak cevap verdi:
"Kararmış vicdanlar, senin anlattıklarını sert bulabilir;
Kendi yaptıklarından, veya başkasının günahından, utanç duyabilir.
Ama sen doğruları anlat;
Gerekiyorsa, yaraları kaşı;
Acı ilaç gibi sözlerin,
önce ağızlarını yaksa da, sonradan ruhlarına şifa verecektir.
Rüzgâr-en sert- tepelerde eser,
-En sert- darbeyi zirveye vurur,
Bu onur da sana yeter,
Bu yükseklerde; tırmandığın dağda ve indiğin çukurda
sana gösterilen kimseler,
Ölümlüler dünyasında tanınır, bilinir
Senin bu yükselen çığlığın;
en yüksek tepeye vuran rüzgar gibidir- en şiddetlisidir.
Ama göreceksin, bu sözlerin sana onur katacak.
Okuyucunun inanması için görebilmesi lazım, çok gölgede kalan
Gizlide kalan konuları bilemez anlayamaz
İnsan bilmediği argümanı da destekleyemez."
Cangrande della Scla 1291-1329
Bakara
Suresi
155 Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvalardan
eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.)
156 Onlara bir ıstırap gelip çattığında şöyle derler: "Biz Allah
içiniz ve sonunda O'na dönüp gideceğiz."
157 İşte böyleleri üzerine Rablerinden selamlar, bereketler var, bir
rahmet var. İşte bunlardır iyiye ve güzele ermiş olanlar.)






No comments:
Post a Comment