Monday, May 25, 2020

Alevlerin İçinde

Alevlerin  İçinde
Araf 26


Kenardan dikkatlice yürüyorduk;

 Teker, teker.

Üstadım," benim bastığım yere dikkat et, adımlarımı takip et" dedi

Batmakta olan güneşin ışınları, sağ omzumu ısıtıyordu.

Gökyüzünün rengi değişiyordu.

Bir taraftan da dağdaki alevlerin rengi,

 üzerine düşen gölgemle koyulaşıyordu.

Alevlerin arasında yürümekte olan ruhlar,

Gölgemi farkettiler; bize hayretle bakıyorlardı.

"Galiba, bu yaşayan bir  adam, bedeni  hayali değil, gerçek!" dediler benim için.

Bir kaçı yaklaştı;  

Ama alevlerin içinden çıkmamaya özen gösteriyorlardı.



"Sen arkadan geliyorsun; öbürlerini takip ediyorsun" dediler

"Tembellikten değil, saygıdan olmalı...

Susuzluktan ve alevlerden yanmakta olan bizlere söyle;

Bizler burada senin cevabını öğrenmek için

Çölde soğuk su bekler gibi bekliyoruz cevabını

Nasıl oldu da ölmeden buraya gelebildin?

Gölgen var?"

Tam cevap verecektim ki; acaip bir şey dikkatimi çekti:

Alevlerin içinde aksi istikamete doğru yürüyen ruhlar vardı;

Onlar da merakla bize bakıyorlardı.

Ne diyeceğimi unuttum.

Geçerken ruhlar birbirini çabucak öpüp, selamlıyor.

 Sonra yollarına devam ediyorlardı.

Karıncalar bazen birbirlerinin yanından geçerken

 burunlarını birbirlerine sürterler

Belki havadis sorarlar; belki kendi seyahatlerini anlatırlar.

Bunlar da öyleydi.

Selamlaşma faslı bittikten sonra, gene aceleyle;

Sanki yarış yaparcasına, "Sodom ve Gomorrah" diyorlardı.



Öbürleri "Pasiphae, boğayı kendisine çekmek için, yapma inek  getirtti" dediler

Gökte farklı yönlere uçan kuşlar gibi,

 birbirlerinin yanından geçtiler.

Ağlayıp inlemeye devam ediyorlardı.

Bana daha önce soru soran gurup yine yaklaştı;

Yüzlerinden merakla cevabı bekledikleri anlaşılıyordu.



"Ey ruhlar! Er ya da geç;

Belki yakında belki uzakta,

 istediğiniz yere kavuşacaksınız,

Huzuru bulacaksınız.

Benim artık çok genç olmasam da,

Elim ayağım yerinde,

Kanım damarlarımda,

Etimle kemiğimle geldim.

Yukarıdan Cennet‘ ten bir Hanım' ın yardımıyla buradayım.

Sizin dünyanız bana gösterilmekte.

Gösterilmekte ki; bu dünyaya kör kalmayayım.

İnsallah yakında Cennet' te feraha erersınız

Sevgi dolu yerde, rahat edersiniz.

Siz kimsiniz acaba?

Söyleyin de kitabımda sizi de yazayım."

Bir de merak ettim; bu aksi istikamete gitmekte olanlar kim?

Dağdan inip te şehri ilk defa görenler gibi hayretle baktılar,

Kalakalmışlardı,

şoku atlatınca daha önce konuşan söz aldı:

"Allah iyiliğini versin!

Ölüme daha iyi hazırlanmak için, ölmeden evvel gelip buraları geziyorsun;

Bu aksi istikamete gitmekte olanlar da Sezar' la aynı suçtan lekelenmişler.

Biliyorsun Sezar zafer yürüyüşünü yaparken ona askerleri

 'Regina- Kraliçe' diye bağırmışlardı.

Günahını hatırlayanlar

Sodom diye bağırırlar Hermafrodit' tir bunlar.

Yanlış eğilimlerini hatırlayıp utanırlar

Bu utanç ve yürümekte olduğumuz ateş onları

Onları da günahlardan arındırır tıpkı bizim gibi.

Bizim günahımız çizgiyi aşmak;

Doğal yasaları çiğnemedik ama Şehvete yenildik.

Bu terasta haddi aşanlar

Aşırılıklara örnek

Pasiphae' yi hatırlar

Hayvani arzulara yenilip kendi de hayvan oldu

Şimdi sana biz kendimizi anlattık

Isimlerin her birini saymaya vakit yetmez

 çok kişi var burada

Ben Guido Guizinizzelli’ yim

Ölmeden tövbe etmiştim

Onun için Araf tayım"

Kucaklamak istedim Guido' yu ama cesaret edemedim.

Bizim için baba gibiydi

Hem benim, hem de benden daha iyi şairlerin ilham kaynağı;

'Tatlı Yeni Stil' in ilk uygulayıcılarındandı.



Düşünceli yoluma devam ettim;

konuşmadan, etrafımı duymadan,

Halen Guido' ya bakıyordum.

Uzun uzun baktım ama ateş yüzünden yaklaşıp sarılamadım.

Ona bir hizmetim dokunabilir miydi acaba?

Ne yapabileceksem yapmak isterdim.

Sordum.

"Ben de çok iyi bir izlenim bıraktın" dedi

"Seni unutmam

Ama merak ettim, sözlerinden, bakışlarından anladığım kadarıyla,

 bana çok hürmet ediyorsun.

Neden acaba?

"Sen modern şiir yazdın, yeni dille, açıkça anlaşılır şekilde.

Bu dil yaşadıkça, senin yeni stilin, senelerce hatırlanacaktır.

Yazdığın mürekkebin kıymeti bilinecektir.

"Birader, şu ilerde gördüğün adam,

 anadille yazma konusunda çok daha iyidir.

Hem düzyazıda, hem de şiirde,

Bazıları Limoges şehrinden Girault' u över;

Duyduklarını söyler, sanattan anlamaz onlar.

 Ama gerçekte en iyisi budur

Bazıları en iyi Guitone sanırlardı

Ama sonra gerçek açığa çıktı.



Eğer yukarılara

Hazreti Isa’ nın yanına çıkacak olursan

Benim için Pater Nostra duasını oku

Biz artık günah işlenmeyen yerdeyiz

onun için duayı bizim durumumuza uygun oku"



Sonra gelenlere yer açmak için olmalı kayboldu;

 ateşin içine daldı.

Sanki balığın derin denizde kaybolması gibi, dalmıştı ateşe...

Ben de bana işaret ettiği şairle konuşabilmek için ilerledim;

Ruh memnuniyetle kendisini tanıttı:

Tan m’abellis vostre cortes deman,
 qu’ieu no me puesc ni voill a vos cobrire.

 Ieu sui Arnaut, que plor e vau cantan;
 consiros vei la passada folor,
 e vei jausen lo joi qu’ esper, denan.

 Ara vos prec, per aquella valor
 que vos guida al som de l’escalina,
 sovenha vos a temps de ma dolor!».

Bu sözleri kendi ana dili olan Provensal dilinde söylemişti:



"Ben Arnaut (okunuşu: Arno) Daniel" dedi

"Kimliğimi saklamak istemem;

Senin soruna memnun oldum.

Geçmiş hatalarıma ağlarım;

Burada affolunacağım günü beklerim.

Beklediğim gün yakınlaştığı için, sevinirim.

Sen yoluna devam ettikçe beni hatırla" dedi.

Sonra o da- arındıran- ateşin içinde kayboldu...





Açıklamalar

Bu kanto da Inferno daki Aşk- Meşk kantolarına benziyor. Çapkınlık yapanlar veya doğaya aykırı eğilimleri olanlar burada. İki ayrı gurup var.  İkisi de ateşin içerisinde ama farklı istikamette ilerliyorlar Dante nin Hermafrodite dediği hem kadın hem erkek özelliği gösterenler herkesin gittiği yönün aksine yürüyorlar.

Yürürlerken de bir yandan tövbe etmeye devam ediyorlar.

-Ruhlar karşılaştıklarında birbirlerini selamlayıp, hafifçe öpüyor. Bu İncil' in (Romans) Romalılar bölümünde "Birbirinizi öperek selamlayın" emrine dayanıyor.

“Salute one anoher with a holy kiss”

-Sodom  and Gomorrah

Lut kavminin yaşadığı Sodom ve Gomorrah şehirleri; kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi yokedilmişler.

-Pasiphae

Bu kanto da Inferno daki Aşk- Meşk kantolarına benziyor. Çapkınlık yapanlar veya doğaya aykırı eğilimleri olanlar burada. İki ayrı gurup var.  İkisi de ateşin içerisinde ama farklı istikamette ilerliyorlar Dante nin Hermafrodite dediği hem kadın hem erkek özelliği gösterenler herkesin gittiği yönün aksine yürüyorlar.

Yürürlerken de bir yandan tövbe etmeye devam ediyorlar.

-Ruhlar karşılaştıklarında birbirlerini selamlayıp, hafifçe öpüyor. Bu İncil' in (Romans) Romalılar bölümünde "Birbirinizi öperek selamlayın" emrine dayanıyor.

“Salute one anoher with a holy kiss”

-Sodom  and Gomorrah

Lut kavminin yaşadığı Sodom ve Gomorrah şehirleri; kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi yokedilmişler.

-Pasiphae

Inferno dan farklı olarak Araf'takiler ölmeden önce tövbe etmişler; o yüzden -kurtulmuşlar- arasındalar

-Tövbe etme konusu çok önemli; bir cinayet işlendiğinde o öldürülen kişiye tövbe etme şansı da tanınmamış oluyor; hayatının tamamını yaşayıp olgunlaşamıyor; Francesca ve Paolo nun ölümünde bu noktaya da işaret edilmişti.




Kanto 27


Sen bu sınavdan geçtin...


Araf
Kanto 27




"Mutluluk Meleği" göründüğünde, vakit akşam oluyordu.

Kayalıklardan, alevlerin üzerinde bir yerden;

“Beati mundo corde” yi çok canlı söylüyordu.

"Kalbi temiz olan kutsanmıştır, Yaratanı görecektir"

"Kutsal ruhlar, ateşin içinden geçmeden ilerleyemezsiniz!

Orada duyacağınız ilahiye kulak verin” dedi biz yaklaşınca.

Bu sözleri duyunca dona kaldım.

Mezardakiler kadar hareketsizdim; el pençe divan duruyordum.

Evvelce kazığa bağlanıp, yakılan adamlar görmüştüm, onu hatırladım.

Ellerimle ateşi savmaya çalıştım.

İki rehberim de dönüp bana baktılar;

Virgil, "Oğlum burada, çile çekme var, ama ölüm yok!

Ricorditi, ricorditi!

Hatırla! Hatırla!" dedi

"Bu ateşin içinde bin yıl kalsan da; saçının bir tek teli bile yanmaz.

Bana inanmazsan elini uzat ta bak; ya da ceketinin ucunu ateşe ver;

 göreceksin yanmayacak.

Bütün korkunu bırak!

Korkuyu bırak!

Cesur ol;

Kendine güven; gir ateşe!"

Ama inatçıydım, içimden gelen ve doğru olduğunu bildiğim sese kulak veremiyordum

Benim hala tereddüt ettiğimi görünce:

"Simdi iyi bak oğlum; Bu ateşten duvar seninle Beatrice arasında duruyor" dedi

Son nefesini verirken Thisbe’ nin sesini duyup da gözlerini açan,

 Pyramus  gibi ben de hareketlendim; dönüp, Virgil' e baktım.

O hatıramdan hiç silinmeyecek ismi söylemişti.

Üstadım bir elmaya kandırılmıs, küçük bir çocuğa bakar gibi bana baktı ve gülümsedi;

 "Hadi" dedi.

 Döndü, girdi ateşin içine!

Arkasından Stazio' nun gelmesini istedi;

Ben de girdim; ateş cam ateşinden daha sıcaktı;

İyi bir baba gibi beni yüreklendirmek için;

"Sanki Beatrice' in gözlerini görüyorum" dedi

İlahiyi duyuyorduk burada meleklerin sesi bize rehber oluyordu.

Tam tırmanacağımız merdivenin başına çıktık;

Ateşten sıyrıldık.

Venite, benedicti Patris mei,”

İyiler girin, Cennete!

O kadar parlak bir ışık vardı ki; bakamıyordum,
'Güneş batıyor, hava kararmadan yola devam edin; acele edin" dedi melek.

Patika, kayaların arasından geçiyordu;

Gölgem yere düştü.

Birkaç adım daha atmıştık ki; artık gölgem kayboldu,

İki bilge güneşin battığını anlamıştı.

Her birimiz, birer basamağa uzanarak, yattık.

Bu dağda, gece yürümeye olanak yoktu,

Akşam olunca insana bir ağırlık çöküyor, tırmanma arzusu kalkıyordu.

Gündüz dağda, dik kayalara tırmanıp da yorulup bir düzlük bulduğunda,

kuzu gibi sakince dinlenen keçi gibiydim.

İki tarafımda rehberlerim kuzuları bekleyen çobanlar gibiydi.

 ve iki tarafımızda iki sarp kaya duvar gibi etrafımızı sarmıştı.

Kayaların arasından dar bir açıklıktan yıldızları görebiliyorduk.

Her zamankinden parlaktılar.

Yıldızları seyredip, hülyalar dalmışken uyku bastırdı;

Venus yukarıda parlıyordu;

Aşkın ilk ateşini yakan Venus tüm parlaklığıyla gökteydi.




Rüyamda, genç güzel bir kadın gördüm:

Vadide çiçek toplarken bana,

"İsmimi sorarsan ben Leah. Güzel beyaz ellerimle çiçek çemberi yapıyorum;

Aynamın etrafına saracağım.

 Ama kardeşim Rachel, aynasını hiç bırakmaz,

Bütün gün, güzel gözlerini seyreder aynada.

O bakar ben örerim  örgümü"

Gün ışımaya başlamıştı.

Şafaktan önceki ilk ışıklarla, yolcular kalkar

Bir an evvel eve ulaşmak için.

Rüya ile birlikte uyku da kaçtı.

Iki öğretmenim de kalkmışlardı benden evvel.

"Ölümlülerin her yerde arayıp durdukları meyvalara bugün kavuşacaksın.

Açlığın, susuzluğun, dinecek" diye müjdeyi verdi Virgil.

Hevesim o kadar fazlaydı ki;

Attığım her adımda, azmim güçleniyordu.

Bütün basamakları tırmanıp, tepeye vardığımızda,

Virgil bana dikkatlice baktı ve

"Oğlum, hem geçici, hem daimî ateşi geçtin;

Artık benim kudretimin tükendiği noktadayız.

Ben seni buraya, kadar akıl ve sanat kuvvetiyle getirdim.

Bundan sonra kendi keyfinin kahyası sensin

Bırak keyfin sana rehberlik etsin.

En zor en engebeli yollardan geçtin.

En dik kayaya tırmandın; en dar geçitten geçtin;

Başını kaldır; parlamakta olan güneşe bak;

Yerde biten envai çeşit, çayır çimene

 çiçeğe, güle bak.

 Bunların arasında dinlen, gezin.

Güzel gözlü sevgilinin gelmesini bekle.

O güzel gözler, ağlayarak beni sana yardım etmeye çağırmıştı.

Artık benden ne bir söz ne de işaret bekleme.

Artık iraden serbesttir, tamdır.

Artık hataya sapmayacak noktadasın

Onun için başına hem tacı, hem de papalık şapkasını takıyorum.

Sen bu sınavdan geçtin…"



Açıklamalar

Virgil Ve Stazio rehberliğinde Dante en son terasa gelir

Artık Cennetin ilk basamaklarıyla arasında sadece geçmesi gereken ateş vardır

Bu ateşten geçip te günahtan tamamen arınmayan Cennet e girememektedir

Virgil le olan yolculuğun sonuna gelmiştir Dante artık

Buradan sonrasında Virgil ona eşlik edemeyecek. Ortaçagda klise öğretisine göre Hrıstıyan olmayan Cennet e giremiyor Virgil de Hrıstıyanlıktan evvel doğmuş olduğu için Dante nin Araf ta arınmasının sonuna kadar yanında kalacak sonra ayrılacaktır.

Arınmanın son safhası Ateşten geçmek bu ateş Cehennem deki gibi yakan ateş değil sadece temizliyor günahları. Virgil bunu ona anlatıyor ama Dante yine de korkuyor çünkü Ortaçağda, gerçek hayatında, direğe bağlanıp yakılarak infaz edilenleri görmüş

Kendisinin de Monarchia adlı eseri klise tarafından yakılarak, seni de direğe bağlar, yakarız diye tehdit edilmiş.

Ateşi görünce o korkuyu yaşıyor ama Virgil bu ateşten duvarı geçince Beatrice‘ e kavuşacaksın diyor

Artık bütün sınavlardan geçtikten sonra ayrılma vakti gelince şafak saati "Girin Cennete" ilahisini duyuyorlar

"Artık kendi rehberin kendin olacaksın" diyor Virgil Artık olgunluğa erişti hata yapmayacak konuma geldi Cennet e giriyor yolu nasıl isterse kendi tayin edecek

Hem kral gibi tac hem de papalık şapkası senin diyor Virgil

Yukarıda değindiğimiz Monarcia eserinde klisenin ve sivil idarenin eşit düzeyde olmasını savunmuştu Dante. Oysa klise kralların kendisine tabii olmasını istiyordu

Burada ikisinin bir arada zikredilmesi, hem felsefi, hem de dini olgunluğa eriştiğini gösteriyor ve Dante nin inancına göre tam dengeyi bulduğunu ifade ediyor.

Eve koşmak Cennetin insanların gerçek evi olması. Hazreti Adem de Cennetten gelmişti




*Pyramus

Burada gene mitolojıden bir ornek vermiş birbirine kavuşamayan iki sevgili gizlice buluşmak istiyor ama adam orada kızı göremiyor; sadece bir aslan ve kızın eşarbını görüyor. Bunun üzerine intihar ediyor. Orada dut ağacı var kan rengiyle beyaz dutlar kararıyor. O sırada Thisbe geliyor; sevgilisinin ölmekte olduğunu görünce, o da intihar ediyor.

 İsimler yabancı ama Adana bölgesinde yaşamışlar Adamın ismi Pyramus Ceyhan ırmağını temsil ediyor.

Çeviri ve Yorum: Elif M
The Old Testament characters of Lia (Leah) and Rachele (Rachel) were traditionally interpreted allegorically by the Church as figures of the active and contemplative life: both are worthy but the contemplative is superior. In Dante’s handling they have a second meaning layered over their traditional allegorical significances. Here, in purgatory, the figures of Lia and Rachele in Dante’s dream are also anticipations of the two ladies he will shortly meet in the garden of Eden: Matelda (who corresponds to Lia, and to the active life) and Beatrice (who corresponds to Rachele, and to the contemplative life). So, as with the dream of the siren, this dream glosses the experience that awaits the pilgrim. In effect, Lia and Rachele are anti-sirens: while the siren leads voyagers off the path, Lia and Rachele are both, in different ways, fulfillments of the correct path.



Cennet' te Bir Huri "Matilda"







Sabah olunca, keşfetmek için sabırsızlandığım,

 bu kutsal ormanı gezmeye başladım;

Her taraf yumuşak sabah ışığı ile aydınlanmış çam ağaçları,

Havada misk kokuları,

Yüzümü okşayan hafif bir meltem...

Ağaçların dallarında hafif bir kıpırdanma;

Dallarda bu hafif esintiden hiç rahatsız olmadan

tatlı tatlı öten kuşlar...

Bu tatlı esintiyi, Ravenna ormanlarından

 deniz kıyısına inerken esen güney rüzgarına benzettim.

 Ormanın içlerine o kadar ilerlemişim ki 

artık giriş noktası çok arkada kalmıştı.

Karşıma birden bire bir ırmak çıktı, yolumu kesti;

Bir insanın rastlayabileceği en temiz, en arı su burada akıyordu

En ufak bir şey yoktu suyun yüzeyinde

 ağaçların gölgesinde, serin serin huzurlu akıyordu.

Karşı kıyı "Mayıs" güzelliğindeydi, rengarenk çiçekler açmıştı.

Birden çiçeklerin arasında dolaşarak şarkı söyleyen, 

çiçek toplayan, güzel bir hanım gördüm.

Şaşırarak, kalakaldım olduğum yerde.

Seslendim karşı kıyıya:

"İnsanın iç güzelliği dışa yansır derler,

Sizin de nurlu yüzünüz sevgiyle parlıyor,

Eğer arzu ederseniz bu tatlı ırmağın kıyısına yaklaşın;

Yaklaşın ki ben de sizin şarkınızı duyabileyim."

Ayaklarının ucunda dans eder gibi minik adımlarla geldi

Utangaç bir genç kız tavrıyla başını eğdi,

Artık şarkısını daha iyi duyabiliyordum.

Bana beklediğim hediyeyi verdi:

Gözlerini kaldırıp bana baktı.

Venus' ten bile daha güzeldi.

Öylece, karşı kıyıda kucağında çiçeklerle duruyordu.

Irmağın genişliği fazla değildi ama bana Hellespont (Çanakkale Boğazı) kadar göründü

Kendimi boğazı geçmek isteyip de, geçemeyen,

sevdiğine kavuşamayan, Leander gibi hissettim.

O hırçın sulardan ne kadar nefret ettiyse,

 ben de bu ırmaktan o kadar nefret ettim o anda.

Güzel hanım cevap verdi:

"Burada yenisiniz görüyorum ki ,dedi

Burası insanlığın ilk evidir,

Benim burada ne kadar mutlu olduğumu anlamak isterseniz,

Delecasti me ilahisini düşünün.

Bana istediğiniz soruyu sorabilirsiniz;

Gerektiği kadar cevap verebilirim"

Aklıma takılan soruyu sordum:

"Ben burada rüzgar esmez sanıyordum

Dünyanın rüzgârı fırtınası burayı etkilemez" demişlerdi

"Buranın rüzgarı dünyadan değil Cennet'tendir

Tanrı insanı iyilik üzere yarattı;

O'na Cennet'i verdi ;

Ama insan hata yaptı ve burada çok az kalabildi,

Cennetteki masum gülüşü, çocukça neşeyi,

Dünyadaki acı ve gözyaşına değişti.

Burada ki çiçekleri kimse ekmez kendiliğinden döllenir,

Buradaki ırmak yağmura muhtaç değildir.

Bu vadide Allah' ın izniyle iki ırmak akar:







irisi hüznü, acı hatıraları, günahın bütün izlerini siler. (Lethe)

Öbürü  iyi hatıraları canlandırır, güzellikleri  sevabı hatırlatır (Eunoe)

Bu gördüğün günahın izlerini silen Lethe ırmağıdır. 

Önce bundan bir yudum içeceksin, sonra öbüründen.

Bu suların tadı başka hiç bir şeye benzemez.

İstediğin zaman, istediğin kadar içebilirsin, ruhunu tatmin etmek için" dedi

Sonra bir şey daha söyleyeyim, diyerek ekledi:

"Burası şairlere ilham kaynağı olan yerdir;

Bütün güzellikler buradan doğar."

Bu sözleri duyunca döndüm arkadan gelmekte olan iki rehberime baktım;

Onlar da gülümsüyerek dinliyorlardı bu sözleri.

Şairlerin mutluluğunu görünce,

Bakışlarımı yeniden  bu hanımın güzelliğine çevirdim...

Açıklamalar

Delecasti me 

Allahın yaratığı güzelliklerle insana ne kadar mutluluk verdiğini anlatan ilahi

Psalm 91 Mezmurlardan.

Hellesport

 Çanakkale Boğazı nın eski Yunanca daki adı Bugün batı dillerinde Dardanelles deniyor

Efsaneye göre Sestos antik kentinde (Akbaş kalesi) Hero isminde bir kız yaşıyor sevdiği karşı kıyıda Abydos kentinde evlenemiyorlar aileler karşı geliyor Geceleri gizlice buluşmak için Hero kalede bir ışık tutuyor Leander yüzerken ışık sönüyor fırtınada ve denizde yolunu kaybedip boğuluyor Sabah sevgilisini cesedini gören kız da kendisini denize atıp intihar ediyor

Buna benzer bir hikâye Van da Akdamar adası içinde anlatılıyor.

Bu kanto Pastoral ortaçağdaki Pastoral şiir örneklerinde olduğu gibi (mesela bir şövalyenin ormanda karşılaştığı bir genç kıza aşık olması, atından inip onunla konuşması gibi ) ask şiiri tarzında başlıyor ama sonradan isminin Matilda olduğunu öğreneceğimiz genç kız burasının Cennet olduğunu burada ancak ilahi aşk olacağını hatırlatıyor.

Zaten Beatrice 'i görmeye gidiyordu bir an aklı karıştı.





Kanto 29

Tören Alayı



Matilda anlatacaklarını bitirdiğinde şarkısını söylemeye başladı;

Beati quorum tecta sunt peccata

"Allah günahları örter, günahları örtülmüş olanlar kutsanmıştır"

Ormanda gezen, kimi gölgeye çekilen, kimi güneş arayan periler gibi,

Matilda ırmak kıyısından yürüyüşüne devam ediyordu.

Bende karşı kıyıdan onu takip ediyordum.

Onun minik adımlarına uymak için yavaşlamıştım.

Irmak doğuya doğru kıvrıldığında, bana döndü: "Bak dinle" dedi

Birden etrafı bir aydınlık kapladı; önce, şimşek çaktı sandım.

Ama öyle olsa, etkisi kısa sürer gelir geçerdi.

Bu aydınlık artarak bize doğru yaklaştı.

"Bu nedir?" dedim kendi kendime

Yaklaştıkça ortaya güzel bir melodi yayıldı.

Nasıl oldu da Havva Anamız böylesine bir Cenneti bırakabilmişti?

Nasıl kendisine verilen örtüyü kaldırmış söz dinlememişti.

İlk insanın yaşadığı yer, gördüğü ağaçlar, tattığı meyvalar hepsi buradaydı.

Cennet'te, sonsuz mutluluk ve zevk vardı.

Yeşil çayırların üzerinde gök kızardı manzara değişti;

Meryem Ana' yı andım, 

ilham perilerini yardıma çağırdım bu manzarayı anlatabilmek için.

Uzaktan 7 altın meşale göründü

Yaklaşınca yedi meşale olduğu anlaşıldı

(Hazreti Musa ya dağda verilen yedi mumlu şamdan)

Hoşana ilahisi söyleniyordu

(Zeytindağında Hazrei Isa' ya okunan ilahi- Davud' un oğlu diye karşılanıyor)

Mumlar yedi tane ay gibi parıldıyordu.

Döndüm Virgil' e baktım; o da aynen benim gibi hayran kalmıştı bu manzara karşısında.

Tören alayı ağır ilerlemekteydi, bir hanım;

"Niye sadece ışığa bakıyorsun, arkadan gelenlere de bak" dedi.

Arkadan beyazlar giymiş bir gurup geliyordu,

Yanımızda ırmak ayna gibi parlıyor, içinde aksim yansıyordu.

Suya iyice yanaştım, daha iyi görmek için durdum.

Meşaleler arkasında ressam fırçasından çıkmışçasına

 Güzel, çeşitli renkler bırakarak ilerliyordu.

 Alayın sonu gözükmüyor, alabildiğine ilerliyordu.

Biraz sonra 24 yaşlı bilge adam göründü

(Tevrat’ın 24 kitabını temsilen)

Hepsinin başında çiçekten barış simgesi taç vardı.

"Ademin kızları kutsanmıştır" diyorlardı

Arkadan dört at göründü

ncil’deki dört kısım: Matthew, Mark, Luke ve John)

Okuyucu; burayı daha iyi anlamak istersen 'Ezekiel kitabını' okumalısın;

Nasıl fırtınanın içinden göründüklerini.

Arkada bir atların çektiği araba sürücüsü bir kanatlı kartal;

Kanadını açınca her yeri kuşatır.

(Hazreti Isa' yı ve Kiliseyi temsilen)

Roma böyle bir zafer alayı görmemiştir.

Gökteki samanyolu gibi

Sonra dans eden kızlar göründü

(Sevgi, Iman ve Umut)

Biri yakut rengi, diğeri zümrüt, öbürü karbeyazı;

Bir beyaz öne geçip dans eder, bir diğeri.

Arkada mor giyimliler; ilham perileri dört tane.

(Bilgelik; Adalet, Direnç, Mutedil-ölçülü olma yani felsefi değerler)

Arkada iki bilge:

(Luke ve Paul- Incildeki iki bölümün yazarları)

Luke Hipokratın öğrencisi, yanındaki Aziz Paul

Keskin kılıcı kınından çıkartmış, (şehitleri temsil ediyor)

Kılıç öyle bir parlıyor ki; ırmağın karşı kıyısından korkutuyor beni.

Arkada bir ihtiyar, uykuda gibi geliyor ağır ağır,

 ama yüzü sert ve kararlı (John)

Hepsi de hep beyaz giyinmiş; başlarında kırmızı güller

Tam önüme geldiklerinde birdenbire gök gürlemesiyle

 bütün alay aynı anda durdu...









Ben, Beatrice


Araf
Kanto 30


Tören alayı, her daim parıldayan, her yerden görünen;

hep yerinde sabit olan, hiç kıpırdamayan,

insanlara  hep yol gösteren gökteki yedili ( büyük ayı)  gibi

Yedi meşalesiyle birden durduğunda;

Hep bir ağızdan:

Veni sponza de Libano

 "Lübnan‘dan benimle  beraber gel gelinim" dediler.

Sonra yine hep bir ağızdan

Halleluliah  (Allah a övgü- Suphanallah- sözü yükseldi.)

 Diğerleri, Benedictus qui venis

 Gelen kutsanmıştır ( İncil‘ in Matthew bölümünden) dediler.

Sonra etrafa çiçekler saçarak: Manibus o date lilia plenis

"Etrafa leylak dağıtın avuç avuç" (Virgil' in kitabi Aeneid' den) dediler

Bazen güneş doğudan yükselirken etrafı bir pembelik kaplar,

O rengin dışında her yerde bir sakinlik huzur vardır.

Sonra güneş görülür, göz kamaştırarak bakamazsın;

O çiçeklerin arasından işte tam da öyle;

 güneş gibi parıladayarak bir hanım çıktı, arabanın içerisinden;

Başında zeytin dalından tacı,

Işlemeli duvağı,

Yeşil pelerini

Ve içinde ateş rengi elbisesi...





Ah ruhum!

Onu göreli kaç sene geçti?

Onu karşında en son ne zaman görüp de titremiştin?

Kutsal ışığıyla büyülenmiştin;

Şimdi O  burada, bütün ihtişamıyla,

kutsallığıyla yukarıdan iniyor.

Benim ölümlü gözlerim onu görüyor.

Ebedi aşkın kudretini bir kez daha tadıyor gönlüm

Gençlikte görüp vurulmuştum, ruhumu sarsmıştı;

Bir daha vurdu!




Korktuğunda annesine dönen ve bulacağından,

Onun kendisini koruyacağından emin olan  bir çocuk gibi,

Bu zayıf anımda dönüp Virgil' i aradım, sol omuzumun üzerinden bakarak...

"İliklerime kadar titredim

Ilk aşkım burada karşıma çıktı" demek için

Ama gitmişti...

Işığı bizden ayrılmıştı,

Virgil gitmişti!

Baba kadar sevdiğim,

Ruhumun kurtuluşu için kendimi emanet ettiğim,

 ustam Virgil, gitmişti...

Gözlerimden akan yaşı durdurmaya,

Cennetin bütün güzellikleri yetmezdi.

Yanaklarımı çok değil kısa bir zaman önce

Cehennemin kirinden, isinden

 Virgil sabah kırağısıyla temizlemişti.

"Dante ağlama!

Biliyorum Virgil gitti ama,

Ağlamanı gerektirecek başka şeyler var,

gözyaşlarını ona sakla."

Ismimi duyunca ona baktım;

Bir geminin üzerinde durup da,

Diğer gemilerini teftiş eden amiral gibi orada altın arabanın yanında duruyordu.

Peçesinin altından, ırmağın karşı kıyısından, gözleri delercesine bana bakıyordu.

Yüzü saklı, tam göremiyordum ama 

Öldürücü darbenin geleceğini de seziyordum.

En zorunu en sona saklıyordu:

"Bana iyi bak" dedi

 İşte ben oyum,  Beatrice!

Buraya Cennete kadar gelip de ağlanır mı?

Bilmiyorsun burası sonsuz mutluluk yeridir!"

Başımı eğdim, ırmağa baktım,

Kendi aksimi görünce mahçup olup, bakışlarımı çimenlere çevirdim.

Annesi tarafından azarlanmış çocuk gibiydim.

Benim iyiliğim için yapıyordu, biliyordum.

Sevgisinden geliyordu bu sertlik.

Durdu.

Melekler;

In te Domine speravi " Allahım ancak sana güveniriz" dediler.

İlahiyi pedes meos,

-ayakta duruyorsak senin sayendendir- kısmına kadar söylediler

Italyan Alplerinin başındaki donmuş karlar gibi öylece buz tutmuşken,

Bu sözler içimi ısıttı,

Bana değer veriyorlardı, acımışlardı:

"Hanım  bu adamı niye böyle  mahçup ediyorsun ?" dediler.

Buzlar eridi içimde, kendimi tutamadım, gözyaşı oldu aktı.

Siz akşamı olmayan gündesiniz uykuya dalmazsınız




Siz dünya işine kanmazsınız

Ben bu karşıdaki adama ne söylemem gerektiğini düşünüyorum

Tövbe etmeli, gözyaşları günahını silmeli,

Bazan en iyi toprakta bakılmazsa zararlı ot üretir

Bir müddet onunla kaldım,

Onu doğru yola yönelttim,

Ben dünyadan ayrılınca,

Hemen başkalarına baktı...

O dakikada değişti,

Başkaları, onun iradesine etkili oldu,

Ben bedenimden ayrılıp da

Daha büyük güzelliğe kavuşunca; o benden uzaklaştı, kıymetimi bilmedi.

Doğru yoldan ayrıldı,

Yanlışa yöneldi doğru sanarak

O yalancının vaadleri tutmadı

Ne kadar dua ettiysem, ne kadar ona rüyalarda göründüysem kar etmedi.

Aldırmadı bile!

O kadar ümitsizliğe düşmüştü ki; onu kurtarmanın tek yolu,

Kaybolmuşların arasından geçirmekti.

Tek çare o kalmıştı.

Ben de ölüler arasından geçtim

 ona liderlik yapacak olanı bulup, yalvarıp yakardım.

Şimdi gelip Lethe' nin suyundan içmesi gerekiyor

Ama önce tövbe etmeli günah çıkartmalı

Gözyaşını akıtmalı..."








Hangi zincir tuttu seni?


Araf Kanto 31






Beatrice karşı kıyıdan seslendi, hala daha sertti sesi;

Hiç durmadan devam etti bana vurmaya:

Söyle! Söyle! Doğru mu? İtiraf et!"

Konuşmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu. Ruhum uyuşmuş gibiydi,

Durdu…

Sonra, "Ne düşünüyorsun? Söyle! Daha ırmağı geçmedin hafızan silinmedi, anlat” dedi

Darmadağan oldum, karmakarışık...

 Zar zor bir “Evet” çıktı ağzımdan.

Ancak dudaklarımı okuduysa anlamıştır.

Yay, gerilir, gerilir de ok boşalır ya; ben de birden boşaldım,

 Gözlerimden yaşlar fışkırdı.

Sesim çıkmıyor, hıçkırıklar boğazımda düğümleniyordu.

"Niye yoldan döndün; önüne hangi mani çıktı?

Hangi hendek, hangi kale duvarı sana engel oldu;

Hangi zincir tuttu seni?

Neden başka kadınlara kur yaptın, camlarının önünden geçtin?

Niye başkalarına kıymet verdin?"

Bir "Ah" çektim

"Ah..."

Ağlayarak,

"Sen beni aydınlatmayı bıraktığında başkalarında teselli buldum; Yalana kandım"

"Eğer itiraf etmeseydin de, kendisinden hiç bir şey saklanmayan

 senin ne yaptığını zaten biliyor olacaktı;



Ama  bu yüce mahkemede -tövbe edene- adaletin bıçağı körelir.

Herneyse, şimdi kabahatini biliyorsun, bundan mahçup oldun;

Bir dahaki sefer 'Siren' leri duyduğunda, daha kuvvetli olursun.

Gözyaşına hakim ol ve bütün kalbinle dinle beni;

Ben dünyadan ayrıldığımda senin de ruhani şeylere yönelmen gerekirdi;

Daha yüksek amaca ulaşmak için çalışabilirdin;



Dünyevi hazza en iyi örnek benim bedenim;

 en çok güzel bulduğun, en fazla istediğin,

bedenim, toza dönünce dünyevi zevklerin geçici olduğunu anlamalıydın!



Sen de beni izlemeliydin, daha yüksek emellere doğru,

Ama dünyaya baktın,

 başka kızlara, başka heyecanlara kaptırdın kendini,

Tuzağa düştün!"



Üzülmüş, utanmıştım; başımı eğdim.

"Beni duymak seni üzdüyse, sakalını kaldır da bak;

Gözlerini göreyim."

"Başını kaldır", demedi, "sakalını" dedi!

Anladım ne demek istediğini.

"Koca adamsın" diyor, daha da zehrini akıtıyor.

Başımı kaldırınca, melekleri gördüm;

Beatrice dönmüş Grifon' a bakıyordu.

Uzaktan gözlerim yaşlı ona bakıyordum...



Dünyadayken herkesten güzel olduğu gibi, öte alemde de

Kendi eski halinden çok daha güzel.

Duvağının altında nur saçıyordu.



Dünyada ne sevdimse, neyin peşinden koştumsa ahirette düşmanım olmuştu.

Pişmanlık içindeydim.

İçim içimi yiyordu, suçluluk duygusu  sarmıştı ruhumu.

Bayılmışım...



Kendime geldiğimde Matilda beni sımsıkı tutmuş "iyi  tutun" diyordu.

Irmağı uçarcasına geçiyorduk, beni boğazımdan yakalamıştı.

Karşı kıyıya yanaştığımızda, o tatlı sesiyle



"Asperges me" dedi.

Sonra başımı tuttu, beni suya daldırdı;

Hem temizlendim, hem de ırmağın temiz suyundan içtim.

Artık arınmıştım!



Beni ırmaktan çıkararak  dans etmekte olan

dört genç kızın arasına götürdü (felsefi değerler)

"Biz gökte yıldız, burada periyiz;

Beatrice' in nedimeleriyiz" dediler,



"Seni ona götüreceğiz

Ama daha iyi görebilmen için önce diğer üç periyle buluşacağız (dini değerler)

Dünya gözüyle daha iyi görmeyi öğreneceksin"

Şarkı söyleyerek beni Grifon' un yanına götürdüler. (Hazreti Isa'yi temsil ediyor)



Okuyucu dikkat et:

Burada devamlı bir değişim var;

Burada hem iştah açan, hem yedikçe doyuran,

 ama doyurdukça yeniden iştah açan gıdalar var...

Benim ruhum da aynen böyle öğrenmek isteği içinde.

Diğer üç peri daha yüksek mertebede olduklarını göstererek geldiler.

Onlar da melek gibi dansediyorlardı.



"Dön Beatrice" dediler

"Seni görmek için çok uzaklardan gelmiş olan sadık aşığına dön.

Senin yüzünü görsün!

Duvağının altındaki güzelliğini görsün"

Şairlere ilham veren Parnasus dağının

 sularını içmiş bir  kişi bile bu güzelliği anlatamazdı.

Dünyanın hiç bir dili bu güzelliği anlatmakta yeterli olamazdı...

Asperges me...



Klisede günah çıkarttıktan sonra, papazın günah çıkartan kişinin üzerine kutsal sudan serpmesi esnasında okunan ilahi;  'beni arıt bu suyla temizleneyim kar gibi beyaz olayım' manasına gelen sözler.

Araf Kanto 32



Bir bilmecem var!





Gözlerim öylesine ısrarcı, öylesine dikkatli bakıyordu ki;

On yıllık susuzluk sona ermişti.

Görme duyusu dışında başka hiç bir şeyle alakadar değildim o anda.

Yine o eski tuzağa düştük;

O güzel gülüşe vurulduk...




Periler “çok fazla bakıyorsun” deyince,

 gözlerimi sola çevirmek zorunda kaldım.

Güneşe bakmışta, körleşmiş gibi önce birşey göremedim.

Tören alayı ilerlemişti;

Doğuya dönmiş gidiyordu.

Öncü birlikler gitmiş, araba arkada kalmıştı.

Matilda, Statius ve ben arabayı takip etmeye başladık.

Kuru ağaçların arasından geçiyorduk.

Yürüyüşümüze hoş bir melodi eşlik ediyordu.

Yılana kanıp da ağaçtan meyva koparanlar yüzünden, kuru kalmıştı bu ağaçlar.

Üç ok atımı ilerlemiştik ki;

 Beatrice arabadan indi.

“Adem” diye mırıldandı herkes.

Kuru ağaca yaklaştılar;

Ağaç göklere ulaşıyordu.

Griffin’e övgüler düzdüler “Sen bu yasak ağaca yanaşmadın" dediler

"Her doğru adamın tohumu burada korunmuştur" dedi Griffin.

Kazığı ağaca bağladılar;

Ağaç birden dallanıp budaklandı.

çiçek açtı…

Şimdiye kadar yalnız kalmış olan ağaç coştukca coştu.

Pembe mor çiçeklerle donandı.

Ne şarkı söylediklerinin anlamadım;

Dünyada bu şarkıyı hiç duymamıştım.

Artık uyku bastırdı.

Bu uyku bastırma anını hiç bir ressam resmedemez;

Ne kadar yetenekli olursa olsun.

Tam dalmıştım ki bir ses:

“Uyan, ne yapıyorsun?“ dedi

Sırayla bütün peygamberleri gördüm rüyamda

Hazreti Isa yeniden ete kemiğe bürünmüştü.

Gözümü açtığımda beni ırmaktan geçiren hanım (Matilda) karşımdaydı.

Bir an paniğe kapılıp

“Beatrice nerede?“ dedim

"Yeni filizlenen bitkilerin arasında, ağacın altında oturuyor,

Tören alayı ilerledi en güzel en anlamlı ilahiler eşliğinde,

Cennet'e çıktı.

Beatrice burada perilerle beraber kaldı" dedi

Ben artık daha fazlasını dinlemeden, hemen Beatrice' in yanına koştum.

(Kliseyi temsilen) arabayı beklemek üzere kalmıştı,

Orada yalnız başına oturuyordu,

Ellerinde hiç sönmeyecek mumlarla;

yedi peri onun etrafında bekliyorlardı.

"Burada misafirsin" dedi bana

"Bir süreliğine,

Roma vatandaşı,

Isa da Romalıydı.

Şimdi burada gördüklerine iyi dikkat et;

Dönüşünde yazarsın bunları"

Onun üzerine bende bakışlarımı  o tarafa çevirdim

Birden gökten aşağı bir yırtıcı kartal yıldırım gibi indi;

Böyle bir sürat görülmemiştir,

Hem ağacın gövdesini, hem çiçeklerini yırttı geçti.

Bütün hızıyla arabaya bindirdi,

araba denizde fırtınaya tutulmuş gemi gibi sarsıldı.

Sonra bir kurnaz tilki geldi;

Bütün dürüstlükten uzak.

Arabaya atlamak istedi.

Ama asil hanım (Beatrice) onu savuşturdu.

sonra  kartal yeniden göründü;

bu sefer ağacın üzerinden arabaya süzüldü;

üzerine altın yağdırdı.

Yukarıdan acılı bir ses duyuldu:

"Zavallı gemim yükün kötülüktür" dedi.

Arabanın zemini iki teker arasından yarıldı.

Bir ejderha çıktı kuryruğunu arabaya uzattı

Sanki sokupta giden arı gibi!

Zehirini bıraktı, kuyruğunu çekti,

 giderken arabanın bir parçasını da götürdü.




Tekrar kartalın dökülen tüyleri kapladı her yeri.

Bu sefer belki de iyi niyetliydi.

Sonra yerdeki çimenin yayılması gibi,

 parçalanan kısımlar  da hemen, göz açıp kapayana kadar yenilendi.

Ağacın dalları öküz boynuzu gibi şekiller aldı büyüdü, çetrefilleşti.

Sanki dağ tepesinde sağlam bir kale gibi

Arabaya bir Orospu geldi kendinden emin kuruldu.

Sonra onun sahibi koruyucusu bir dev geldi.

Öpüştüler durdular.

Bana kur yapmak için gözlerini benden yana çevirince;

Yanındaki belalısı acımadan dayağa çekti onu.

Tepeden tırnağa.

İçinde şüphe, kızgınlık,

Arabayı yerinden söktü dağa sürdü.

Ağaçların arasında ormanda kayboldular.

Ne orospuyu ne arabayı ne de canavarı göremedim artık…





Bu sefer ki bilmece gibi

Açıklamalar sonraya

Dante ve Klise

31. bölümde Beatrice' le karşılaşıp kendisiyle hesaplaştıktan sonra 32ç bölümde klise ve siyasetle hesaplaşıyor şairimiz.

Bu bölüm bilmece gibiydi burada biraz çözmeye çalışalım:

ilk inen kartal Roma Imparatorluğu Hrıstıyanlığın ilk yıllarında Hrıştıyanlara eziyet ediyor onları arenalarda Aslan kaplan gibi yırtıcı hayvanlara atıyor gladyatorlere öldürtüyor işkenceden geçirtiyor kendi pagan inancından vazgeçmiyor

Bunu bir örneği Roma da bir kadının aslanlara atılması aslan öldürmüyor kadını Gladyator gönderiyorlar kılıcı omzunu sıyırıp geçiyor bunun üzerine halkın inanci Hrıstıyanlıktan yana ağır basıyor

En önemlisi "Hazreti Isa' da Roma vatandaşıydı" diyor o dönem Kudus' u Roma idare ediyor ve Pilates Roma adına yargılayıp ,Hazreti Isa' yı carmıha gerdiriyor.





Giderek Hrıstıyanlık yayılınca ilk defa Constantine Hrısıyanlığa geçiyor ve ilk Hrıstıyan imparator oluyor. Hem kendisi hem annesi Helena  Hrıstıyanlık tarihinde önemli yer tutuyor.

İkinci gelen kartal da "Roma İmparaotorluğunu" temsil ediyor Bu sefer, klise devlet korumasına giriyor. Kanatlarını klisenin üztüne açıyor kanadından altın yağdırıyor klise güöleniyor Constantıne İstanbul a gelip İmparatorluğun merkezini buraya taşıyor çünkü pagan seBu kantoda 'araba' kliseyi temsil ediyor demiştik; sonraki yüzyıllarda para hırsı, siyasi iktidar hırsı, kliseyi de etkiliyor; manevi değerler yerine maddiyata dönüyorlar; o biriktirdikleri altın gümüş ağırlığıyla klisenin tabanını deliyor; arabanın tabanı iki teker arasından yarılıyor.

Ikı tekerin biri felsefi değerler, biri dini değerlerdi.

Felsefi değerler: Wisdom( akıl ) Justice (adalet) Fortitude( güçlülük, direnç) Temperence (ölçülük Aristo nun herşeyde denge arayan felsefesi)

Dini değerler: Faith( inanç) Charity ( iyilik) ve Hope ( ümit Allah tan ümidi kesmeme) konuları.

Taban delinince oradan bir "ejderha" gelip saldırmak istiyor;püskürtülse de gene etrafta dolaşıyor. Bu şeytan olabilir insanları şaşırtmaya gelen veya Hrıstıyanlığa düşman olarak gördükleri başka herhangi bir şey olabilir.

Sonra bir "tilki" çıkıyor bu( heresy )dedikleri dinden sapma, dini inancın bozulması, ayrılıklar çıkması başka başka kliseler açılması vs.

Agaç: Adem ve Havva' nın meyvasını yediği ve o sebeble Cennet'ten çıkarıldığı ağaç- Bilgi ağacı- İyilik ve kötülük kaynağı diyorlar. Bilgiyi- iyiye de kullanabilirsiniz kötüye de- o anlamda.

mbollerden uzaklaşmak istiyor.



Araba ona deydiğinde tekrar yeşeriyor; baharda yeniden doğuş ve Hazreti Isa' nın dirilişini sembolize ediyor.

İlahi Komedya' nın bütününde ölüm ve yeniden diriliş; ruhun uyanışı konusu işleniyor. Anlatılan dönem 1300 yılının Paskalya dönemi.

Ağacın' boynuz gibi' dallarının çıkması,7 günahı temsil ediyor (Kibir, öfke, para hırsı, cimrilik kıskançlık, Oburluk-haram yeme, şehvetin yoldan çıkmasından doğan suçlar.)

Beatrice "ilahi aşkı" temsilen arabanın içerisindeydi sonra o arabanın içinden iniyor yerine yerine para hırsı olan "Papalar" geçiyor Dante' nin devrindeki Papalar Boniface ve Clement 5

Bunu arabaya bir zaptedilemez  bir "Orospu' nun" binmesi diye ifade etmiş.

Gözleri para hırsıyla parlıyor, etrafa bakıyor, aranıyor.

Öbür taraftan belalısı var Fransız Kralları özellikle Philip 4 Kliseyi kendi etkisine çekmek istiyor kendi çıkarlarına uygun dini kararlar verilsin istiyor.

Kadın Dante ye baktığında  Italya yı temsilen veya normal bir inançlı vatandaşı temsilen belalısı onu dövüyor ve tutup ağaçların arasına sürüyor.

1304' te Philip, Clement 5 i Papa seçtirmiş ve Papalık makamını Fransa 'nın Avignon bölgesine taşımış.

Dolayısıyla artık ağaçların arasında kayboluyor görünmez oluyor.

Dante "Monarchia" kitabında klisenin ruhai işlerle ilgilenmesini siyasete karışmamasını savunmuş ve tabii kitabı klise tarafından yasaklanmış.

Floransa adına resmi görevle Papa'yla konuşmaya gittiğinde de "sen geri dönme" diyorlar ve o sırada Papalığın bilgisiyle Fransızlar, Floransa' ya saldırıyor .Bundan dolayı o dönemlerde Papalığa büyük kızgınlığı var.





Arınma




Periler Deus venerunt gentes” ilahisini ağlayarak okumaya başladılar

Beatrice de haçın altında oturmuş  oğluna ağlayan

‘Hazreti Meryem’ gibi hüzünlenmişti

İlahi bitince a vakurla ayağa kalkarak;

Modicum et non bidebitis me

Et iterun”

Sevgili kardeşlerim,

“Modicum et vos videbitis me dedi

Sonra yedi periye ilerlemeleri için işaret etti;

Bize de başıyla selam verdi,

Ben Stazio ve Matilda onu takip ettik.

On adım atmıştık ki; gözleriyle gözlerimi yaktı gene;

Yanıma gel istersen bana soru sorabilirsin, yürürken” dedi

Yanında olmam gerekiyordu zaten,

Ama soru sormaya cesaret edemedim sadece:

Efendim, siz bilirsiniz benim ne öğrenmem gerektiğini,

Siz söyleyin ben dinleyeyim” dedim.

“Ben diyorum ki artık çekingenlikten kurtul, korkma, serbest konuş,

 yarı uykuda gibi olma” dedi.

Kiliseye zarar veren belasını bulacaktır merak etme;

İlahi adalet onları cezalandırılacaktır” dedi

Kartal arabanın üzerine servet yağdırdı

bazan onu canavara dönüştürdü bazan de ava...

Ama merak etme Kartal varissiz kalmaz

Kader yazılmıştır olabilecekleri şimdiden görebiliyorum;

500 -10- 5

Bu rakamı unutma; gelip te o orospu ile belalısını yenecek olanın sayısıdır o...

Şimdi belki anlamazsın dediklerimi ama tarih doğruluğunu gösterecektir.

İman edenlere zarar gelmeyecek,
Bu dediklerim

aith

İman etmek ve Allah 'ın emirlerine uymak.




Hope

 Ümit

 Allahtan ümidi kesmemek ve  yukarıdaki Temperence kısmında gördüğümüz gibi dayanma gücünü de temsil ediyor Bunun tersi despair ümitsizliğe düşmek günah olarak görülüyor




Charity

İnsanları sevmek merhametli olmak iyilik etmek güleryüzlü  olmak iyi davranmak

Yardımlaşma iyi niyet



















































































Kanto 27

Sen bu sınavdan geçtin...


Araf
Kanto 27




"Mutluluk Meleği" göründüğünde, vakit akşam oluyordu.

Kayalıklardan, alevlerin üzerinde bir yerden;

“Beati mundo corde” yi çok canlı söylüyordu.

"Kalbi temiz olan kutsanmıştır, Yaratanı görecektir"

"Kutsal ruhlar, ateşin içinden geçmeden ilerleyemezsiniz!

Orada duyacağınız ilahiye kulak verin” dedi biz yaklaşınca.

Bu sözleri duyunca dona kaldım.

Mezardakiler kadar hareketsizdim; el pençe divan duruyordum.

Evvelce kazığa bağlanıp, yakılan adamlar görmüştüm, onu hatırladım.

Ellerimle ateşi savmaya çalıştım.

İki rehberim de dönüp bana baktılar;

Virgil, "Oğlum burada, çile çekme var, ama ölüm yok!

Ricorditi, ricorditi!

Hatırla! Hatırla!" dedi

"Bu ateşin içinde bin yıl kalsan da; saçının bir tek teli bile yanmaz.
Bana inanmazsan eli




No comments:

Post a Comment