Araf 26
Kenardan dikkatlice yürüyorduk;
Teker, teker.
Üstadım," benim bastığım yere
dikkat et, adımlarımı takip et" dedi
Batmakta olan güneşin ışınları, sağ
omzumu ısıtıyordu.
Gökyüzünün rengi değişiyordu.
Bir taraftan da dağdaki alevlerin rengi,
üzerine düşen
gölgemle koyulaşıyordu.
Alevlerin arasında yürümekte
olan ruhlar,
Gölgemi farkettiler; bize
hayretle bakıyorlardı.
"Galiba, bu yaşayan bir adam, bedeni hayali
değil, gerçek!" dediler benim için.
Bir kaçı yaklaştı;
Ama alevlerin içinden çıkmamaya özen gösteriyorlardı.
"Sen arkadan geliyorsun; öbürlerini takip ediyorsun"
dediler
"Tembellikten değil, saygıdan olmalı...
Susuzluktan ve alevlerden yanmakta olan bizlere söyle;
Bizler burada senin cevabını öğrenmek için
Çölde soğuk su bekler gibi bekliyoruz cevabını
Nasıl oldu da ölmeden buraya gelebildin?
Gölgen var?"
Tam cevap verecektim ki; acaip bir şey dikkatimi
çekti:
Alevlerin içinde aksi istikamete doğru yürüyen
ruhlar vardı;
Onlar da merakla bize bakıyorlardı.
Ne diyeceğimi unuttum.
Geçerken ruhlar birbirini çabucak öpüp, selamlıyor.
Sonra yollarına devam ediyorlardı.
Karıncalar bazen birbirlerinin yanından geçerken
burunlarını birbirlerine sürterler
Belki havadis sorarlar; belki kendi seyahatlerini anlatırlar.
Bunlar da öyleydi.
Selamlaşma faslı bittikten sonra, gene aceleyle;
Sanki yarış yaparcasına, "Sodom ve Gomorrah" diyorlardı.
Öbürleri "Pasiphae,
boğayı kendisine çekmek için, yapma inek getirtti" dediler
Gökte farklı yönlere uçan kuşlar gibi,
birbirlerinin yanından geçtiler.
Ağlayıp inlemeye devam ediyorlardı.
Bana daha önce soru soran gurup yine yaklaştı;
Yüzlerinden merakla cevabı bekledikleri anlaşılıyordu.
"Ey ruhlar! Er ya da geç;
Belki yakında belki uzakta,
istediğiniz yere kavuşacaksınız,
Huzuru bulacaksınız.
Benim artık çok genç olmasam da,
Elim ayağım yerinde,
Kanım damarlarımda,
Etimle kemiğimle geldim.
Yukarıdan Cennet‘ ten bir Hanım' ın yardımıyla
buradayım.
Sizin dünyanız bana gösterilmekte.
Gösterilmekte ki; bu dünyaya kör kalmayayım.
İnsallah yakında Cennet' te feraha erersınız
Sevgi dolu yerde, rahat edersiniz.
Siz kimsiniz acaba?
Söyleyin de kitabımda sizi de yazayım."
Bir de merak ettim; bu aksi istikamete
gitmekte olanlar kim?
Dağdan inip te şehri ilk defa görenler gibi
hayretle baktılar,
Kalakalmışlardı,
şoku atlatınca daha önce konuşan söz aldı:
"Allah iyiliğini versin!
Ölüme daha iyi hazırlanmak için, ölmeden evvel gelip buraları geziyorsun;
Bu aksi istikamete gitmekte olanlar da Sezar' la
aynı suçtan lekelenmişler.
Biliyorsun Sezar zafer yürüyüşünü yaparken ona
askerleri
'Regina- Kraliçe' diye bağırmışlardı.
Günahını hatırlayanlar
Sodom diye bağırırlar Hermafrodit' tir bunlar.
Yanlış eğilimlerini hatırlayıp utanırlar
Bu utanç ve yürümekte olduğumuz ateş onları
Onları da günahlardan arındırır tıpkı bizim gibi.
Bizim günahımız çizgiyi aşmak;
Doğal yasaları çiğnemedik ama Şehvete yenildik.
Bu terasta haddi aşanlar
Aşırılıklara örnek
Pasiphae' yi hatırlar
Hayvani arzulara yenilip kendi de hayvan oldu
Şimdi sana biz kendimizi anlattık
Isimlerin her birini saymaya vakit yetmez
çok kişi var burada
Ben Guido Guizinizzelli’ yim
Ölmeden tövbe etmiştim
Onun için Araf tayım"
Kucaklamak istedim Guido' yu ama cesaret edemedim.
Bizim için baba gibiydi
Hem benim, hem de benden daha iyi şairlerin ilham
kaynağı;
'Tatlı Yeni Stil' in ilk uygulayıcılarındandı.
Düşünceli yoluma devam ettim;
konuşmadan, etrafımı duymadan,
Halen Guido' ya bakıyordum.
Uzun uzun baktım ama ateş yüzünden yaklaşıp sarılamadım.
Ona bir hizmetim dokunabilir miydi acaba?
Ne yapabileceksem yapmak isterdim.
Sordum.
"Ben de çok iyi bir izlenim bıraktın"
dedi
"Seni unutmam
Ama merak ettim, sözlerinden, bakışlarından
anladığım kadarıyla,
bana çok
hürmet ediyorsun.
Neden acaba?
"Sen modern şiir yazdın, yeni dille, açıkça anlaşılır şekilde.
Bu dil yaşadıkça, senin yeni stilin, senelerce hatırlanacaktır.
Yazdığın mürekkebin kıymeti bilinecektir.
"Birader, şu ilerde gördüğün adam,
anadille yazma konusunda çok daha iyidir.
Hem düzyazıda, hem de şiirde,
Bazıları Limoges şehrinden Girault' u över;
Duyduklarını söyler, sanattan anlamaz onlar.
Ama gerçekte en iyisi budur
Bazıları en iyi Guitone sanırlardı
Ama sonra gerçek açığa çıktı.
Eğer yukarılara
Hazreti Isa’ nın yanına çıkacak olursan
Benim için Pater Nostra duasını oku
Biz artık günah işlenmeyen yerdeyiz
onun için duayı bizim durumumuza uygun oku"
Sonra gelenlere yer açmak için olmalı kayboldu;
ateşin içine daldı.
Sanki balığın derin denizde kaybolması gibi, dalmıştı ateşe...
Ben de bana işaret ettiği şairle konuşabilmek için ilerledim;
Ruh memnuniyetle kendisini tanıttı:
Tan m’abellis vostre cortes deman,
qu’ieu no me puesc ni voill a vos cobrire.
qu’ieu no me puesc ni voill a vos cobrire.
Ieu sui Arnaut, que plor e vau cantan;
consiros vei la passada folor,
e vei jausen lo joi qu’ esper, denan.
consiros vei la passada folor,
e vei jausen lo joi qu’ esper, denan.
Ara vos prec, per aquella valor
que vos guida al som de l’escalina,
sovenha vos a temps de ma dolor!».
que vos guida al som de l’escalina,
sovenha vos a temps de ma dolor!».
Bu sözleri kendi ana dili olan Provensal
dilinde söylemişti:
"Ben Arnaut (okunuşu: Arno) Daniel"
dedi
"Kimliğimi saklamak istemem;
Senin soruna memnun oldum.
Geçmiş hatalarıma ağlarım;
Burada affolunacağım günü beklerim.
Beklediğim gün yakınlaştığı için, sevinirim.
Sen yoluna devam ettikçe beni hatırla" dedi.
Sonra o da- arındıran- ateşin içinde
kayboldu...
Açıklamalar
Bu kanto da Inferno daki Aşk- Meşk kantolarına benziyor. Çapkınlık yapanlar
veya doğaya aykırı eğilimleri olanlar burada. İki ayrı gurup var. İkisi
de ateşin içerisinde ama farklı istikamette ilerliyorlar Dante nin Hermafrodite
dediği hem kadın hem erkek özelliği gösterenler herkesin gittiği yönün aksine
yürüyorlar.
Yürürlerken de bir yandan tövbe etmeye devam ediyorlar.
-Ruhlar karşılaştıklarında birbirlerini selamlayıp, hafifçe öpüyor. Bu İncil' in (Romans) Romalılar bölümünde "Birbirinizi öperek selamlayın"
emrine dayanıyor.
“Salute one
anoher with a holy kiss”
-Sodom
and Gomorrah
Lut kavminin
yaşadığı Sodom ve Gomorrah şehirleri; kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi
yokedilmişler.
-Pasiphae
Bu kanto da Inferno daki Aşk- Meşk kantolarına benziyor. Çapkınlık yapanlar
veya doğaya aykırı eğilimleri olanlar burada. İki ayrı gurup var. İkisi
de ateşin içerisinde ama farklı istikamette ilerliyorlar Dante nin Hermafrodite
dediği hem kadın hem erkek özelliği gösterenler herkesin gittiği yönün aksine
yürüyorlar.
Yürürlerken de bir yandan tövbe etmeye devam ediyorlar.
-Ruhlar karşılaştıklarında birbirlerini selamlayıp, hafifçe öpüyor. Bu İncil' in (Romans) Romalılar bölümünde "Birbirinizi öperek
selamlayın" emrine dayanıyor.
“Salute one
anoher with a holy kiss”
-Sodom
and Gomorrah
Lut kavminin
yaşadığı Sodom ve Gomorrah şehirleri; kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi
yokedilmişler.
-Pasiphae
Inferno dan
farklı olarak Araf'takiler ölmeden önce tövbe etmişler; o yüzden -kurtulmuşlar-
arasındalar
-Tövbe etme konusu çok önemli; bir cinayet işlendiğinde o öldürülen kişiye
tövbe etme şansı da tanınmamış oluyor; hayatının tamamını yaşayıp
olgunlaşamıyor; Francesca ve Paolo nun ölümünde bu
noktaya da işaret edilmişti.
bu
kutsal ormanı gezmeye başladım;
Araf
Kanto 30
Diğerleri, Benedictus qui venis
Kanto 27
Sen bu sınavdan geçtin...
Araf
Kanto 27
Kanto 27
"Mutluluk Meleği"
göründüğünde, vakit akşam oluyordu.
Kayalıklardan, alevlerin üzerinde bir
yerden;
“Beati mundo corde”
yi çok canlı söylüyordu.
"Kalbi temiz olan
kutsanmıştır, Yaratanı görecektir"
"Kutsal ruhlar, ateşin
içinden geçmeden ilerleyemezsiniz!
Orada duyacağınız ilahiye kulak verin”
dedi biz yaklaşınca.
Bu sözleri duyunca dona kaldım.
Mezardakiler kadar hareketsizdim; el
pençe divan duruyordum.
Evvelce kazığa bağlanıp, yakılan
adamlar görmüştüm, onu hatırladım.
Ellerimle ateşi savmaya çalıştım.
İki rehberim de dönüp bana baktılar;
Virgil, "Oğlum burada, çile çekme var, ama ölüm yok!
Ricorditi, ricorditi!
Hatırla! Hatırla!" dedi
"Bu ateşin içinde bin yıl kalsan da; saçının bir tek teli bile
yanmaz.
Bana inanmazsan elini uzat ta bak; ya da ceketinin ucunu ateşe
ver;
göreceksin yanmayacak.
Bütün korkunu bırak!
Korkuyu bırak!
Cesur ol;
Kendine güven; gir ateşe!"
Ama inatçıydım, içimden gelen ve doğru olduğunu bildiğim sese kulak
veremiyordum
Benim hala tereddüt ettiğimi görünce:
"Simdi iyi bak oğlum; Bu ateşten duvar seninle Beatrice arasında duruyor" dedi
Son nefesini verirken Thisbe’ nin sesini duyup da
gözlerini açan,
Pyramus gibi ben de hareketlendim;
dönüp, Virgil' e baktım.
O hatıramdan hiç silinmeyecek ismi söylemişti.
Üstadım bir elmaya kandırılmıs, küçük bir çocuğa
bakar gibi bana baktı ve gülümsedi;
"Hadi" dedi.
Döndü, girdi ateşin içine!
Arkasından Stazio' nun gelmesini istedi;
Ben de girdim; ateş cam ateşinden daha sıcaktı;
İyi bir baba gibi beni yüreklendirmek için;
"Sanki Beatrice' in gözlerini görüyorum"
dedi
İlahiyi duyuyorduk burada meleklerin sesi bize
rehber oluyordu.
Tam tırmanacağımız merdivenin başına çıktık;
Ateşten sıyrıldık.
“Venite, benedicti Patris mei,”
İyiler girin, Cennete!
O kadar parlak bir ışık vardı ki; bakamıyordum,
'Güneş batıyor, hava kararmadan yola devam edin; acele edin" dedi melek.
'Güneş batıyor, hava kararmadan yola devam edin; acele edin" dedi melek.
Patika, kayaların arasından geçiyordu;
Gölgem yere düştü.
Birkaç adım daha atmıştık ki; artık gölgem kayboldu,
İki bilge güneşin battığını anlamıştı.
Her birimiz, birer basamağa uzanarak, yattık.
Bu dağda, gece yürümeye olanak yoktu,
Akşam olunca insana bir ağırlık çöküyor, tırmanma arzusu kalkıyordu.
Gündüz dağda, dik kayalara tırmanıp da yorulup bir düzlük bulduğunda,
kuzu gibi sakince dinlenen keçi gibiydim.
İki tarafımda rehberlerim kuzuları bekleyen
çobanlar gibiydi.
ve iki tarafımızda iki sarp kaya duvar gibi etrafımızı sarmıştı.
Kayaların arasından dar bir açıklıktan yıldızları
görebiliyorduk.
Her zamankinden parlaktılar.
Yıldızları seyredip, hülyalar dalmışken uyku bastırdı;
Venus yukarıda parlıyordu;
Aşkın ilk ateşini yakan Venus tüm parlaklığıyla
gökteydi.
Rüyamda, genç güzel bir kadın gördüm:
Vadide çiçek toplarken bana,
"İsmimi sorarsan ben Leah. Güzel beyaz
ellerimle çiçek çemberi yapıyorum;
Aynamın etrafına saracağım.
Ama kardeşim
Rachel, aynasını hiç bırakmaz,
Bütün gün, güzel gözlerini seyreder aynada.
O bakar ben örerim örgümü"
Gün ışımaya başlamıştı.
Şafaktan önceki ilk ışıklarla, yolcular kalkar
Bir an evvel eve ulaşmak için.
Rüya ile birlikte uyku da kaçtı.
Iki öğretmenim de kalkmışlardı benden evvel.
"Ölümlülerin her yerde arayıp durdukları meyvalara bugün kavuşacaksın.
Açlığın, susuzluğun, dinecek" diye müjdeyi verdi Virgil.
Hevesim o kadar fazlaydı ki;
Attığım her adımda, azmim güçleniyordu.
Bütün basamakları tırmanıp, tepeye vardığımızda,
Virgil bana dikkatlice baktı ve
"Oğlum, hem geçici, hem daimî ateşi geçtin;
Artık benim kudretimin tükendiği noktadayız.
Ben seni buraya, kadar akıl ve sanat kuvvetiyle
getirdim.
Bundan sonra kendi keyfinin kahyası sensin
Bırak keyfin sana rehberlik etsin.
En zor en engebeli yollardan geçtin.
En dik kayaya tırmandın; en dar geçitten geçtin;
Başını kaldır; parlamakta olan güneşe bak;
Yerde biten envai çeşit, çayır çimene
çiçeğe, güle bak.
Bunların
arasında dinlen, gezin.
Güzel gözlü sevgilinin gelmesini bekle.
O güzel gözler, ağlayarak beni sana yardım etmeye
çağırmıştı.
Artık benden ne bir söz ne de işaret bekleme.
Artık iraden serbesttir, tamdır.
Artık hataya sapmayacak noktadasın
Onun için başına hem tacı, hem de papalık şapkasını
takıyorum.
Sen bu sınavdan geçtin…"
Açıklamalar
Virgil Ve Stazio rehberliğinde Dante en son terasa
gelir
Artık Cennetin ilk basamaklarıyla arasında sadece geçmesi
gereken ateş vardır
Bu ateşten geçip te günahtan tamamen arınmayan
Cennet e girememektedir
Virgil le olan yolculuğun sonuna gelmiştir Dante
artık
Buradan sonrasında Virgil ona eşlik edemeyecek.
Ortaçagda klise öğretisine göre Hrıstıyan olmayan Cennet e giremiyor Virgil de
Hrıstıyanlıktan evvel doğmuş olduğu için Dante nin Araf ta arınmasının sonuna
kadar yanında kalacak sonra ayrılacaktır.
Arınmanın son safhası Ateşten geçmek bu ateş
Cehennem deki gibi yakan ateş değil sadece temizliyor günahları. Virgil bunu
ona anlatıyor ama Dante yine de korkuyor çünkü Ortaçağda, gerçek hayatında,
direğe bağlanıp yakılarak infaz edilenleri görmüş
Kendisinin de Monarchia adlı eseri klise tarafından
yakılarak, seni de direğe bağlar, yakarız diye tehdit edilmiş.
Ateşi görünce o korkuyu yaşıyor ama Virgil bu
ateşten duvarı geçince Beatrice‘ e kavuşacaksın diyor
Artık bütün sınavlardan geçtikten sonra ayrılma
vakti gelince şafak saati "Girin Cennete" ilahisini duyuyorlar
"Artık kendi rehberin kendin
olacaksın" diyor Virgil Artık olgunluğa erişti hata yapmayacak konuma
geldi Cennet e giriyor yolu nasıl isterse kendi tayin edecek
Hem kral gibi tac hem de papalık şapkası senin
diyor Virgil
Yukarıda değindiğimiz Monarcia eserinde klisenin ve
sivil idarenin eşit düzeyde olmasını savunmuştu Dante. Oysa klise kralların
kendisine tabii olmasını istiyordu
Burada ikisinin bir arada zikredilmesi, hem
felsefi, hem de dini olgunluğa eriştiğini gösteriyor ve
Dante nin inancına göre tam dengeyi bulduğunu ifade ediyor.
Eve koşmak Cennetin insanların gerçek evi olması. Hazreti Adem de Cennetten
gelmişti
*Pyramus
Burada gene mitolojıden bir ornek vermiş birbirine
kavuşamayan iki sevgili gizlice buluşmak istiyor ama adam orada kızı göremiyor;
sadece bir aslan ve kızın eşarbını görüyor. Bunun üzerine intihar ediyor. Orada
dut ağacı var kan rengiyle beyaz dutlar kararıyor. O sırada Thisbe geliyor;
sevgilisinin ölmekte olduğunu görünce, o da intihar ediyor.
İsimler yabancı ama Adana bölgesinde
yaşamışlar Adamın ismi Pyramus Ceyhan ırmağını temsil ediyor.
Çeviri ve Yorum: Elif M
The Old Testament characters of Lia (Leah) and Rachele (Rachel) were traditionally interpreted allegorically by the Church as figures of the active and contemplative life: both are worthy but the contemplative is superior. In Dante’s handling they have a second meaning layered over their traditional allegorical significances. Here, in purgatory, the figures of Lia and Rachele in Dante’s dream are also anticipations of the two ladies he will shortly meet in the garden of Eden: Matelda (who corresponds to Lia, and to the active life) and Beatrice (who corresponds to Rachele, and to the contemplative life). So, as with the dream of the siren, this dream glosses the experience that awaits the pilgrim. In effect, Lia and Rachele are anti-sirens: while the siren leads voyagers off the path, Lia and Rachele are both, in different ways, fulfillments of the correct path.
Çeviri ve Yorum: Elif M
The Old Testament characters of Lia (Leah) and Rachele (Rachel) were traditionally interpreted allegorically by the Church as figures of the active and contemplative life: both are worthy but the contemplative is superior. In Dante’s handling they have a second meaning layered over their traditional allegorical significances. Here, in purgatory, the figures of Lia and Rachele in Dante’s dream are also anticipations of the two ladies he will shortly meet in the garden of Eden: Matelda (who corresponds to Lia, and to the active life) and Beatrice (who corresponds to Rachele, and to the contemplative life). So, as with the dream of the siren, this dream glosses the experience that awaits the pilgrim. In effect, Lia and Rachele are anti-sirens: while the siren leads voyagers off the path, Lia and Rachele are both, in different ways, fulfillments of the correct path.
Cennet' te Bir Huri "Matilda"
Sabah olunca, keşfetmek
için sabırsızlandığım,
Her taraf yumuşak sabah ışığı ile aydınlanmış çam
ağaçları,
Havada misk kokuları,
Yüzümü okşayan hafif bir meltem...
Ağaçların dallarında hafif bir kıpırdanma;
Dallarda bu
hafif esintiden hiç rahatsız olmadan
tatlı tatlı öten
kuşlar...
Bu tatlı
esintiyi, Ravenna ormanlarından
deniz
kıyısına inerken esen güney rüzgarına benzettim.
Ormanın içlerine o kadar ilerlemişim
ki
artık giriş noktası çok arkada kalmıştı.
Karşıma birden bire bir ırmak çıktı, yolumu kesti;
Bir insanın rastlayabileceği en temiz, en arı su burada
akıyordu
En ufak bir şey yoktu suyun yüzeyinde
ağaçların gölgesinde, serin serin huzurlu akıyordu.
Karşı kıyı "Mayıs" güzelliğindeydi, rengarenk
çiçekler açmıştı.
Birden çiçeklerin arasında dolaşarak şarkı
söyleyen,
çiçek toplayan, güzel bir hanım gördüm.
Şaşırarak, kalakaldım olduğum yerde.
Seslendim karşı kıyıya:
"İnsanın iç güzelliği dışa yansır derler,
Sizin de nurlu yüzünüz sevgiyle parlıyor,
Eğer arzu ederseniz bu tatlı ırmağın
kıyısına yaklaşın;
Yaklaşın ki ben de sizin şarkınızı
duyabileyim."
Ayaklarının
ucunda dans eder gibi minik adımlarla geldi
Utangaç bir
genç kız tavrıyla başını eğdi,
Artık
şarkısını daha iyi duyabiliyordum.
Bana
beklediğim hediyeyi verdi:
Gözlerini
kaldırıp bana baktı.
Venus'
ten bile daha güzeldi.
Öylece,
karşı kıyıda kucağında çiçeklerle duruyordu.
Irmağın
genişliği fazla değildi ama bana Hellespont (Çanakkale Boğazı) kadar
göründü
Kendimi
boğazı geçmek isteyip de, geçemeyen,
sevdiğine
kavuşamayan, Leander gibi hissettim.
O
hırçın sulardan ne kadar nefret ettiyse,
ben
de bu ırmaktan o kadar nefret ettim o anda.
Güzel hanım cevap verdi:
"Burada
yenisiniz görüyorum ki ,dedi
Burası
insanlığın ilk evidir,
Benim
burada ne kadar mutlu olduğumu anlamak isterseniz,
Delecasti
me ilahisini düşünün.
Bana istediğiniz soruyu sorabilirsiniz;
Gerektiği
kadar cevap verebilirim"
Aklıma
takılan soruyu sordum:
"Ben
burada rüzgar esmez sanıyordum
Dünyanın rüzgârı fırtınası burayı etkilemez" demişlerdi
"Buranın
rüzgarı dünyadan değil Cennet'tendir
Tanrı
insanı iyilik üzere yarattı;
O'na Cennet'i
verdi ;
Ama
insan hata yaptı ve burada çok az
kalabildi,
Cennetteki
masum gülüşü, çocukça neşeyi,
Dünyadaki
acı ve gözyaşına değişti.
Burada
ki çiçekleri kimse ekmez kendiliğinden döllenir,
Buradaki
ırmak yağmura muhtaç değildir.
Bu
vadide Allah' ın izniyle iki ırmak akar:
irisi
hüznü, acı hatıraları, günahın bütün izlerini siler. (Lethe)
Öbürü
iyi hatıraları canlandırır, güzellikleri
sevabı hatırlatır (Eunoe)
Bu
gördüğün günahın izlerini silen Lethe ırmağıdır.
Önce
bundan bir yudum içeceksin, sonra öbüründen.
Bu
suların tadı başka hiç bir şeye benzemez.
İstediğin
zaman, istediğin kadar içebilirsin, ruhunu tatmin etmek için" dedi
Sonra bir şey daha söyleyeyim, diyerek ekledi:
"Burası
şairlere ilham kaynağı olan yerdir;
Bütün
güzellikler buradan doğar."
Bu
sözleri duyunca döndüm arkadan gelmekte olan iki rehberime baktım;
Onlar da gülümsüyerek dinliyorlardı bu sözleri.
Şairlerin
mutluluğunu görünce,
Bakışlarımı
yeniden bu hanımın güzelliğine çevirdim...
Açıklamalar
Delecasti me
Allahın yaratığı güzelliklerle insana ne kadar mutluluk verdiğini anlatan
ilahi
Psalm 91 Mezmurlardan.
Hellesport
Çanakkale Boğazı nın eski Yunanca daki
adı Bugün batı dillerinde Dardanelles deniyor
Efsaneye göre Sestos antik kentinde (Akbaş kalesi) Hero
isminde bir kız yaşıyor sevdiği karşı kıyıda Abydos kentinde
evlenemiyorlar aileler karşı geliyor Geceleri gizlice buluşmak için Hero kalede
bir ışık tutuyor Leander yüzerken ışık sönüyor fırtınada ve denizde
yolunu kaybedip boğuluyor Sabah sevgilisini cesedini gören kız da kendisini
denize atıp intihar ediyor
Buna benzer bir hikâye Van da Akdamar adası içinde anlatılıyor.
Bu kanto Pastoral ortaçağdaki Pastoral şiir örneklerinde olduğu gibi
(mesela bir şövalyenin ormanda karşılaştığı bir genç kıza aşık olması, atından
inip onunla konuşması gibi ) ask şiiri tarzında başlıyor ama sonradan isminin
Matilda olduğunu öğreneceğimiz genç kız burasının Cennet olduğunu burada ancak
ilahi aşk olacağını hatırlatıyor.
Zaten Beatrice 'i görmeye gidiyordu bir an aklı karıştı.
Kanto 29
Tören Alayı
Matilda
anlatacaklarını bitirdiğinde şarkısını söylemeye başladı;
Beati quorum tecta
sunt peccata
"Allah
günahları örter, günahları örtülmüş olanlar kutsanmıştır"
Ormanda gezen, kimi
gölgeye çekilen, kimi güneş arayan periler gibi,
Matilda ırmak
kıyısından yürüyüşüne devam ediyordu.
Bende karşı kıyıdan
onu takip ediyordum.
Onun minik adımlarına
uymak için yavaşlamıştım.
Irmak doğuya doğru
kıvrıldığında, bana döndü: "Bak
dinle" dedi
Birden etrafı bir
aydınlık kapladı; önce, şimşek çaktı sandım.
Ama öyle olsa, etkisi
kısa sürer gelir geçerdi.
Bu aydınlık artarak
bize doğru yaklaştı.
"Bu nedir?"
dedim kendi kendime
Yaklaştıkça ortaya güzel
bir melodi yayıldı.
Nasıl oldu da Havva
Anamız böylesine bir Cenneti bırakabilmişti?
Nasıl kendisine
verilen örtüyü kaldırmış söz dinlememişti.
İlk insanın yaşadığı
yer, gördüğü ağaçlar, tattığı meyvalar hepsi buradaydı.
Cennet'te, sonsuz
mutluluk ve zevk vardı.
Yeşil çayırların
üzerinde gök kızardı manzara değişti;
Meryem Ana' yı andım,
ilham perilerini yardıma çağırdım bu manzarayı anlatabilmek için.
Uzaktan 7 altın meşale
göründü
Yaklaşınca yedi meşale
olduğu anlaşıldı
(Hazreti Musa ya dağda
verilen yedi mumlu şamdan)
Hoşana ilahisi
söyleniyordu
(Zeytindağında
Hazrei Isa' ya okunan ilahi- Davud' un oğlu diye karşılanıyor)
Mumlar yedi tane ay
gibi parıldıyordu.
Döndüm Virgil' e
baktım; o da aynen benim gibi hayran kalmıştı bu manzara karşısında.
Tören alayı ağır ilerlemekteydi, bir hanım;
"Niye sadece
ışığa bakıyorsun, arkadan gelenlere de bak" dedi.
Arkadan beyazlar
giymiş bir gurup geliyordu,
Yanımızda ırmak ayna
gibi parlıyor, içinde aksim yansıyordu.
Suya iyice yanaştım,
daha iyi görmek için durdum.
Meşaleler arkasında
ressam fırçasından çıkmışçasına
Güzel, çeşitli
renkler bırakarak ilerliyordu.
Alayın sonu
gözükmüyor, alabildiğine ilerliyordu.
Biraz sonra 24 yaşlı
bilge adam göründü
(Tevrat’ın 24
kitabını temsilen)
Hepsinin başında
çiçekten barış simgesi taç vardı.
"Ademin
kızları kutsanmıştır" diyorlardı
Arkadan dört at
göründü
(İncil’deki dört
kısım: Matthew, Mark, Luke ve John)
Okuyucu; burayı daha
iyi anlamak istersen 'Ezekiel kitabını' okumalısın;
Nasıl fırtınanın
içinden göründüklerini.
Arkada bir atların
çektiği araba sürücüsü bir kanatlı kartal;
Kanadını açınca her
yeri kuşatır.
(Hazreti Isa' yı ve
Kiliseyi temsilen)
Roma böyle bir zafer
alayı görmemiştir.
Gökteki samanyolu gibi
Sonra dans eden kızlar
göründü
(Sevgi, Iman ve
Umut)
Biri yakut rengi,
diğeri zümrüt, öbürü karbeyazı;
Bir beyaz öne geçip
dans eder, bir diğeri.
Arkada mor giyimliler;
ilham perileri dört tane.
(Bilgelik; Adalet,
Direnç, Mutedil-ölçülü olma yani felsefi değerler)
Arkada iki bilge:
(Luke ve Paul-
Incildeki iki bölümün yazarları)
Luke Hipokratın
öğrencisi, yanındaki Aziz Paul
Keskin kılıcı kınından
çıkartmış, (şehitleri temsil ediyor)
Kılıç öyle bir
parlıyor ki; ırmağın karşı kıyısından korkutuyor beni.
Arkada bir ihtiyar,
uykuda gibi geliyor ağır ağır,
ama yüzü sert ve
kararlı (John)
Hepsi de hep beyaz
giyinmiş; başlarında kırmızı güller
Tam önüme
geldiklerinde birdenbire gök gürlemesiyle
bütün alay aynı
anda durdu...
Ben, Beatrice
Araf
Kanto 30
Tören alayı, her
daim parıldayan, her yerden görünen;
hep yerinde
sabit olan, hiç kıpırdamayan,
insanlara
hep yol gösteren gökteki yedili ( büyük ayı) gibi
Yedi meşalesiyle
birden durduğunda;
Hep bir ağızdan:
Veni sponza de Libano
"Lübnan‘dan benimle beraber gel
gelinim" dediler.
Sonra yine hep
bir ağızdan
Halleluliah (Allah a övgü- Suphanallah- sözü yükseldi.)
Gelen kutsanmıştır ( İncil‘ in Matthew bölümünden) dediler.
Sonra etrafa çiçekler saçarak: Manibus o date lilia plenis
"Etrafa
leylak dağıtın avuç avuç" (Virgil' in kitabi Aeneid' den) dediler
Bazen güneş doğudan
yükselirken etrafı bir pembelik kaplar,
O rengin dışında her
yerde bir sakinlik huzur vardır.
Sonra güneş görülür,
göz kamaştırarak bakamazsın;
O
çiçeklerin arasından işte tam da öyle;
güneş
gibi parıladayarak bir hanım çıktı, arabanın içerisinden;
Başında
zeytin dalından tacı,
Işlemeli
duvağı,
Yeşil pelerini
Ve
içinde ateş rengi elbisesi...
Ah
ruhum!
Onu
göreli kaç sene geçti?
Onu
karşında en son ne zaman görüp de titremiştin?
Kutsal
ışığıyla büyülenmiştin;
Şimdi
O burada, bütün ihtişamıyla,
kutsallığıyla
yukarıdan iniyor.
Benim
ölümlü gözlerim onu görüyor.
Ebedi
aşkın kudretini bir kez daha tadıyor gönlüm
Gençlikte
görüp vurulmuştum, ruhumu sarsmıştı;
Bir
daha vurdu!
Korktuğunda annesine dönen ve bulacağından,
Onun
kendisini koruyacağından emin olan bir çocuk gibi,
Bu
zayıf anımda dönüp Virgil' i aradım, sol omuzumun
üzerinden bakarak...
"İliklerime
kadar titredim
Ilk
aşkım burada karşıma çıktı" demek için
Ama gitmişti...
Işığı
bizden ayrılmıştı,
Virgil
gitmişti!
Baba
kadar sevdiğim,
Ruhumun
kurtuluşu için kendimi emanet ettiğim,
ustam
Virgil, gitmişti...
Gözlerimden
akan yaşı durdurmaya,
Cennetin
bütün güzellikleri yetmezdi.
Yanaklarımı
çok değil kısa bir zaman önce
Cehennemin
kirinden, isinden
Virgil
sabah kırağısıyla temizlemişti.
"Dante
ağlama!
Biliyorum
Virgil gitti ama,
Ağlamanı
gerektirecek başka şeyler var,
gözyaşlarını
ona sakla."
Ismimi
duyunca ona baktım;
Bir
geminin üzerinde durup da,
Diğer
gemilerini teftiş eden amiral gibi orada altın arabanın yanında duruyordu.
Peçesinin
altından, ırmağın karşı kıyısından, gözleri delercesine bana bakıyordu.
Yüzü saklı,
tam göremiyordum ama
Öldürücü darbenin geleceğini de seziyordum.
En
zorunu en sona saklıyordu:
"Bana iyi
bak" dedi
İşte ben
oyum, Beatrice!
Buraya Cennete kadar
gelip de ağlanır mı?
Bilmiyorsun burası
sonsuz mutluluk yeridir!"
Başımı eğdim, ırmağa
baktım,
Kendi aksimi görünce
mahçup olup, bakışlarımı çimenlere çevirdim.
Annesi tarafından
azarlanmış çocuk gibiydim.
Benim iyiliğim için
yapıyordu, biliyordum.
Sevgisinden geliyordu
bu sertlik.
Durdu.
Melekler;
In
te Domine speravi " Allahım ancak sana
güveniriz" dediler.
İlahiyi
pedes meos,
-ayakta duruyorsak senin sayendendir- kısmına kadar söylediler
Italyan
Alplerinin başındaki donmuş karlar gibi öylece buz tutmuşken,
Bu
sözler içimi ısıttı,
Bana
değer veriyorlardı, acımışlardı:
"Hanım
bu adamı niye böyle mahçup ediyorsun ?" dediler.
Buzlar
eridi içimde, kendimi tutamadım, gözyaşı oldu aktı.
Siz akşamı olmayan gündesiniz uykuya dalmazsınız
Siz dünya işine kanmazsınız
Ben bu karşıdaki adama ne söylemem gerektiğini
düşünüyorum
Tövbe
etmeli, gözyaşları günahını silmeli,
Bazan
en iyi toprakta bakılmazsa zararlı ot üretir
Bir
müddet onunla kaldım,
Onu
doğru yola yönelttim,
Ben
dünyadan ayrılınca,
Hemen
başkalarına baktı...
O
dakikada değişti,
Başkaları,
onun iradesine etkili oldu,
Ben
bedenimden ayrılıp da
Daha
büyük güzelliğe kavuşunca; o benden uzaklaştı, kıymetimi bilmedi.
Doğru
yoldan ayrıldı,
Yanlışa
yöneldi doğru sanarak
O
yalancının vaadleri tutmadı
Ne
kadar dua ettiysem, ne kadar ona rüyalarda göründüysem kar etmedi.
Aldırmadı
bile!
O
kadar ümitsizliğe düşmüştü ki; onu kurtarmanın tek yolu,
Kaybolmuşların
arasından geçirmekti.
Tek
çare o kalmıştı.
Ben
de ölüler arasından geçtim
ona
liderlik yapacak olanı bulup, yalvarıp yakardım.
Şimdi
gelip Lethe' nin suyundan içmesi gerekiyor
Ama
önce tövbe etmeli günah çıkartmalı
Gözyaşını
akıtmalı..."
Hangi zincir tuttu seni?
Araf Kanto 31
Beatrice karşı kıyıdan seslendi, hala
daha sertti sesi;
Hiç durmadan devam etti bana vurmaya:
“Söyle! Söyle! Doğru mu? İtiraf
et!"
Konuşmak istiyordum ama sesim
çıkmıyordu. Ruhum uyuşmuş gibiydi,
Durdu…
Sonra, "Ne düşünüyorsun?
Söyle! Daha ırmağı geçmedin hafızan silinmedi, anlat”
dedi
Darmadağan oldum, karmakarışık...
Zar zor bir “Evet” çıktı
ağzımdan.
Ancak dudaklarımı okuduysa anlamıştır.
Yay, gerilir, gerilir de ok boşalır
ya; ben de birden boşaldım,
Gözlerimden yaşlar fışkırdı.
Sesim çıkmıyor, hıçkırıklar boğazımda düğümleniyordu.
"Niye yoldan döndün; önüne hangi mani çıktı?
Hangi hendek, hangi kale duvarı sana engel oldu;
Hangi zincir tuttu seni?
Neden başka kadınlara kur yaptın, camlarının
önünden geçtin?
Niye başkalarına kıymet verdin?"
Bir "Ah" çektim
"Ah..."
Ağlayarak,
"Sen beni aydınlatmayı bıraktığında
başkalarında teselli buldum; Yalana kandım"
"Eğer itiraf etmeseydin de, kendisinden hiç
bir şey saklanmayan
senin ne yaptığını zaten biliyor olacaktı;
Ama bu yüce mahkemede -tövbe edene- adaletin
bıçağı körelir.
Herneyse, şimdi kabahatini biliyorsun, bundan
mahçup oldun;
Bir dahaki sefer 'Siren' leri duyduğunda, daha
kuvvetli olursun.
Gözyaşına hakim ol ve bütün kalbinle dinle beni;
Ben dünyadan ayrıldığımda senin de ruhani şeylere
yönelmen gerekirdi;
Daha yüksek amaca ulaşmak için çalışabilirdin;
Dünyevi hazza en iyi örnek benim bedenim;
en çok güzel bulduğun, en fazla istediğin,
bedenim, toza dönünce dünyevi zevklerin geçici
olduğunu anlamalıydın!
Sen de beni izlemeliydin, daha yüksek emellere
doğru,
Ama dünyaya baktın,
başka kızlara, başka heyecanlara kaptırdın
kendini,
Tuzağa düştün!"
Üzülmüş, utanmıştım; başımı eğdim.
"Beni duymak seni üzdüyse, sakalını kaldır
da bak;
Gözlerini göreyim."
"Başını kaldır", demedi, "sakalını"
dedi!
Anladım ne demek istediğini.
"Koca adamsın" diyor, daha da zehrini akıtıyor.
Başımı kaldırınca, melekleri gördüm;
Beatrice dönmüş Grifon' a bakıyordu.
Uzaktan gözlerim yaşlı ona bakıyordum...
Dünyadayken herkesten güzel olduğu gibi, öte alemde
de
Kendi eski halinden çok daha güzel.
Duvağının altında nur saçıyordu.
Dünyada ne sevdimse, neyin peşinden koştumsa ahirette
düşmanım olmuştu.
Pişmanlık içindeydim.
İçim içimi yiyordu, suçluluk duygusu sarmıştı
ruhumu.
Bayılmışım...
Kendime geldiğimde Matilda beni sımsıkı tutmuş "iyi
tutun" diyordu.
Irmağı uçarcasına geçiyorduk, beni boğazımdan
yakalamıştı.
Karşı kıyıya yanaştığımızda, o tatlı sesiyle
"Asperges me" dedi.
Sonra başımı tuttu, beni suya daldırdı;
Hem temizlendim, hem de ırmağın temiz suyundan
içtim.
Artık arınmıştım!
Beni ırmaktan çıkararak dans etmekte olan
dört genç kızın arasına götürdü (felsefi
değerler)
"Biz gökte yıldız, burada periyiz;
Beatrice' in nedimeleriyiz" dediler,
"Seni ona götüreceğiz
Ama daha iyi görebilmen için önce diğer üç periyle
buluşacağız (dini değerler)
Dünya gözüyle daha iyi görmeyi öğreneceksin"
Şarkı söyleyerek beni Grifon' un yanına götürdüler.
(Hazreti Isa'yi temsil ediyor)
Okuyucu dikkat et:
Burada devamlı bir değişim var;
Burada hem iştah açan, hem yedikçe doyuran,
ama doyurdukça yeniden iştah açan gıdalar
var...
Benim ruhum da aynen böyle öğrenmek isteği
içinde.
Diğer üç peri daha yüksek mertebede olduklarını
göstererek geldiler.
Onlar da melek gibi dansediyorlardı.
"Dön Beatrice" dediler
"Seni görmek için çok uzaklardan gelmiş
olan sadık aşığına dön.
Senin yüzünü görsün!
Duvağının altındaki güzelliğini görsün"
Şairlere ilham veren Parnasus dağının
sularını içmiş bir kişi bile bu
güzelliği anlatamazdı.
Dünyanın hiç bir dili bu güzelliği anlatmakta
yeterli olamazdı...
Asperges me...
Klisede günah çıkarttıktan sonra, papazın günah çıkartan kişinin üzerine
kutsal sudan serpmesi esnasında okunan ilahi; 'beni arıt bu suyla
temizleneyim kar gibi beyaz olayım' manasına gelen sözler.
Araf Kanto 32
Bir bilmecem var!
Gözlerim öylesine ısrarcı, öylesine dikkatli bakıyordu ki;
On yıllık susuzluk sona ermişti.
Görme duyusu dışında başka hiç bir
şeyle alakadar değildim o anda.
Yine o eski tuzağa düştük;
O güzel gülüşe vurulduk...
Periler “çok fazla bakıyorsun”
deyince,
gözlerimi sola çevirmek zorunda kaldım.
Güneşe bakmışta, körleşmiş gibi önce birşey göremedim.
Tören alayı ilerlemişti;
Doğuya dönmiş gidiyordu.
Öncü birlikler gitmiş, araba arkada kalmıştı.
Matilda, Statius ve ben arabayı takip etmeye
başladık.
Kuru ağaçların arasından geçiyorduk.
Yürüyüşümüze hoş bir melodi eşlik ediyordu.
Yılana kanıp da ağaçtan meyva koparanlar yüzünden,
kuru kalmıştı bu ağaçlar.
Üç ok atımı ilerlemiştik ki;
Beatrice arabadan indi.
“Adem” diye mırıldandı herkes.
Kuru ağaca yaklaştılar;
Ağaç göklere ulaşıyordu.
Griffin’e övgüler düzdüler “Sen bu yasak ağaca
yanaşmadın" dediler
"Her doğru adamın tohumu burada korunmuştur"
dedi Griffin.
Kazığı ağaca bağladılar;
Ağaç birden dallanıp budaklandı.
çiçek açtı…
Şimdiye kadar yalnız kalmış olan ağaç coştukca
coştu.
Pembe mor çiçeklerle donandı.
Ne şarkı söylediklerinin anlamadım;
Dünyada bu şarkıyı hiç duymamıştım.
Artık uyku bastırdı.
Bu uyku bastırma anını hiç bir ressam resmedemez;
Ne kadar yetenekli olursa olsun.
Tam dalmıştım ki bir ses:
“Uyan, ne yapıyorsun?“ dedi
Sırayla bütün peygamberleri gördüm rüyamda
Hazreti Isa yeniden ete kemiğe bürünmüştü.
Gözümü açtığımda beni ırmaktan geçiren hanım
(Matilda) karşımdaydı.
Bir an paniğe kapılıp
“Beatrice nerede?“ dedim
"Yeni filizlenen bitkilerin arasında,
ağacın altında oturuyor,
Tören alayı ilerledi en güzel en anlamlı ilahiler
eşliğinde,
Cennet'e çıktı.
Beatrice burada perilerle beraber kaldı" dedi
Ben artık daha fazlasını dinlemeden, hemen
Beatrice' in yanına koştum.
(Kliseyi temsilen) arabayı beklemek üzere kalmıştı,
Orada yalnız başına oturuyordu,
Ellerinde hiç sönmeyecek mumlarla;
yedi peri onun etrafında bekliyorlardı.
"Burada misafirsin" dedi bana
"Bir süreliğine,
Roma vatandaşı,
Isa da Romalıydı.
Şimdi burada gördüklerine iyi dikkat et;
Dönüşünde yazarsın bunları"
Onun üzerine bende bakışlarımı o tarafa
çevirdim
Birden gökten aşağı bir yırtıcı kartal yıldırım gibi indi;
Böyle bir sürat görülmemiştir,
Hem ağacın gövdesini, hem çiçeklerini yırttı geçti.
Bütün hızıyla arabaya bindirdi,
araba denizde fırtınaya tutulmuş gemi gibi sarsıldı.
Sonra bir kurnaz tilki geldi;
Bütün dürüstlükten uzak.
Arabaya atlamak istedi.
Ama asil hanım (Beatrice) onu savuşturdu.
sonra kartal yeniden göründü;
bu sefer ağacın üzerinden arabaya süzüldü;
üzerine altın yağdırdı.
Yukarıdan acılı bir ses duyuldu:
"Zavallı gemim yükün kötülüktür"
dedi.
Arabanın zemini iki teker arasından yarıldı.
Bir ejderha çıktı kuryruğunu arabaya uzattı
Sanki sokupta giden arı gibi!
Zehirini bıraktı, kuyruğunu çekti,
giderken arabanın bir parçasını da götürdü.
Tekrar kartalın dökülen tüyleri kapladı her yeri.
Bu sefer belki de iyi niyetliydi.
Sonra yerdeki çimenin yayılması gibi,
parçalanan kısımlar da hemen, göz açıp kapayana kadar
yenilendi.
Ağacın dalları öküz boynuzu gibi şekiller aldı büyüdü, çetrefilleşti.
Sanki dağ tepesinde sağlam bir kale gibi
Arabaya bir Orospu geldi kendinden emin kuruldu.
Sonra onun sahibi koruyucusu bir dev geldi.
Öpüştüler durdular.
Bana kur yapmak için gözlerini benden yana çevirince;
Yanındaki belalısı acımadan dayağa çekti onu.
Tepeden tırnağa.
İçinde şüphe, kızgınlık,
Arabayı yerinden söktü dağa sürdü.
Ağaçların arasında ormanda kayboldular.
Ne orospuyu ne arabayı ne de canavarı göremedim artık…
Bu sefer ki bilmece gibi
Açıklamalar sonraya
Dante ve Klise
31. bölümde Beatrice' le karşılaşıp kendisiyle hesaplaştıktan sonra 32ç
bölümde klise ve siyasetle hesaplaşıyor şairimiz.
Bu bölüm bilmece gibiydi burada biraz çözmeye çalışalım:
ilk inen kartal Roma Imparatorluğu Hrıstıyanlığın ilk yıllarında
Hrıştıyanlara eziyet ediyor onları arenalarda Aslan kaplan gibi yırtıcı
hayvanlara atıyor gladyatorlere öldürtüyor işkenceden geçirtiyor kendi pagan
inancından vazgeçmiyor
Bunu bir örneği Roma da bir kadının aslanlara atılması aslan öldürmüyor
kadını Gladyator gönderiyorlar kılıcı omzunu sıyırıp geçiyor bunun üzerine
halkın inanci Hrıstıyanlıktan yana ağır basıyor
En önemlisi "Hazreti Isa' da Roma vatandaşıydı" diyor o
dönem Kudus' u Roma idare ediyor ve Pilates Roma adına yargılayıp
,Hazreti Isa' yı carmıha gerdiriyor.
Giderek Hrıstıyanlık yayılınca ilk defa Constantine Hrısıyanlığa geçiyor ve
ilk Hrıstıyan imparator oluyor. Hem kendisi hem annesi Helena
Hrıstıyanlık tarihinde önemli yer tutuyor.
İkinci gelen
kartal da "Roma İmparaotorluğunu" temsil ediyor Bu sefer,
klise devlet korumasına giriyor. Kanatlarını klisenin üztüne açıyor kanadından
altın yağdırıyor klise güöleniyor Constantıne İstanbul a gelip İmparatorluğun
merkezini buraya taşıyor çünkü pagan seBu kantoda 'araba' kliseyi temsil
ediyor demiştik; sonraki yüzyıllarda para hırsı, siyasi iktidar hırsı, kliseyi
de etkiliyor; manevi değerler yerine maddiyata dönüyorlar; o biriktirdikleri altın
gümüş ağırlığıyla klisenin tabanını deliyor; arabanın tabanı iki teker
arasından yarılıyor.
Ikı tekerin biri felsefi değerler, biri dini değerlerdi.
Felsefi değerler: Wisdom( akıl ) Justice (adalet) Fortitude( güçlülük,
direnç) Temperence (ölçülük Aristo nun herşeyde denge arayan felsefesi)
Dini değerler: Faith( inanç) Charity ( iyilik) ve Hope ( ümit Allah tan
ümidi kesmeme) konuları.
Taban delinince oradan bir "ejderha" gelip saldırmak
istiyor;püskürtülse de gene etrafta dolaşıyor. Bu şeytan olabilir insanları
şaşırtmaya gelen veya Hrıstıyanlığa düşman olarak gördükleri başka herhangi bir
şey olabilir.
Sonra bir "tilki" çıkıyor bu( heresy )dedikleri dinden sapma,
dini inancın bozulması, ayrılıklar çıkması başka başka kliseler açılması vs.
Agaç: Adem ve Havva' nın meyvasını yediği ve
o sebeble Cennet'ten çıkarıldığı ağaç- Bilgi ağacı- İyilik ve kötülük kaynağı
diyorlar. Bilgiyi- iyiye de kullanabilirsiniz kötüye de- o anlamda.
mbollerden uzaklaşmak istiyor.
Araba ona deydiğinde tekrar yeşeriyor; baharda yeniden doğuş ve Hazreti
Isa' nın dirilişini sembolize ediyor.
İlahi Komedya' nın bütününde ölüm ve yeniden diriliş; ruhun uyanışı konusu
işleniyor. Anlatılan dönem 1300 yılının Paskalya dönemi.
Ağacın' boynuz gibi' dallarının çıkması,7 günahı temsil ediyor
(Kibir, öfke, para hırsı, cimrilik kıskançlık, Oburluk-haram yeme, şehvetin
yoldan çıkmasından doğan suçlar.)
Beatrice "ilahi aşkı" temsilen arabanın içerisindeydi
sonra o arabanın içinden iniyor yerine yerine para hırsı olan
"Papalar" geçiyor Dante' nin devrindeki Papalar Boniface ve Clement 5
Bunu arabaya bir zaptedilemez bir "Orospu' nun"
binmesi diye ifade etmiş.
Gözleri para hırsıyla parlıyor, etrafa bakıyor, aranıyor.
Öbür taraftan belalısı var Fransız Kralları özellikle Philip 4 Kliseyi
kendi etkisine çekmek istiyor kendi çıkarlarına uygun dini kararlar verilsin
istiyor.
Kadın Dante ye baktığında Italya yı temsilen veya normal bir inançlı
vatandaşı temsilen belalısı onu dövüyor ve tutup ağaçların arasına sürüyor.
1304' te Philip, Clement 5 i Papa seçtirmiş ve Papalık makamını Fransa 'nın
Avignon bölgesine taşımış.
Dolayısıyla artık ağaçların arasında kayboluyor görünmez oluyor.
Dante "Monarchia" kitabında klisenin ruhai işlerle
ilgilenmesini siyasete karışmamasını savunmuş ve tabii kitabı klise tarafından
yasaklanmış.
Floransa adına resmi görevle Papa'yla konuşmaya gittiğinde de "sen
geri dönme" diyorlar ve o sırada Papalığın bilgisiyle Fransızlar,
Floransa' ya saldırıyor .Bundan dolayı o dönemlerde Papalığa büyük kızgınlığı
var.
Arınma
Periler “Deus venerunt gentes” ilahisini ağlayarak
okumaya başladılar
Beatrice de haçın altında oturmuş
oğluna ağlayan
‘Hazreti Meryem’ gibi hüzünlenmişti
İlahi bitince a vakurla ayağa
kalkarak;
“Modicum et non bidebitis me
Et iterun”
Sevgili kardeşlerim,
“Modicum et vos
videbitis me” dedi
Sonra yedi periye ilerlemeleri için
işaret etti;
Bize de başıyla selam verdi,
Ben Stazio ve Matilda onu takip ettik.
On adım atmıştık ki; gözleriyle
gözlerimi yaktı gene;
“Yanıma gel istersen bana soru
sorabilirsin, yürürken” dedi
Yanında olmam gerekiyordu zaten,
Ama soru sormaya cesaret edemedim
sadece:
“Efendim, siz bilirsiniz benim ne
öğrenmem gerektiğini,
Siz söyleyin ben dinleyeyim”
dedim.
“Ben diyorum ki artık çekingenlikten kurtul, korkma, serbest konuş,
yarı uykuda gibi olma” dedi.
“Kiliseye zarar veren belasını bulacaktır merak etme;
İlahi adalet onları cezalandırılacaktır” dedi
Kartal arabanın üzerine servet yağdırdı
bazan onu canavara dönüştürdü bazan de ava...
Ama merak etme Kartal varissiz kalmaz
Kader yazılmıştır olabilecekleri şimdiden görebiliyorum;
500 -10- 5
Bu rakamı unutma; gelip te o orospu ile belalısını yenecek olanın sayısıdır
o...
Şimdi belki anlamazsın dediklerimi ama tarih doğruluğunu gösterecektir.
İman edenlere zarar gelmeyecek,
Bu dediklerim
aith
İman etmek ve Allah 'ın emirlerine
uymak.
Hope
Ümit
Allahtan ümidi kesmemek ve
yukarıdaki Temperence kısmında gördüğümüz gibi dayanma gücünü de temsil ediyor
Bunun tersi despair ümitsizliğe düşmek günah olarak görülüyor
Charity
İnsanları sevmek merhametli olmak iyilik
etmek güleryüzlü olmak iyi davranmak
Yardımlaşma iyi niyet
Kanto 27
Sen bu sınavdan geçtin...
Araf
Kanto 27
Kanto 27
"Mutluluk Meleği"
göründüğünde, vakit akşam oluyordu.
Kayalıklardan, alevlerin üzerinde bir
yerden;
“Beati mundo corde”
yi çok canlı söylüyordu.
"Kalbi temiz olan
kutsanmıştır, Yaratanı görecektir"
"Kutsal ruhlar, ateşin
içinden geçmeden ilerleyemezsiniz!
Orada duyacağınız ilahiye kulak verin”
dedi biz yaklaşınca.
Bu sözleri duyunca dona kaldım.
Mezardakiler kadar hareketsizdim; el
pençe divan duruyordum.
Evvelce kazığa bağlanıp, yakılan
adamlar görmüştüm, onu hatırladım.
Ellerimle ateşi savmaya çalıştım.
İki rehberim de dönüp bana baktılar;
Virgil, "Oğlum burada, çile çekme var, ama ölüm yok!
Ricorditi, ricorditi!
Hatırla! Hatırla!" dedi
"Bu ateşin içinde bin yıl kalsan da; saçının bir tek teli bile
yanmaz.
Bana inanmazsan eli
No comments:
Post a Comment