Friday, May 22, 2020

Bu meyve size yasak yiyemezsiniz


Bu meyve size yasak, yiyemezsiniz




Bizi altıncı terasa çıkaran Melek alnımdan diğer

'P' yi sildikten sonra yanımızdan ayrıldı,

Ayrılırken;

Adalet arayanlar kutsanmıştır” dedi

İlahinin geri kalan –açlık- kısmını söylemedi.



İki ruhla beraber yürürken artık yorulmuyordum;

Kendimi çok hafiflemiş hissediyordum.

Virgil, Stazio'ya:

" Erdemle birleşen aşk karşılık bulur;

Juvenal, (Romalı Şair) Limbo' da aramıza katıldığında;

Bana senden bahsetti;

Bende seni gıyabında sevdim.

Hiç tanımadığım, görmediğim birine karşı duyulabilecek en fazla sevgiyi duydum.

Şimdi artık bu merdivenleri tırmanmak bana daha kolay geliyor;

Şimdi müsaade edersen, sana bir şey sormak isterim, dostça:

"Sen nasıl oldu da kalbinde para hırsına yer verdin,

Bu kadar erdem sahibi ve bilge biri olarak?"

Stazio gülümsedi;

  "Söylediğin her söz benim için sevgi nişanesidir

Gerçeği bilmediğimizde, yanıltıcı şeyler düşünür,

Öyle muhakeme ederiz, kafamız karışır,

Ben beşinci terasta bu süreyi geçirdiğim için,

 sen bende Avarice -Para hırsı -var zannettin.

Günahımın bu olduğunu düşündün.

Halbuki ben bu günahtan oldukça uzağım,

Benim günahım, ölçü bilmezlikti.

İsraftan dolayı burada aylarca ceza çektim.

Stazio bunları anlattıktan sonra  tatlı Bucolics şiirinin yazarı ( Virgil)  tekrar sordu:



“Ama Jocasta ikizlerinin acılarını anlatırken, imana ermiş gibi değildin.

İman olmadan yaptığın iyilikler seni kurtarmaz.

Böyleyse seni karanlıktan aydınlığa çıkaran şey neydi?

Nasıl oldu da balıkçıyı ( Aziz Peter’i) takip ettin?”

Bu sözleri sessizce dinlemekte olan Stazio cevap verdi:

Beni karanlıktan çıkaran sen oldun

 Parnassus' un şerbetini içmeyi senden öğrendim

Sonra Allah 'a varma yolumu da sen aydınlattın

Yeni bir doğum olacak

Adalet dünyaya geri dönecek,

İnsanlık altın çağını, ilk zamanının yeniden yaşayacak,

Gökten yeni bir peygamber gelecek, dedin şiirinde.

Önce Allah, sonra sen aydınlattın beni

Sen lambayı arkasından gelenlere tutarak yürüyen  hoca gibiydin,

Kendine faydan olmadı, ama arkadan gelenlere oldu.

Seninle aydınlandım ben;

O zaman dünya yeni bir doğuma gebeydi;

Allah’ın ebedi Hükümranlığından dünyaya yeni bir elçi gelecekti;

Senin bu sözlerin, senden sonra gelen ve

 yeni dini anlatan vaizlerin mesajıyla bağdaşıyordu.

Onlar nereye gitse, nerede toplansa ben de oraya gidiyordum.

Imparator Damityan onlara çok zulmetti.

O zulmederken, ben de iman edenlerin acısıyla acılandım.

Ben onlara yardım edebildiğim kadar ettim; onlar da bana dinlerini öğrettiler.

Artık başka dine inanmaz oldum.

Ben Theban ırmağı kıyısındaki Yunanlıları anlatan

 şiirimi yazarken zaten vaftiz olmuştum

Ama inancımı gizli tutuyordum;

Eskisi gibi pagan biliyorlardı beni.

Böyle imanımı açıklamadığımdan dolayı

Araf' ta dört yüzyıl bekledim.

Seninle şair; seninle Hristiyan oldum!

Şimdi müsade edersen ben sana sorayım;

Bu tırmanışın geri kalan bölümünde vaktimiz varken;

Eskilerden Terence, Caelcilius ve Plautus' dan haber var mı?

Various nerede?

Ahirette nereye düştüler? Cehennem'delerse halleri nicedir?



Saydıklarının hepsi ve Persius

bütün eski şairler benimle beraber Limbo' dalar.

Ilham Perilerinin bütün sütünü emmiş olan

Büyük Yunanlı' yla ( Homer) beraberiz hepimiz.

Biz karanlık hapishanenin

İlk halkasındayız

Hep Araf' ı, Araf'takileri  anarız.

Hem Yunan hem Roma'lı şairler

İlim adamları, filozoflar Limbo’ dadır”




Şairler susmuş yine etrafı inceliyorlardı

Vakit öğlen saatleri olmuştu

Durup etrafımıza baktık;



"Uçurumu sağımıza alalı

alalım" dedi Virgil.

Her zaman ki alıştığımız yolu (sağ tarafı) tercih ettik.

Stazio' nun sessizliğinden, onunda mutabık olduğunu anladık, rahatladık;

Korkumuz azaldı.

İki eski şair önden yürüdü;

Ben konuşmalarını dinleyerek, onları takip ediyordum.

Söyledikleri her kelimeden zevk alıyordum.

Çünkü şiirden bahsediyorlardı ve ben onlardan çok şey öğreniyordum



Ama bu sohbet karşımıza çıkan yolumuzun üzerinde 
bulunan ağacı görmemizle bölündü.




Onu görünce bütün konuşma birden kesildi.

Meyvesi güzeldi, kokusu hoş;

Ama tırmanması imkânsız...

Dalları sade yukarı çıkmıyor, aşağı da iniyordu,

geçit vermiyordu.

Bir tarafı kayalıktı

Kayalardan ağacın üzerine 

pırıl, pırıl, sular akıyordu şelale gibi.

Ağaca yaklaştık,

Düşünceli sessiz saygılı...

Bir ses duyuldu ağacın tepesinden:

"Bu meyve size yasak, yiyemezsiniz!"

Sonra devam etti:

"Meryem Ana, düğünde davetlilerin ne yiyeceğini düşünüyordu;

Kendi boğazını değil!

O dudaklardan hala sizin için dualar dökülmekte;

Size şefaat eder O.

Eski Romalı hanımlar suyla yetinirlerdi

Şaraba dokunmazlardı

Danyal Peygamber

 kralın yiyeceklerini istemedi

oruç tutarak bilgeleşti...



İlk insanlar altın devir yaşadılar

 sade besinlerle beslendi yalnız su içti

O su ki şerbet gibiydi.

Yahya Peygamber çölde yalnız bal ve çekirge  yedi

Peygamberlik mertebesine erdi;

şanı İncil' de anlatıldı...



Yahya’nın deve tüyünden giysisi, belinde deri kuşağı vardı. Yediği, çekirge ve yaban balıydı. »
Matta İncili

Matthew 3: 4



Elini boynuna asıp bağlama (cimri olma), hem de onu büsbütün açıp saçma (israf etme); aksi halde kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın.

Isra Suresi 29. Ayet

17.29


Publius Vergilius Maro (Classical Latin[ˈpuːblɪ.ʊs wɛrˈɡɪlɪ.ʊs ˈmaroː]; traditional dates 15 October 70 BC – 21 September 19 BC[1]), usually called Virgil or Vergil (/ˈvɜːrɪl/ VUR-jil) in English, was an ancient Roman poet of the Augustan period. He wrote three of the most famous poems in Latin literature:
 the Eclogues (or Bucolics), 
the Georgics
and the epic Aeneid. A number of minor poems, collected in the Appendix Vergiliana, are sometimes attributed to him.[2][3]



Kanto 23

Oburlar





Sesin geldiği yöne doğru, avını gözleyen bir avcı gibi dikkatle bakarken;

Bana her zaman bir babadan daha yakın olan Virgil;

“Gel evladım, vaktimizi iyi kullanmalıyız” dedi

Bakışlarımı çevirdim, iki bilge şairi takip etmeye başladım;

Onların değerli sohbetinden faydalanıyodum.

Arkadan bir yerden, "Labia mea, Domine"

Ilahisinin söylendiğini işittim.

Hem tatlıydı, hem hüzünlü;

“Peder, bu duyduğumuz ne?”

Belki düğümleri çözen ruhlar var burada” dedi.

Huşu içinde Hacca gidenler bazen yolda gördükleri insanlara 

hayretle bakarlar ama durmazlar;

Bu yeni gelen gurup da öyleydi, bize baktılar, hayret ettiler ama

 sessiz ve kendilerini ibadete vermiş bir şekilde devam ettiler yollarına.

Gözlerinin altında siyah halkalar, yüzleri soluk,

Bedenleri zayıf, kemikleri çıkmış vaziyetteydiler.

Erysichthon bile bu kadar zayıflamamıştı;

Ceres kendisine doymak bilmez bir açlık verdiğinde ve

Bir deri bir kemik kaldığında.

Gelenlerin halleri bana, Titus’ un Kudüs’ü kuşatmasında

 halkın çektiği açlığı hatırlattı.

Yüzleri o kadar çökmüştü ki; OMO yazısı okunuyordu

Nasıl oluyor da bu ruhlar bu  suyun kenarında

 meyveli ağaçların arasında bu kadar aç susuz kalıyorlar?

Ben bu ruhların haline hayret ederken, içlerinden birisi

bana dikkatle baktı ve

"Bana ne büyük ihsanda bulunuldu" dedi.

Yüzünü asla hatırlayamazdım ama sesini tanıdım:

Sesi bana kaybolan yüzü hatırlattı;

Bakınca Forese’ nin yüzü olduğunu anladım.

Beni zayıflığımdan kurumuşluğumdan dolayı ayıplama,

Ama bana doğruyu söyle;

Sen ne haldesin bu yanındakiler kim çabuk anlat” diye yalvardı.



“Sen ölünce çok ağlamıştım şimdi de aynı şekilde üzüldüm;

Allah aşkına sen söyle ne oldu?

Bu şaşkınlıkla beni konuşturma.

Kafası karışık olanlar doğru konuşamaz.”



Bu geçtiğimiz suyu ve ağacı yaratan kuvvettir beni aç bırakan” dedi

"Burada ağlayan, inleyen ilahiler söyleyenler

 bir zamanlar midelerini herşeyin üzerinde sevenlerdir

Burada açlık ve susuzlukla terbiye edilmekteyiz

Günahtan arınmaktayız

Güzel meyvaların kokusu açlığımızı arttırır

Ağacın üzerine serpilen o tatlı su susuzluğumuzu.

Bu tepeyi her dönüşümüzde acımız çoğalır.

Acı dememem lazımdı

Allah’ın hikmeti rahmetidir bu

Hazreti Isa da bu acıları çekti,

"Eli! ...Eli!"  dedi, kanını akıttı bizim için."



"Forese, sen daha beş sene evvel öldün!

 Nasıl oldu da buraya kadar gelebildin?

Diğerleri cezalarını çekip Cennete ulaşabilmek için

Araf 'ın kapısında yüzlerce sene bekliyor!

Ben seni daha aşağıdasındır zannetmiştim."

“Güzel karım Nella‘ nın benim için sel olan gözyaşları

Çıkışımı çabuklaştırdı

Onun dualarıyla bu yolu aştım

Zavallı şimdi hayır işlerini yalnız başına yapmakta

Onun memleketindeki kadınlar çok hak bilir.

Ama ne yazık ki, O’ nu Floransalı kadınlar arasında bıraktım

Ah kardeşim ne desem bilmem ki,

Şimdiden olacakları görüyorum!

Yeni idare gelecek

Floransalı kadınların böyle yakaları açık,

 göğüsleri ortada gezmeleri yasaklanacak.

Sardunya lı kadınlar bile Floransalılardan daha edeplidir.

Müslüman  veya başka dinlerden olan kadınların kapalı gezmesine sebeb ne?

Kanun mu var?

Bu utanmazlar yakında başlarına gelecekleri bilseler;

 şimdiden ağlamaya başlarlar.

eğer buradan görebildikerim gerçekten başlarına gelirse;

Şimdiki yeni doğmuş bebeler,

 büyüyüp te sakalları çıkana kadar,

 Floransa rahat yüzü görmeyecek...

Ah kardeşim,

Şimdi sen anlat; beni merakta bırakma,

bak herkes gölgene bakıyor burada" dedi.

Ben cevap verdim:

"Beraber olduğumuz,

Geçmiş  güzel günleri hatırlamak , ikimiz içinde zor.

Kendisini takip ettiğim liderim,

 beni bir kaç gün önce o hayattan kurtardı.

Cehennem 'den geçirip buraya getirdi.

Karanlıktan çıkarıp, aydınlığa kavuşturdu.

Bu dağı birlikte tırmanıyoruz

Bu dağ ki, dünyadaki yanlışlıkları eğrilikleri

Tırmandıkça düzeltir.

Beatrice' e kavuşuncaya kadar bana rehberlik edecek.

Orada ayrılmak zorundayız”

Dedim ve Virgil'i gösterdim;

“Bana yarıim eden Virgil’ dir;

diğeri  özgürlüğünü kazanan ve

 biraz önce onun şerefine koca dağın sarsıldığı ruhtur…








Labia mea Domine
Allahım dudaklarımı aç sana dualar dedeyim övgüler söyleyeyeim anlamında bir ilahi
Oruç tutarken insanların  yemek yemek için değil dua için ağzın açılmasını simgeliyor
Ersycicton Mitolojiden bir figur ağacı kesiği için açlık cezasına  çarptırılmış
OMO
Italyanca UOMO insan demek, ınsanın yüzünde iki göz O harfini gözün çevresi ve burun M hargi olacak şekilde düşünülmüş Zayıflıktan M belirgin hale gelmiş diyor
Eli, Eli lama sabachthani  (Aramca)
(My God my God why hast you forsaken me?)
Hazreti Isa' nın çarmıha gerildiğinde ;

"Tanrım beni niye bıraktın, terk ettin?" diye yakarması.
İncil 'de Matthew bahsinde geçtiği için buraya alınmış.
"Nasıl çektiği çilelerin sonunda Tanrı 'ya kavuştuysa, biz de Araf' ta oruç tutarak, arındıktan sonra Cennet'e kavuşacağız. Bu bizim için bir rahmettir demek" istiyorlar.
Kuranda Hazreti Isanın çarmıha gerilmediği onlara öyle gösterildiği yazar:
'Mesih’i, Meryem’in oğlu Îsâ’yı, Allah’ın Rasulünü biz öldürdük' demeleri sebebiyle kalplerini mühürledik. Halbuki onlar onu öldürmediler, onu çarmıha da germediler. Fakat öldürdükleri onlara Îsâ’ya benzetilerek gösterildi. Öldürdükleri ile ilgili ihtilâfa düşenler, ondan yana tam bir şüphe içindeydiler. Bu konuda bir bilgileri yoktu. Zan ile karar veriyorlardı. Kesinlikle onu öldürmediler. Nisa 157
Aksine Allah onu kendi katına yükseltti. Allah yücedir, hakimdir.) Nisa 158
Ey İsa, doğrusu senin hayatına ben son vereceğim, seni kendime yükselteceğim, seni küfredenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfredenlerin üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda ben hükmedeceğim".)
Ali İmran 55












Sezar’ın hakkını sezar’a Tanrının hakkını Tanrı ya verin

Mülk Allahındır

Priests and zealots

Lestes eşkiya



Romaya vergi ödemeyi reddettiği için yakalanıyor.


No comments:

Post a Comment