Wednesday, May 13, 2020

Kader


Serbest İrade


Araf 16




Bu kadar karanlık ve duman Cehennem'de bile yoktu

Duman tamamen gözlerimi kapadı

Rehberim yanıma yaklaştı, omzunu tutmamı istedi

Tehlikeli bir yolda yürüyen kör bir adam gibi,

Rehberimin omzuna tutunarak acı dumanın içinde

ilerliyordum.

Rehberim "dikkat et, beni kaybetme" diyordu



"Agnus Dei" ilahisinin okunduğunu duyduk

"Tanrının kuzusu"

Inanan, iman eden, tanrıya itaat edenlerin ilahisi...

Birbirine uyumlu, çok kuvvetle, içten söyleniyordu,



"Üstadım, bunlar ruhlar mı?"

"İyi bildin, öfkenin kördüğümünü yumuşatarak açmak için bu ruhlar gönderildiler"



"Siz kimsiniz? Zamanı ölçmek için takvim kullananlara benziyorsunuz.

Bizim dumanımızın içinden geçmektesiniz!"

Biri seslendi bize birdenbire destursuz.

"Git konuş onunla güzellikle, bir de bu yol gideceğimiz yere bizi çıkarır mı; onu sor" dedi Virgil

"Ruhunu arındıran kişi, Allah yolunda ilerlerken, gel beraber gidelim;

 Sana harika hikayemi anlatayım, dinle" dedim

"Müsade edildiği kadar sizle gelebilirim;

 birbirimizi göremezsek sesle bağlantımızı sağlarız."

"Ben buraya Cehennem' den geçerek geldim,

Hiç görülmemiş bir şekilde, 

Tanrı bana ihsanda bulundu

Hükümranlığını görmem için.

Kim olduğunu benden saklama ve bize yoldaş ol."

"Ben Lombardiya'lı Marco idim.

Dünya’nın alaveresini dalaveresini iyi bilirim

Bu gittiğiniz yol doğruca yukarı çıkar.

Yalvarırım sana dünyaya döndüğünde benim için dua et" dedi.

"Sana yemin ederim istediğini yapacağım ama ben de bir şüphe var

sormadan edemeyeceğim." dedim.

 Bu soruyu artık sormam gerekiyordu:

"Önce küçük bir şüpheydi giderek büyüdü seninle konuşunca,

Dediğin doğru dünya artık eski dünya değil iyilik kalmadı,

kötülük her yeri sarmış,

Ama kabahat nerede kimde;

Bazısı sebebi göklerde arar, bazısı yerde;

Bunu öğrenip, başkalarına da öğretmek istiyorum"



Büyük bir acıyla "Ah Birader, dünya kör olmuştur; senin geldiğin yerde kabahati hep göklerde ararlar.

Eğer böyleyse serbest irade nerde?

Yaptığın iyiliğin mükafatını nasıl alıyorsun veya kötülüğün cezasını nasıl görüyorsun?

Gökler harekete geçirir herşeyi;

Ama herşeyi değil.

Öyle olsa bile hem eğriyi, hem doğruyu biliyorsun; sana gösterilmiş üzerine ışık tutulmuş.

Aklın var, serbest iraden var, başlangıçta güçlük çekecek olsan da,

 sonradan her türlü zorluğun üzerinden gelebilirsin.

Gökyüzünden bağımsız, sen özgürsün.

Alemler içerisinde serbest iradeye sahip olarak yaratılmış bir canlısın;

Aklın fikrin var,

Yıldızların etkisinden kendini sıyırabilirsin.

Dünya kötüye gittiyse sebebi insanın kendisidir.

Sebep de, çözüm de insanda aranmalıdır.

Ben şimdi sana tefsir edeyim hakça:

Allah sevgiyle yaratmıştır 'ruhu', kendi eliyle;

Çocuk gibi, güler, ağlar, oynar, dünyaya gelince...

Ruh basittir, dünyadan habersiz, saftır,

Allah alemleri harekete geçirince

Ruh önce kendisine zevk verecek şeylerin peşine düşer;

Kendisine rehberlik edecek, fazlalıkları dizginleyecek şeyler de vardır muhakkak;

Onun için hukuk lazım, kişiyi kanunlarla kurallarla hizaya almak lazım

Bir de iyi idare eden liderler olmalı; olmalı ki insanlık ebedi saadete ulaşabilsin.

En azından bu gerçek şehri uzaktan görüp kulelerini seçebilsin.

Kanunlar var, var olmasına da; kim uyguluyor?

Hiç kimse!

 Çobanın kendisi de diğer koyunlar gibi bir şey anlamadan önden gidiyor.

 Ayağı çift toynaklı değil ama geviş getiriyor.

İdare edilenler ona bakıyor sadece açgözlülük görüyorlar.

Bu onlara yetiyor başka bir şey aramıyorlar.

Gördüğün gibi sebep yıldızlar değil onlar bozulmaz.

Ama çürüyen dünyadaki idarecilerdir.

Onlar yüzünden dünya kötüye gider.



Roma zamanında dünyayı iyi idare etmişti; iki güneşi vardı.

İki yolu da aydınlatırdı; hem dünya, hem de ahiret yolunu.

Sonra ikisi de birbirini gölgeledi.

Kılıçla, çobanın sopası çatıştı.

Öyle içi içe geçtiler ki; artık biri öbüründen korkmuyor.

Bana inanmazsan meyveye bak, ağaç meyvesinden bilinir.

Po ve Adige arasında Lombardiya da eskiden kibarlık vardı;

Efendilik vardı.



Frederick, Papalıkla arasını bozdu.

Doğruluk düzgünlükten haz etmeyenler, artık oralardan rahat geçebilir.

Orada dürüst üç adam vardı; yaşlı,

Eski değerlere sahip çıkan gençleri azarlayan;

 Conrad, Gherardo ve Guido,

 Fransızların dürüst Lombardiyalı dediği Guido.

 Kilise iki gücü de kendinde toplamak istediğinden beri,

Pisliğe gömüldü, hem de yeni yükünün altında ezildi.

Hem kendi gücünü, hem de idareyi mundar etti."



"Marco, güzel anlattın; şimdi niye Yahudi din adamlarının

 servet sahibi olmalarının, miras almalarının yasak olduğunu daha iyi anlıyorum

Fakat bu anlattığın iyi adam Gherardo neden gençleri azarlar?"

"Beni denemek için soruyorsun; ya da kurnazlık yapıyorsun,

Sen Toscana' lısın nasıl Gherardo' yu bilmezsin?

Şimdilerde onu bilenler sadece kızı Gaia' nın babası olarak tanırlar.

Bana müsaade, Allah' a emanet olun;

Artık sizle devam edemeyeceğim.

Bak duman açılıyor, güneş ışınları aradan dumanı yarmaya başladı.

Melek' geldi, beni görmeden ben hemen ayrılayım."

Döndü arkasını gitti.

Artık bizi dinlemedi...



(P- Latince Peccatum.)

Duvar il muro le mur

Community communita

Kader’; ölçü, ilke, kural, düzen, takdir, ahenk demektir. Kur’an kader kelimesini hep bu anlamda kullanır.

Tanrı, her şeyi belli bir ölçü içinde indirmektedir. (Hicr, 21) Gökten su ölçüyle iner (Müminûn, 18; Zühruf, 11); inen suyun yeryüzünde vadilerde dolaşması bile ölçüyledir.(Ra’d, 17) Topraktan pınarlar fışkırması, fışkıran suların birleşmeleri yine belli bir ölçüye göredir. (Kamer, 12)

Kader kökünden gelen ve ölçüye bağlamak anlamında olan ‘takdîr’ sözcüğü de tabiat kanunları, değişmez ölçüler anlamında kullanılmıştır. Bu kullanıma göre, Ay ve Güneş’in belirlenmiş ölçülere göre seyretmeleri, her türlü iş ve oluşun, her türlü yaratılış ve yaratışın seyri Allah’ın bir takdiri yani ölçülendirmesidir. (En’am, 95; Furkan, 2; Yâsîn, 38; Fussılet, 12)





Duman


Araf 17




Okuyucu, hiç dağ başında

Dumanın  sisin içinde kaldın mı?

Etrafını göremediğin, ancak dokunma duyusuyla hissettiğin oldu mu?

Onu hayal et, sonrada o sisin yavaş yavaş açılmasını,

ve gün ışığının aradan süzülmesini.

Ben de dumandan sonra işte öyle, batmakta olan güneşin son ışıklarına kavuştum.

Adımlarım artık rehberimin yanında ve ona uyumluydu;

Dumanın arasından sıyrılarak geçtik.

Ah, Hayal Dünyası!

Bazan öyle dalarız ki ona etrafımızda

 binlerce davul zurna çalsa da duymayız.

Nasıl olurda böylesine kapılırız?

Bizi kendine kaptıran kuvvet, Allah katından gelir de ondan,

Procne öfkeye kapılıp oğlunu öldürdüğünde

Bülbüle çevrilmişti

Yakarışını hala duyarız, en güzel şarkıları söyler

Bu görüntü bana gösterildiğinde o kadar kendimi kaptırmıştım ki

Dışarıdaki gerçeklik asla beynime nüfuz edemezdi.



Ondan sonra Haman‘ ın öldürülme sahnesi

Yağmur gibi gökten yağdı sanki

Yüzü ölümde bile mağrur

Yanında Ahsuerus ve karısı Ester

Adil Mordecai -yaptığı işler söylediği sözler daima doğru olan

Bu imajlar göründüğü gibi acele kayboldu

Sonra bir genç kızın çığlığı

 Kraliçem neden kendini öldürürsün

Lavinia‘ yı kaybetmemek için

Ah anne yapma...

Ben O'yum.

Önce senin yasını, sonra diğerinin yasını tutacağım



Gözlerine güneş vurmuş da uykusu bölünmüş bir adam gibi

Rüyadan uyandım.

Nerede olduğumu kestirmek için etrafıma bakarken yeni bir ses duyuldu

Çıkış şuradandır

Sesin kimden geldiğini görme arzusu o kadar kuvvetliydi ki; yola devam edemedim.

Gözlerim o kadar kamaşıyordu ki;

 O ışığa bakamıyordum.

Gelen Melektir, bizi doğru yola sevkediyor,

Biz yol sormadan gösteriyor,

Kendi ışığı içinde gizlenmiştir,

Herkesin kendisi  için yaptığını o bize yapıyor,

Ihtıyacı görünce kimsenin yardım istemesine

 gerek kalmadan kendiliğinden yardım eder,

Kendisinden yardım istenmesini bekleyenler,

O ana kadar kıpırdamayanlar,

 Zaten zalimcesine istenileni vermemeye yarı niyetlidir.

Hadi bu güzel davete uyalım yola devam edelim, karanlık basmadan...“

Rehberimle beraber yola koyulduk

Daha ilk basamağa varmıştık ki;

Bir kanat kıpırtısı hissettim,

Yüzümde tatlı bir dokunuş,

Beati pacifici, che son sanz’ ira mala!’.

Blessed are the peacemakers those free of evil anger!

-Barış yapanlar kutsanmıştır, hiç kimseye haksız öfke duymaz onlar- denildiğini işittik

Güneşin son ışıkları da kayboldu;

Gecenin hükmü başlamıştı artık;

Tek tük yıldızlar görünmeye başladı...







Yorulmuştum ayaklarım ağırlaştı,

Neden kuvvetten düştüm?

Tepeyi tırmanınca,  karaya yanaşan gemi gibi son basamağa vurduk.

Boynumu bir tarafa büküp, bulunduğumuz yeri tanımak için

seslere kulak kabarttım.

Merak ettim:

Değerli üstadım burada hangi günahtan arınırlar?

Ayaklarımız durdu ama sen yine de anlatmaya devam et, vaktimizi boşuna geçirmeyelim.”

İhmal” dedi

"Eskiden ihmal ettiklerini burada hatırlıyorlar

Eskiden asılmadıkları küreklere burada asılıyorlar...

Hem Yaradan hem de Yaratılan aşk için yapar her yaptığını; biliyorsun,

Gerçek aşk hiç hataya düşmez yanılmaz.

Ama bazen insan yanlış şeylere sevgi duyar;

Bazen de -ya çok fazla; ya da pek az -sever.

İlahi aşkı ararsan ve dünyadaki işlerinde ölçülü olursan

Bu aşk hep doğruya ulaştırır seni.

Ama ölçüyü aşarsan, yanlış şeylere yönelirsen;

 Tanrıya karşı gelmiş olursun.

Aslında iyiliğin de kötülüğünde kökeninde sevgi vardır.



Bazı kötülükler insanın kendisinden nefretinden kaynaklanır.

Bazı insan, kendi ilerlemek için, diğerinin düşmesini ister.

Bazısı, kendi ünü için, diğerinin yükselmesini istemez,

Aşağıdaki terasta olanlar böyleydi.

Diğerleri iyilik için uğraşır. ama ölçüyü bilmez.

Kimisi yükselmek için uğraşır ama komşusunun düşmesine bağlar umudunu.

Bazısı kin tutar; kendine bir şey geldiğinde,

 intikam peşinde koşmaktan başka birşey düşünmez.

Herkes bir şey ister, ona ulaşmaya çabalar.

Bir güzel hedefe ulaşmak istersin bazen, ama tembellik edersin.

Öyleyse burada arınacaksın



Tembellik ettiysen ihmalkâr davrandıysan ulaşamazsın istediğine...









Burada Dante dumanlarin içinde öfkeden gözü bir şey görmeyenlerin bulunduğu yerde.

Konuyla alakalı üç tane hayal görünüyor kendisine gönül gözüyle gördüğü

İlki Yunan mitolojisinden Procne adında bir kadın Trakya Kralının eşiymiş fakat kız kardeşi ziyarete gelince kocası kızın peşine düşüyor ve bir şey söylemesin diye dilini kesiyor. Philomena bu acı olayı söyleyemediği için işlemelere işliyor ve böylece olay anlaşılıyor. Bunun üzerine iki kardeş korkunç intikamlar planlıyorlar sonra da tekrar adamın eline geçecekken biri serçe biri bülbül oluyor

İkinci olay

İncildeki Book of Ester bahsinden. O da, Pers Kralının eşi, Haman isimli vezir Yahudilere eziyet etmek istiyor Ester kendisi de Yahudi olduğu için onun yaptığı planı boşa çıkarıyor Hem bir başka devlet adamı Mordecai' i kurtarıyor hem de Mordecaı için hazırlanan darağacında Haman' ı astırıyor.




Üçüncü olay 

Lavinya

Ailesi onu Turnus la evlendirmek istiyor. Bu Yunanlılarda sorun bitmediği için ortaya Aeneas çıkıyor ( Virgil in kahramanı) Turnus la savaşıyor. Lavinya' nın annesi Turnus' u öldü zannedip intihar ediyor. Meğer ölmemiş ama sonra hakikaten Aeneas Turnus u öldürüp Lavinya ile evleniyor. Truvalı Aeneas' la Latin Kralının kızı evlenip sonradan Roma şehrini kuracak sülaleyi başlatmış oluyor...

Bu üç olayı öfkeden gözü dönen ve ne yaptığını bilmeyen kişiler için örnek vermiş.

 Bundan sonra ışıklar içinden Melek gelip şairlere yol gösteriyor. En önemlisi yardım etmek için beklenmemesi gerektiğini; ihtiyacı görünce hemen koşulması gerektiğini öğretiyor.



Araf 18

Bana aşkı anlat





Hocam dersi anlattıktan sonra,

 gözlerime baktı, acaba anladım mı diye.

Ben sessizdim, şimdi yeni sorularım vardı;

 bir  yandan da, “acaba fazla  sorup rahatsız mi ettim” diye düşünüyordum.

Gerçek bir baba gibi durumu anladı ve beni cesaretlendirdi.

“Beni çok aydınlattınız” dedim

“Söylediklerinizi iyi anladım,

Aşkı iyi ve kötü diye tanımladınız,

Şimdi lütfen bana aşkın ne olduğunu öğretin."

"İyi düşün"  dedi,

"Kör köre rehberlik ederse, nice olur halleri?

Ruh çabuk sevmeye programlanmıştır,

Hoşuna gideni sever,

Güzellik karşısına çıkınca, hemen uyanır;

Güzel görüntüyü alırsın, ruhunda seversin.

Doğa, ruhunu aşk ile yeniler;

Sonra alevlenir,

çünkü alev göğe yükselmek üzere yaratılmıştır.

Yükseldiği yerde en uzun süre yaşar.

Ruhun kendini aşka kaptırınca,

 sevdiğine kavuşuncaya kadar huzur bulmaz.

Bütün aşklar övgüye değer.

Aşk hep iyi görünür, bazan insanı kandırır.

Her mühür iyi değildir belki, ama mühürün yapıldığı her mum iyidir."

"Hem senin sözlerin, hem de kendi aklım bana aşkın ne olduğunu anlattı;

 ama gene de şüphelerim var.

Eğer aşk karşıdan geliyorsa ve ruh buna tepki veriyorsa,

 o zaman doğru veya eğri ruhun bir günahı yok!"

"Mantıklı bu kadar anlatabiliriz,

 ondan sonrası için Beatrice’i bekle.

Herşeyin kendi özü vardır,

Harekete geçene kadar anlaşılmaz.

Bitkinin filiz vermesi gibi.

İnsan da kendi içinde olanı,

 Zekasını,  kavramlarını

Aşka düşene kadar bilmez.

Aşk  arıdaki bal gibidir

Içseldir ne övgüye değer, ne de suçlamaya,

Aşk içten gelir ama bir de eşik var,

Bazı prensipler var, senin değerin ona göre anlaşılır.

 Aklın var, ahlak kuralları var.

'Gereklilikten doğar aşk' desek de;

 onu dizginleyecek kuvvet de gene sen de var.

Serberst Irade kutsal güçtür.

 bunu Beatrice sana anlatırsa dikkatle dinle."

Gece yarısını geçmişti;

Ay parlıyordu;

Bakır bir kap gibi olmuştu, yepyeni bir ışıkla parlıyordu, yıldızlar azalmıştı…

Öbür tarafta Roma' da güneş batıyordu.

 Mantua'lı beni şüphelerimden kurtarmıştı.

Ben yeni hasat yapmış bir çiftci gibiydim,

Sorularıma açık cevaplar almıştım.

  Uyumadan önce çeşitli hayallere dalıyordum ki;

Arkamızdan gelen seslerle irkildim:

Bakus' u çağırmak zorunda kalan Theban' lılar gibi,

 Çemberi dönüp haklı iradeleri ve haklı sevgileriyle gelen gurubu gördük.

Gurup bize yaklaştı, koşuyorlardı.

Önde ikisi ağlıyordu;

"Meryem Ana dağa ulaşmak için koşuyordu" dediler

"Lerida' yı almak için Sezar önce Marsilya, sonra Ispanya' ya saldırdı;

Yetersiz aşkla kaybettiğimiz zaman yeter.

Iyiliğe niyetlenince yol bulunur,

Geçmiş ihmalleriniz ve tembellikleriniz için;

Şimdi acele edin!




Şurada halen yaşamakta olan adam var!

Yalan söylemiyorum;

Sabah gün ışır ışımaz hemen yola düzülecek,"

Bunu duyan Virgil:

"Öyleyse bize söyleyin geçiş nerede?” dedi.




Bir tanesi cevap verdi:

"Gelin bizi takip edin o zaman;

Bulursunuz.

Gitmek için o kadar hevesliyiz ki;

Duramayız; kusura bakmayın,

Nezaketsizlik sanmayın acelemizi.

Ben Verona da St Zeno Manastırı rahibiydim

Barbarosa hükümrandı o zaman

Milano ya çok çektirdi o

Biri daha var bir ayağı çukurda,

Bu manastıra çok yanacak o,

Bir zamanlar kudretliydi.

Gerçek çoban yerine oğlunu yerleştirdi gayrı meşru oğlunu,

Hem bedenen hem de kafadan sakat

Kafadan sakatlığı daha fazla…"

Artık sustu mu yoksa biz mi duymaz olduk bilmiyorum, arayı epeyce açtı.

Sadece bu kadarını duyabildim ve duyduklarıma sevindim.

Bana her zaman yardım eden rehberim,

"Dön de bak iki kişi daha geliyor,

Tembellerle dalga geçiyorlar" dedi.

"Kendileri için Deniz yarılanlar,

    Ürdün bu diyara yerleşenleri gördüğünde çoktan ölmüşlerdi.

Anchieses' in  oğluyla birlikte sonuna kadar mücadele etmeyenler,

Adı sanı bilenmezler olarak yaşama devam ettiler."

Bu ruhlar arayı epeyce açıpta görünmez olunca bir şey geldi aklıma;

Ondan sonra da pek çok mesele, pek çok soru birbirini kovaladı.

Kafamda birbirini kovalayan düşüncelerle uykuya daldım,

 düşünceler bir süre sonra rüyaya dönüştü...




























No comments:

Post a Comment