Sunday, May 24, 2020

Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil




Felsefede 4 büyük erdem
1 Prudence veya Wisdom

Bilgelik doğru muhakeme etme doğru hüküm verme olayları iyi değerlendirme tedbirli davranma olarak açıklayabiliriz.

Burada bilge olmak sadece bilmek değildir Mesela Adalet in ne olduğunu bilmemiz aynı zamanda adil de davrandığımız anlamına gelmez Bunu hayata uygulayabilmektir önemli olan
Bilge olmak durup dururken olacak bir şey de değildir emek ister. Bunun için kişinin aktif olarak çalışması lazım Hem bilgisini arttırmak için okuyacak vaktini boşa geçirmiyecek kendisinin bilge olarak gördüğü aklı başında bilgili insanlarla vakit geçirmeye ve onlardan da birşeyler öğrenmeye çalışacak sorumluluk alıp karar verirken de sorumlu davranacak
Bu Aristo ya göre daha çok yönetici sınıfının sahip olması gereken karakter özellikleri
Sekizinci kantonun sonunda Dante Konrad ve ailesini övüyordu hem aileden gelen özellikleriniz hem de alışkanlıklarınızdan dolayı öyle bir yapınız var ki şeytan herkesi şaşırtır sizi şaşırtamaz diyordu
Sahip olunan değerleri alışkanlıklarla da her gün doğru davramarak perçinlemek lazım geldiğine dikkati çekiyor
2 Courage Fortitude
 Cesaret Kuvvet
İkinci özellik gene Aristo zamanındaki anlayışla daha çok askerde bulunması gereken kuvvet cesaret gibi özellikler.

Burada kahraman korkmayan kişi değil; korkulacak durumda da gene yapması gerekeni yapan kişi.
 Latince "Fortitudo" ingilizce "Fortitude hem bedenen hem ruhen kuvvetli olmayı yılmamayı anlatıyor. Bunun en güzel örneği düşman donanması Beşiktaşa demirlemiş toplarını da Dolmabahçe sarayına yöneltmişken; Atatürk' ün yenilmişlik duygusuna kapılmayıp "Geldikleri gibi giderler" demesi; topu tüfeği yokken de o kuvveti kendinde bulabilmesi.
Kişinin belirsizlik durumunda, tehdit altında veya herhangi bir korkulu halde ezilmeden gene dik durabilmesi.
3 Temperence

Iradesine hakim olmak, nefsine hakim olmak; itidal; her durumda ölçülü davranma.
 Orta yolu seçme, kararını bilme.
Para konusunda ne cimri; ne müsrif olma gibi özellikler.
İnsanın iç huzuru bulması, kafasının rahat olması gibi kavramlarda Latince de gene bu Temperence kelimesiyle bağlantılı.
Measure ölçü kelimesiyle mente akıl kelimesi de gene ortak kökten geliyor.

Şiirin içinde çeşitli bölümlerde bu kelimeler kullanılarak bu dört erdeme dikkat çekiliyor.
4 Justice 
Adalet
Herkese hakkettiğini verme.
 Adaletten bahsetmek için önce bir insan neyi hakkettiyse onu vermek kimsenin hakkına tecavüz etmemek gerekiyor.

Bugün bir yazar demiş ki adalet heykelinin gözü kapalıu değil açık olmalı gözü açık olacak dünyanın farkında olacak tabii ama gözünün kapalı olmasından maksat biri "Başbakanın oğlu" biri "hamalın oğlu" demeden ikisine de eşit muamele etmesi; kimseye iltimas yapmaması; herkesin hakkettiği neyse tam olarak onu vermesi içindir.
aith
İman etmek ve Allah 'ın emirlerine uymak.

Hope
 Ümit
 Allahtan ümidi kesmemek ve  yukarıdaki Temperence kısmında gördüğümüz gibi dayanma gücünü de temsil ediyor Bunun tersi despair ümitsizliğe düşmek günah olarak görülüyor

Charity
İnsanları sevmek merhametli olmak iyilik etmek güleryüzlü  olmak iyi davranmak
Yardımlaşma iyi niyet








243. Ölüm korkusuyla binlerce kişi halinde yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün!" dedi de sonra onları diriltti. Şu bir gerçek ki Allah, insanlara karşı çok lütufkârdır. Fakat insanların çokları şükretmezler. 

244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi duyar, her şeyi bilir. 

245. Kim var Allah'a güzel bir şekilde borç verecek? Ve Allah böyle birinin verdiğini birçok kez katlayarak artıracaktır. Allah, kabz haliyle kısar, bast haliyle açıp genişletir. Ve yalnız O'na döndürülürsünüz. 

246. Mûsa'dan sonra İsrailoğullarının kodamanlar meclisini görmedin mi? Kendilerine gelen bir peygambere şöyle demişlerdi: "Bize bir kral gönder, Allah yolunda çarpışalım." Peygamber dedi ki: "Üstünüze savaş yazılır da savaşmazsanız ne olacak?" Dediler ki: "Nasıl olur da Allah yolunda savaşmayız? Yurtlarımızdan çıkarıldık, oğullarımızdan uzak düşürüldük." Nihayet, üzerlerine savaş yazıldığında pek azı hariç yüz çevirdiler. Allah, zalimleri çok iyi bilir. 

247. Peygamberleri onlara dedi ki: "Allah, Tâlût'u size kral gönderdi." Şöyle konuştular: "O bizim üzerimizde nasıl saltanat kurabilir? Yönetimde biz ondan daha çok hak sahibiyiz. Ona bir mal genişliği de verilmemiştir." Peygamber dedi ki: "Allah onu seçip size üst olarak gönderdi. Onu bilgi ve beden gücü yönünden üstün kıldı." Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, mülkü genişletendir, her şeyi bilendir. 

248. Nebileri onlara şöyle söyledi: "Onun mülk ve saltanatının belirtisi o Tabut'un size gelmesidir. Onun içinde Rabbinizden bir huzur, Hârun hanedanının, Mûsa hanedanının bıraktığından bir kalıntı vardır. Onu melekler taşır. Eğer iman sahipleri iseniz, bunda sizin için elbette bir ibret vardır." 

249. Tâlût, askerleriyle yola çıkınca dedi ki: " Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. O halde, ondan içen benden değildir. Ama onu tatmayan bendendir. Eliyle bir avuç alan kişi başka." Bunun ardından, pek azı müstesna olmak üzere ondan içtiler. Nihayet o ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçtiklerinde şöyle dediler: "Bugün bizim Câlût'a ve ordusuna karşı hiçbir gücümüz yoktur." Allah'a kavuşacaklarını düşünenler ise şöyle konuştular: "Sayıca az nice topluluk vardır ki, sayıca çok nice topluluğa Allah'ın izniyle galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." 

250. Câlût ve ordusuyla karşılaştıklarında şöyle yakardılar: "Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı yere sağlam bastır. Ve küfre sapanlara karşı bize yardım et." 

251. Nihayet Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Ve Dâvûd Câlût'u öldürdü. Ve Allah, Dâvûd'a mülk/saltanat ve hikmet verdi. Ve ona dilediği şeylerden öğretti. Eğer Allah'ın, bazı insanları diğer bazılarıyla savması olmasaydı, yeryüzü bozguna uğrardı. Ama Allah âlemlere karşı çok lütufkârdır. 

252. İşte bunlar Allah'ın ayetleri. Onları sana hak olarak okuyoruz. Yemin olsun ki sen, gönderilen elçilerdensin. 



Medyan tepelerinden su kenarına inen
Yahudiler’den suyu hemen içenleri
Gideon savaşçı olarak almadı yanına"


Yol daraldı kenardan yürüyorduk oburların cezalarını
Görerek ilerliyorduk
Hepimiz bu bin basamağı tırmanırken,
 sessizce içimizden dua ediyorduk.
Her birimiz kendi düşüncelerimize dalmıştık.
Dünyevi meselelerden çok uzaktık.

"Siz üçünüz ne düşünüyorsunuz?" dedi birisi.
Ben yerimden sıçradım.
Bir kırmızılık vardı sesin geldiği yerde.
Dünyadaki hiçbir alevle mukayese edilemeyecek cinsten;
Görülmemiş bir parıltı.
“Yukarı tırmanmak istiyorsanız buradan döneceksiniz
Çünkü selamete ulaşmak isteyenin yolu burasıdır” dedi
Parlaklığından bir şey göremez oldum
Rehberlerime döndüm, onun ayak izini takip ettim.
Mayıs’ ta sabah esintisi gibi bir esinti geldi;
tatlı kokulu kanatlarının ucu alnıma değdi

“Allah’ın nuruyla aydınlanmış olanlar
Tat duygusuyla yoldan çıkmayanlar
Her türlü açlığı dengeli olanlar
Ölçü bilenler
Kutsanmıştır” dedi…


Açıklamalar
Bu kanto bir önceki kaldığımız yerden Dante’yle Fornese’ nin sohbetiyle  devam ediyor.
Fornese Dante nin eşi Gemma Donati nin akrabası. O da şair ve gençliklerinde Dante ile ikisi şiir yoluyla birbirleriyle çok atışmışlar Fakat burada Araf ta dostlukla konuşuyorlar.
Dante ona kız kardeşi Piccarda’ yı soruyor Fornese de sevinerek kardeşinin Cennet’ te olduğunu haber veriyor
Bu aileden üç kişi İlahi Komedya da yer almış
 Fornese Araf ‘ta, rahibe olan ve fakat Corso tarafından birisiyle evlenmeye zorlanan Piccarda Cennet’ te;
 onu bu evliliğe zorlayan diğer ağabeyi Corso Cehennem de anlatılmış. Floransa’nın politik meseleleriyle ilgili olarak.
Olympos un zirvesi demekle Cennet’ i kastetmiş.
Bolsena nın yılan balıkları ve Vernaccıa şarapları
Gidion
Bu örnek Tevrat’ tan; Bakara suresındeki yukarıda yazdığımız ayete benziyor ama ayrı bir kişi ve ayrı bir dönem anlatılıyor.
Gideoan yahudi ordusuyla giderken kendisinden adamlarını ırmağa götürmesi ve suyu nasıl içtiklerine bakması isteniyor Bazısı suyu görünce kendilerini hemen suya atıp yüzlerini suya gömüp içmeye başlıyor Bazısı tedbiri elden bırakmıyor suyu avucuna alıp etrafı gözlemeye devam ederek içiyor
Bu tedbirli 300 kişi seçiliyor bu kişilerle zafer kazanılıyor.
Book of Judges  Hakimler Kitabı olarak adlandırılıyor Eski Ahitteki bu bölüm

Hac Suresi




5. Ey insanlar! Ölümden sonra dirilme konusunda kuşku içinde olabilirsiniz. Ama şu bir gerçek ki, biz sizi bir topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan/döllenmiş bir karışımdan, sonra ne olduğu kısmen belirli, kısmen belirsiz bir et parçasından yarattık ki, size açık-seçik beyanda bulunalım. Ve sizi rahimlerde, belirlenen bir süreye kadar dilediğimiz şekilde bekletiyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz. Daha sonra da tam kuvvetinize ulaşmanızı sağlıyoruz. Bununla birlikte içinizden bir kısmı öldürülüyor, yine içinizden bir kısmı ilimden sonra bir şey bilmesin diye ömrün en basit ve düşük noktasına geri gönderiliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün. Nihayet onun üzerine suyu indirdiğimizde titrer, kabarır ve her güzel/bereketli çiftten bir şeyler bitirir. 
6. Bu böyledir, çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O, ölüleri diriltiyor ve O, her şey üzerinde kudretiyle egemendir. 





Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil



Akşam oluyordu, artık mola alamazdık;
 karanlık çökmeden yola devam etmeliydik.
Onun için yolda ne görürse görsün
Hiç durmadan hızla adımlarla ilerlemeye mecbur olanlar
  gibi, biz de yürüdük gittik.
Dar bir yere geçitten geçiyorduk;
Artık teker teker dik merdiveni tırmanmamız gerekiyordu
Aklıma bir soru takılmıştı;
Uçmak için yuvanın kenarına kadar gelip de kanat açan;
 fakat cesaret edemeyip kanatlarını indiren,
küçük bir leylek yavrusu gibiydim.
Soru aklımda oluşuyor,
 dilimin ucuna geliyor, ama soramıyordum.
Değerli Peder’ im anladı:
Ok yaydan çıkmak üzere galiba; susma konuş” dedi.
Cesaretim yerine geldi:
"Beslenmeye ihtiyacı olmayanlar nasıl oluyor da
Açlıktan bu kadar zayıflıyorlar?“
"Eğer Meleager i hatırlayacak olursan bu sorunun cevabını da anlarsın
Tahta yakıldığında o da son nefesini verdi
Aynada aksini görüyorsun
Nasıl hareket ediyor aynadaki görüntün
Kimin iradesiyle hareket ediyor o görüntü?
Stazio anlatsın sana dedi
Ben senin huzurunda ona ahireti anlatacaksam
Mazeretim senin ricanı reddedemeyişimdir" dedi; sonra bana döndü
"Oğlum, şimdi iyi dinle;
Ruhların nasıl açlıktan zayıfladıklarını sormuştun, ben sana anlatayım:
İçimizde mükemmel kan vardır
Kanın içindeki mükemmel madde (genler)
Kanın bir kısmı damarlara gider,
Bir kısmı da şimdi ismini söylemeyelim başka yere.
Oradan doğal vazoya akar;
Vazonun içinde birleşirler.
Bu mükemmeldir
çünkü kalpten gelir.
Orada bebek oluşur,
Sonra bebek ruh haline gelir,
Fetus büyüdükçe hareketlenmeye başlar
Kendisine gereken niteliklerin tohumu atılmıştır.
Bebeğin beyni oluştuğunda, ruh da üflenmiştir artık.
Ruh olgunlaştıkça, hissetmeye, kendinin farkında olmaya başlar.
Bu güneşin ışıklarıyla ısısıyla asmadaki üzümlerin büyümesine benzer.
Ecel gelip de, ruh bedenden ayrılınca, insanın bazı özellikleri de beraberinde götürür.
Öbür dünyada insana ait bazı özellikler azalırken,
 Bazıları kuvvetlenir.
Ruh ecel gelince bedenden ayrıldığında,
 ya Araf kıyısına ya da Cehennemin içine düser ve
hemen bundan sonraki yolculuğunun ne olacağını anlar.
Tekrar el ayak sahibi olur.
Gökyüzünde gördüğün gökkuşağı güneş ışığından oluşur
- ama güneşin kendi- değildir.
Ruhta bir bedenle bedenlenir ama gerçek bedeni değildir o.
O'na benzer.
Yeni beden ruhu takip eder, ruh nereye giderse o da gider.
Gözü vardır görür, ayağı vardır yürür,
Bu yeni bedenle güler ağlarız;
Konuşabiliriz;
Iç çekeriz.
Hissettilerimiz ayna gibi yüzümüze yansır.
Sen onu gördün de merak ettin."
Döneceğimiz yere gelmiştik sağdaki patikadan ilerleyecektik
Tepelerde yangın vardı
Duvardan aşağı alevler iniyordu
Ama bir rüzgâr esip alevleri geri püskürtüyordu
Ateşi sınırlıyordu
Çok dar bir yoldan geçiyorduk tek koldan
Bir tarafta alevler, bir tarafta uçurum vardı
Etrafına dikkat et bakışlarına hâkim ol
Yanlış bir adım atma
En ufak bir yanlış,
En ufak bir sapma -sağa veya sola-
Sana pahalıya mal olur.
Pişman olursun dedi rehberim.
Sonra alevlerin arasından koro halinde söylenen
"Summae Deus Clementaie
Affecicilerin en büyüğü; en merhametlisi Allah'tır." Ilahisini duyduk.
Uyarıya rağmen, alevlere baktım:
Ateşin üzerinde yürüyen ruhlar gördüm.
Bir onlara bakıyordum; bir de adımlarıma.
İlahi bitince:
 “Virum non cognosco”
“Hiç bir erkeği tanımadım” dediler yavaşça

Sonra “Venus' un zehrini içince, Diana ormana kaçtı” dediler
 ve ilahileri söylemeye devam ettiler.
Evlilikte eşlerine sadık kalan erkek ve kadınları övdüler.
Alevlerde yanarken, bu ilahileri söylüyorlardı
Bu şekilde iyileşiyor bu şekilde yaralarını sarıyorlardı
Son terasa varmak üzereydik.




Hac Suresi 5. Ayet
 Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan , sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.
Araf 50 Ayet
Ateş halkı, cennet halkına seslenir: "Şu sudan yahut Allah'ın sizi rızıklandırdığından biraz da bize akıtın!" Şu cevabı verirler: "Allah, o ikisini de küfre sapanlara haram kılmıştır."
Ali Imran Suresi 45. Ayet
Bir de melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni, kendisinden bir kelimeyle muştuluyor. Adı, Meryem oğlu İsa Mesih'tir. Dünya ve âhirette yüz akıdır. Allah'a yaklaştırılanlardandır."
46 Beşikte ve yetişkin çağında insanlarla konuşacaktır. Barışa ve hayra yönelik iş yapanlardandır."
47 Meryem dedi ki: "Rabbim, çocuğum nasıl olur benim? Bana hiçbir insan dokunmadı ki!" Allah cevap verdi: "Allah dilediğini işte böyle yaratır. Bir iş ve oluşa karar verdiğinde sadece ona "Ol!" der; ve o hemen oluverir."

Açıklamalar

Bu bölümde şairler Oburlar bölümündeki aç kalmış ruhları gördükten sonra yollarına devam ederler
Dante, merak ettiği soruyu Virgil' e sorar:
"Bunlar ruh, yemez içmezler, ama nasıl oluyor da böyle açlıktan zayıflıyorlar?"
Virgil sorunun cevabını Stazio' nun vermesini istiyor, ona jest yapıyor.
Stazio, Dante' ye ana karnında bebeğe üflenen 'ruhun' macerasını anlatarak. cevap veriyor.O dönemin bilgilerine göre açıklamaya çalışıyor.
Bu biz de "Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil" deyişini hatırlatıyor.(Yunus Emre'nin şiirinden)
İnsan öldükten sonra da bazı özellikleri ruhta yaşamaya devam ediyor.
Ruh bir ayna gibi, insanı yansıtıyor, kişinin hissettikleri yüzünde görülüyor.
Artık yolculukta zorlu bir geçişe geldiler. Bundan sonrası aşk- meşk, cinsellikle ilgili meseleler Ruhlar, yürüyüşe dar geçitte, tek  sıra olarak devam ediyorlar, yan yana yürüyemiyorlar. Her ruh kendi iç muhasebesini yapıyor.

Meleager Yunan mitolojisinde bir Kral.
Annesine bu ' tahta' yandığında oğlun da ölecek deniyor , anne tahtayı bir sandığa saklıyor yanmasın diye koruyor. Ama bir gün öğreniyor ki; oğlu, diğer kardeşlerini öldürmüş, kızıp tahtayı ateşe veriyor, oğlu da ölüyor ,Burada bir yansıma sözkonusu,
“Virum non cognosco”
Meryem Ana ya çocuk müjdesi geldiğinde kendisinin bir erkekle beraber olmadığını söylemesi
Diana
Yunan Mitolojisindeki av Tanrıçası
Zeus kendisiyle beraber olmak isteyince ormana kaçıp orada kendisini koruyor avlanmayi ogreniyor.



Kanto 26

Alevlerin İçinde



Kenardan dikkatlice yürüyorduk;
 Teker, teker.
Üstadım," benim bastığım yere dikkat et, adımlarımı takip et" dedi
Batmakta olan güneşin ışınları, sağ omzumu ısıtıyordu.
Gökyüzünün rengi değişiyordu.
Bir taraftan da dağdaki alevlerın rengi üzerine düşen gölgemle koyulaşıyordu.
Alevlerin arasında  yürümekte olan ruhlar,
Gölgemi farkettiler;  bize hayretle bakıyorlardı.
"Galiba, bu yaşayan bir  adam, bedeni  hayali değil, gerçek!" dediler benim için.
Bir kaçı yaklaştı;  
Ama alevlerin içinden çıkmamaya özen gösteriyorlardı.



































253. İşte resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Allah, onlardan bazısıyla konuşmuştur. Bazılarını da derecelerle yüceltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık ayetler verdik ve onu Ruhul-kudüs'le güçlendirdik. Allah dileseydi, onların ardından gelenler, açık-seçik mesajlar kendilerine ulaştıktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak tartışmaya girdiler de içlerinden bazısı iman etti, bazısı küfre saptı. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ne var ki, Allah dilediğini yapıyor. 

254. Ey iman edenler! Alış-verişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın. Küfre sapanlar zalimlerin ta kendileridir. 

255. Allah'tan başka ilah yok. Hayy'dır O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklüğü sınırsızdır. 

256. Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. 

257. Allah, iman sahiplerinin Velî'sidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre sapanlara gelince, onların dostları tâğuttur ki, kendilerini nurdan karanlıklara çıkarır. Bunlar cehennemin dostlarıdır. Orada uzun süre kalacaklardır onlar. 

258. Allah'ın kendisine mülk ve saltanat verdiğini iddia ederek/Allah kendisine mülk- saltanat verdiği için, Rabbi hakkında İbrahim'le çekişeni görmedin mi? İbrahim şöyle demişti: "Benim Rabbim odur ki, hayat verir ve öldürür." O da şöyle demişti: "Ben de hayat veririm, ben de öldürürüm." İbrahim, "Allah, Güneş'i doğudan getiriyor, hadi sen onu batıdan getir!" deyince, küfre sapan o adam apışıp kalmıştı. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz. 

259. Ya şu kişi gibisini görmedin mi? Çatıları çökmüş, duvarları-damları yere inmiş bir kente uğramıştı da şöyle demişti: "Allah şurayı ölümünden sonra nasıl hayata kavuşturacak?" Bunun üzerine Allah, o kişiyi yüz yıllık bir süre için öldürmüş, sonra diriltmişti. "Ne kadar bekledin?" demişti. "Bir gün veya günün bir kısmı kadar bekledim." dedi. "Hayır, dedi, aksine sen, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak! Henüz bozulmamış. Eşeğine bak! Seni insanlara bir ibret yapalım diyedir bu. Kemiklere bak, nasıl yerli yerince düzenliyoruz onları ve sonra et giydiriyoruz onlara." İş kendisi için açıklık kazanınca şöyle dedi o: "Allah'ın her şeye kadir olduğunu biliyorum." 

260. Hani, İbrahim de şöyle yakarmıştı: "Rabbim, göster bana, nasıl diriltiyorsun ölüleri?" "İnanmadın mı?" diye sordu. "İnandım, dedi, ancak kalbimin tatmin olması için ..." Allah dedi ki: "Kuşlardan dört tane al, onları kendine ısındırıp alıştır. Sonra her dağın üstüne onlardan bir parça koy. Sonra da onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah Azîz'dir, Hakîm'dir. 

261. Mallarını Allah yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden, her başağında yüz dane bulunan yedi başak çıkarmış bir daneye benzer. Ve Allah, dilediği kişi için daha da arttırır. Allah Vâsi'dir, yaratışını ve yarattıklarını genişletir; Alîm'dir, her şeyi en iyi biçimde bilir. 

262. Mallarını Allah yolunda harcayıp sonra bu harcadıklarına bir eziyet ve başa kakma eklemeyenlerin, Rableri katında kendilerine has ödülleri vardır. Korku yoktur onlar için; tasalanmayacaklardır onlar. 

263. Güzel, yapıcı bir söz, bir bağışlama, ardından bir eziyet gelen sadakadan daha üstündür. Allah Ganî'dir, cömertliğine sınır yoktur; Halîm'dir, hoşgörüsüne sınır yoktur. 

264. Ey iman sahipleri! Allah'a ve âhiret gününe inanmadığı halde, insanlara riya için malını infak eden kişi gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve eza etmek suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak varken tepesine şiddetli bir yağmur inip kendisini cascavlak bırakmış yalçın bir kayanın haline benzer. Böyleleri, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, küfre sapan bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz. 

265. Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve öz benliklerindekini kökleştirmek için infakta bulunanlara gelince, onların durumu kendisine bol yağmur isabet edip de ürününü iki kat veren bir bahçenin durumuna benzer. Böyle bir bahçeye bol yağmur düşmese de bir çisinti, bir nem bile yetişir. Allah, yapmakta olduklarınızı tam bir biçimde görmektedir. 

266. Herhangi biriniz ister mi ki; altından ırmaklar akan, içinden her tür meyvesi olan, hurmalardan, üzümlerden oluşmuş bir bahçesi bulunsun, kendisinin güçsüz-çaresiz yavruları da olsun ve bu haldeyken üstüne ihtiyarlık çöksün, tam bu sırada o bahçeye alevli bir bora isabet etsin de bahçe, baştan başa yansın. Allah size ayetleri işte bu şekilde açıklıyor ki, inceden inceye ve derinden derine düşünebilesiniz. 

267. Ey iman sahipleri! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkarmış olduklarımızın temiz ve güzellerinden infak edin. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız pis/bayağı şeyleri vermeye kalkmayın. Bilin ki Allah Ganî'dir, cömertliğine sınır yoktur; Hamîd'dir, bütün övgülerin sahibidir/övgüye layık olanları gereğince över. 

268. Şeytan sizi fakirlikle korkutur, size görünür görünmez çirkinliklere sürükler, Allah ise size kendisinden bir bağışlanma ve lütüf vaat eder. Allah, Vâsi'dir, Alîm'dir. 

269. O, hikmeti dilediğine verir. Ve kendisine hikmet verilmiş olana çok büyük bir hayır verilmiş demektir. Gönlünü ve aklını çalıştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz. 

270. Hayır olarak harcadığınız, adak olarak adadığınız her şeyi, Allah mutlaka bilir. Zalimlerin yardımcıları olmayacaktır. 

271. Sadakaları açıklarsanız b

Riba devamında

No comments:

Post a Comment