Felsefede 4 büyük erdem
1
Prudence veya Wisdom
Bilgelik
doğru muhakeme etme doğru hüküm verme olayları iyi değerlendirme tedbirli
davranma olarak açıklayabiliriz.
Burada
bilge olmak sadece bilmek değildir Mesela Adalet in ne olduğunu bilmemiz aynı
zamanda adil de davrandığımız anlamına gelmez Bunu hayata uygulayabilmektir önemli olan
Bilge
olmak durup dururken olacak bir şey de değildir emek ister. Bunun için kişinin
aktif olarak çalışması lazım Hem bilgisini arttırmak için okuyacak vaktini boşa
geçirmiyecek kendisinin bilge olarak gördüğü aklı başında bilgili insanlarla
vakit geçirmeye ve onlardan da birşeyler öğrenmeye çalışacak sorumluluk alıp
karar verirken de sorumlu davranacak
Bu
Aristo ya göre daha çok yönetici sınıfının sahip olması gereken karakter
özellikleri
Sekizinci
kantonun sonunda Dante Konrad ve ailesini övüyordu hem aileden gelen özellikleriniz hem de alışkanlıklarınızdan dolayı öyle bir yapınız var ki
şeytan herkesi şaşırtır sizi şaşırtamaz diyordu
Sahip
olunan değerleri alışkanlıklarla da her gün doğru davramarak perçinlemek lazım
geldiğine dikkati çekiyor
2
Courage Fortitude
Cesaret Kuvvet
İkinci
özellik gene Aristo zamanındaki anlayışla daha çok askerde bulunması gereken
kuvvet cesaret gibi özellikler.
Burada
kahraman korkmayan kişi değil; korkulacak durumda da gene yapması gerekeni yapan
kişi.
Latince "Fortitudo" ingilizce "Fortitude hem bedenen hem ruhen kuvvetli
olmayı yılmamayı anlatıyor. Bunun en güzel örneği düşman donanması Beşiktaşa
demirlemiş toplarını da Dolmabahçe sarayına yöneltmişken; Atatürk' ün
yenilmişlik duygusuna kapılmayıp "Geldikleri gibi giderler" demesi; topu tüfeği
yokken de o kuvveti kendinde bulabilmesi.
Kişinin belirsizlik durumunda, tehdit altında veya herhangi bir korkulu halde ezilmeden gene dik durabilmesi.
3
Temperence
Iradesine
hakim olmak, nefsine hakim olmak; itidal; her durumda ölçülü davranma.
Orta yolu
seçme, kararını bilme.
Para
konusunda ne cimri; ne müsrif olma gibi özellikler.
İnsanın
iç huzuru bulması, kafasının rahat olması gibi kavramlarda Latince de gene bu
Temperence kelimesiyle bağlantılı.
Measure
ölçü kelimesiyle mente akıl kelimesi de gene ortak kökten geliyor.
Şiirin içinde çeşitli bölümlerde bu kelimeler kullanılarak bu dört erdeme dikkat çekiliyor.
4
Justice
Adalet
Herkese
hakkettiğini verme.
Adaletten bahsetmek için önce bir insan neyi hakkettiyse onu
vermek kimsenin hakkına tecavüz etmemek gerekiyor.
Bugün bir yazar demiş ki adalet heykelinin gözü kapalıu değil açık olmalı gözü açık olacak dünyanın farkında olacak tabii ama gözünün kapalı olmasından maksat biri "Başbakanın oğlu" biri "hamalın oğlu" demeden ikisine de eşit muamele etmesi; kimseye iltimas yapmaması; herkesin hakkettiği neyse tam olarak onu vermesi içindir.
aith
İman etmek ve Allah 'ın emirlerine uymak.
Hope
Ümit
Allahtan ümidi kesmemek ve yukarıdaki Temperence kısmında gördüğümüz gibi dayanma gücünü de temsil ediyor Bunun tersi despair ümitsizliğe düşmek günah olarak görülüyor
Charity
İnsanları sevmek merhametli olmak iyilik etmek güleryüzlü olmak iyi davranmak
Yardımlaşma
iyi niyet
243. Ölüm korkusuyla binlerce kişi halinde yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün!" dedi de sonra onları diriltti. Şu bir gerçek ki Allah, insanlara karşı çok lütufkârdır. Fakat insanların çokları şükretmezler.
244. Allah
yolunda savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi duyar, her şeyi bilir.
245. Kim
var Allah'a güzel bir şekilde borç verecek? Ve Allah böyle birinin verdiğini
birçok kez katlayarak artıracaktır. Allah, kabz haliyle kısar, bast haliyle
açıp genişletir. Ve yalnız O'na döndürülürsünüz.
246. Mûsa'dan
sonra İsrailoğullarının kodamanlar meclisini görmedin mi? Kendilerine gelen bir
peygambere şöyle demişlerdi: "Bize bir kral gönder, Allah yolunda
çarpışalım." Peygamber dedi ki: "Üstünüze savaş yazılır da
savaşmazsanız ne olacak?" Dediler ki: "Nasıl olur da Allah yolunda
savaşmayız? Yurtlarımızdan çıkarıldık, oğullarımızdan uzak düşürüldük."
Nihayet, üzerlerine savaş yazıldığında pek azı hariç yüz çevirdiler. Allah,
zalimleri çok iyi bilir.
247. Peygamberleri
onlara dedi ki: "Allah, Tâlût'u size kral gönderdi." Şöyle
konuştular: "O bizim üzerimizde nasıl saltanat kurabilir? Yönetimde biz
ondan daha çok hak sahibiyiz. Ona bir mal genişliği de verilmemiştir."
Peygamber dedi ki: "Allah onu seçip size üst olarak gönderdi. Onu bilgi ve
beden gücü yönünden üstün kıldı." Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah,
mülkü genişletendir, her şeyi bilendir.
248. Nebileri
onlara şöyle söyledi: "Onun mülk ve saltanatının belirtisi o Tabut'un size
gelmesidir. Onun içinde Rabbinizden bir huzur, Hârun hanedanının, Mûsa
hanedanının bıraktığından bir kalıntı vardır. Onu melekler taşır. Eğer iman
sahipleri iseniz, bunda sizin için elbette bir ibret vardır."
249. Tâlût,
askerleriyle yola çıkınca dedi ki: " Allah sizi bir ırmakla imtihan
edecektir. O halde, ondan içen benden değildir. Ama onu tatmayan bendendir.
Eliyle bir avuç alan kişi başka." Bunun ardından, pek azı müstesna olmak
üzere ondan içtiler. Nihayet o ve onunla beraber iman edenler ırmağı
geçtiklerinde şöyle dediler: "Bugün bizim Câlût'a ve ordusuna karşı hiçbir
gücümüz yoktur." Allah'a kavuşacaklarını düşünenler ise şöyle konuştular:
"Sayıca az nice topluluk vardır ki, sayıca çok nice topluluğa Allah'ın
izniyle galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir."
250. Câlût
ve ordusuyla karşılaştıklarında şöyle yakardılar: "Ey Rabbimiz, üzerimize
sabır yağdır. Ayaklarımızı yere sağlam bastır. Ve küfre sapanlara karşı bize
yardım et."
251. Nihayet
Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Ve Dâvûd Câlût'u öldürdü. Ve Allah,
Dâvûd'a mülk/saltanat ve hikmet verdi. Ve ona dilediği şeylerden öğretti. Eğer
Allah'ın, bazı insanları diğer bazılarıyla savması olmasaydı, yeryüzü bozguna
uğrardı. Ama Allah âlemlere karşı çok lütufkârdır.
252. İşte
bunlar Allah'ın ayetleri. Onları sana hak olarak okuyoruz. Yemin olsun ki sen,
gönderilen elçilerdensin.
Medyan tepelerinden su kenarına inen
Yahudiler’den suyu hemen içenleri
Gideon savaşçı olarak almadı yanına"
Yol daraldı kenardan yürüyorduk oburların
cezalarını
Görerek ilerliyorduk
Hepimiz bu bin basamağı tırmanırken,
sessizce içimizden
dua ediyorduk.
Her birimiz kendi düşüncelerimize dalmıştık.
Dünyevi meselelerden çok uzaktık.
"Siz üçünüz ne düşünüyorsunuz?" dedi birisi.
Ben yerimden sıçradım.
Bir kırmızılık vardı sesin geldiği yerde.
Dünyadaki hiçbir alevle mukayese edilemeyecek cinsten;
Görülmemiş bir parıltı.
“Yukarı tırmanmak istiyorsanız buradan döneceksiniz
Çünkü selamete ulaşmak isteyenin yolu burasıdır” dedi
Parlaklığından bir şey göremez oldum
Rehberlerime döndüm, onun ayak izini takip ettim.
Mayıs’ ta sabah esintisi gibi bir esinti geldi;
tatlı kokulu kanatlarının ucu alnıma değdi
“Allah’ın nuruyla aydınlanmış olanlar
Tat duygusuyla yoldan çıkmayanlar
Her türlü açlığı dengeli olanlar
Ölçü bilenler
Kutsanmıştır” dedi…
Açıklamalar
Bu kanto bir
önceki kaldığımız yerden Dante’yle Fornese’ nin sohbetiyle devam ediyor.
Fornese Dante
nin eşi Gemma Donati nin akrabası. O da şair ve gençliklerinde Dante ile ikisi
şiir yoluyla birbirleriyle çok atışmışlar Fakat burada Araf ta dostlukla
konuşuyorlar.
Dante ona kız
kardeşi Piccarda’ yı soruyor Fornese de sevinerek kardeşinin Cennet’ te
olduğunu haber veriyor
Bu aileden üç
kişi İlahi Komedya da yer almış
Fornese
Araf ‘ta, rahibe olan ve fakat Corso tarafından birisiyle evlenmeye zorlanan
Piccarda Cennet’ te;
onu bu
evliliğe zorlayan diğer ağabeyi Corso Cehennem de anlatılmış. Floransa’nın
politik meseleleriyle ilgili olarak.
Olympos un
zirvesi demekle Cennet’ i kastetmiş.
Bolsena nın
yılan balıkları ve Vernaccıa şarapları
Gidion
Bu örnek
Tevrat’ tan; Bakara suresındeki yukarıda yazdığımız ayete benziyor ama ayrı bir
kişi ve ayrı bir dönem anlatılıyor.
Gideoan
yahudi ordusuyla giderken kendisinden adamlarını ırmağa götürmesi ve suyu nasıl
içtiklerine bakması isteniyor Bazısı suyu görünce kendilerini hemen suya atıp
yüzlerini suya gömüp içmeye başlıyor Bazısı tedbiri elden bırakmıyor suyu
avucuna alıp etrafı gözlemeye devam ederek içiyor
Bu tedbirli
300 kişi seçiliyor bu kişilerle zafer kazanılıyor.
Book of
Judges Hakimler Kitabı olarak adlandırılıyor Eski Ahitteki bu bölüm
Hac Suresi
5. Ey insanlar! Ölümden sonra dirilme konusunda kuşku içinde olabilirsiniz.
Ama şu bir gerçek ki, biz sizi bir topraktan, sonra bir spermden, sonra bir
embriyodan/döllenmiş bir karışımdan, sonra ne olduğu kısmen belirli, kısmen
belirsiz bir et parçasından yarattık ki, size açık-seçik beyanda bulunalım. Ve
sizi rahimlerde, belirlenen bir süreye kadar dilediğimiz şekilde bekletiyoruz.
Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz. Daha sonra da tam kuvvetinize
ulaşmanızı sağlıyoruz. Bununla birlikte içinizden bir kısmı öldürülüyor, yine içinizden
bir kısmı ilimden sonra bir şey bilmesin diye ömrün en basit ve düşük noktasına
geri gönderiliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün. Nihayet onun
üzerine suyu indirdiğimizde titrer, kabarır ve her güzel/bereketli çiftten bir
şeyler bitirir.
6. Bu böyledir, çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O, ölüleri diriltiyor ve O,
her şey üzerinde kudretiyle egemendir.
Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil
Akşam oluyordu, artık mola alamazdık;
karanlık çökmeden yola devam
etmeliydik.
Onun için yolda ne görürse görsün
Hiç durmadan hızla adımlarla ilerlemeye mecbur olanlar
gibi, biz de yürüdük gittik.
Dar bir yere geçitten geçiyorduk;
Artık teker teker dik merdiveni tırmanmamız gerekiyordu
Aklıma bir soru takılmıştı;
Uçmak için yuvanın kenarına kadar gelip de kanat açan;
fakat cesaret edemeyip kanatlarını indiren,
küçük bir leylek yavrusu gibiydim.
Soru aklımda oluşuyor,
dilimin ucuna geliyor, ama soramıyordum.
Değerli Peder’ im anladı:
“Ok yaydan çıkmak üzere galiba; susma konuş”
dedi.
Cesaretim yerine geldi:
"Beslenmeye ihtiyacı olmayanlar nasıl
oluyor da
Açlıktan bu kadar zayıflıyorlar?“
"Eğer Meleager i hatırlayacak olursan
bu sorunun cevabını da anlarsın
Tahta yakıldığında o da son nefesini verdi
Aynada aksini görüyorsun
Nasıl hareket ediyor aynadaki görüntün
Kimin iradesiyle hareket ediyor o görüntü?
Stazio anlatsın sana dedi
Ben senin huzurunda ona ahireti anlatacaksam
Mazeretim senin ricanı reddedemeyişimdir" dedi; sonra bana döndü
"Oğlum, şimdi iyi dinle;
Ruhların nasıl açlıktan zayıfladıklarını sormuştun, ben sana anlatayım:
İçimizde mükemmel kan vardır
Kanın içindeki mükemmel madde (genler)
Kanın bir kısmı damarlara gider,
Bir kısmı da şimdi ismini söylemeyelim başka yere.
Oradan doğal vazoya akar;
Vazonun içinde birleşirler.
Bu mükemmeldir
çünkü kalpten gelir.
Orada bebek oluşur,
Sonra bebek ruh haline gelir,
Fetus büyüdükçe hareketlenmeye başlar
Kendisine gereken niteliklerin tohumu atılmıştır.
Bebeğin beyni oluştuğunda, ruh da üflenmiştir
artık.
Ruh olgunlaştıkça, hissetmeye, kendinin farkında
olmaya başlar.
Bu güneşin ışıklarıyla ısısıyla asmadaki üzümlerin büyümesine benzer.
Ecel gelip de, ruh bedenden ayrılınca, insanın bazı özellikleri de beraberinde götürür.
Öbür dünyada insana ait bazı özellikler azalırken,
Bazıları kuvvetlenir.
Ruh ecel gelince bedenden ayrıldığında,
ya Araf kıyısına ya da Cehennemin içine düser
ve
hemen bundan sonraki yolculuğunun ne olacağını
anlar.
Tekrar el ayak sahibi olur.
Gökyüzünde gördüğün gökkuşağı güneş ışığından oluşur
- ama güneşin kendi- değildir.
Ruhta bir bedenle bedenlenir ama gerçek bedeni
değildir o.
O'na benzer.
Yeni beden ruhu takip eder, ruh nereye giderse o da
gider.
Gözü vardır görür, ayağı vardır yürür,
Bu yeni bedenle güler ağlarız;
Konuşabiliriz;
Iç çekeriz.
Hissettilerimiz ayna gibi yüzümüze yansır.
Sen onu gördün de merak ettin."
Döneceğimiz yere gelmiştik sağdaki patikadan ilerleyecektik
Tepelerde yangın vardı
Duvardan aşağı alevler iniyordu
Ama bir rüzgâr esip alevleri geri püskürtüyordu
Ateşi sınırlıyordu
Çok dar bir yoldan geçiyorduk tek koldan
Bir tarafta alevler, bir tarafta uçurum vardı
Etrafına dikkat et bakışlarına hâkim ol
Yanlış bir adım atma
En ufak bir yanlış,
En ufak bir sapma -sağa veya sola-
Sana pahalıya mal olur.
Pişman olursun dedi rehberim.
Sonra alevlerin arasından koro halinde söylenen
"Summae Deus Clementaie
Affecicilerin en büyüğü; en merhametlisi
Allah'tır." Ilahisini duyduk.
Uyarıya rağmen, alevlere baktım:
Ateşin üzerinde yürüyen ruhlar gördüm.
Bir onlara bakıyordum; bir de adımlarıma.
İlahi bitince:
“Virum non cognosco”
“Hiç bir erkeği tanımadım” dediler
yavaşça
Sonra “Venus' un zehrini içince, Diana ormana kaçtı” dediler
ve ilahileri söylemeye devam ettiler.
Evlilikte eşlerine sadık kalan erkek ve kadınları övdüler.
Alevlerde yanarken, bu ilahileri söylüyorlardı
Bu şekilde iyileşiyor bu şekilde yaralarını sarıyorlardı
Son terasa varmak üzereydik.
Hac Suresi 5. Ayet
Ey insanlar! Ölümden
sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç
şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan
, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan yarattık ki size
(kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde
durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve
kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden
ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır
ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün.
Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç
açıcı çift çift bitkiler bitirir.
Araf 50 Ayet
Ateş halkı, cennet halkına seslenir: "Şu sudan
yahut Allah'ın sizi rızıklandırdığından biraz da bize akıtın!" Şu cevabı
verirler: "Allah, o ikisini de küfre sapanlara haram kılmıştır."
Ali Imran Suresi 45. Ayet
Bir de melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah
seni, kendisinden bir kelimeyle muştuluyor. Adı, Meryem oğlu İsa Mesih'tir.
Dünya ve âhirette yüz akıdır. Allah'a yaklaştırılanlardandır."
46 Beşikte ve yetişkin çağında insanlarla konuşacaktır. Barışa ve hayra
yönelik iş yapanlardandır."
47 Meryem dedi ki: "Rabbim, çocuğum nasıl olur benim? Bana hiçbir insan dokunmadı
ki!" Allah cevap verdi: "Allah dilediğini işte böyle yaratır. Bir iş
ve oluşa karar verdiğinde sadece ona "Ol!" der; ve o hemen
oluverir."
Açıklamalar
Bu bölümde şairler
Oburlar bölümündeki aç kalmış ruhları gördükten sonra yollarına devam ederler
Dante,
merak ettiği soruyu Virgil' e sorar:
"Bunlar
ruh, yemez içmezler, ama nasıl oluyor da böyle açlıktan zayıflıyorlar?"
Virgil
sorunun cevabını Stazio' nun vermesini istiyor, ona jest yapıyor.
Stazio,
Dante' ye ana karnında bebeğe üflenen 'ruhun' macerasını anlatarak.
cevap veriyor.O dönemin bilgilerine göre açıklamaya çalışıyor.
Bu
biz de "Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil" deyişini
hatırlatıyor.(Yunus Emre'nin şiirinden)
İnsan
öldükten sonra da bazı özellikleri ruhta yaşamaya devam ediyor.
Ruh
bir ayna gibi, insanı yansıtıyor, kişinin hissettikleri yüzünde görülüyor.
Artık
yolculukta zorlu bir geçişe geldiler. Bundan sonrası aşk- meşk, cinsellikle
ilgili meseleler Ruhlar, yürüyüşe dar geçitte, tek sıra olarak devam
ediyorlar, yan yana yürüyemiyorlar. Her ruh kendi iç muhasebesini yapıyor.
Meleager
Yunan mitolojisinde bir Kral.
Annesine
bu ' tahta' yandığında oğlun da ölecek deniyor , anne tahtayı bir sandığa
saklıyor yanmasın diye koruyor. Ama bir gün öğreniyor ki; oğlu, diğer
kardeşlerini öldürmüş, kızıp tahtayı ateşe veriyor, oğlu da ölüyor ,Burada bir
yansıma sözkonusu,
“Virum non cognosco”
Meryem
Ana ya çocuk müjdesi geldiğinde kendisinin bir erkekle beraber olmadığını
söylemesi
Diana
Yunan
Mitolojisindeki av Tanrıçası
Zeus
kendisiyle beraber olmak isteyince ormana kaçıp orada kendisini koruyor
avlanmayi ogreniyor.
Kanto 26
Alevlerin İçinde
Kenardan dikkatlice
yürüyorduk;
Teker, teker.
Üstadım," benim bastığım yere dikkat et, adımlarımı takip
et" dedi
Batmakta olan güneşin ışınları, sağ omzumu ısıtıyordu.
Gökyüzünün rengi değişiyordu.
Bir taraftan da dağdaki
alevlerın rengi üzerine
düşen gölgemle koyulaşıyordu.
Alevlerin arasında yürümekte olan ruhlar,
Gölgemi farkettiler; bize hayretle bakıyorlardı.
"Galiba, bu
yaşayan bir adam, bedeni hayali değil, gerçek!"
dediler benim için.
Bir kaçı yaklaştı;
Ama alevlerin içinden çıkmamaya
özen gösteriyorlardı.
253. İşte
resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Allah, onlardan
bazısıyla konuşmuştur. Bazılarını da derecelerle yüceltmiştir. Meryem oğlu
İsa'ya açık ayetler verdik ve onu Ruhul-kudüs'le güçlendirdik. Allah dileseydi,
onların ardından gelenler, açık-seçik mesajlar kendilerine ulaştıktan sonra
birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak tartışmaya girdiler de içlerinden bazısı iman
etti, bazısı küfre saptı. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ne var
ki, Allah dilediğini yapıyor.
254. Ey
iman edenler! Alış-verişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce
size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın. Küfre sapanlar zalimlerin ta
kendileridir.
255. Allah'tan
başka ilah yok. Hayy'dır O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynağıdır.
Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde
ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim
şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada
bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği
dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri
çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez.
Aliyy'dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklüğü sınırsızdır.
256. Dinde
baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye
dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a
inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması
yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.
257. Allah,
iman sahiplerinin Velî'sidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre
sapanlara gelince, onların dostları tâğuttur ki, kendilerini nurdan
karanlıklara çıkarır. Bunlar cehennemin dostlarıdır. Orada uzun süre
kalacaklardır onlar.
258. Allah'ın
kendisine mülk ve saltanat verdiğini iddia ederek/Allah kendisine mülk-
saltanat verdiği için, Rabbi hakkında İbrahim'le çekişeni görmedin mi? İbrahim
şöyle demişti: "Benim Rabbim odur ki, hayat verir ve öldürür." O da
şöyle demişti: "Ben de hayat veririm, ben de öldürürüm." İbrahim,
"Allah, Güneş'i doğudan getiriyor, hadi sen onu batıdan getir!" deyince,
küfre sapan o adam apışıp kalmıştı. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele
kılavuzlamaz.
259. Ya
şu kişi gibisini görmedin mi? Çatıları çökmüş, duvarları-damları yere inmiş bir
kente uğramıştı da şöyle demişti: "Allah şurayı ölümünden sonra nasıl
hayata kavuşturacak?" Bunun üzerine Allah, o kişiyi yüz yıllık bir süre
için öldürmüş, sonra diriltmişti. "Ne kadar bekledin?" demişti.
"Bir gün veya günün bir kısmı kadar bekledim." dedi. "Hayır,
dedi, aksine sen, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak! Henüz bozulmamış.
Eşeğine bak! Seni insanlara bir ibret yapalım diyedir bu. Kemiklere bak, nasıl
yerli yerince düzenliyoruz onları ve sonra et giydiriyoruz onlara." İş
kendisi için açıklık kazanınca şöyle dedi o: "Allah'ın her şeye kadir olduğunu
biliyorum."
260. Hani,
İbrahim de şöyle yakarmıştı: "Rabbim, göster bana, nasıl diriltiyorsun
ölüleri?" "İnanmadın mı?" diye sordu. "İnandım, dedi, ancak
kalbimin tatmin olması için ..." Allah dedi ki: "Kuşlardan dört tane
al, onları kendine ısındırıp alıştır. Sonra her dağın üstüne onlardan bir parça
koy. Sonra da onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah Azîz'dir,
Hakîm'dir.
261. Mallarını
Allah yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden, her başağında yüz dane
bulunan yedi başak çıkarmış bir daneye benzer. Ve Allah, dilediği kişi için
daha da arttırır. Allah Vâsi'dir, yaratışını ve yarattıklarını genişletir;
Alîm'dir, her şeyi en iyi biçimde bilir.
262. Mallarını
Allah yolunda harcayıp sonra bu harcadıklarına bir eziyet ve başa kakma
eklemeyenlerin, Rableri katında kendilerine has ödülleri vardır. Korku yoktur
onlar için; tasalanmayacaklardır onlar.
263. Güzel,
yapıcı bir söz, bir bağışlama, ardından bir eziyet gelen sadakadan daha
üstündür. Allah Ganî'dir, cömertliğine sınır yoktur; Halîm'dir, hoşgörüsüne
sınır yoktur.
264. Ey
iman sahipleri! Allah'a ve âhiret gününe inanmadığı halde, insanlara riya için
malını infak eden kişi gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve eza etmek suretiyle
boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak varken tepesine
şiddetli bir yağmur inip kendisini cascavlak bırakmış yalçın bir kayanın haline
benzer. Böyleleri, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, küfre
sapan bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
265. Allah'ın
hoşnutluğunu kazanmak ve öz benliklerindekini kökleştirmek için infakta
bulunanlara gelince, onların durumu kendisine bol yağmur isabet edip de ürününü
iki kat veren bir bahçenin durumuna benzer. Böyle bir bahçeye bol yağmur
düşmese de bir çisinti, bir nem bile yetişir. Allah, yapmakta olduklarınızı tam
bir biçimde görmektedir.
266. Herhangi
biriniz ister mi ki; altından ırmaklar akan, içinden her tür meyvesi olan,
hurmalardan, üzümlerden oluşmuş bir bahçesi bulunsun, kendisinin güçsüz-çaresiz
yavruları da olsun ve bu haldeyken üstüne ihtiyarlık çöksün, tam bu sırada o
bahçeye alevli bir bora isabet etsin de bahçe, baştan başa yansın. Allah size
ayetleri işte bu şekilde açıklıyor ki, inceden inceye ve derinden derine
düşünebilesiniz.
267. Ey
iman sahipleri! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkarmış olduklarımızın
temiz ve güzellerinden infak edin. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız
pis/bayağı şeyleri vermeye kalkmayın. Bilin ki Allah Ganî'dir, cömertliğine
sınır yoktur; Hamîd'dir, bütün övgülerin sahibidir/övgüye layık olanları
gereğince över.
268. Şeytan
sizi fakirlikle korkutur, size görünür görünmez çirkinliklere sürükler, Allah
ise size kendisinden bir bağışlanma ve lütüf vaat eder. Allah, Vâsi'dir,
Alîm'dir.
269. O,
hikmeti dilediğine verir. Ve kendisine hikmet verilmiş olana çok büyük bir
hayır verilmiş demektir. Gönlünü ve aklını çalıştıranlardan başkası düşünüp
anlayamaz.
270. Hayır
olarak harcadığınız, adak olarak adadığınız her şeyi, Allah mutlaka bilir.
Zalimlerin yardımcıları olmayacaktır.
271. Sadakaları
açıklarsanız b
Riba devamında

No comments:
Post a Comment