Saturday, May 23, 2020

tatlı Yeni Stil



Araf Kanto 24


Sohbetimiz yürüyüşümüzü;

Yürüyüşümüz, sohbetimizi yavaşlatmadı.

Rüzgarı, arkasına alan bir gemi gibi, hızla ilerledik.

Etrafımdaki ruhlar yaşamakta olduğumu anladıkları için

Bana hayretle bakıyorlardı.

Fornese ile sohbetimize devam ediyorduk:

Belki öbürüne rastlamasa, daha hızlı çıkacaktı merdivenleri

Dedim.

 Stazio Virgil’ le konuşmak için yavaşlamıştı.

Fornese’ye iki soru sordum:

“Ama biliyorsan söyle Picarda nerede?

Ve söyle bana

Bu bana dikkatle bakanlar arasında tanıdığımız kimse var mı?”

Kızkardeşim güzelliği mi, yoksa iyiliği mi daha büyüktür bilmiyorum;

Olympos’ un zirvesindedir; zaferi kazanmıştır,

Tacını takmıştır.

Ruhların ismini söylemek yasak değildir burada;

Açlıktan yüzlerimiz eridi gitti zaten.

Bu gördüğün  değerli kardeşimiz Bonagiunta da Lucca;

 Arkasında  herkesten daha zayıf olan

Fransa‘ nın Tour kentindendir.

Papa‘ydı bir zamanlar.

Bolsena gölünden avlanan su yılanları ve

Vernaccia şaraplarının hesabını veriyor şimdi”

Tek tek tanıdığımız ruhların hepsini saydı.

Ruhlar, isimlerinin söylenmesinden memnundu;

hiç biri surat asmadı.

Ama dişleri takırdıyordu,

 açlıktan boş havayı çiğner gibiydiler.

Boniface kilisenin başıydı, bunları  o güdüyordu;

ruhlarının değil de midelerinin lideriydi.”

Faenza’ nın ‘Podesta’ sı Messer Marchese de aralarındaydı;

Çok içerdi ama susuzluğu geçmezdi

Aralarında Lucca’lı olduğunu sandığım bir ruh vardı;

sanırım en çok o benimle konuşmak istiyordu”

“Gentucca” dedi sanki mırıldanarak.

Zorlukla konuşuyordu.

Ey, ruh” dedim;

Eğer benimle konuşmak istersen

Duyabileceğim şekilde konuş da

 ikimiz de birbirimizi anlayalım.”

Benim şehrimle alay ederler ama

Orada henüz evlenip, duvak takmamış bir genç kız vardır

Sanırım ondan hoşlanacaksın

Bu söylediğimi unutma

Şimdi ne dediğimi anlamasan da

 ilerde doğru çıktığını göreceksin!

Bu şiirde yeni bir akım başlatan adam mıdır?

‘Kadınların aşka aklı erer’ diyerek?”

Evet” dedim “O, benim”

Benim kalbim aşkla nefes aldığında, ne dediğine dikkat ederim

Aşk bana ne yazdırırsa, onu yazarım;

Ona göre hareket ederim”


E io a lui: “I’ mi son un che, quando
Amor mi spira, noto, e a quel modo
ch’e’ ditta dentro vo significando”. (Purg. 24.52-54)
  I answered: “I am one who, when Love breathes
in me, takes note; what he, within, dictates,
I, in that way, without, would speak and shape.”







"Anladım birader;  Noter Guitonne ve ben

Bu Tatlı Yeni Stil'i  anlamadık zamanında.

Sen gönlünden geldiği gibi yazdın

Aşk sana ne dikte ettirdiyse onu söyledin

Bizim kalemimizi öyle oynatamadık

Bazıları farkı görmez

iki stil arasında tek fark budur oysa”

dedi ve bu konuşmadan memnun kalmışçasına sustu.

Nil bölgesinde kışlamış olan leylekler,

Dönüş yolunda  bazan yavaşlar;

 bir tek çizgi halinde uçuş formu alır;

 sonra hızlanırlar.

Buradaki ruhlar da, biraz yavaşladıktan sonra,

 hemen toparlanıp yüzlerini gidecekleri yöne döndürdüler.

Adımları hızlandı artık günahları hafiflemişti

Hem hafiflikleri hem de ‘menzile’ varma arzuları adımlarını çabuklaştırdı.

Yorulup da, koşusunu yavaşlatan,

 arkadaşlarına kendisini geçmesi için yol veren,

o sırada soluklanan  yüreğini dinlendiren biri gibi

Forese' de arkadan gelen ruhların kendisini geçmesine müsaade etti.

Onlar arayı açınca bana;

"Seni bir daha ne zaman göreceğim?“ diye sordu

"Daha ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum" dedim;

Ama ne zaman gelirsem geleyim,

Gönlüm buraya çabuk varmak ister.

Çünkü doğduğum kent gittikçe bozuluyor

nifak çıkıyor kendini mahvediyor

Harabeye dönüyor"

"Üzülme kötüler layığını bulur,

Hep hiç arınamayacakları yerde kalacak onlar.

Şeytanın koynunda olacaklar.

Şimdi açıkça anlatamıyorum ama ilerde ne demek istediğimi anlayacaksın!

Benim ilerlemem lazım;

Zaman burada önemli.

 Senin hızınla gidersem vakit kaybederim.

Sen geriden gel" dedi.

Savaşa en önde gitme onuru için,

Arkadaşlarını geriden bırakan,

Birden fırlayan süvari gibi uçtu gitti.

Uzun adımlarla arayı açtı.

Ben geride iki bilgeyle;

(Dünyanın iki Mareşalıyla) kaldım.

Gözlerim artık onu göremiyordu; çok uzaklaşmıştı.

Kafam da onun söylediklerini anlamakta zorlanıyordu.

Köşeyi dönünce, üzeri meyve dolu yeşil,

Bereketli bir ağaç çıktı karşımıza.

Ağacın dibinde ellerini açmış,

 yukarı dallara doğru kaldırmış

 çocuk gibi ağlayan ruhlar vardı.

Sanki çocukların istediklerini vermeyip,

 onu ulaşamayacakları yükseklikte tutan biri gibiydi ağaç.

Meyvalar yukarıda kalmıştı.

Ne kadar yalvarsalar da cevap gelmiyordu.

Ulaşamıyorlardı…

Saklı değildi

Görebiliyorlardı istediklerini

ama kendilerine verilmiyordu.

Ümidi kesip yollarına devam ettiler.

Biz ağaca yaklaştık,

Kimsenin gözünün yaşına bakmayan ağaca...

Yolunuza devam edin yaklaşmayın,

 Adem ile Havva' nın meyvesini yediği ağaç yukarıdadır;

Bu ağaç onun kökünden büyümüştür."

 dedi bir ses dalların arasından.

Kimin sesi olduğunu anlayamadık.

Virgil, Stazio ve ben;

Biz üçümüz tırmanmaya devam ettik.

"Centaur’ ları hatırladınız mı?

Hani içip sarhoş olup düğünde olay çıkarmışlardı?

Zavallılar

Teseus cezalarını verdi.  

Medyan tepelerinden su kenarına inen

Yahudiler’den suyu hemen içenleri

Gideon savaşçı olarak almadı yanına"




Yol daraldı kenardan yürüyorduk oburların cezalarını

Görerek ilerliyorduk

Hepimiz bu bin basamağı tırmanırken,

 sessizce içimizden dua ediyorduk.

Her birimiz kendi düşüncelerimize dalmıştık.

Dünyevi meselelerden çok uzaktık.



"Siz üçünüz ne düşünüyorsunuz?" dedi birisi.

Ben yerimden sıçradım.

Bir kırmızılık vardı sesin geldiği yerde.

Dünyadaki hiçbir alevle mukayese edilemeyecek cinsten;

Görülmemiş bir parıltı.

“Yukarı tırmanmak istiyorsanız buradan döneceksiniz

Çünkü selamete ulaşmak isteyenin yolu burasıdır” dedi

Parlaklığından bir şey göremez oldum

Rehberlerime döndüm, onun ayak izini takip ettim.

Mayıs’ ta sabah esintisi gibi bir esinti geldi;

tatlı kokulu kanatlarının ucu alnıma değdi

“Allah’ın nuruyla aydınlanmış olanlar

Tat duygusuyla yoldan çıkmayanlar

Her türlü açlığı dengeli olanlar

Ölçü bilenler

Kutsanmıştır” dedi…


Açıklamalar

Bu kanto bir önceki kaldığımız yerden Dante’yle Fornese’ nin sohbetiyle  devam ediyor.

Fornese Dante nin eşi Gemma Donati nin akrabası. O da şair ve gençliklerinde Dante ile ikisi şiir yoluyla birbirleriyle çok atışmışlar Fakat burada Araf ta dostlukla konuşuyorlar.

Dante ona kız kardeşi Piccarda’ yı soruyor Fornese de sevinerek kardeşinin Cennet’ te olduğunu haber veriyor

Bu aileden üç kişi İlahi Komedya da yer almış

 Fornese Araf ‘ta, rahibe olan ve fakat Corso tarafından birisiyle evlenmeye zorlanan Piccarda Cennet’ te;

 onu bu evliliğe zorlayan diğer ağabeyi Corso Cehennem de anlatılmış. Floransa’nın politik meseleleriyle ilgili olarak.

Olympos un zirvesi demekle Cennet’ i kastetmiş.

Bolsena nın yılan balıkları ve Vernaccıa şarapları

Gidion

Bu örnek Tevrat’ tan; Bakara suresındeki yukarıda yazdığımız ayete benziyor ama ayrı bir kişi ve ayrı bir dönem anlatılıyor.

Gideoan yahudi ordusuyla giderken kendisinden adamlarını ırmağa götürmesi ve suyu nasıl içtiklerine bakması isteniyor Bazısı suyu görünce kendilerini hemen suya atıp yüzlerini suya gömüp içmeye başlıyor Bazısı tedbiri elden bırakmıyor suyu avucuna alıp etrafı gözlemeye devam ederek içiyor

Bu tedbirli 300 kişi seçiliyor bu kişilerle zafer kazanılıyor.

Book of Judges  Hakimler Kitabı olarak adlandırılıyor Eski Ahitteki bu bölüm

Tatlı Yeni Stil

Dante nin Vita Nova -Yeni Hayat eserinde Beatrice’ e yazdığı şiirlerle başlattığı yeni edebi tarz.

Bakara Suresi, 249. ayet: Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç-onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.

E io a lui: “I’ mi son un che, quando

Amor mi spira, noto, e a quel modo

ch’e’ ditta dentro vo significando”. (Purg. 24.52-54)

  I answered: “I am one who, when Love breathes

in me, takes note; what he, within, dictates,

I, in that way, without, would speak and shape.”






















Virgil:

Burada kıskançlık cezalandırılıyor

Ruhlar bu günahtan arınırken, onları aşka sevgiye davet eden ruhlar gelmiş;

Sevgi mesajlarıyla yüreklendiriyor.

Buradan sonra, kıskançlık seslerini duyacaksın; o sesler değişiktir,

Af kapısına gelene kadar duyulacaktır.

Şimdi gözlerini dört aç!

Bu sisin arasında taş terasın üzerine oturmuş ruhlar göreceksin.”  dedi.

Açtım gözümü, iyice baktım;

Evet, önümüzde ruhlar vardı.

Üztlerinde toprak rengi pelerinler;

Biraz ilerleyince seslerini duyduk:

“Meryem Ana bize dua et”

Diğerleri Michael, Peter, bütün azizler... diye yakarıyor, şefaat diliyorlardı.

Acınacak haldeydiler;

Dünyada bu ruhların halini görüpte, merhamet etmeyecek bir insan olamazdı;




Gözlerimden yaşlar aktı. 

Bunların üzerindeki giysiler keçedendi;

Çıplak tenlerine giymişlerdi; 

Tenlerini acıtıyor,  derilerini yüzüyordu.

Birbirlerinden destek alarak,  bir bütün halinde,

Kayaya dayanmışlardı.

Gözleri kapalı sesin geldiği yönü bulmak için, yüzlerini o yöne doğru çeviren kutsal günlerde dilenmeye gelen kör dilenciler gibiydiler...

Yalnız kelimelerle değil, halleriyle de aman dilemekteydiler.

Körler nasıl güneşi göremezse, bu ruhlar da Cennetin ışığını göremiyorlardı

Yeni yakalanan şahinler gibi göz kapakları iğne iplikle dikilmişti.

Onlar beni göremezken, benim onları görerek konuşmam çok ayıp olacaktı, bana öyle geldi.

Ne yapacağımı sormak için rehberime döndüm; anladı  hemen halimi  ben daha birşey söyleden;

"Konuş ama kısa kes, hemen sadede gel" dedi. Kendisi uçurum kenarındaydı, korkuluk da yoktu.

Ruhlar öbür tarafta, kayanın dibinde gözleri kapalı olmasına rağmen, yanaklarından yaşlar süzülerek bekleşmekteydi,

Onlara hitaben:

"Merak etmeyin siz de ışığa kavuşacaksınız;

Bütün kötülüklerden arınacaksınız;

gönlünüzün ırmağı temiz akacak ve unuttuğunuzu hatırlayacaksınız.

Bana söyleyin aranızda Italyan var mı?

Varsa, belki ona yardım edebilirim…"

Virgil:

Burada kıskançlık cezalandırılıyor

Ruhlar bu günahtan arınırken, onları aşka sevgiye davet eden ruhlar gelmiş;

Sevgi mesajlarıyla yüreklendiriyor.

Buradan sonra, kıskançlık seslerini duyacaksın; o sesler değişiktir;

Af kapısına gelene kadar duyulacaktır.

Şimdi gözlerini dört aç!

Bu sisin arasında taş terasın üzerine oturmuş ruhlar göreceksin.”  dedi.

Açtım gözümü, iyice baktım;

Evet, önümüzde ruhlar vardı.

Üztlerinde toprak rengi pelerinler;

Biraz ilerleyince seslerini duyduk:

“Meryem Ana bize dua et”

Diğerleri Michael, Peter, bütün azizler... diye yakarıyor, şefaat diliyorlardı.

Acınacak haldeydiler;

Dünyada bu ruhların halini görüpte, merhamet etmeyecek bir insan olamazdı;




Gözlerimden yaşlar aktı. 

Bunların üzerindeki giysiler keçedendi;

Çıplak tenlerine giymişlerdi; 

Tenlerini acıtıyor,  derilerini yüzüyordu.

Birbirlerinden destek alarak,  bir bütün halinde,

Kayaya dayanmışlardı.

Gözleri kapalı sesin geldiği yönü bulmak için, yüzlerini o yöne doğru çeviren kutsal günlerde dilenmeye gelen kör dilenciler gibiydiler...

Yalnız kelimelerle değil, halleriyle de aman dilemekteydiler.

Körler nasıl güneşi göremezse, bu ruhlar da Cennetin ışığını göremiyorlardı

Yeni yakalanan şahinler gibi göz kapakları iğne iplikle dikilmişti.

Onlar beni göremezken, benim onları görerek konuşmam çok ayıp olacaktı, bana öyle geldi.

Ne yapacağımı sormak için rehberime döndüm; anladı  hemen halimi  ben daha bir şey söyleden;

"Konuş ama kısa kes, hemen sadede gel" dedi. Kendisi uçurum kenarındaydı, korkuluk da yoktu.

Ruhlar öbür tarafta, kayanın dibinde gözleri kapalı olmasına rağmen, yanaklarından yaşlar süzülerek bekleşmekteydi,

Onlara hitaben:

"Merak etmeyin siz de ışığa kavuşacaksınız;

Bütün kötülüklerden arınacaksınız;

Gönlünüzün ırmağı temiz akacak ve unuttuğunuzu hatırlayacaksınız.

Bana söyleyin aranızda İtalyan var mı?

Varsa, belki ona yardım edebilirim…"


























No comments:

Post a Comment