Thursday, May 14, 2020

Bana Aşkı anlat



Bana aşkı anlat






Hocam dersi anlattıktan sonra, gözlerime baktı, acaba anladım mı diye.

Ben sessizdim, şimdi yeni sorularım vardı;

 Bir yandan da, “Acaba fazla sorup rahatsız mı ettim” diye düşünüyordum.

Gerçek bir baba gibi durumu anladı ve beni cesaretlendirdi.

“Beni çok aydınlattınız” dedim

“Söylediklerinizi iyi anladım,

Aşkı iyi ve kötü diye tanımladınız,

Şimdi lütfen bana aşkın ne olduğunu öğretin."

"İyi düşün" dedi,

"Kör köre rehberlik ederse, nice olur halleri?

Ruh çabuk sevmeye programlanmıştır,

Hoşuna gideni sever,

Güzellik karşısına çıkınca, hemen uyanır;

Güzel görüntüyü alırsın, ruhunda seversin.

Doğa, ruhunu aşk ile yeniler;

Sonra alevlenir, çünkü alev göğe yükselmek üzere yaratılmıştır.

Yükseldiği yerde en uzun süre yaşar.

Ruhun kendini aşka kaptırınca,

 sevdiğine kavuşuncaya kadar huzur bulmaz.

Bütün aşklar övgüye değer.

Aşk hep iyi görünür, bazen insanı kandırır.

Her mühür iyi değildir belki, ama mühürün yapıldığı her mum iyidir."

"Hem senin sözlerin, hem de kendi aklım bana aşkın ne olduğunu anlattı;

 ama gene de şüphelerim var.

Eğer aşk karşıdan geliyorsa ve ruh buna tepki veriyorsa,

 o zaman doğru veya eğri ruhun bir günahı yok!"

"Mantıkla bu kadar anlatabiliriz, ondan sonrası için Beatrice’i bekle.

Herşeyin kendi özü vardır,

Harekete geçene kadar anlaşılmaz.

Bitkinin filiz vermesi gibi.

İnsan da kendi içinde olanı,

 Zekasını,  kavramlarını

Aşka düşene kadar bilmez.

Aşk  arıdaki bal gibidir

Içseldir ne övgüye değer, ne de suçlamaya,

Aşk içten gelir ama bir de eşik var,

Bazı prensipler var, senin değerin ona göre anlaşılır.

 Aklın var, ahlak kuralları var.

'Gereklilikten doğar aşk' desek de;

 onu dizginleyecek kuvvet de gene, sen de var.

Serberst İrade kutsal güçtür.

 Bunu Beatrice sana anlatırsa dikkatle dinle."

Gece yarısını geçmişti;

Ay parlıyordu;

Bakır bir kap gibi olmuştu, yepyeni bir ışıkla parlıyordu, yıldızlar azalmıştı…

Öbür tarafta Roma' da güneş batıyordu.

 Mantua'lı beni şüphelerimden kurtarmıştı.

Ben yeni hasat yapmış bir çiftci gibiydim,

Sorularıma açık cevaplar almıştım.

  Uyumadan önce çeşitli hayallere dalıyordum ki;

Arkamızdan gelen seslerle irkildim:

Bakus' u çağırmak zorunda kalan Theban' lılar gibi,

 Çemberi dönüp haklı iradeleri ve haklı sevgileriyle gelen gurubu gördük.

Gurup bize yaklaştı, koşuyorlardı.

Önde ikisi ağlıyordu;

"Meryem Ana dağa ulaşmak için koşuyordu" dediler

"Lerida' yı almak için Sezar önce Marsilya, sonra İspanya' ya saldırdı;

Yetersiz aşk için daha fazla vakit kaybetmeyelim,

Çok acıkınca gıdaya koşulur.

Geçmiş ihmalleriniz ve tembellikleriniz için;

Şimdi acele edin!




Şurada halen yaşamakta olan adam var!

Yalan söylemiyorum;

Sabah gün ışır ışımaz hemen yola düzülecek,"

Bunu duyan Virgil:

"Öyleyse bize söyleyin geçiş nerede?” dedi.




Bir tanesi cevap verdi:

"Gelin bizi takip edin o zaman;

Bulursunuz.

Gitmek için o kadar hevesliyiz ki;

Duramayız; kusura bakmayın,

Nezaketsizlik sanmayın acelemizi.

Ben Verona‘ da, St. Zeno Manastırı rahibiydim

Barbarosa hükümrandı o zaman

Milano‘ ya çok çektirdi o

Biri daha var bir ayağı çukurda,

Bu manastıra çok yanacak o,

Bir zamanlar kudretliydi.

Gerçek çoban yerine oğlunu yerleştirdi, gayrı meşru oğlunu,

Hem bedenen hem de kafadan sakat

Kafadan sakatlığı daha fazla…"

Artık sustu mu yoksa biz mi duymaz olduk bilmiyorum, arayı epeyce açtı.

Sadece bu kadarını duyabildim ve duyduklarıma sevindim.

Bana her zaman yardım eden rehberim,

"Dön de bak iki kişi daha geliyor,

Tembellerle dalga geçiyorlar" dedi.

"Kendileri için Deniz yarılanlar,

    Ürdün bu diyara yerleşenleri gördüğünde çoktan ölmüşlerdi.

Anchieses' in oğluyla birlikte sonuna kadar mücadele etmeyenler,

Adı sanı bilenmezler olarak yaşama devam ettiler."

Bu ruhlar arayı epeyce açıp da görünmez olunca bir şey geldi aklıma;

Ondan sonra da pek çok mesele, pek çok soru birbirini kovaladı.

Kafamda birbirini kovalayan düşüncelerle uykuya daldım,

 düşünceler bir süre sonra rüyaya dönüştü...




Rüya






Sabaha karşı rüyamda kekeleyen bir kadın gördüm;

Gözleri şaşı, bacakları eğri;

Kolları çolak, yüzü renksiz, solgun.

Ona baktım,

soğuktan donmuş bedenimizi güneşin ısıtması gibi,

Benim bakışım da onu canlandırdı, dilini çözdü.

Eli ayağı düzeldi, aşkımla yüzüne renk geldi; bakışımla güzelleşti, değişti.

 Konuşması açılınca çok güzel bir sesle şarkı söylemeye başladı.

Artık ondan gözümü ayıramazdım.



“Ben” dedi, “ mutlu eden Siren”

Denizlerde gemicileri yolundan eden;

Sesimle onları mest eden;

Ulise' nin uzun bir yolu vardı gidecek

Ama bana öyle bir alıştı ki;

Yanımdan ayrılamadı.

Ben onu öyle memnun ettim...



Daha şarkısı bitmemişti, dudaklarının hareketi durmamıştı ki;

Bir hanımefendi belirdi, dikkatli ve gerçek bir azize;

Siren’i şaşkınlığa uğrattı gelişiyle.

"Virgil! Ey Virgil! kimdir bu?" dedi Virgil’ e azarlayarak.

Virgil geldi hemen bu asil hanıma dikkatle bakarak

Gözlerini bir an olsun ondan ayırmayarak,

Diğerini yakaladı, elini uzattı, üstünü başını yırtıp attı;

Bana kadının karnını gösterdi;

Karnından yükselen çürümüşlük kokusu

Midemi bulandırarak beni uyandırdı.

Gözlerimi çevirdim

Üstadım

“Üç defadır sesleniyorum sana!

Kalk, fırla!

Girişi bulalım.”

Kalktım, Kutsal dağın dönemeçleri gün ışığıyla aydınlanmaya başlamıştı bile.

Sabah güneşi arkamızda, yola koyulduk…

Rehberimi izliyordum, kaşlarım düşmüş, iki büklüm eğilmiş,

düşünceler ağır gelmiş vaziyette,

Birisi “Buraya gelin, geçit burada” dedi.

O kadar yumuşak bir sesle söylendi ki bu,

ölümlüler dünyasında olsak duyulmazdı bile.

Kuğu gibi bir melek, kanatlarını açmış bize yol gösteriyordu

Kayaların arasından yukarı çıkan yolu.

Kanatlarını çırparak bizi ferahlattı;

“Qui lugent’ affermando esser beati” 

 “yas tutanlara, üzülenlere merhamet var

Yukarıda ödülleri verilecektir onların” dedi.

Meleğin yanından geçip de, biraz tırmandıktan sonra;

Niye yere bakıp duruyorsun? Neyin var?” dedi rehberim.

Endişe ruhumu kapladı.
 Gördüğüm bir rüya yüzünden Çok acayip bir rüyaydı, çok kötüydü.
Düşüncelerimi ondan alamıyorum”

“ Eski zaman cadısını mı gördün? onun için yukarıdakiler tövbe etmekte

Ondan nasıl kurtulacağını da gördün mü?

Bu rüya sana yukarı  tırmanman gerektiğini öğretsin.

Aklını Yukarıya, Cennet in geniş bahçelerine ver."



Bakıcısı tarafından yiyecek vadiyle çağrılan bir şahin gibi derhal

yemi düşünerek ileri atıldım; kayayı hevesle tırmandım.

Yukarı terasta yere yüzüstü yatmış, ağlamakta olan

Yüzleri toz toprak içinde kalmış ruhlar gördüm.

 Adhaesit pavimento anima mea,”

(My soul cleaves to dust)

 “Ruhum toprağa yapışmış” 
diye inliyorlardı mezarda ki bedenler gibi.

O kadar inleyerek söylüyorlardı ki bunu

Ne dedikleri tam anlaşılmıyordu.


Ey Seçilmiş ruhlar
! Çektiğiniz çile yakında bitecektir

ümidimiz ve adalet duygumuz bize böyle söyler.

 Bize geçiti gösterir misiniz?” dedi Virgil

“siz buraya geldiniz ama yere kapanmak zorunda değilseniz

ve yolu hemen bulmak isterseniz;

uçurumu sağınıza alın” dedi birisi

Ses biraz ilerimizden geliyordu.

Bu cevabı duyunca, adamın birşey saklamadığını anlamıştım

Dönüp rehberimin gözlerine baktım

Anlamıştı sevinerek onayladı düşüncemi

Ne yapmak istediğime onay vermişti

İlerledim, bize cevap veren ruha doğru eğildim;

Ağlamadan Tanrı ya varılmaz

Biraz durda benimle konuş

Söyle bana sen kimdin ve niye bu haldesin

Dünya ya döndüğümde senden bahsetmemi ister misin?"

"Sen de vakti geldiğinde öğreneceksin niye bu halde olduğumuzu ama önce

scias quod ego fui successor Petri -

Bil ki ben Peter' in halefiydim.

Sestri ve Chiavari arasında bir güzel ırmak akar;

Soyumuz oradan gelir.

Görev yaptığım bir aylık sürede- bir aydan birkaç gün fazla-

öğrendim ki Papalığın yükü her şeyden daha ağırmış.

Onun yanında diğer bütün yükler kuş tüyü gibi hafif kalırmış

Tanrıya dönmem ne kadar geç oldu

 Romanın Çobanı Papa- olduğumda

Hayatın ne kadar boş olduğunu anladım.

Orada yüreğim huzur bulmadı.

Fitne' den kurtulamadı.

Gelebileceğim en yüksek mevkie gelmiştim;

Hedefe ulaşmıştım.

İşte o anda ilahi aşkı anladım.

O zamana kadar tembellik etmişim

Tanrı' ya yakın olmamışım;

Aç gözlüydüm, görüyorsun günahım budur.

Onun cezasını çekmekteyim.

Aç gözlülüğün,  para hırsının cezası;

Allah yolundan dönenlerin cezası buradadır.

Bu dağda bundan daha ağır bir ceza yoktur.

 Gözümüzü yukarı Tanrı katına çevirmemiştik

Dünya malına bakıyorduk

Buranın adaleti bize gözümüzü yerden ayırmamamızı emretti

Para hırsından başka bir şey bilmedik, gerçek aşkı tanımadık.

O yüzden yaptığımız iyi işlerde yerini bulmadı

Burada onun için elimiz ayağımız yere yapışmış vaziyettedir

Cezamız bitene kadar, yere serilmiş vaziyette bekleyeceğiz hareketsiz."

Yere diz çöktüm onunla konuşabilmek için.

Sesimin tonundan ona saygı göstermek istediğimi,

ve onun için yere diz çöktüğümü anladı.

Niye eğildin?” dedi

Senin mevkiin ve asaletin beni etkiledi

Ayakta dik duramazdım artık” dedim.

Kalk kardeşim” dedi hata yapma

Benim senden bir farkım yok.

Biz hepimiz burada sadece tek Hakkın, tek Kudretin kullarıyız.




Incil de ‘ Neque nubent’ yazar okuduysan ne demek istediğimi anlarsın.

Şimdi yoluna git. Beni yalnız bırak.

Sen burada durdukça, ben tövbemi bölmüş oluyorum.

Gözyaşıyla yıkanacağım.

Son soruna gelince;

Dünyada bir yeğenim vardır adı Alagia

Nicola’ nın kızı.

Çok iyidir, bizi örnek almazsa kalbinin iyiliğiyle

Cennet e kavuşacaktır.

Geride benden bir tek o kaldı...






































No comments:

Post a Comment