Thursday, May 28, 2020

Cennet 1


Cennet

Kanto 1

Alemleri harekete getiren tek Tanrı’nın nuru

Kâinata yayılır, ışık bazı yere daha fazla,

Bazı yere daha az düşer.

Ben semanın daha çok ışık alan kısmındaydım

Bu kadar yükseklere çıkanın inişte unutacağı

veya hatırlasa da anlatamayacağı şeyler gördüm

Arzuladığı zirveye ulaşan aklımız

Hedefe varınca öyle bir dibe vurur ki;

Hafıza almaz artık görülenleri;

Her neyse, bundan sonraki kısımda

Aklımın alabildiği kadarıyla şiirimde

Allah’ın hükümranlığını” anlatacağım.

“Ey Apollo!” bu son vazifede bana yardım et;

Beni mükemmeliyetine bir araç yap

O defne dalına layık olabileyim

Şu ana kadar Parnasus’ un bir tepesi yetti bana;

Ama bundan sonraki görevde her iki zirve de gerekli.

Gir göğsüme, bana nefesini üfle;

Kuvvetinden ver;

Eğer kuvvetinden verir de, aklıma kazıdığım

 Kutsal alemlerin gölgesini olsun yazmama yardım edersen

Sevdiğin ağacın altında beni defne dalından tac giyerken görebilirsin.

Anlattığım konu ve senin yardımınla buna layık olabilirim

Bu şerefe çok az kişi erişebilir

Bazen küçük kıvılcımlar büyük yangınlar başlatabilir

Belki benden sonra daha iyi sesler gelir

daha iyi anlatabilmek için yine sana dua eder.

Dünyanın lambası (Güneş) ölümlülere farklı yollardan yaklaşır

Bir yere gün doğarken bir yerde akşam olur

Beatrice’i fark ettiğimde, güneş en tepedeydi

Beatrice güneşe öyle doğrudan bakıyordu ki;

 hiç bir kartal onun kadar gözünü kırpmadan bakamamıştır ışığa...

Ben de ondan etkilendim;

 normalde bakabileceğimden daha uzun baktım güneşe.

Evine hevesle dönen bir hacı gibi hızla yükseliyordum.

Burada biz insanlara mevcud olan kudretimizden

 daha fazla kullanmamıza müsade edilir.

Çünkü burası Cennet‘tir yani gerçek evimizdir.



Daha fazla dayanamadım artık bakmaya

Güneşin etrafı ateşten yeni çekilmiş

 erimiş demir rengindeydi.

Her şeye kadir olan Allah, iki güneş bahşetmis gibi

 etraf daha da aydınlandı birden

Gözlerimi gezegenlere bakmakta olan

Beatrice‘ e çevirdim yeniden

Ona bakarken Glaucus gibi kendi içimde değistim

O denizdeki sihirli otu yiyerek deniz tanrısına dönüşmüştü

Diğer tanrılara yoldaş olmuştu

İnsanken insan üstü varlığa dönüşmek, kelimelerle anlatılamaz

Siz de o mevkie varıncaya kadar



Glaucos sadece bir örnek olsun diye zikredilmiştir

Buraya ruhumla mı yoksa bedenimle mi yükseltildiğimi

 Ancak kâinatın idarecisi olan sen bilirsin Allah’ım

Beni yükselten sadece senin Nur’undur

Bütün kâinat her hareketinde sana varmaya çalışır

Ben de o çekime kapıldım

Güneşin ışığı semaya öyle bir yayıldı ki

Dünya da gördüğümüz bütün okyanuslardan daha genişti bu ışığın yayıldığı alan

Bu yeni duyduğum sesler ve bu yeni gördüğüm ışık

 beni öğrenmeye, her zamankinden daha fazla teşvik etti.



Beni benden iyi tanıyan Beatrice, daha ben sormadan cevapladı aklımı karıştıran soruları:

“Hayallerin yanıltıyor seni,

Gerçeği göremiyorsun.

Zannettiğin gibi dünyada değilsin artık

Yıldırım hızıyla yol almaktasın Cennet’ e,

gerçek evine doğru yükselmektesin.

Anladım derken, aklım yine karıştı:

“Nasıl oluyor da benim bedenim daha hafif bedenleri ruhları hızla geçiyor?”

Sabırlı bir anne gibi iç çekti ve

Bütün herşey kendi içinde bir düzene bağlıdır;

Bu evrenin düzenidir ki onu Tanrıya yaklaştırır

Burada daha yüksek varlıklar

Sonsuzluğun izini görürler.

Her şey bir düzen içinde aslına

 Yaratıcısına yaklaşır.

Bazısı daha çok yaklaşır, bazısı daha az

Herkes kendi meşrebince kendi limanına yanaşır

Her varlık  kendi içgüdüsüne göre hareket eder

Bu ölümlüleri harekete geçiren kudrettir

Dünyayı ayakta tutan, Ay‘a ışığını veren

Bu kudret, canlı cansız varlıkları

akıl ve kalp sahiplerini harekete gecirir;

Rahmanın alemlere nurunu yağdırmasıyla

 Dünyalar döner ahenkle



Yayı gerip oku atanın kudretiyle ilerlemekteyiz

Hedefe varacağız

Ama bazı yaratıklar sağırdır, duymazlar;

Yaratılış gayesinin aksine hareket ederler.

Nasıl yıldırım düşerse, bulutlardan dünyaya,

İlk hatayı yapan insan da, yanlış bir heves uğruna dünyaya düşmüştür.

Yukarı ışık hızıyla çıkışına hayret etme

Bu dağlardan şelalelerin akması gibi doğal bir hadisedir.



Artık yükünden kurtulmuş halinle hafifleyip uçmasaydın,

asıl bu-  dünyadaki bir alevin hareketsiz,

 kıpırtısız yanması gibi -şaşılacak bir şey olurdu…”

Gözlerini tekrar göklere çevirdi.





“tras” + “umanar”
universe

Universe = “the whole world, cosmos,” from Old French univers (12c.), from Latin universum “the universe,” noun use of neuter of adj. universus “all together,” literally “turned into one,” from unus “one” + versus, past participle of vertere “to turn”.

Vahdeti Vucut
Kendini okyanusta bir damla sanma. Bir damlanın içinde kocaman bir okyanussun.” Mevlana
In Greek mythology, Glaucus (/ˈɡlɔːkəs/; Ancient Greek: Γλαῦκος, Glaûkos meaning "glimmering") was a Greek prophetic sea-god, born mortal and turned immortal upon eating a magical herb. It was believed that he came to the rescue of sailors and fishermen in storms, having earlier earned a living from the sea himself.

The “gran mar de l’essere” was anticipated by the Ovidian example of Glaucus, who became “consorto in mar de li altri dèi” (consort in the sea of the other gods [Par. 1.69]). For Dante, the word “corsorte” has its full etymological sense of one who shares a destiny (“con” + “sorte” = destiny, from Latin “sors”). The sea is, for Glaucus too, the unifying medium that absorbs him and renders him similar to the other gods, their “con-sort” in the waters of being, alike them in his sorte, no longer different.
nna lillahi wa inna ilayhi raji'un

Şüphesiz biz Allah'tan geldik ve o'na döneceğiz."
Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne)." (Bakara Suresi, 156)

Anlamı: "Onlar; başlarına bir musibet gelince, Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz derler." (Bakara Suresi, 156)

Cennet 2


Bunları duymak için beni takip edenler!

Benimle buraya kadar geldiniz, küçük kayıklarınızla;

Benim yelken açan, şarkı söyleyerek ilerleyen büyük gemimi

Takip ettiniz ama artık geri dönün,

 Kendi sahilinize doğru yol alın!

Derin sulara açılmak için söz vermeyin,

Beni gözden kaybederseniz, herşeyi kaybedebilirsiniz.

Bu yolculuk daha evvel gidilmemiş; keşfedilmemiş diyarlaradır,

Minerva yelkenlerimi şişirir; Apollo dümeni tutar.

Dokuz ilham perisi gökyüzündeki 

Büyük Ayı ve Küçük Ayı takım yıldızlarını gösterir



Aranızdan birkaçı meleklerin ekmeğini paylaşmak isteyenler;

(Gaybı bilmek isteyenler) Onlar gelebilir.

Onlar dünyadaki bilimi öğrenmiştir; fazlasını isterler.

İşte onlar, derin sulara benim peşimden yelken açabilir.

Açtığım yoldan bilinmeze ilerleyebilirler.

Colchis' e giden kahramanlar *Jason' u köylü kılığında görünce sizin kadar şaşırmamıştır.

Insan ruhu yaratıldığı andan itibaren içinde Yaradan'a varma arzusu başlar.

Beatrice yukarı, ben Beatrice‘ e bakıyordum;

Şimşek çakması kadar kısa bir sürede ilerliyorduk;

O anda harika bir şey bütün dikkatimi aldı;

Benim aklımdan geçenleri her zaman okuyabilen Beatrice,

"Bizi buraya yükselten Allah‘a şükret "dedi.

Bir mücevher gibi parıldayan bir ışık hüzmesi bizi içine aldı

Su ışığı nasıl içine alır kendisini değiştirmeden yansıtırsa,

 biz de artık gökyüzünün incisiyle bütünleşmiştik

Artık bir olmuştuk. (Ay içine alıyor Dante ve Beatrice'i)

Yaradan' a nasıl varabilirdik?

 Bunu öğrenme arzusu içimi güneş gibi yakıyordu.

Iman ettiğimiz ama akıl erdiremediğimiz şeyleri burada görecektik.

"Ölümlü dünyadan buralara bizi yüceltene şükürler olsun" dedim;

Ama önce söyle bana bu gölgeler ne?"

"Ay'daki bu gölgeler için Kabil‘ le ilgili masallar uyduruyorlar dünyada!?"

Güldü:

"Bazan kanıt karşısında bile akıl işlemez;

Esas sen ne düşünüyorsun onu söyle!" dedi

"Yoğunlukları farklı" dedim

"O zaman dinle" dedi.

"Göğün sekizinci katında ışık yayılır, aynı anda pek çok lambadan.

Çeşitli yerlerden ışıkları görülür;

senin düşündüğün gibi "yoğunluktan" olsaydı 

maddenin bazı kısımları transparan olurdu; ışığı geçirirdi.

Ama öyle değil!

 incelikten olsaydı bir kısmından ışık geçerdi bir kısmından

 daha kalın olan kısmında ise geçemeyeceği için ayna gibi yansırdı.

Üç ayna al eline; iki tanesini kendinden eşit uzaklıkta iki noktaya yerleştir;

Üçüncüsünü ortaya koy ama biraz daha geriye.

Sonra dön de bak;

Birisi senin arkandan mum yaksın.

Işığın yansımalarına bak!

Uzaktaki imaj daha küçük görünür ama ışığın pırıltısı hepsinde aynıdır.

Güneşin karı eritmesi gibi ben de senin şüphelerine ışık tutarak eriteceğim

Gökcisimleri kat kattır yükseldikçe yükselir;

Her biri kudretini yukardan alır; aşağıdakine dağıtır

Ben de sana öğreteceğim "yukarı"dan aldığım bilgiyi.

Çekicin sanatı  demircinin elindendir.

Her kuvvet Yaratan'dan gelir

Gökler ışıklandırılmıştır.

İlahi nur bütün evrene yayılır ama kaynağı "Bir" dir

Sana hayat veren kudret bütün kâinatı da harekete geçiren yegane kudrettir.

Ruhta işte böyle ışıldar.

Daha az veya daha çok madde olmasından değil

Işığın kaynağındandır nasıl göründüğü

Gölgeli mi yoksa parlak mı olduğu..."



Bu Kanto, Dante nin okuyucuya uyarısıyla başlıyor; "Giderek zorlaşacak olan bir Cennet kismi başlıyor.Eğer hazır değilseniz yol yakınken dönün geri Bu olağan üstü bir yolculuktur benim gemimi siz küçük kayıklarınızla takip edemezsiniz" diyor
Hatırlanacağı üzere Araf 'ta ruhlar arınırken "kıskançlık" yüzünden başının derde girmeyeceğini çünkü kimseyi kıskanmadığını ama "kibir" konusunda çalışması gerektiğini söylemişti Tevazu kolay gelmiyor, çok büyük bir şair olduğunun ve çok büyük bir konuyu ele aldığının kendisi de farkında. " Beni kaybederseniniz siz de kaybolursunuz, ona göre" diyor
"Ulise" örneği Komedya boyunca kendisini gösteriyor. Herkül kayalarını- Cebeli Tarık boğazını aşıp bilinmeze yelken açmıştı ve sonunda Araf kayalıklarında fırtına da gemisi batmıştı; kendisine inanan kendisiyle birlikte bu yolculuğu göze alan adamları da ölmüştü.
"Haddi" aşmıştı. İnsanlık tarihi de zaten haddi aşmakla başlıyordu. Adem' e Cennet' te "her meyvayı yiyebilirsin yalnız buna dokunma" denmiş; ama gene de Adem, Havva ile beraber o yasak meyva ya el uzatmış; Cennet' ten kovularak Dunya' ya indirilmişti. Böylece sadece ruhsal bir varlık değil hakiki anlamda" insan" olmuştu.
Ondan sonra da insanlık hep bilinmeze doğru yol aldı; yeni kıyılar yeni kıtalar keşfetti; bilinmeyen sulara gözü kapalı gitti.O da yetmedi, kutupları keşfetti. Okyanusun derinliklerini keşfetti; gidemediği yere arac gönderdi.
 Aya gitti; uzay yolculukları yaptı; teleskoplar icat ederek gidilmesi, ulaşılması mümkün olamayacak kadar uzakta olan galaksiler keşfetti.
Dante de yaşamı boyunca bilime meraklı olmuş araştırmış bilimsel sorular aklını kurcalamış.
Komedya’ nın bir diğer esin kaynağı da Latin şair Ovid’ in "Metamorfoz"eseri değişim dönüşüm önemli bir konu.
Cehennem ve Araf bölümleri okuyucu için anlaşılması daha kolaydı. Cehennem de çeşitli suçların cezalandırılması; Araf’ ta da insan tabiyatı inceleniyor, “nasıl eksiklerden hatalardan arınırız; nasıl günahların yükünden kurtulup, ruhumuzu  Cennet' e hazırlarız?” konusu işleniyordu.
Cennet ‘e geldiğimizde ise konular biraz daha zor anlaşılır hale geliyor. Bunun için şair okuyucuyu uyarıyor: Dini ve felsefi konularda çok yoğunlaşmadan önce" ilimde" ilerlemeleri gerektiğinin altını çiziyor. Önce bilimle meşgul olup, iyi bir eğitim almadan sadece dinde yoğunlaşmak, gaybı öğrenmeye uğraşmak, hüsranla sonuçlanabilir; onu söylüyor.
Dante Cennet’in ilk Kantosunda gördüğümüz gibi Beatrice’ le beraber hızla aya yükseliyor.
Ay onları içine alıyor; adeta ayla bütünleşiyorlar.
Birinci kantoda “ Allah’tan geldik Allah’ a dönüyoruz” anlayışının ikinci kısmı işlenmişti. “Bütün kainat,  yaratılmış olan canlı cansız varlıklar yaratılma işlemini başladığı andan itibaren, gene Tanrı’ ya dönme, ona kavuşma isteğiyle hareket ederler” dendi. Aynı canlı cansız bütün varlıkların Allah’ ı tespih etmesi ayetinde olduğu gibi. Latince kökenli universe kelimesinde de uni tekliği; verse dönme eylemini dönüşümü anlatıyordu, bu kavrami bilinçli olarak şiirde kullanıyor.
İkinci kantoda “Allah’ tan geldik” kısmı vurgulanıyor ve Allah’ ın yarattığını çok mükemmel olarak, çok çeşitli ve sürekli olarak yaratması anlatılıyor.






Dante Ay’ a geldikten sonra ayın yüzeyinde görülen "gölgeleri" soruyor Beatrice’e.
Eskiden bu gölgelere, Italya’da “Kabil’ in gölgesi” deniyormuş. Efsaneye göre kardeşini öldüren Kabil dünyadan atılarak; Ay’ a sürgün gönderilmiş. Halk, efsaneye göre açıklarken; Dante, bu tabiat olayını “Convivio- Şölen” isimli eserinde bilimsel yönden açıklamaya çalışmış ; ayın yüzeyindeki değişik “yoğunluktan” kaynaklanmış olabileceği kanaatine varmış. Bu fikri Beatrice' e söylediğinde, O kabul etmiyor ve kendi görüşünü uzun uzadıya anlatıyor:
Dünyadan görünüşle, uzaydan görünüşün farklı olduğunu; her gezegeni, her gökcimini aynı zannetmemesi gerektiğini; yaratılışın çeşitli ve farklı maddelerle olduğunu anlatıyor. Esas yaratılışın sekizinci Cennet’ te Allah ın Nur’ undan kaynaklandığını söylüyor.
“distinctio et multitudo rerum est a Deo” cümlesiyle yaratılışta ki "çeşitlilik ve bolluğa" işaret ediyor. Farklı yaratılış özellikleri ve farklı maddelerden kaynaklanarak ayın yüzeyinde bu karaltıların olduğu açıklamasını yapıyor.
Bütün Paradiso boyunca Işık –Allah’ ın Nur’u ve Cennet’ in dokuzuncu kattında ( Primum Mobile-cennetin ilk harekete geçirilen ilk yaratılan kısmında) bulunan Prime Mover -kainatı ilk olarak harekete geçiren “Ol”(Kün) emrini veren “Allah” kavramı yer alacak.
Bütün bu analizden sonra Ay'ın yüzeyindeki gölge konunun modern bilimdeki izahına gelirsek, bunun Ay’a meteorların çarpması neticesi olusan kraterlerden (çukulardan) ibaret olduğunu görürüz. Bu kraterler dünyadan bakılınca daha koyu renkte görülüyor. Sadece dünyadan değil uzaydan çekilen resimlerde de öyle.
Bazı bilim adamlarına göre, Ay’ da meydana gelen patlamalardan da bu çukurlar oluşmuş olabilir.
Dünya da bu tip göktaşı çarpması sonucu açılan çukur çok nadir görülüyor; çünkü meteorlar atmosfere girince yanıyor,parçalanıyor,ufalanıyor dünya’ ya düşmeden yok oluyor genellikle. Düşer de çukur oluşturursa, o bölge yağan yağmurlarla göl haline geliyor veya erozyonla  şekil değiştiriyor.
Ay la ilgili bir diğer enteresan bilgi de şöyle: Bu gölgeler ayın "karanlık yüzü" denen(aslında orası da aydınlık o nedenle "uzak yüzü" demek daha doğru oluyor) tarafta yokmuş. O kısımda çukur bulunmuyormuş. Biz dünyadan ayın sadece bir tarafını görüyormuşuz.











Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm

“Güç ve kuvvet, sadece Yüce ve Büyük olan Allah’ın yardımıyla elde edilir.”




























No comments:

Post a Comment