Monday, May 11, 2020

Kurt Puslu Havayı Sever


Kurt Puslu Havayı Sever


Kanto 14


Guido del Duca


 “Kim bu adam daha ölmeden dağımıza tırmanan?

İstediği gibi gözlerini açıp kapayan?”

 “Kim olduğunu bilmem, ama yalnız olmadığını biliyorum.

Sen daha yakınsın, sor bakalım kimmiş;

Kibarca sor da cevap versin”

Sağımdaki iki ruh, benim hakkımda böyle konuşuyorlardı

Sonra başlarını uzatıp seslendiler:

Hala daha bedeninde hapis olan ve Cennet yolunu tırmanan ruh;

Bize anlat güzellikle; kimsin nerden gelirsin?

Sana kim yardım eder? Nasıl oldu da bu ihsan sana bağışlandı?

Hiç görmedik böyle birşey, hayretimiz ondandır."

"Toscana da ırmak kenarından gelirim

Kim olduğumu söylememe gerek yok, meşhur bir değilim"

"Arno yakınlarından mı geliyorsun?"

Diğeri: Rinieri Calboli

Neden ırmağın adını söylemiyor?

Sanki kötü veya korkulacak birşeymiş gibi

Bilmiyorum, ama o vadinin isminin kaybolması bana doğru geldi.

Dağların arasından geçerek akar denize kavuşur;

Artık nedense onun kenarındakiler erdemden yılan görmüş gibi kaçarlar;

Ya şanssızlar ya da örf ve adetleri bozuk

Circe’nin ağına düşmüş gibi, karakterleri değişmiş;

Tepede kötü kokulu domuzların arasından fışkırır o ırmak

Sonra çakallar ulur; itler havlar;

Irmak onlardan yüz çevirir;

Kızgınlıkla yönünü değiştirir;

Aşağıya doğru aktıkça zavallı daha da büyür genişler

Orada köpeklerin yerini kurtlar alır

 Kurtlar ırmağa doğru ulur, ırmakta onlara

Karanlık, derin vadiden geçerken, ortaya kurnaz tilkiler çıkar;

 türlü hileleriyle her daim kandırmaya hazır;

Her türlü tuzaktan kurtulabilecek cinsten,

Duyulurum korkusundan değil benim sessizliğim

Sen de buraya dikkat et;

Torununu gördüm avcı olmuş

Irmağın kenarına gelen kurtları avlıyor

Her birine korku salıyor

Daha canlıyken etlerini satıyor

Sonra yaşlı bir canavar gibi

Hepsini öldürüyor

Kurtları canlarından ediyor; kendi onurunu da yerle bir ediyor

Kanlı elleriyle talan ettiği ormandan çıkıyor;

Ormana öyle balta girmiş ki; bin yıl geçse düzelmez."

Bunları duyan ruhun yüzü acıyla gerildi,

Haksızlığı yapan her kim olursa olsun

O yapılan haksızlığa yanıyordu,

Duyduklarına üzülmüştü.

Birinin konuşması, diğerinin verdiği tepki beni merak ettirdi

Hemen kim olduklarını sorup öğrenmek istedim.

Sorunca ruh, "sen benden bana vermediğini istiyorsun

kim olduğumu soruyorsun ama sen bana kim olduğunu söylemedin" dedi

"Ama belli ki Allahın sevgili kulusun seni buraya göndermiş

Onun için sana söylemekte sakınca yok

Adım Guido del Duca idi



Çok kıskançtım, birini mutlu görünce içimdeki

Çekememezlik o hale gelirdi ki, herkese aşikâr olurdu

Ektiğimi biçiyorum şimdi

Neden insan oğlu paylaşmasını bilmez?



Bu Rinieri Calboli ailesinin gururu

Ama ailesinden hiçbiri onun gibi değerli bir insan olamadı

Onun özellikleri kimseye geçmedi

Sadece onun akrabaları değil;

 Po ile dağlar arasında;

Reno ile deniz arasında;

doğru yoldan, doğru yaşamdan ayrılan çok oldu.

O topraklar zehirli otlarla dolu şimdi;

Temizlemek için de çok geç...

Lizio nerede şimdi?

Ya Arrigo Mainardi? Di Cappigna?

Pier Traverso?

Romagnolu’ lar da hepten piç oldu.

Bolonya ne olacak?

Faenza’ da ne zaman soylular yetişecek?

Mütevazı toprağın soylu oğlu…

Toscana’ lı ağlamama şaşma

O topraklarda yetişen dostları hatırladıkça hüzünlenirim!

Bazısının hiç varisi yok;

Nerede o eski hanımlar, o eski şövalyeler?

Şimdiki kalplerde hep düşmanlık var.

Bretinoro kenti o kadar bozulmuştu ki

insanları hep kaçtı başka yerlere

Bagnaval' ın varisi olmadığı iyi oldu

Kötülerden kurtulursa Pagani düzelir

Ama eskisi gibi olmaz

Conio daha beter, çünkü kötüyü üretmekte üstüne yok

Fantolını senin adın sağlam üzülme

Çünkü adını devam ettirip şöhretini bozacak kimse kalmadı

Toscanalı  artık yalnız kalıp ağlamak istiyorum

şimdi git çünkü konuştuklarımız kalbime ağır geldi"



Yola koyulduk arkamızdan bir şey dememelerinden doğru yolda olduğumuzu anladık.

Biraz yol almıştık ki gök gürlemesi gibi bir ses duyuldu,

 Kabil in çığlığı yıldırım gibi havayı yardı geldi:

Beni kim yakalarsa öldürecektir

ve geldiği gibi aniden kayboldu gitti...



Hemen peşinden bir başka gökgürlemesi duyuldu;

"Ben Aglarus, taşa döndürüldüm"

Korkudan artık ilerleyemedim sağa Virgil'in yanına kaçtım.

Şimdi her yer sessizdi yaprak kımıldamıyordu.

"Bu sınırdır, herkes kendi haddini bilmeli" dedi şair

Ama şeytan yemi uzattı sen de yuttun

Dikkat et uçuruma düşersin, koruyacak bir şey yok

Seni Cennet çağırıyor seni çepe-çevre çevirecek içine alacak

Görülmemiş güzellikler göreceksin ama hala daha gözlerin yerde

Herşeyi Gören seni çarpar... 

Bu kanto da Arno ırmağı ve çevresi anlatılıyor Puslu bir havada Kurtların Avlanması gibi bir hava yaratılmış kimse kimseye kimliğini açıklamak istemiyor önce Dante de söylemiyor ama herkes birbirini biliyor Irmağın dağ tepelerinden deniz kenarına kadar akması yüksekten aşağıya düşüş ile eski soylu ailelerinin çocuklarının ahlaken bozulması ararsında bir paralel kuruluyor
Burada en çok konu edilen kişi bir hakim Fulcıerı da Calboli baştaki iki ruhtan biri olan Rinieri nin torunu.
O tarihte Dante nin sürgününden sonra Floransa da halk o kadar bölünmüş o kadar parçalanmış ki iki parti olarak şehirlerine hakim tayin edemiyorlar ikiside birbirinden korkuyor çareyi dışarıdan başka şehirden hakim getirmekte buluyorlar
Ama bu da işe yaramıyor Gelen rüşvet alıyor Fulcieri da Calboli  Floransa ya hakim  (Podesta) olmuş Beyaz partisindekileri ölüme mahkum ediyor hem de ölüm işkenceyle oluyor
 Dante daha evvel bir önceki hakimin zamanında sürgün edilmiş Partinin esas daha etkili isimleri gönderilmiş 
Fulcieri gelince diğerlerini temizliyor
Rinieri iyi bir kişiyken torunu kötü olmuş.

Aglarus mitolojide kıskançlık yüzünden kızkardeşini öldüren bir kadın
önce Habil' le Kabil' in hikayesi iki erkek kardeşten birinin ötekini öldürmesi sonra iki kız kardeşten birini öbürünü öldürmesine yer verilmiş






Verdikçe Çoğalır









Dağın etrafını bir kez daha dönmüştük;

Batıya doğru ilerlemekteydik ve güneş gözümüzdeydi;

Ama çok daha parlak bir şey daha gözümü almıştı;

Neydi bilemedim. Elimi gözüme siper ettim:

-"Değerli üstadım, nedir bu parlaklık gözlerimi kamaştıran?

  Sanki bize doğru geliyor!"



-"Merak etme Cennete yaklaşıyoruz; gelen bir melektir;

Tırmanışımıza yardım edecek. Artık bu ışığa alışacaksın."

Melek; " buradan gelin, bu merdivenlerden çıkış daha kolaydır" dedi.

O sırada; Beati misericordes”  ilahisini duyduk.

Blessed are the merciful- "Merhametliler kutsanmıştır"

Bir diğeri:"Godi tu che vinci" "Sevinin zorlukları aştınız" dedi.

Aklıma takılan soruyu sordum rehberime:

-"O ruh ne demek istedi, Romagnalı

Paylaşmayı bilmeyiz diyerek?"



-"Hatasını biliyor o ruh, onun için söyledi;

 Bazen paylaşmak kıskançlığa yol açar,  çünkü elinde daha azı kalır

Ama ahireti düşünen de korku kalmaz, o paylaştıkça Cennet'e daha çok yaklaşacağını bilir, onun sevabı paylaştıkça artar.

'Ben' demek yerine 'biz' deyip paylaşana çok daha fazlası verilir"

-"Nasıl paylaştıkça daha fazlasına sahip olabilirsin? Belli miktarda zenginlik var."

-"Hala dünyadaki gibi düşünüyorsun!

Cennetin nuru ile aydınlanamadın. 

Allah' ın hazinesi geniştir, sonsuzdur 

Işığın aynada yansıması gibi gittikçe çoğalır. 

Sen verdiğini misliyle alırsın. 

İlahi aşk, ruhtan ruha yukarıda çoğalarak büyür,

 Beatrice' i görünce ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın;

 o senin sorularına cevap verecek her şekilde.

 Bak alnından iki P‘ de silindi geriye kaldı beş. 

Gayrete gel onlardan da kurtulmaya bak."



Tam " anladım" diyecektim ki, yol kıvrıldığında karşıma başka bir görüntü çıktı;

Öylece kalakaldım:

Mabedde insanlar vardı, biri de kadın

Tam eşikte bir ana oğluna soruyor;

"Oğlum niye böyle yaptın bizi merakta bıraktın? Babanla ben perişan olduk"

Gözlerimin önünde beliren bu sahne geldiği gibi aniden kayboluverdi.

Sonra bir başka kadın belirdi;

Gözlerinden yaşlar boşanırken; Çok kızgın bir halde Atina Tiranına yakarıyordu:

"Ey Pisistarus;

Sen buranın idarecisiysen-bu şehir ki Tanrıçalar yurduydu,

 bütün ilimler ışığı buradan yayılmıştı,

Kızıma "sarılan" adamı cezalandır!"  

Tiran kibarlıkla yumuşakça cevap verdi:

 "bizi seveni cezalandırırsak bize zarar verene ne yapacağız?"



Sonraki görüntü Aziz Stefan' ın şehit edilmesiydi:

Düşmanlar onu ele geçirmiş birbirlerine

"Öldür, öldür" diye bağırıyordu;

İşkencelerle öldürdüler onu;

Şimdi yerde cansız yatıyordu; gözleri nurlu,

Sanki gözleri Cennet kapısına açılıyordu.

Son nefesinde Tanrı’ya katillerini affetmesi için yakardı.



Rüya mıydı, gerçek miydi bu gördüklerim?

Sanki bedenimin dışında gibiydim;

Sanki uykudan yeni uyanmıştım.



Rehberim "ayağının üzerinde zor duruyorsun, ne var, ne oldu? dedi

"Bir müddettir uyur gezer gibisin, Sarhoş musun?"

" Değerli üstadım, bana ne göründüğünü anlatacağım kendime gelince "dedim

"Ben biliyorum" dedi.

"Senin aklından geçenler yüzünden okunuyordu,

Bin tane de maske taksan, ne düşündüğünü anlarım;

Yukarıdaki rahmet ırmağı gösterildi sana;

Bir şey demedim; çünkü hala bedeninin içindekiler bunları göremez.

Şimdi tempoyu artırarak, hızlı yürüme zamanı..."

Akşam oluyordu ama hala daha güneşin ışıkları parlaktı;

Akşam dua zamanına kadar yürüdük.

Sonra hava karardı,

Etrafı bir duman kapladı;

Bu dumandan önümüzü göremez olduk....



Serbest Irade





Bu kadar karanlık ve duman Cehennem'de bile yoktu

Duman tamamen gözlerimi kapadı

Rehberim yanıma yaklaştı, omzunu tutmamı istedi

Tehlikeli bir yolda yürüyen kör bir adam gibi,

Rehberimin omzuna tutunarak acı dumanın içinde

ilerliyordum.

Rehberim "dikkat et, beni kaybetme" diyordu



"Agnus Dei" ilahisinin okunduğunu duyduk

"Tanrının kuzusu"

Inanan, iman eden, tanrıya itaat edenlerin ilahisi...

Birbirine uyumlu, çok kuvvetle, içten söyleniyordu,

"Üstadım, bunlar ruhlar mı?"

"İyi bildin, öfkenin kördüğümünü yumuşatarak açmak için bu ruhlar gönderildiler"



"Siz kimsiniz ki; hala daha takvim kullanıyorsunuz zamanı ölçmek için?

Bizim dumanımızın içinden geçmektesiniz!"

Biri seslendi bize birdenbire destursuz.

"Git konuş onunla güzellikle, bir de bu yol gideceğimiz yere bizi çıkarır mı; onu sor" dedi Virgil

"Ruhunu arındıran kişi, Allah yolunda ilerlerken, gel beraber gidelim;

 Sana harika hikayemi anlatayım, dinle" dedim

"Müsade edildiği kadar sizle gelebilirim;

 birbirimizi göremezsek sesle bağlantımızı sağlarız."

"Ben buraya Cehennem' den geçerek geldim,

Hiç görülmemiş bir şekilde, 

Tanrı bana ihsanda bulundu

Hükümranlığını görmem için.

Kim olduğunu benden saklama ve

Bize yoldaş ol."

"Ben Lombardiya'lı Marco idim.

Dünya’nın alaveresini dalaveresini iyi bilirim

Bu gittiğiniz yol doğruca yukarı çıkar.

Yalvarırım sana dünyaya döndüğünde benim için dua et" dedi.

"Sana yemin ederim istediğini yapacağım ama ben de bir şüphe var

sormadan edemeyecegim." dedim.

 Bu soruyu artık sormam gerekiyordu:

"Önce küçük bir şüpheydi giderek büyüdü seninle konuşunca,

Dediğin doğru dünya artık eski dünya değil iyilik kalmadı,

kötülük her yeri sarmış,

Ama kabahat nerede kimde;

Bazısı sebebi göklerde arar, bazısı yerde;

Bunu öğrenip, başkalarına da öğretmek istiyorum"



Büyük bir acıyla "Ah Birader, dünya kör olmuştur; senin geldiğin yerde kabahati hep göklerde ararlar.

Eğer böyleyse serbest irade nerde?

Yaptığın iyiliğin mükafatını nasıl alıyorsun;

 veya kötülüğün cezasını nasıl görüyorsun?

Gökler harekete geçirir herşeyi;

Ama herşeyi değil.

Öyle olsa bile hem eğriyi, hem doğruyu biliyorsun;

 sana gösterilmiş üzerine ışık tutulmuş.

Aklın var, serbest iraden var, başlangıçta güçlük çekecek olsan da,

 sonradan her türlü zorluğun üzerinden gelebilirsin.

Gökyüzünden bağımsız, sen özgürsün.

Alemler içerisinde serbest iradeye sahip olarak yaratılmış bir canlısın;

Aklın fikrin var,

Yıldızların etkisinden kendini sıyırabilirsin.

Dünya kötüye gittiyse sebebi insanın kendisidir.

Sebep de, çözüm de insanda aranmalıdır.

Ben şimdi sana tefsir edeyim hakça:

Allah sevgiyle yaratmıştır 'ruhu', kendi eliyle;

Çocuk gibi, güler, ağlar, oynar, dünyaya gelince...

Ruh basittir, dünyadan habersiz, saftır,

Allah alemleri harekete geçirince

Ruh önce kendisine zevk verecek şeylerin peşine düşer;

Kendisine rehberlik edecek, fazlalıkları dizginleyecek şeyler de vardır muhakkak;

Onun için hukuk lazım, kişiyi kanunlarla kurallarla hizaya almak lazım

Bir de iyi idare eden liderler olmalı; olmalı ki insanlık ebedi saadete ulaşabilsin.

En azından bu gerçek şehri uzaktan görüp kulelerini seçebilsin.

Kanunlar var, var olmasına da; kim uyguluyor?

Hiç kimse!

 Çobanın kendisi de diğer koyunlar gibi bir şey anlamadan önden gidiyor.

 Ayağı çift toynaklı değil ama geviş getiriyor.

İdare edilenler ona bakıyor sadece açgözlülük görüyorlar.

Bu onlara yetiyor başka bir şey aramıyorlar.

Gördüğün gibi sebep yıldızlar değil onlar bozulmaz.

Ama çürüyen dünyadaki idarecilerdir.

Onlar yüzünden dünya kötüye gider.



Roma zamanında dünyayı iyi idare etmişti; iki güneşi vardı.

İki yolu da aydınlatırdı; hem dünya, hem de ahiret yolunu.

Sonra ikisi de birbirini gölgeledi.

Kılıçla, çobanın sopası çatıştı.

Öyle içi içe geçtiler ki; artık biri öbüründen korkmuyor.

Bana inanmazsan meyveye bak, ağaç meyvesinden bilinir.

Po ve Adige arasında Lombardiya da eskiden kibarlık vardı;

Efendilik vardı.



Frederick, Papalıkla arasını bozdu.

Doğruluk düzgünlükten haz etmeyenler, artık oralardan rahat geçebilir.

Orada dürüst üç adam vardı; yaşlı,

Eski değerlere sahip çıkan gençleri azarlayan;

 Conrad, Gherardo ve Guido,

 Fransızların dürüst Lombardiyalı dediği Guido.

 Kilise iki gücü de kendinde toplamak istediğinden beri,

Pisliğe gömüldü, hem de yeni yükünün altında ezildi.

Hem kendi gücünü, hem de idareyi mundar etti."



"Marco, güzel anlattın; şimdi niye Yahudi din adamlarının

 servet sahibi olmalarının, miras almalarının yasak olduğunu daha iyi anlıyorum

Fakat bu anlattığın iyi adam Gherardo neden gençleri azarlar?"

"Beni denemek için soruyorsun; ya da kurnazlık yapıyorsun,

Sen Toscana' lısın nasıl Gherardo' yu bilmezsin?

Şimdilerde onu bilenler sadece kızı Gaia' nın babası olarak tanırlar.

Bana müsaade, Allah' a emanet olun;

Artık sizle devam edemeyeceğim.

Bak duman açılıyor, güneş ışınları aradan dumanı yarmaya başladı.

Melek' geldi, beni görmeden ben hemen ayrılayım."

Döndü arkasını gitti.

Artık bizi dinlemedi...



Duman





Okuyucu, hiç dağ başında

Dumanın  sisin içinde kaldın mı?

Etrafını göremediğin, ancak dokunma duyusuyla hissettiğin oldu mu?

Onu hayal et, sonrada o sisin yavaş yavaş açılmasını,

ve gün ışığının aradan süzülmesini.

Ben de dumandan sonra işte öyle,

 batmakta olan güneşin son ışıklarına kavuştum.

Adımlarım artık rehberimin yanında ve ona uyumluydu;

Dumanın arasından sıyrılarak geçtik.

Ah, Hayal Dünyası!

Bazan öyle dalarız ki ona etrafımızda

 binlerce davul zurna çalsa da duymayız.

Nasıl olurda böylesine kapılırız?

Bizi kendine kaptıran kuvvet, Allah katından gelir de ondan,

Procne öfkeye kapılıp oğlunu öldürdüğünde

Bülbüle çevrilmişti

Yakarışını hala duyarız, en güzel şarkıları söyler

Bu görüntü bana gösterildiğinde o kadar kendimi kaptırmıştım ki

Dışarıdaki gerçeklik asla beynime nüfuz edemezdi.



Ondan sonra Haman‘ ın öldürülme sahnesi

Yağmur gibi gökten yağdı sanki

Yüzü ölümde bile mağrur

Yanında Ahsuerus ve karısı Ester

Adil Mordecai -yaptığı işler söylediği sözler daima doğru olan

Bu imajlar göründüğü gibi acele kayboldu

Sonra bir genç kızın çığlığı

 Kraliçem neden kendini öldürürsün

Lavinia‘ yı kaybetmemek için

Ah anne yapma...

Ben O'yum.

Önce senin yasını, sonra diğerinin yasını tutacağım

Gözlerine güneş vurmuş da uykusu bölünmüş bir adam gibi

Rüyadan uyandım.

Nerede olduğumu kestirmek için etrafıma bakarken yeni bir ses duyuldu

Çıkış şuradandır

Sesin kimden geldiğini görme arzusu o kadar kuvvetliydi ki; yola devam edemedim.

Gözlerim o kadar kamaşıyordu ki;

 O ışığa bakamıyordum.

Gelen Melektir, bizi doğru yola sevkediyor,

Biz yol sormadan gösteriyor,

Kendi ışığı içinde gizlenmiştir,

Herkesin kendisi  için yaptığını o bize yapıyor,

Ihtıyacı görünce kimsenin yardım istemesine

 gerek kalmadan kendiliğinden yardım eder,

Kendisinden yardım istenmesini bekleyenler,

O ana kadar kıpırdamayanlar,

 Zaten zalimcesine istenileni vermemeye yarı niyetlidir.

Hadi bu güzel davete uyalım yola devam edelim, karanlık basmadan...“

Rehberimle beraber yola koyulduk

Daha ilk basamağa varmıştık ki;

Bir kanat kıpırtısı hissettim,

Yüzümde tatlı bir dokunuş,

Beati pacifici, che son sanz’ ira mala!’.

Blessed are the peacemakers those free of evil anger!

-Barış yapanlar kutsanmıştır,

hiç kimseye haksız öfke duymaz onlar- denildiğini işittik

Güneşin son ışıkları da kayboldu;

Gecenin hükmü başlamıştı artık;

Tek tük yıldızlar görünmeye başladı...












































No comments:

Post a Comment