Kurt Puslu Havayı Sever
Kanto 14
Guido del Duca
“Kim bu adam daha
ölmeden dağımıza tırmanan?
İstediği gibi gözlerini açıp kapayan?”
“Kim olduğunu bilmem, ama
yalnız olmadığını biliyorum.
Sen daha yakınsın, sor bakalım kimmiş;
Kibarca sor da cevap versin”
Sağımdaki iki ruh, benim hakkımda
böyle konuşuyorlardı
Sonra başlarını uzatıp seslendiler:
“Hala daha bedeninde hapis olan ve Cennet yolunu tırmanan ruh;
Bize anlat güzellikle; kimsin nerden gelirsin?
Sana kim yardım eder? Nasıl oldu da bu ihsan sana
bağışlandı?
Hiç görmedik böyle birşey, hayretimiz
ondandır."
"Toscana da ırmak kenarından gelirim
Kim olduğumu söylememe gerek yok, meşhur bir
değilim"
"Arno yakınlarından mı geliyorsun?"
Diğeri: Rinieri Calboli
“Neden ırmağın adını söylemiyor?
Sanki kötü veya korkulacak birşeymiş gibi”
“Bilmiyorum, ama o vadinin isminin kaybolması bana doğru geldi.
Dağların arasından geçerek akar denize kavuşur;
Artık nedense onun kenarındakiler erdemden yılan görmüş gibi kaçarlar;
Ya şanssızlar ya da örf ve adetleri bozuk
Circe’nin ağına düşmüş gibi, karakterleri değişmiş;
Tepede kötü kokulu domuzların arasından fışkırır o
ırmak
Sonra çakallar ulur; itler havlar;
Irmak onlardan yüz çevirir;
Kızgınlıkla yönünü değiştirir;
Aşağıya doğru aktıkça zavallı daha da büyür
genişler
Orada köpeklerin yerini kurtlar alır
Kurtlar ırmağa
doğru ulur, ırmakta onlara
Karanlık, derin vadiden geçerken, ortaya kurnaz tilkiler çıkar;
türlü hileleriyle her daim kandırmaya hazır;
Her türlü tuzaktan kurtulabilecek cinsten,
Duyulurum korkusundan değil benim sessizliğim
Sen de buraya dikkat et;
Torununu gördüm avcı olmuş
Irmağın kenarına gelen kurtları avlıyor
Her birine korku salıyor
Daha canlıyken etlerini satıyor
Sonra yaşlı bir canavar gibi
Hepsini öldürüyor
Kurtları canlarından ediyor; kendi onurunu da yerle bir ediyor
Kanlı elleriyle talan ettiği ormandan çıkıyor;
Ormana öyle balta girmiş ki; bin yıl geçse düzelmez."
Bunları duyan ruhun yüzü acıyla gerildi,
Haksızlığı yapan her kim olursa olsun
O yapılan haksızlığa yanıyordu,
Duyduklarına üzülmüştü.
Birinin konuşması, diğerinin verdiği tepki beni merak ettirdi
Hemen kim olduklarını sorup öğrenmek istedim.
Sorunca ruh, "sen benden bana vermediğini
istiyorsun
kim olduğumu soruyorsun ama sen bana kim olduğunu
söylemedin" dedi
"Ama belli ki Allahın sevgili kulusun seni
buraya göndermiş
Onun için sana söylemekte sakınca yok
Adım Guido del Duca idi
Çok kıskançtım, birini mutlu görünce içimdeki
Çekememezlik o hale gelirdi ki, herkese aşikâr olurdu
Ektiğimi biçiyorum şimdi
Neden insan oğlu paylaşmasını bilmez?
Bu Rinieri Calboli ailesinin gururu
Ama ailesinden hiçbiri onun gibi değerli bir insan olamadı
Onun özellikleri kimseye geçmedi
Sadece onun akrabaları değil;
Po ile dağlar arasında;
Reno ile deniz arasında;
doğru yoldan, doğru yaşamdan ayrılan çok oldu.
O topraklar zehirli otlarla dolu şimdi;
Temizlemek için de çok geç...
Lizio nerede şimdi?
Ya Arrigo Mainardi? Di Cappigna?
Pier Traverso?
Romagnolu’ lar da hepten piç oldu.
Bolonya ne olacak?
Faenza’ da ne zaman soylular yetişecek?
Mütevazı toprağın soylu oğlu…
Toscana’ lı ağlamama şaşma
O topraklarda yetişen dostları hatırladıkça hüzünlenirim!
Bazısının hiç varisi yok;
Nerede o eski hanımlar, o eski şövalyeler?
Şimdiki kalplerde hep düşmanlık var.
Bretinoro kenti o kadar bozulmuştu ki
insanları hep kaçtı başka yerlere
Bagnaval' ın varisi olmadığı iyi oldu
Kötülerden kurtulursa Pagani düzelir
Ama eskisi gibi olmaz
Conio daha beter, çünkü kötüyü üretmekte üstüne yok
Fantolını senin adın sağlam üzülme
Çünkü adını devam ettirip şöhretini bozacak kimse
kalmadı
Toscanalı artık yalnız kalıp ağlamak
istiyorum
şimdi git çünkü konuştuklarımız kalbime ağır geldi"
Yola koyulduk arkamızdan bir şey dememelerinden doğru yolda olduğumuzu anladık.
Biraz yol almıştık ki gök gürlemesi gibi bir ses duyuldu,
Kabil’ in çığlığı yıldırım gibi havayı yardı
geldi:
“Beni kim yakalarsa öldürecektir”
ve geldiği gibi aniden kayboldu gitti...
Hemen peşinden bir başka gökgürlemesi duyuldu;
"Ben Aglarus, taşa döndürüldüm"
Korkudan artık ilerleyemedim sağa Virgil'in yanına
kaçtım.
Şimdi her yer sessizdi yaprak kımıldamıyordu.
"Bu sınırdır, herkes kendi
haddini bilmeli" dedi şair
Ama şeytan yemi uzattı sen de yuttun
Dikkat et uçuruma düşersin, koruyacak
bir şey yok
Seni Cennet çağırıyor seni çepe-çevre çevirecek içine alacak
Görülmemiş güzellikler göreceksin ama hala daha gözlerin yerde
Herşeyi Gören seni çarpar...
Bu kanto da Arno ırmağı ve çevresi anlatılıyor Puslu bir havada Kurtların Avlanması gibi bir hava yaratılmış kimse kimseye kimliğini açıklamak istemiyor önce Dante de söylemiyor ama herkes birbirini biliyor Irmağın dağ tepelerinden deniz kenarına kadar akması yüksekten aşağıya düşüş ile eski soylu ailelerinin çocuklarının ahlaken bozulması ararsında bir paralel kuruluyor
Burada en çok konu edilen kişi bir hakim Fulcıerı da Calboli baştaki iki ruhtan biri olan Rinieri nin torunu.
O tarihte Dante nin sürgününden sonra Floransa da halk o kadar bölünmüş
o kadar parçalanmış ki iki parti olarak şehirlerine hakim tayin edemiyorlar ikiside
birbirinden korkuyor çareyi dışarıdan başka şehirden hakim getirmekte
buluyorlar
Ama bu da işe
yaramıyor Gelen rüşvet alıyor Fulcieri da Calboli Floransa
ya hakim (Podesta) olmuş Beyaz
partisindekileri ölüme mahkum ediyor hem de ölüm işkenceyle oluyor
Dante daha evvel bir önceki hakimin zamanında
sürgün edilmiş Partinin esas daha etkili isimleri gönderilmiş
Fulcieri gelince
diğerlerini temizliyor
Rinieri iyi bir kişiyken torunu kötü olmuş.
Aglarus mitolojide kıskançlık yüzünden kızkardeşini öldüren bir kadın
önce Habil' le Kabil' in hikayesi iki erkek kardeşten birinin ötekini öldürmesi sonra iki kız kardeşten birini öbürünü öldürmesine yer verilmiş
Verdikçe Çoğalır
Dağın etrafını bir kez daha dönmüştük;
Batıya doğru ilerlemekteydik ve güneş gözümüzdeydi;
Ama çok daha parlak bir şey daha gözümü almıştı;
Neydi bilemedim. Elimi gözüme siper ettim:
-"Değerli üstadım, nedir bu parlaklık gözlerimi kamaştıran?
Sanki bize doğru
geliyor!"
-"Merak etme Cennete yaklaşıyoruz; gelen bir
melektir;
Tırmanışımıza yardım edecek. Artık bu ışığa alışacaksın."
Melek; " buradan gelin, bu merdivenlerden
çıkış daha kolaydır" dedi.
O sırada; “Beati misericordes”
ilahisini duyduk.
Blessed are the merciful- "Merhametliler kutsanmıştır"
Bir diğeri:"Godi tu che vinci" "Sevinin zorlukları aştınız" dedi.
Aklıma takılan soruyu sordum rehberime:
-"O ruh ne demek istedi, Romagnalı
Paylaşmayı bilmeyiz diyerek?"
-"Hatasını biliyor o ruh, onun için söyledi;
Bazen paylaşmak kıskançlığa yol açar, çünkü elinde daha
azı kalır
Ama ahireti düşünen de korku kalmaz, o paylaştıkça
Cennet'e daha çok yaklaşacağını bilir, onun sevabı paylaştıkça artar.
'Ben' demek yerine 'biz' deyip paylaşana çok daha fazlası
verilir"
-"Nasıl paylaştıkça daha fazlasına sahip olabilirsin? Belli miktarda
zenginlik var."
-"Hala dünyadaki gibi düşünüyorsun!
Cennetin nuru ile aydınlanamadın.
Allah' ın hazinesi geniştir, sonsuzdur
Işığın aynada yansıması gibi gittikçe çoğalır.
Sen verdiğini misliyle alırsın.
İlahi aşk, ruhtan ruha yukarıda çoğalarak büyür,
Beatrice' i görünce ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın;
o senin sorularına cevap verecek her şekilde.
Bak alnından iki P‘
de silindi geriye kaldı beş.
Gayrete gel onlardan da kurtulmaya bak."
Tam "
anladım" diyecektim ki, yol
kıvrıldığında karşıma başka bir görüntü çıktı;
Öylece kalakaldım:
Mabedde insanlar
vardı, biri de kadın
Tam eşikte bir ana
oğluna soruyor;
"Oğlum niye
böyle yaptın bizi merakta bıraktın? Babanla ben
perişan olduk"
Gözlerimin önünde
beliren bu sahne geldiği gibi aniden kayboluverdi.
Sonra bir başka
kadın belirdi;
Gözlerinden yaşlar
boşanırken; Çok kızgın bir halde Atina Tiranına
yakarıyordu:
"Ey
Pisistarus;
Sen buranın
idarecisiysen-bu şehir ki Tanrıçalar yurduydu,
bütün ilimler ışığı buradan
yayılmıştı,
Kızıma "sarılan" adamı
cezalandır!"
Tiran kibarlıkla yumuşakça cevap verdi:
"bizi seveni
cezalandırırsak bize zarar verene ne yapacağız?"
Sonraki görüntü Aziz Stefan' ın şehit
edilmesiydi:
Düşmanlar onu ele geçirmiş birbirlerine
"Öldür, öldür" diye bağırıyordu;
İşkencelerle öldürdüler onu;
Şimdi yerde cansız yatıyordu; gözleri nurlu,
Sanki gözleri Cennet kapısına
açılıyordu.
Son nefesinde Tanrı’ya katillerini
affetmesi için yakardı.
Rüya mıydı, gerçek miydi bu gördüklerim?
Sanki bedenimin dışında gibiydim;
Sanki uykudan yeni uyanmıştım.
Rehberim "ayağının üzerinde zor
duruyorsun, ne var, ne oldu? dedi
"Bir müddettir uyur gezer
gibisin, Sarhoş musun?"
" Değerli üstadım, bana ne
göründüğünü anlatacağım kendime gelince "dedim
"Ben biliyorum" dedi.
"Senin aklından geçenler
yüzünden okunuyordu,
Bin tane de maske
taksan, ne düşündüğünü anlarım;
Yukarıdaki rahmet ırmağı gösterildi
sana;
Bir şey demedim; çünkü hala bedeninin
içindekiler bunları göremez.
Şimdi tempoyu artırarak, hızlı yürüme zamanı..."
Akşam oluyordu ama hala daha güneşin
ışıkları parlaktı;
Akşam dua zamanına kadar yürüdük.
Sonra hava karardı,
Etrafı bir duman
kapladı;
Bu dumandan önümüzü
göremez olduk....
Serbest Irade
Bu kadar karanlık ve duman Cehennem'de bile yoktu
Duman tamamen gözlerimi kapadı
Rehberim yanıma yaklaştı, omzunu tutmamı istedi
Tehlikeli bir yolda yürüyen kör bir adam gibi,
Rehberimin omzuna tutunarak acı dumanın içinde
ilerliyordum.
Rehberim "dikkat et, beni kaybetme"
diyordu
"Agnus
Dei" ilahisinin okunduğunu duyduk
"Tanrının
kuzusu"
Inanan,
iman eden, tanrıya itaat edenlerin ilahisi...
Birbirine
uyumlu, çok kuvvetle, içten söyleniyordu,
"Üstadım,
bunlar ruhlar mı?"
"İyi bildin,
öfkenin kördüğümünü yumuşatarak açmak için bu ruhlar gönderildiler"
"Siz kimsiniz
ki; hala daha takvim kullanıyorsunuz zamanı ölçmek için?
Bizim dumanımızın
içinden geçmektesiniz!"
Biri seslendi bize
birdenbire destursuz.
"Git konuş
onunla güzellikle, bir de bu yol gideceğimiz yere bizi çıkarır mı; onu
sor" dedi Virgil
"Ruhunu
arındıran kişi, Allah yolunda ilerlerken, gel beraber gidelim;
Sana harika hikayemi anlatayım, dinle" dedim
"Müsade
edildiği kadar sizle gelebilirim;
birbirimizi
göremezsek sesle bağlantımızı sağlarız."
"Ben
buraya Cehennem' den geçerek geldim,
Hiç
görülmemiş bir şekilde,
Tanrı bana ihsanda bulundu
Hükümranlığını
görmem için.
Kim
olduğunu benden saklama ve
Bize yoldaş ol."
"Ben
Lombardiya'lı Marco idim.
Dünya’nın alaveresini
dalaveresini iyi bilirim
Bu gittiğiniz yol doğruca
yukarı çıkar.
Yalvarırım sana dünyaya döndüğünde benim için dua et" dedi.
"Sana yemin
ederim istediğini yapacağım ama ben de bir şüphe var
sormadan
edemeyecegim." dedim.
Bu soruyu artık sormam gerekiyordu:
"Önce küçük bir
şüpheydi giderek büyüdü seninle konuşunca,
Dediğin doğru dünya
artık eski dünya değil iyilik kalmadı,
kötülük her yeri
sarmış,
Ama kabahat nerede
kimde;
Bazısı sebebi göklerde arar, bazısı yerde;
Bunu
öğrenip, başkalarına da öğretmek istiyorum"
Büyük
bir acıyla "Ah Birader,
dünya kör olmuştur; senin geldiğin yerde kabahati hep göklerde ararlar.
Eğer böyleyse serbest
irade nerde?
Yaptığın iyiliğin
mükafatını nasıl alıyorsun;
veya kötülüğün
cezasını nasıl görüyorsun?
Gökler harekete
geçirir herşeyi;
Ama herşeyi değil.
Öyle olsa bile hem
eğriyi, hem doğruyu biliyorsun;
sana gösterilmiş
üzerine ışık tutulmuş.
Aklın var, serbest
iraden var, başlangıçta güçlük çekecek olsan da,
sonradan
her türlü zorluğun üzerinden gelebilirsin.
Gökyüzünden bağımsız,
sen özgürsün.
Alemler içerisinde
serbest iradeye sahip olarak yaratılmış bir canlısın;
Aklın fikrin var,
Yıldızların etkisinden
kendini sıyırabilirsin.
Dünya kötüye gittiyse sebebi insanın kendisidir.
Sebep
de, çözüm de insanda aranmalıdır.
Ben
şimdi sana tefsir edeyim hakça:
Allah
sevgiyle yaratmıştır 'ruhu', kendi eliyle;
Çocuk
gibi, güler, ağlar, oynar, dünyaya gelince...
Ruh
basittir, dünyadan habersiz, saftır,
Allah
alemleri harekete geçirince
Ruh
önce kendisine zevk verecek şeylerin peşine düşer;
Kendisine
rehberlik edecek, fazlalıkları dizginleyecek şeyler de vardır muhakkak;
Onun
için hukuk lazım, kişiyi kanunlarla kurallarla
hizaya almak lazım
Bir de iyi idare eden
liderler olmalı; olmalı ki insanlık ebedi saadete ulaşabilsin.
En azından bu gerçek
şehri uzaktan görüp kulelerini seçebilsin.
Kanunlar var, var
olmasına da; kim uyguluyor?
Hiç kimse!
Çobanın kendisi
de diğer koyunlar gibi bir şey anlamadan önden gidiyor.
Ayağı çift
toynaklı değil ama geviş getiriyor.
İdare edilenler ona
bakıyor sadece açgözlülük görüyorlar.
Bu onlara yetiyor
başka bir şey aramıyorlar.
Gördüğün gibi sebep
yıldızlar değil onlar bozulmaz.
Ama çürüyen dünyadaki
idarecilerdir.
Onlar yüzünden dünya
kötüye gider.
Roma zamanında dünyayı
iyi idare etmişti; iki güneşi vardı.
İki yolu da
aydınlatırdı; hem dünya, hem de ahiret yolunu.
Sonra ikisi de
birbirini gölgeledi.
Kılıçla, çobanın sopası çatıştı.
Öyle içi içe geçtiler
ki; artık biri öbüründen korkmuyor.
Bana inanmazsan
meyveye bak, ağaç meyvesinden bilinir.
Po ve Adige arasında Lombardiya
da eskiden kibarlık vardı;
Efendilik
vardı.
Frederick, Papalıkla
arasını bozdu.
Doğruluk düzgünlükten
haz etmeyenler, artık oralardan rahat geçebilir.
Orada dürüst üç adam
vardı; yaşlı,
Eski değerlere sahip
çıkan gençleri azarlayan;
Conrad, Gherardo
ve Guido,
Fransızların
dürüst Lombardiyalı dediği Guido.
Kilise iki gücü de kendinde toplamak istediğinden beri,
Pisliğe gömüldü, hem
de yeni yükünün altında ezildi.
Hem
kendi gücünü, hem de idareyi mundar etti."
"Marco,
güzel anlattın; şimdi niye Yahudi din adamlarının
servet sahibi
olmalarının, miras almalarının yasak olduğunu daha
iyi anlıyorum
Fakat bu anlattığın iyi adam Gherardo neden gençleri azarlar?"
"Beni denemek
için soruyorsun; ya da kurnazlık yapıyorsun,
Sen Toscana' lısın nasıl
Gherardo' yu bilmezsin?
Şimdilerde onu
bilenler sadece kızı Gaia' nın babası olarak tanırlar.
Bana müsaade, Allah' a emanet olun;
Artık sizle devam
edemeyeceğim.
Bak duman açılıyor,
güneş ışınları aradan dumanı yarmaya başladı.
' Melek'
geldi, beni görmeden ben hemen ayrılayım."
Döndü arkasını gitti.
Artık bizi dinlemedi...
Duman
Okuyucu, hiç dağ başında
Dumanın sisin içinde
kaldın mı?
Etrafını göremediğin, ancak
dokunma duyusuyla hissettiğin oldu mu?
Onu hayal et, sonrada o sisin
yavaş yavaş açılmasını,
ve gün ışığının aradan
süzülmesini.
Ben de dumandan sonra işte öyle,
batmakta olan güneşin son
ışıklarına kavuştum.
Adımlarım artık rehberimin
yanında ve ona uyumluydu;
Dumanın arasından sıyrılarak
geçtik.
Ah, Hayal Dünyası!
Bazan öyle dalarız ki ona
etrafımızda
binlerce davul zurna
çalsa da duymayız.
Nasıl olurda böylesine
kapılırız?
Bizi kendine kaptıran kuvvet,
Allah katından gelir de ondan,
Procne öfkeye kapılıp oğlunu öldürdüğünde
Bülbüle çevrilmişti
Yakarışını hala duyarız, en güzel şarkıları söyler
Bu görüntü bana gösterildiğinde o kadar kendimi
kaptırmıştım ki
Dışarıdaki gerçeklik asla beynime nüfuz edemezdi.
Ondan sonra Haman‘ ın öldürülme sahnesi
Yağmur gibi gökten yağdı sanki
Yüzü ölümde bile mağrur
Yanında Ahsuerus ve karısı Ester
Adil Mordecai -yaptığı işler söylediği sözler daima
doğru olan
Bu imajlar göründüğü gibi acele kayboldu
Sonra bir genç kızın çığlığı
Kraliçem neden kendini öldürürsün
Lavinia‘ yı kaybetmemek için
Ah anne yapma...
Ben O'yum.
Önce senin yasını, sonra diğerinin yasını tutacağım
Gözlerine güneş vurmuş da uykusu bölünmüş bir adam gibi
Rüyadan uyandım.
Nerede olduğumu kestirmek için etrafıma bakarken yeni bir ses duyuldu
“Çıkış şuradandır”
Sesin kimden geldiğini görme arzusu o kadar kuvvetliydi ki; yola devam edemedim.
Gözlerim o kadar kamaşıyordu ki;
O ışığa bakamıyordum.
“Gelen Melektir, bizi doğru yola sevkediyor,
Biz yol sormadan gösteriyor,
Kendi ışığı içinde gizlenmiştir,
Herkesin kendisi için yaptığını o bize
yapıyor,
Ihtıyacı görünce kimsenin yardım istemesine
gerek kalmadan kendiliğinden yardım eder,
Kendisinden yardım istenmesini bekleyenler,
O ana kadar kıpırdamayanlar,
Zaten zalimcesine istenileni vermemeye yarı
niyetlidir.
Hadi bu güzel davete uyalım yola devam edelim,
karanlık basmadan...“
Rehberimle beraber yola koyulduk
Daha ilk basamağa varmıştık ki;
Bir kanat kıpırtısı hissettim,
Yüzümde tatlı bir dokunuş,
Beati pacifici, che son sanz’ ira mala!’.
Blessed are the peacemakers those free of
evil anger!
-Barış yapanlar kutsanmıştır,
hiç kimseye haksız öfke duymaz onlar- denildiğini
işittik
Güneşin son ışıkları da kayboldu;
Gecenin hükmü başlamıştı artık;
Tek tük yıldızlar görünmeye başladı...


No comments:
Post a Comment